‘Warehouse 13’ Kategorisi için Arşiv

Yaz sezonunun dizileri hakkında karar günleri başlarken, içlerinden başarılı olanlar hakkında haberler gelmeye başladı.

Yayın hayatına 8 Eylül 2008’de ses getirerek başlayan ve her yeni bölümüyle olay yaratan dizi True Blood, dördüncü sezonunun henüz yedinci bölümü yayınlanmışken beşinci sezon siparişini aldı. İlgiyi sürekli ayakta tutan dizinin uzun yıllar süreceğini tahmin etmek zor değil, zira beşinci sezon onayı için geç bile kalındı.

Tv dünyasının şanssız kanalı Syfy bir dizi iptalden sonra sevimli bilim kurgusu Warehouse 13’e kıymadı ve henüz beşinci bölümünü izlediğimiz üçüncü sezonun ardından dördüncü sezonun da olacağının müjdesini verdi. Reytinglerin artmasıyla bu kararın geldiğini de hatırlatalım. Henüz diziye başlamamış olanlar da bir bölüm göz atsınlar…

Aynı adlı Avustralya dizisinin Amerikan uyarlaması olan Wilfred US’ta henüz ilk sezonunun sekizinci bölümü yayınlanmışken ikinci sezonunu kaptı. Başarılı bir pilotla bölümle başladıktan sonra her bölüm daha da iyiye giden dizi seyricileri ikiye bölmüşte olsa devam edecek. Sezonun en iyi dizilerinden biri olsa da, hiç beğenmeyenler de olduğunu belirtelim.

Diğer dizilere göre biraz daha sessiz sedasız başlayan, altyazıları düzenli çevrilmediği için bizde henüz farkedilmeyen Suits, ilk sezonunun sekizinci bölümünün yayını sonrası ikinci sezonu kaptı. 24 Haziran’da çok başarılı bir pilotla başlayan, avukatlık dizisi denip geçilemeyecek yapımlardan. Reytinglere göre yaz sezonunun en iyi rakamlarına sahip olan dizi onuncu bölümüyle sezon finali yaptıktan sonra, ikinci sezonda 16 bölümden oluşmak üzere gelecek…

   
Reklamlar

Warehouse 13

Yayınlandı: Ocak 7, 2010 / Dizi, Kritik, To be contunied, Warehouse 13
Objelerle dolu bir depo ve yan etkileri
Dizi dünyasının konu zenginliğinde en özel ilgiyi bekleyenler genelde fantastik bilim kurgulardır. İnanılmaz olana inanmak için bekleyen izleyici bir kere inanmaya başlarsa işler kolaylaşır iki taraf içinde. Dünyalar, paralel evrenler, zaman yolculuklar ve insanlığın sonu derken bilim kurgu kanalı da boş durmaz, yeni öyküler yaratır. Özellikle de büyük dizilerin tatil dönemlerinde. Ara sezonun en sevimli dizisi “Warehouse 13” böyle doğanlardan.
Geçtiğimiz ay 13. Bölümüyle ilk sezonunu tamamlayan, ikinci sezonu için henüz bir açıklama gelmeyen “Warehouse 13” temelinde tutmuş dizilerin basit formüllerini barındırıyor ve buna biraz komedi ekliyor. Bilim kurgu meraklılarına tamda hedef kanalında seslenmesi bir yana bir de üstüne tutmuş yapımlardan besleniyor ki, yabancılık çekmeden hemen benimseyip izlemeye başlayın. Tanıdık ve sempatik yüzlerden oluşan oyuncu kadrosu da cabası…
2 bölümlük pilotla izleyicisine kendine tanıtan “Warehouse 13” daha ilk bölümden hem gizemini hem de eğlencesini verirken, karakterlerini ve adeta sezon boyunca neler izleyeceğimizin özetini vererek başlıyor. İnsanlık tarihinin çığır açan muhteşem buluşlarının, çılgın deneylerinin sonucu olan objeler ve onları toplayıp nötrleştirmekle görevli bir birim. Elbette birimin topladıklarını biriktirdiği bir depo… Diziye adını veren deponun da başlı başına bir eğlencelik yer olduğunu belirtmeli…
Bir parça X-Files gizeminin yer aldığı dizinin ana beslenme kaynağı ise ülkemiz kanallarında da gösterilen ve çok beğenilen “The Lost Room”… Sadece 3 bölümden oluşan bu mini serinin bir odaya hapsolmuş çocuğunu kurtarmaya çalışan bir adamın hikayesi diye özetlenemeyecek yapımın en dikkat çekici noktası farklı özelliklere sahip objeleriydi elbette. 3 Bölümde bittiğinde bunca malzeme varken uzatabilirlermiş cümlesi de herkesin dilince olunca, bu dilek onun kadar ciddi olmasa da biraz daha eğlenceli halde gerçekleşmiş oluyor.
Pilot bölümde hemen ana karakterlerle karşılaşıyoruz. Elbette birime katılmadan önceki halleriyle… Kısa süre içinde birime dahil olan karakterlerimiz de tipik ikililerden. Sorumluluk sahibi, duygusal kadınımız Myka ile sezgileri güçlü büyümemiş oyuncu erkeğimiz Pete birlikte dengeyi sağlayan takım oluyorlar. Onları yöneten ise bilgili ama sırlarla dolu panik atak depo sorumlusu Artie… Önündeki bilgisayardan araştırmalar yaparak mevcut objeleri tespit ederek Myka ve Pete’i göreve yollayan Artie’ye yardım eden takımın ev sahibesi Leena’nın da aura’ları okuma becerisi mevcut.
Kuş uçmaz kervan geçmez bir yerde bulunan depodan ve içindeki objelerden daha tuhaf olan ise birimin başındaki Mrs. Frederic… Sessiz sedasız ortada bitiveren Mrs. Frederic az konuşan ama öze konuşan karakterlerden.
Dizinin ilerleyen bölümlerindeyse ekibe bir vaka da yardım edildikten sonra Claudia katılıyor. Yaşından büyük işler başaran genç bilim adamı etiketiyle Artie’ye yardım eden ama bu yardımlar sırasında bolca da ortalığı karıştıran kişi oluyor. Özellikle sezonun ikinci yarısı bolca sahne aldığını hatırlatalım.
Sezonun ilk yarısı boyunca objelerin kötü etkilerinin ortaya çıkmasından sonra olay yerine gidip hem hayatları kurtaran hem de aksiyon sunan dizi, ikinci yarısında ise tamamen farklı bir yola sapıyor. Adeta hızlandırılmış bir finale gider gibi eski ajandan kötü adam yaratıp her şeyi sabote ettirmeye kalkıyor. Son bölümlerinde ciddileşen dizi hayli beklenmedik bir finalle de şaşırtıyor…
Dizinin yaratıcısı ise bir ikili… 1994’ten bu yana dizilerin yazar kadrolarında bulunan Jane Espenson ilk 15 yılın sonunda kendi yarattığı dünyayı yazıyor. Yaratıcı ekibin diğer üyesi ise D. Brent Mote. Oyuncu kadrosunun en göze çarpan ismi Artie rolüne hayat veren oyuncu Saul Rubinek. 1976’dan bu yana oyunculuk yapan Rubinek adı bilinmeyen ama siması tanınan karakter oyuncularından. Ekibi oluşturanlarda tanınmış simalardan oluşuyor. Eddie McClintock ve Joanne Kelly…
Yan etkileri daha çok da kötü etkileri olan objelerle dolu bir depo, ansızın ortaya çıkan siyah bir kadının yöneticiliğinde bilgi ama panik atak bir depo dahisi ile dedektif mantık ile sezgiden oluşan dengeli ekiple tanışmak isterseniz “Warehouse 13” sizleri bekliyor… Özellikle de bilimkurgu meraklılarını…