‘Wall-E’ Kategorisi için Arşiv

En iyi film:
The Curious Case of Benjamin Button
Frost/Nixon
Milk
The Reader
Slumdog Millionaire

En iyi İngiliz filmi:
Hunger
In Bruges
Mamma Mia!
Man on Wire
Slumdog Millionaire

En iyi yönetmen:
Changeling – Clint Eastwood
The Curious Case of Benjamin Button – David Fincher
Frost/Nixon – Ron Howard
The Reader – Stephen Daldry
Slumdog Millionaire – Danny Boyle

Yabancı dilde en iyi film:
The Baader Meinhof Complex
Gomorrah
I’ve Loved You So Long
Persepolis
Waltz With Bashir

En iyi animasyon filmi:
Persepolis
Wall-E
Waltz With Bashir

En iyi erkek oyuncu:
Frank Langella – Frost/Nixon
Dev Patel – Slumdog Millionaire
Sean Penn – Milk
Brad Pitt – The Curious Case of Benjamin Button
Mickey Rourke – The Wrestler

En iyi kadın oyuncu:
Angelina Jolie – Changeling
Kristin Scott Thomas – I’ve Loved You So Long
Meryl Streep – Doubt
Kate Winslet – The Reader
Kate Winslet – Revolutionary Road

En iyi yardımcı erkek oyuncu:
Robert Downey Jr. – Tropic Thunder
Brendan Gleeson – In Bruges
Philip Seymour Hoffman – Doubt
Heath Ledger – The Dark Knight
Brad Pitt – Burn After Reading

En iyi yardımcı kadın oyuncu:
Amy Adams – Doubt
Penelope Cruz – Vicky Cristina Barcelona
Freida Pinto – Slumdog Millionaire
Tilda Swinton – Burn After Reading
Marisa Tomei – The Wrestler

BAFTA ödüllerini kazananlar 8 Şubat’ta açıklanacak.

Reklamlar

Boston Film Eleştirmenleri Topluluğu Ödülleri

Ulusal ve Uluslararası düzeyde 1981’den bu yana Boston’ın yılın en iyi filmlerini, oyuncularını ve yapımcılarını seçen tek eleştirmenler topluluğu (BSFC), bu yılın kazananlarını 15 Aralık günü açıkladı. En iyi film ve en iyi erkek oyuncu ödüllerine ikişer isim layık görüldü. İşte liste:

En İyi Film
Slumdog Millionaire ve Wall-E

En İyi Erkek Oyuncu
Sean Penn (Milk) ve Mickey Rourke (The Wrestler)

En İyi Kadın Oyuncu
Sally Hawkins (Happy-Go-Lucky)

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
Heath Ledger (Kara Şövalye)

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu
Penélope Cruz (Vicky Cristina Barcelona)

En İyi Senaryo
Dustin Lance (Milk)

En İyi Yönetmen
Gus Van Sant (Milk ve Paranoid Park)

En İyi Görüntü Yönetmeni
Christopher Doyle ve Rain Kathy Li (Paranoid Park)

En İyi Belgesel
Man on Wire

En İyi Yabancı Dilde Film
Let the Right One In

En İyi Animasyon
Wall-E

En İyi Editör
Chris Dickens (Slumdog Millionaire)

En İyi Yapımcı
Martin McDonagh (In Bruges)

En İyi Kadro Topluluğu
Tropik Fırtına

Wall•E

Yayınlandı: Ekim 12, 2008 / Kritik, Vol.i, Wall-E

İnsanın evi gibisi yok…
Küçük bir lamba ile yola çıkan, sonra o lambayı logosuna ekleyen Pixar, artık gelenekselleştirdiği her sezona bir gişe canavarı animasyon kuralınca yeni ama dev bir atmış görünüyor.
Toy Story (Oyuncak Hikayesi) ile uzun metraj animasyon konusunda devrim yaratan John Lesseter ve ekibi yollarına devrimler yaratarak devam etmekte tereddüt etmiyorlar. A Bug’s Life (Bir böceğin yaşamı) ile yarattıkları “farklı bir hayvanın tutkularının peşinde gitmesi” formülü tüm animasyon stüdyolarınca halen kullanılmakta. “Monster’s Inc” (Sevimli Canavarlar) ile yarattıkları hayvanlarla insanların ortaklığı formülü de yine sık tekrar edilenlerden. “Finding Nemo” ile ortaya koydukları ise hem yol filmi hem de büyük gişe hasılatına ek olarak ev sinemasında da dev bir adım olmuştu. “The Incredibles” ise animasyonda yepyeni bir dehanın müjdesini veriyordu bizlere Brad Bird. Süper kahramanlardan oluşan aile sürekli tekrar edilecek konulardan biri olarak tür içindeki yerini aldı. Pixar tarihinin görece en başarısız filmi ise “Cars” olarak ön plana çıkıyordu. Bunca filmin yarattığı büyük beklentinin biraz altında kalan film yine de çok sevildi ve gişe de başarılı oldu. Son izlediğimiz Pixar animasyonu “Ratatouille” ile minik bir farenin yemek yapabileceğine inanarak, mutfağımıza girmesine ses çıkarmayacak kadar sevmiştik.
1984’ten bu yana animasyon alanında her filmi ile çıtayı daha yükseğe çıkaran Pixar bu kez tam bir büyük adımla gelmiş görünüyor. Zira Wall.e alışıldık animasyon kalıplarını biraz daha yukarılara çıkarmaya gelmiş. “Finding Nemo”nun yönetmeni Andrew Stanton kendisine ait öyküyü çekerken oldukça yalın bir tarzı ele almış.
Filmin büyük bölümünde replik yok. Neredeyse hiç replik yok desek yeridir. Ama buna rağmen tempo hiç düşmüyor. Stanton sinema sevgisini de gösterecek göndermelerle filmi zenginleştiriyor. Neredeyse saf sinema yapıyor.
“Günün birinde insanoğlu dünyamızı terk etmek zorunda kalsaydı ve giderken birileri son robotun fişini çekmeyi unutsaydı ne olurdu?” sorusunun peşinden de animasyon masumiyeti ile gitmek yerine bazı sosyal eleştirilerde de bulunarak gidiyor.

Dünyanın insanlarca kirletilmesi sonucu uzayda çeşitli gemilerde yaşamaya başladığı bu 2800’lü yıllarda geçen film, ilk olarak koca gezegende tek başına kalan unutulmuş bir çöpçü Wall.e ile tanıştırıyor bizleri. Bu çöpçü robot görevine hala devam ediyor. Ama bu arada dünyadan çeşitli örnekler biriktiriyor. Aslında yalnız da değil tam olarak, ona arkadaşlık eden sevimli bir hamamböceği de mevcut. Eski müzikalleri izleyen bu sevimli çöpçü bir gün Eve adlı yeni bir robotun yaşam araştırması yapmak için dünyaya indirilmesiyle yalnızlığından kurtuluyor.

Eve’in dünyaya indiriliş sahnesi yaratıcılık açısından nefis bir sahne olarak ön plana çıkıyor. Kedilerin lazer ışığını takip etmesine benzer bir şekilde wall.e’de inecek olan geminin ışığının yansımasını yakalamaya çalışıyor.
Müzikallerden görüp özendiği el ele tutuşma sahnesini, aşk duygusunu paylaşacağı birini karşısında görünce de uygulama çabasına girişiyor. Ta ki bulduğu bitkiyi eve’e gösterene dek. Bu andan sonra kitlenen robot’u almaya gelen geminin peşine takılan wall.e yepyeni bir maceraya atılmış oluyor.
Filmde eleştirilerini, kendince sosyal eleştirilerini sıralamaya başlıyor. Uzay gemisine çıkıldığında karşılaşılan insan manzarası gerçekten ürkütücü… Tüm insanlar tek tip olmuşlar ve yönetilen bir sürüden farkları yok. Yatar vaziyetteki koltuklarında önlerindeki ekrana bağlı yaşıyorlar. Tembelleşmekten artık şişmanlamışlar. Teknolojinin insan hayatını tektipleştirdiği öngörüsünü bu dakkadan sonra işleyen Stanton, özellikle insanın ilk adımı attığı sahne ile, önündeki ekranı kapatan kadının “Havuzumuz mu varmış” cümlesi ile, kazara çarpışan bir çiftin elele tutuştuğu anda yüzlerinde oluşan şaşkınlık ifadesi ile insanın uyanışını da adım adım yaratmış oluyor.
Geminin pilotunun yardımcısı otomatik pilot ise mükemmel bir gönderme olmuş. Auto karakteri “2001: A Space Odyssey” filmindeki bilgisayar “Hal”a açık bir gönderme. Filmin unutulmaz tema müziğinin de kullanılması da cabası. Aynı sesle konuşan bu robotta tahmin edileceği gibi filmin kötü karakteri. Bitkinin bulunup kaptana ulaştırılması dünyanın artık temizlendiği anlamına geliyor. Fotosentez gerçekleşebiliyorsa yaşanabilir hale gelen gezegene iniş yaşanabilir. Bu noktada da yaşanacak ayrı bir serüven var elbette.
Wall.e ile Eve aşkında ise uzay boşluğunda geçen bir sahne filmin en önemli anlarından biri olarak sinema tarihine geçmeye aday hale geliyor. Wall.e yangın söndürme tüpünü çalıştırarak köpükler saçarak uçarken, Eve’de ona eşlik ediyor. Harika bir robot romantizmi anı yaşanmış oluyor böylece. Final sahnesinde de Eve ve Wall.e’nin yaşadıkları an güzel bir yaratıcılık örneği.
Sonuç olarak Pixar geleneklerine bağlı kalarak, bu repliksiz saf sinema örneği animasyon ile yine çıtayı yükseğe asıyor… Darısı diğer animasyon stüdyolarının başına….