‘Vizyondakiler’ Kategorisi için Arşiv

Yıl 1992. YerKolombiya. 9 yaşındaki Cataleya anne babasının katledilişine seyirci olur vekendisi de katledilmekten kılpayı kurtulur. Bir gangter olan amcası Emilio ileAmerika Birleşik Devletleri’ne sığınır. Bundan onbeş yıl sonra, bir kiralıkkatil olarak amcası için çalışacak ve geride hep anne babasının katilleri içinbir kartvizit bırakacaktır: Her kurbanın göğsüne çizdiği bir orkide. ÇünküCataleya intikamını sonuna dek almaya yeminlidir… Sevdiği herşeyi de bu uğurdakaybetmeye hazırdır…
Yönetmen Olivier Megaton şöyle diyor: “LucBesson aşağı yukarı on yıldır bana LEON: THE PROFESSIONAL filminin devamınıçekmeyi istediğini söyler dururdu. O filmi çekemedik ama gene de aklımızdaki“kadın kahramanlı aksiyon filmi” fikrini değerlendirip COLOMBIANA’yı çekebildik.”
Luc, Kasım 2009’da Olivier’ye BEŞİNCİELEMENT’ten beri kendisinin senaryo ortağı olan Robert Mark Kamen ile beraberyazdığı bir senaryoyu gösterir: COLOMBIANA. Bu filmde, anne babasınınkatledilişinden bu yana intikam ateşiyle yanıp tutuşan bir genç kızın öyküsüanlatılır. Genç kızın amcası Emilio onu bir kiralık katil olarak yetiştirir.Genç kızın tek arzusu, anne babasının katillerini bulup öldürmektir.
“Ben de, Jason-Bourne türünden, kahramanıkadın olan bir aksiyon filmi çekmek istiyordum zaten.” diyor Olivier. “TRANSPORTER3 filminden daha ciddi ve gerçekçi bir film çekmek istiyordum. COLOMBIANA aklımdakibu fikre çok uygundu. Bu filmi, NIKITA ve LEON: THE PROFESSIONAL filmlerine birselam gibi de düşünebiliriz. Ana karakterin psikolojisini derinlemesineçözümleyip sınırları zorlamak istedim.”
Olivier, Cataleya için oyuncu arayışınagirdiği anda aklına hemen Zoe Saldana geldi. Önceleri bu seçimin kumardan farkıolmadığını düşünse de, birden bu oyuncunun tam bu rol için biçilmiş kaftanolduğunu fark etti : “Zoe sadece güzel bir yüzden ibaret değil. O hem çokakıllı, hem yürekli, hem çok iyi bir insan, hem de önüne çıkan engellere karşıçelik gibi bir iradeye sahip. Zoe senaryoyu okuduğu anda, yepyeni fikirlerleçıkageldi. Üstelik, çalışmaya çok istekliydi ve, tıpkı benim gibi, fena haldemükemmeliyetçiydi.” Zoe karaktere ilk anda ısındığı için, Olivier’nin onu iknaetmek için pek uğraşması gerekmedi. Zoe diyor ki : “Cataleya yapayalnızbir insan. Normal bir yaşam nedir, hiç bilememiş. Sürekli bir yas havası içindeve her türlü toplumsal kaynaşmadan uzak yaşamış. Konsantrasyon ve kararlılıkkonusunda onun eline kimse su dökemez, Cataleya her an teyakkuzda.” Zoe,Cataleya’nın bu yönlerini çabucak çözebilmiş olsa da, bazı diğer özelliklerinikavramak o kadar da kolay olmamış. “Cataleya’nın şahit olduğu şiddet veyaşadığı acı, benim hayal bile edemeyeceğim duygular. Bu yüzden, Cataleyarolüne bürünebilmek için, çok ciddi bir şekilde bu duygular üzerinde çalışmamgerekti.” Cataleya’nın karakteri iki yönlü: Aynı anda hem atletik, hem kurnaz,hem de sadece işine konsantre olduğu bir yaşama sahip olsa da, diğer yandankırılgan, hayatta yapayalnız ve içini kemiren ama bir şekilde de ona yaşamadevam etme gücü veren intikam duygusundan da son derece yorulmuş durumda. Buintikam duygusu onun yegane varlık nedeni, intikam almak için kendi kendine sözvermiş. İşte bu nedenlerle, Olivier, Zoe’den iki yönlü bir performansbekliyordu: Bu rol hem fiziksel, hem de psikolojik olacaktı. Zoe’nin hembirilerini öldürebilmesi, hem de gözyaşı dökebilmesi gerekiyordu.
Cataleya’nın psikolojisi üzerine, Zoe ve Olivierbirlikte çalıştı. Zoe ayrıca, dövüş koordinatörü Alain Figlarz’ın verdiği fizikseleğitime de katıldı. Bir yandan da, saatlerce vahşi hayat belgeselleriniizlemesi gerekti çünkü Cataleya, tıpkı bir hayvan gibi, avına hiç sezdirmedenyaklaşıyor ve üstüne atılıyor. Bunun yanısıra, Zoe gerçek kurşunlarla ateşetmeyi ve silahları söküp takmayı da öğrendi. “Cataleya askerlik ya da polislikeğitimi almadı” diyor Zoe, “Onun yerine, bir gangter olan amcası Emilio’daneğitim aldı ve sonunda silahlarla değişik bir ilişki kurdu. Onları, silah gibideğil de, arkadaşları gibi görüyor.”
Ve Cataleya, senaristlerin karşısınaçıkardıkları birçok tehlikeyi savuştururken, bu arkadaşların çok yardımınıgörür.
ÜÇ DÜŞMAN,YANİ NEREDEYSE…
Senaristler Luc Besson ve Robert Mark Kamen, Cataleya’nınkarşısına bir değil, üç düşman çıkartır: Bunların ikisi Cataleya’yı yok etmekiçin izleyip ona fiziksel olarak çok zorlu anlar yaşatır; üçüncüsü ise, Catalena’yıizleyerek onun işlediği suçlarla, geçmişiyle ve bugünüyle yüzleşmesini sağlarve genç kıza basbayağı manevi bir sorun yaşatır.
Bir uyuşturucu kartelinin şefi olan Don Luis veonun sağkolu Marco Cataleya’nın anne babasının katledilişinde rol sahibiolmuştur. “Don Luis biraz demode bir tip.” diyor Olivier ve devam ediyor: “Berbatpurolar içiyor, berbat bir konyak içiyor ve berbat operalar dinliyor. Onunkarakterinde, 1970’lerin tipik kötü adam imgesini yakalamak istedim. COLOMBIANA’da,Don Luis’in her yerinden “süper kötülük“ akmasına akıyor da, asıl tehlikekaynağı o değil.” Asıl tehlike ve felaket kaynağı, Marco. Don Luis’in kirliişlerini hep Marco yapıyor. Adam resmen psikopat. Ama hiç de psikopatabenzemiyor. Ekranda ilk belirdiği andan itibaren, aktör Jordi Mollà’nın sahneyekoyduğu Marco karakteri, bir aksiyon havasından daha çok, insanda zerafet vekibarlık hisleri çağrıştırıyor. Yaptığı planla, Catalena’nın anne babasının vahşibir biçimde katledilmesinden hemen sonra küçük Catalena ile karşılaşan Marco,kızla sakince konuşmuş, onu güzel sözlerle avutmuş ve böylece kızın kaçmasınaengel olmuştur. Ama Catalena bir yolunu bulup kaçtığında, Marco’nun gerçek yüzüortaya çıkar. Küçük bir çocuğun canına kıymak, Marco için pek üstünde durulacakbir konu değildir. O noktadan sonra, artık Marco’yu elinde bir silahla görmekhiç gerekmez çünkü adamın kendisi başlı başına bir tehlikedir, tehlike onunkişiliğinde kılığa bürünmüştür.
Bir FBI ajanı olan James Ross ise dört yıldırCatalena’yı izlemektedir. Ajan Ross gerçekten bir düşman mıdır? “Ross ve Cataleyabirbirlerine benziyorlar” diyor Olivier. “Her ikisinin de hayatı paramparçaolmuş, her ikisi de yapayalnız ve her ikisi de avcı konumunda. Bir gün yüzyüzegeldiklerinde, Ross’un davranış ve yaklaşımı onu sempatik gösterir.” Ve Ross oanda derin bir şaşkınlığa düşer çünkü yıllardır bir türlü ele geçiremediği,neredeyse bir saplantı haline getirdiği ve erkek olduğunu sandığı seri katil,aslında bir kadındır. “Ross bir suçlu profili uzmanıdır.” diyor aktör LennieJames. “Çıkardığı profillerde asla yanılmamış olmasıyla ün salmıştır. Ama busuçluda daha baştan yanıldığını görmek, onun herşeyi sorgulamaya başlamasınaneden olur.”
AKSİYON İLEDUYGULAR KARIŞTIĞINDA
Cataleya o güne dek 23 kişiyi öldürmüş birseri katildir. Ve öldürülecekler listesinde daha hala birileri vardır. “Buöykünün ahlaki bir mantığı yok,” diyor Olivier. “Bu yüzden, önümüzdeki en büyükzorluk, Cataleya’nın sevilirlik katsayısını herşeye rağmen yüksektutmaktı. Gene de, düşmanlarına yenik düşen birini sahnelemek hoş olmazdı.Bu nedenle, karakteri daha dokunaklı kılmak için, oyuncularla birlikteCataleya’nın kurbanlarının herbirini Zoe’nin karakterine göre şekillendirdik.” Okarakteri dengede tutmak sürekli çaba gerektiriyordu. Çözüm kısmen, annebabanın katlinin nasıl karşılandığında yatıyordu. “Cataleya’nın çocukluğunakısa süreli geri dönüşler yapmak istemedim. Kızın kişiliğini bu yolla aktarmakistemedim. Onun yerine, küçük kızın karakterini geliştirmek ve onuolabildiğince dokunaklı bir şekilde tanıtmayı yeğledik. Böylece, Cataleya’yıbüyümüş gördüğümüzde, bu geçiş pürüzsüz olacaktı. Büyük Cataleya, küçükCataleya’nın sadece büyümüş hali olacaktı. Bu bağlantı bizim için çok önemliydi.”Zoe ve küçük Cataleya’yı oynayan Amandla Stenberg uyum içinde çalışıpbirbirinin huylarını kaptılar. Bütünleşik, eşsiz, mantıklı, tutarlı ve eksiksizbri karakter yaratabilmek için, her ikisinin tavırları sürekli olarakyapılandırıldı.
Bir kadın olarak,Cataleya’nın hayatında bir takım karmaşık duygularla bağlandığı iki erkekvardır: Amcası Emilio ve erkek arkadaşı Danny.
Emilio artık Cataleya’nınailesinden geriye kalan tek kişidir. İlk baştaki duygu dolu buluşmalarındantutun da, en sondaki şiddetli tartışmaya kadar, amcayla yeğenin berabergöründüğü tüm sahneler, filmin en duygusal kareleridir. “Hayatta birdenbire buçocukla yaşamak zorunda kalan amcanın dokunaklı olmasını istedim.” diyor Olivierve devam ediyor: “Ve bu amca, hep dokunaklı kalmalıydı, hatta Cataleya’nıncanının istediği gibi büyümesine ve kendisini kandırmaya başlamasına şahit olsabile. Ama bu dokunaklılık bir yerde bitmeliydi. Ne zaman ki Emilio, genç kızınintikam planlarını gizlice uygulamaya başladığını fark eder, asıl sürtüşme işteo zaman başlar. İki vahşi kedi arasında geçen bu sürtüşme gitgide büyür.”
Cataleya’nın erkekarkadaşı Danny ile ilişkisi ise öyküdeki ikinci bağdır. “Bu aşk filmin akışınıbölüp Cataleya’yı başka bir dünyaya çekebiliyor” diyor Olivier. Danny rolünüoynayan Michael Vartan ise “Danny, Cataleya hakkında pek birşey bilmiyor çünkügenç kız ona gerçek hayatıyla ilgili hiçbir şey anlatmıyor.” diyor. Cataleyaerkek arkadaşına kendi yalanlarla dolu yaşamı hakkında neredeyse dirhemle bilgiverir çünkü, yavaş yavaş, Danny’ye sandığından daha fazla bağlanmayabaşladığını fark eder. Cataleya bu yüzden çok acı çeker ve intikam ile aşkarasında birbirinden dağlar kadar farklı iki yaşam sürdürmek, her geçen gün onadaha ağır gelir.
GERÇEK DÖVÜŞ
COLOMBIANA ayakta vearabada geçen kovalama sahnesi bol, ateşli silahların sıkça kullanıldığı ve,Don Luis’in malikanesinin havaya uçtuğu son sahne gibi, çok sağlam patlamalarolan bir aksiyon filmi. “Son sahnenin eşi benzeri yok.” diyerek gülüyor Olivier.“Şunu söylesem yeter: Sahne başlarken Cataleya elinde bir roketatarla çıkıpgeliyor!” Olivier, Cataleya’nın karşı karşıya kaldığı onca ölümcül engelerağmen, aslında gerçek bir fiziksel tehlikeyle adam akıllı karşılaşmadığınıdüşünür çünkü tehlikeye her düştüğünde, elinde kendini savunabileceği bir silahvardır. Bu yüzden, “Bana bayağı kafayla kolla girişilen fiziksel bir dövüşgerekiyordu.” diyor Olivier ve devam ediyor: “Şöyle, Jason Bourne’un bizesevdirdiği türden bir dövüş, yani.”
Hal böyle olunca, Olivierve Alain Figlarz, Cataleya ve Marco’nun daracık bir banyoda silahsız, sadeceelleriyle dövüştüğü bir sahne tasarlar. Tabii, sadece elle diyorsak, o lafıngelişi çünkü, bu iki ezeli düşman, ortama girdikleri anda, havluymuş, dişfırçasıymış, ellerine ne geçerse derhal silah olarak kullanmaya başlar. “Alain’insetteki malzemeleri kullanarak bir dövüş sahnesi tasarlamasını istedim.” diyeaçıklıyor bu durumu Olivier. “Hani, THE BOURNE IDENTITY filminde JasonBourne’un sıradan bir kalemi ölümcül bir silaha dönüştürmesi gibi bir tasarım olsunistedim. Bir de, son hamlesine kadar önceden planlanmış bir dövüşten çok, şöyleallah ne verdiyse türü, gerçekçi bir dövüş olsun istedim. Akdi takdirde,izlediğimiz şey, ne günümüz gerçeklerine, ne de bu iki karaktere uygunolacaktı.” Zoe ve Alain iki ay dövüş dersi yaparlar ve sonunda Zoe, ekrandakidövüşlerin %98’inde dublör kullanmaz. Tabii, bu karaktere başlı başına ayrı birinandırıcılık kazandırır. Bu sürede, Jordi de İspanya’da dublörüyleçalışmalarını tamamlar. “Ben aksiyon için yaratılmamışım.” diyor Jordi. “Aksigibi, cildim de çok çabuk morarır. “ Olivier ise, “Zoe çok sıkı dövüşeğitimi almıştı, Jordi ise neredeyse hiç.” diyor. “Jordi dövüş sahnelerindebirçok şeyin üstesinden gelebildi ama fiziksel olarak sınırlıydı. Ben, her ikioyuncuyu da, dayanma sınırlarının sonuna kadar zorladım, zaten ne kadar yorgunoldukları net olarak görülüyor. Haliyle, bu da dövüş sahnelerinin geriliminiarttırıyor.” Jordi ise “Zoe, dövüşe bir dublörle çalıştığı için yumruk atmayaalışıktı, karşısındakinin bu yumruklara dayanabileceğini biliyordu.” diyor. “Amaben hiç dayanamam. Bu yüzden, yumruklarına dikkat etmesini rica ettim. Ama genede bir iki kere kazayla da olsa sağlam yumruk yedim. Ben onun canını yakmışmıyımdır, hiç bilmiyorum. İnşallah yakmışımdır!” diyerek gülüyor Jordi.
MEGATON KÜPÜ
FİLM Ağustos – Kasım 2010arasında başlıca Paris, Chicago, Miami, New Orleans ve Mexico City’den oluşan 5şehirde çekilmiş. Bu yüzden Olivier’nin 5 değişik film ekibiyle çalışmasıgerekmiş. Temel olarak da yanında 15 kişilik bir Fransız ekip varmış. Bu ekibinvarlığı filme bir nevi tutarlılık ve devamlılık sağlamış. “Amerika BirleşikDevletleri’nde, film ekipleri otomatik olarak çok geniş oluyor.” diyor Olivier.“Amerikalılarda bir setten diğerine hızlıca gidiverme kavramı yok. Bütünşirketin hep beraber taşınması gerektiğini düşünüyorlar. Meksikalılarda ise buotomatik refleks yok, sanki daha bir «bekleyelim görelim» havasındalar. Bir de,teknik sorunlarla her karşılaştığımızda, MacGyver moduna geçmek zorunda kaldıkçünkü aksi takdirde, zaman kaybedecektik. Film ekiplerinin hepsinin suyunuçıkarttım diyebilirim. Ama, sizinle sadece birkaç günlüğüne ya da bilemedinizbir haftalığına çalışan insanları motive etmenin hiç kolay olmadığınısöyleyebilirim. Fakat, sonunda, başardık işte!”
Ama film ekiplerinin dehakkını verelim çünkü Olivier bazı sahnelerin çeşitli çekimlerini birden fazlaşehirde ve birden fazla sette yaparak, ekipleri resmen sabır küpüne döndürmüş. Örneğin,Cataleya’nın Rizzo adında bir karakteri öldürdüğü karakol sahnesi için Paris,Mexico City ve New Orleans’da çekim yapılır. Başka bir örnekte ise, Cataleya NewOrleans sokaklarında arabasını durdurur, sonra Mexico City’de bir karakolun büyükodasına girer, sonra Paris’te bir stüdyoda kurulan hücreye konar. Bununardından, Mexico City’de başka bir mekanda çekilen, tutuklu Rizzo’nun gelişisahnesi vardır. Daha sonra, Rizzo hücresine girer ki bu da Paris’te bir seslifilm stüdyosunda çekilen bir sahnedir. Cataleya’nın hücreden çıkış sahneleriise Paris’te çekilir ve o sahnelerin arasına Mexico City’de çekilen güvenlikkontrolü odasının görüntüleri ve Paris’te bir stüdyoda çekilen havalandırma borusugörüntüleri serpiştirilir. Rizzo’nun ölümü Paris’te bir stüdyo setindekameralara yansırken Cataleya’nın çatılardan kaçışı, Paris’teki bir stüdyodakurulan çatılar üzerinde çekilir, arka fonda da New Orleans ve onu çevreleyen MexicoCity vardır. Uzun lafın kısası, tek bir çekim içinde tam üç şehir! “Hiçbirşeyin gözden kaçmaması için herşeyin titizlikle planlanması gerekiyordu.” diyorOlivier. “Herşeyi aynı anda sentezlemeniz, sonra da tekrar yaratmanız lazım ki settasarımı, kostüm tasarımı ve bunun gibi konularda bir devamlılık ve tutarlılıksağlayabilesiniz. Akıllı adam işi değil, yani!” Filmin kendisi kadar, sette deaksiyon hakimdir, anlaşılan.

“Uzaylıların Şafağı” genç bir sokak çetesini uzaydangelen vahşi yaratıkların istilasının karşısına yerleştiren hızlı, eğlenceli vekorkutucu bir aksiyon‐macera.Londra’daki bir mahalleyi bir bilimkurgu oyun alanına çeviriyor. Bir apartmanblokunu kuşatma altında bir kaleye çeviriyor. Ve sokak çocuklarını da dünyayıkurtaran kahramanlara.

İlk gösteriminden bu yana kulaktan kulağa yayılarakbüyümeyi başaran ve şimdiden birçok kült klasikle beraber ismi anılmayabaşlayan filmin yapımcılığını, “Zombilerin Şafağı / Shaun of the Dead”in ekibiüstleniyor. 

Yönetmen: Joe Cornish
Oyuncular: NickFrost, Jodie Whittaker, John Boyega, Terry Notary, Luke Treadaway
Filmin Vizyon Tarihi: 26Ağustos 2011
Tür: Bilim-Kurgu / Macera
Süre: 88 Dakika
İthalatçı / Dağıtım: Kalinos Film / M3 Film

Yıldız yarışçı Şimşek McQueen (orijinal ses: OwenWilson) ve çekici Mater (original ses: Larry The Cable Guy) Arabalar 2’dedünyanın en hızlı arabasını belirlemek için düzenlenen ilk Dünya GrandPrix’inde yarışmak için denizaşırı ülkelere gidince dostluklarını da heyecanverici yeni yerlere götürüyorlar. Fakat şampiyonluğa giden yol Mater’inentrikalı bir maceraya girişmesiyle birlikte çukurlarla, dolambaçlarla veşamatalı sürprizlerle dolar. Mater kendisini iki arada bir derede bulur: YaŞimşek McQueen’e bu büyük yarışta yardım edecektir ya da usta İngiliz casusuFinn McRoket (original ses: Michael Caine) ve stajyer ajan Holley Shifwell(original ses: Emily Mortimer)’in yürüttüğü çok gizli görevde yer alacaktır.Mater’in aksiyon dolu macerası onu Japonya ve Avrupa sokaklarında tehlikeli birkovalamacaya sürükler. Peşinde dostları vardır ve bütün dünya izlemektedir. Butempolu eğlencede renkli yeni otomobiller, acımasız kötüler ve uluslararası biryarış rekabeti var. 

John lasseter 2006 Altın Küre ödüllü Arabalar’dansonra serinin ikinci filmi için yine direksiyon başında. Arabalar 2’ninyardımcı yönetmeni ise Oscar® ödüllü Ratatuy filminin yapımcısı olan BradLewis. Yapımcılığı görsel efekt sektörünün deneyimli ismi Denise Ream (YukarıBak filminin yapımcısı, Yıldız Savaşları III, Sith’in İntikamı filminin görselefekt yapımcısı) üstleniyor. Film 19 Ağustos 2011’de, Disney Digital 3D ve IMAX3D seçenekleriyle gösterime giriyor.


Abraham Lincoln suikastinden sonra, yedi adam ve birkadın, başkanı, başkan yardımcısını ve içişleri bakanını öldürmek için komplokurmak suçundan tutuklanır. Aralarındaki tek kadın Mary Surratt, John WilkesBooth ve diğerlerinin buluşup eşzamanlı saldırıları hazırladıkları pansiyonunsahibidir. Henüz yeni avukat çıkmış Frederick Aiken onu askeri mahkemekarşısında savunmayı başlangıçta gönülsüzce kabul etmişken, dava ilerledikçemüvekkilinin suçsuz olabileceğini fark eder.

“Atlara Fısıldayan Adam” (The Horse Whisperer); “BiziAyıran Nehir” (A River Runs Through It); “Sıradan İnsanlar” (Ordinary People)gibi birçok filmde yönetmenliği ve oyunculuğu ile efsaneleşen Oscarlı yönetmenRobert Redford, son filmi The Conspirator’da Altın Küre adayı güzel aktrisRobin Wright; Altın Küre adayı ve ‘X-Men Birinci Sınıf’, ‘Atonement’, ‘Wanted’,‘Narnia Günlükleri’ filmlerinden tanıdığımız başarılı oyuncu James McAvoy ve 2kez Oscar adayı olan Tom Wilkinson gibi birbirinden iyi oyuncularla çalışıyor.

Gösterim Tarihi: 02 Eylül 2011
Dağıtım: Tiglon Film
İthalat: Bir Film
Yönetmen: Robert Redford
Senaryo ve Hikaye: James D. Solomon, Gregory Bernstein
Görüntü Yönetmeni: Newton Thomas Sigel
Müzik: Mark Isham
Kurgu: Craig McKay
Süre: 122 dk.
Oyuncular: James McAvoy, Robin Wright, Justin Long,Evan Rachel Wood, Tom Wilkinson, Alexis Bledel, Kevin Kline, Jonathan Groff,Norman Reedus

İş için uzak bir sahil kasabasına gelen avukat, karısınıilk defa aldatan ünlü bir televizyoncu, en yakın arkadaşının kızına aşık olan Amerikalı…İtalya’da aşkın farklı hallerine bakış atan eğlenceli bir romantik komedi.
Gösterim Tarihi: 19 Ağustos 2011
Dağıtım: M3 Film
İthalat: Mars Prodüksiyon
Yönetmen: Giovanni Veronesi
Oyuncular: Monica Bellucci, Robert De Niro, Laura Chiatti, Valeria Solarino, Riccardo Scamarcio,Michele Placaido, Emanuelle Propizio ile Donatella Finocchiaro 
Yapımcılar: Luigi De Laurentiis Jr., Aurelio DeLaurentiis
Senaryo: Ugo Chiti, Giovanni Veronesi
Görüntü Yönetmeni: Giovanni Canevari
Kurgu: Patrizio Marone
Yapım Yılı: 2011
Ülke: İtalya
Süre: 125 dakika

Vampirlerin karizmatik, romantik ve çekici olduğunu mudüşünüyorsunuz? Bir daha düşünseniz iyi edersiniz. Yılın en çarpıcı vefenomenal korku filmleri arasında gösterilen “Stake Land / Vampir Cehennemi”izleyicisini, vampir-zombilerin bir salgın hastalık gibi yayılarak insanlığıele geçirdiği bir dünyaya götürüyor.

Medeniyetin çöktüğü bu kıyamet sonrası düzende,hayatta kalan çok az sayıda insan ise vampirlerden kaçarak yaşam savaşıvermektedir. Martin adlı bir genç de kendisini bu savaşın ortasında bulur. Onaülkenin ‘Yeni Cennet’i olan kuzeye gitmesi için tek yardım edebilecek kişi acımasızbir vampir avcısı olan Mister’dir… “Mad Max”, “Ben Efsaneyim” gibi filmlerinpostapokaliptik altyapısı üzerine “28 Gün Sonra”nın zombi formülünü vampirlereuygulayan “Vampir Cehennemi”, vampir mitini ait olduğu yere, yani çok kanlı biryere götürüyor! 

Gösterim Tarihi: 19 Ağustos 2011
Dağıtım: M3 Film
İthalat: Kalinos Film
Yönetmen: Jim Mickle
Oyuncular: Connor Paolo, Nick Damici, Kelly McGillis
Yapımcılar: Derek Curl, Larry Fessenden, Adam Folk
Senaryo: Nick Damici, Jim Mickle
Müzik: Jeff Grace
Görüntü Yönetmeni: Ryan Samul
Kurgu: Jim Mickle
Yapım Yılı: 2010
Ülke: ABD

Süre: 98 dakika


Yönetici adayı Nick Hendricks (Jason Bateman)fazlasıyla hak ettiği terfiyi alabilmek için günde 12 saat çalışmakta vedengesiz amiri Dave Harken (Kevin Spacey) ne isterse yapmaktadır. Yine de buterfinin asla gerçekleşmeyeceğini bilmektedir. Bir başka yerde, diş hekimiasistanı Dale Arbus (Charlie Day) diş hekimi Dr. Julia Harris’in (JenniferAniston) son zamanlarda iyice artan asılmaları karşısında özsaygısınıyitirmemek için çabalamaktadır. Ve muhasebeci Kurt Buckman (Jason Sudeikis)şirketinin sahtekar yeni sahibi Bobby Pellit’in (Colin Farrell) onun kariyerinimahvetmeye kararlı olduğunu, ayrıca her şeyden habersiz bir insan topluluğunutoksik atığa maruz bırakmayı planladığını öğrenir.  

Eğer patronunuz psikopatsa, ya da erkek avcısıysa yada tam anlamıyla ahlaksızsa ne yapabilirsiniz?             

İşten ayrılmak bir seçenek değildir. Bu canavarlarındurdurulması şarttır. Bu yüzden, fazladan bir kaç kadehin verdiği güçle, vebiraz da, sokaktaki karizması çok da sağlam olmayan tez canlı eski bir mahkumun(Jamie Foxx) kuşku verici tavsiyesiyle, üç kahramanımız dünyayı patronlarındansonsuza dek kurtulabilmek için dolambaçlı ama hataya yer bırakmayan bir planyaparlar. 


Fakat en iyi düşünülmüş planlar bile sadece onlarınardındaki beyinler kadar iyidir.
Komedi yapımı “Horrible Bosses/Patrondan KurtulmaSanatı”nın başrollerini Jason Bateman, Charlie Day ve Jason Sudeikis’lebirlikte Jennifer Aniston, Colin Farrell, Kevin Spacey, Donald Sutherland,Julie Bowen ve Jamie Foxx paylaştı. 

“Horrible Bosses/Patrondan Kurtulma Sanatı”nınyönetmenliğini Seth Gordon, yapımcılığını ise Brett Ratner ve Jay Sterngerçekleştirdi. Michael Markowitz ve John Francis Daley-Jonathan Goldsteinikilisinin kaleme aldığı senaryo Markowitz’in hikayesine dayanıyor.  Toby Emmerich, Richard Brener, Michael Disco,Samuel J. Brown ve Diana Pokorny filmin yönetici yapımcılığını, John Cheng iseortak yapımcılığını üstlendi.

Filmin kamera arkası ekibi, görüntü yönetmeni DavidHennings; yapım tasarımcısı Shepherd Frankel; kurgu ustası Peter Teschner;kostüm tasarımcısı Carol Ramsey; besteci Christopher Lennertz; ve müzik amiriDana Sano’dan oluşuyor.


SORUN:
“Bu üç $%# nasılsa bir gün ölecekler. 
Biz sadece bu doğal süreci hızlandırmış olacağız” – Kurt

“Hemen herkesin, hayatının bir döneminde, yaşamı onlara zehir eden korkunç bir patronu olmuştur. Onların yoldan çekilmesiyle hayatımızın ne kadar güzelleşeceğini hayal etmenin ne kadar çekici olduğunu hepimiz biliriz. Bizimki bu konuda bir şey yapmaya karar veren üç adamı konu alan bir hikaye” diyor yönetmen Seth Gordon ve hemen ekliyor: “Ama, işler tam olarak onların beklediği gibi gitmiyor”.


Kendilerine işkence edenleri temizlemek ilk baştabiraz abartılı gelse de, çok geçmeden anlaşılıyor ki, şu veya bu nedenle,canından bezdirilmiş ve kullanılmış bu üç kahramanımız için başka mantıklı birçözüm yoktur. Ayrıca, onlar başta hiç de öyle öldürme meraklısı, tatminsizinsanlar değildirler; hatta tam tersi söz konusudur. Gordon hikayeninkahramanlarını (Jason Bateman, Charlie Day ve Jason Sudeikis) “eğitimli,sıradan çalışanlar “ olarak tanımlıyor ve, “Kötü insanlar değiller, aslında.Ellerinden gelenin en iyisini yapıyorlar ama işverenleri tarafından gerçektende o kadar haince ve ciddi biçimde kısıtlanıyor ve taciz ediliyorlar ki artıkdaha fazla dayanamıyorlar”. 

Uzun zamandır arkadaş olan Nick, Dale ve Kurt herhafta birkaç kadeh bir şey içip kafa kafaya verdiklerinde birbirlerinden çokfarklı ama aynı ölçüde umutsuz durumlarından ve bunun sorumlularından dertyanarlar: Nick’in kontrol manyağı patronu Dave Harken (Kevin Spacey); şirketinsahibinin vicdansız varisi ve Kurt’ün baş belası Bobby Pellit (Colin Farrell);ve erkek avcısı diş hekimi Dr. Julia Harris (izleyicilerin daha önce hiçgörmedikleri bir Jennifer Aniston). Sohbet (ve içilen bira) gırla giderken, üçarkadaş o berbat patronlarının devreden çıkması durumunda hayatlarının vekariyerlerinin ne kadar parlak olacağını düşünmeye başlarlar. Bir günölüverseler ne güzel olur. Ölmeyi ne de çok hak ediyorlar

Bundan sonrası o kadar da büyük bir adım değildir. Yada onlar öyle düşünürler. 

Sorun şudur ki, kızgınlıkları, gizli fantezileri veizledikleri çok sayıdaki “Law & Order” sezonlarından öğrendikleri bir yana,suikast işinde bilgi, deneyim, hele hele yetenekleri sıfırdır. “Tam anlamıylabeceriksizler” diyor Gordon. Kahramanlarımız bu tespiti eve döner dönmez, veneredeyse sonraki her saatte doğrularlar; bunun sonucu olarak da, kendikendinin reklamını yapan, eski mahkum Dean ‘OÇ’ Jones‘un (Jamie Foxx) ücretipazarlığa tâbi yardımına başvurmaya karar verirler. 

Bu çıkış noktasından itibaren, “Düzlemsel bir hikayehâlini alıyor ve her bir şey bir diğerini başlatıyor. Kahramanlarımız artıkdönüşü olmayan bir noktaya hızla ulaşıncaya kadar olaylar gitgide daha hızlı vedaha çılgın bir hâl alıyor” diyen yönetmen, “Horrible Bosses/Patrondan KurtulmaSanatı”nı gözünden yaş gelinceye kadar güldüğü ender senaryolardan biri olaraknitelendiriyor.

Yapımcılar sıradan sinema izleyicilerinin, yanlışplanlanmış olsun olmasın, bir cinayete yakınlık duymayabileceklerini ama enazından bu üç adamı patlama noktasına getiren hayal kırıklığınıanlayabileceklerini düşünüyorlar. “Horrible Bosses/Patrondan KurtulmaSanatı”nı, yapımcı ortağı Jay Stern’le birlikte geliştiren yapımcı BrettRatner, “Başlık [Korkunç Patronlar] bile her şeyi söylüyor. Bu ismi duyanherkesin anında ilgisi uyandı. İnsanlar o andaki işverenlerinin korkunç birpatron olduğunu itiraf etmek istemiyorlar, ama daha önceki patronlarından ya da‘arkadaşlarının’ patronlarından bu şekilde söz ediyorlar. Herkesin hatırladığıkötü deneyimleri vardır; işte bu yüzden, çok eğlenceli bir film oldu”.

“Aslında, filmitartışırken, tahminimden çok daha fazla insanın patronlarını öldürmekistediğini keşfettim” diyor normalde uyumlu bir insan olan Kurt’ü canlandıranJason Sudeikis. Bu anlamda, “HorribleBosses/Patrondan Kurtulma Sanatı” amirini çatıdan atmayı hayal etmiş herkesiçin, büyük çapta bir dileğini yerine getirme hikayesi, ama hikayenin içindebütün riskleri alan ve en aptalca hataları yapan Nick, Dale ve Kurt var. 

Yapımcı Jay Stern, “Onlar bizim için suyu taşıyorlar”dedikten sonra, bunu şöyle açıklıyor: “Bugünlerde birçok insan için zorzamanlar yaşıyor, ve pek çoğumuz bir işi olduğu için bile şükrediyor. Öteyandan, eğer biri size baskı ya da suistimal uyguluyorsa, ‘Buna gerçektenkatlanmak zorunda mıyım? Bu manyakla uğraşmak zorunda mıyım?’ diyesoruyorsunuz. Bence, patronunu öldürmek istemese de onun trafiğin en yoğunolduğu saatte bir süreliğine geçitte çakılıp kalmasına aldırmayacak pek çokinsan vardır”.

“Bu adamlar enaşırı şekilde intikam almaya karar verdiklerinde konu önce biraz karanlık gibigörünebilir, ama o kadar yüzlerine gözlerine bulaştırıyorlar ki bu aslındapatronlarını öldürmeye girişen üç çalışanın hikayesinden çok, güç kazanmayakarar verdikten sonra kendilerini çok aşan bir şeylerin içine dalan üç adamınyaşadığı akıl almaz ve çok komik macerayı işliyor” diyor Stern.

Köşeye sıkışmış Nick rolündeki Jason Bateman, “Pek demantıklı bir davranış sayılmaz bu; ve umarım dışarıda öyle birileri yoktur. Bizsadece insanları güldürmeye çalışıyoruz. İzleyiciler hikaye ile kendi yaşamlarıarasında ilinti buluyorlarsa, harika. Ama filmde yaptıklarımızın hiçbirini evdedenemelerini tavsiye etmem” diyor. 

Yapımcılar hikayenin hakkını vermek için “HorribleBosses/Patrondan Kurtulma Sanatı”nda sınırlamadan kaçınan bir yaklaşımbenimsediler ve mizahı –ve başka her şeyi–akışına bıraktılar. Ratner bu konudaşunları söylüyor: “Film söyleyeceğini sakınmadan söylüyor. Bunu gerçektenhedefledik. Seth’in çok güçlü bir görüşü, oyuncular ve yapım için harika birvizyonu vardı. Filmin nasıl bir tonda olması gerektiğini biliyordu ve bunuyaratmayı hakikaten başardı. Gerçek oyunlar ve gerçek tehlikeler yaratmaklaonları eğlenceli ve komik kılmak arasında ince bir çizgi var. En çok hoşumagiden de esprilerin sırf espri olsun diye yapılmıyor olması. Mizah her zamankarakterden ve şartlardan geliyor; ayrıca, her şey gerçek dünyaya dayanıyor”. 

“İnsanların tekistediği, işe gitmek, saygı görmek ve eve dönmek. Çok mu fazla şey istiyorlar?”diye soruyor senarist Michael Markowitz. Filmin hikayesinde de payı bulunanMarkowitz “Horrible Bosses/Patrondan Kurtulma Sanatı”nın büyük ölçüde kendiofis deneyimlerinden kaynaklandığını da doğruluyor: “Bunu yazmak benimintikamımdı”. 

Senarist John Francis Daley’e göre,  filmin konusunu fazla ağır yargılamamak içinizleyicilerin aklından çıkarmaması gereken şey şu: “Bu adamlar haysiyetleriiçin savaşıyorlar. Erkek olup haklarını aramak için ne gerekirse yapmakzorundalar”. Daley’in yazar ortağı Jonathan Goldstein da bu tutumun güçlü birşekilde ortaya konduğu bir sahneye değinerek, “…ve eğer o haysiyeti korumakiçin poponuza bir diş fırçası batırmanız gerekiyorsa, öyle olsun” diyor. 

“İnsanınyüreğini ısıtan bir gelişme istiyorsanız muhtemelen daha uygun filmler vardır”diye itiraf ediyor, aslında utangaç ama sonradan dişli olan Dale’i canlandıranCharlie Day. 

Sonuç olarak, Gordon’a göre, “Burada gerçekten de birmesaj yok. Bu film, sadece, patronlarını öldürmeye karar veren ve bunagirişerek boylarından büyük bir işe kalkışan üç adamı konu alan, eğlenceli,cilasız ve seyirciyi gerçeklerden kopartan bir komedi”.
PLAN:
“Patronlarımızdan ne kadar nefret ettiğimiz umurumdadeğil.
Biz katil değiliz”. – Dale
“Haklı adam öldürme diye bir şey duymadın mı hiç?
Onları ÖLDÜRMEMEK ahlaksızlık olur”. – Kurt
Gordon aksiyonu sürükleyen şeyin –sette sıklıklaCharlie ve iki Jason olarak anılan- başrol oyuncularının aralarındaki uyumolduğunu kabul ediyor: “Bu müthiş sinerji bizim için büyük şanstı. Bu üçbaşarılı komedi oyuncusu birbirlerinin ritimlerine gerçekten mükemmel birşekilde ayak uydurdular ve birlikte olağanüstü güzel çalıştılar”.

Nick, Dale ve Kurt beyin fırtınası yapıp, neyle karşıkarşıya olurlarsa olsunlar kararlarından vazgeçmemek için birbirlerini gazagetirirken, oyuncular arasında Gordon’ın sözünü ettiği dostluk gerekiyordu.Özellikle Dale için, “karşı karşıya olmak” patronunun ellerini vücudununulaşılabilen her yerinde hissetmek demekti. 
O odadayken dişçi önlüğünün düğmelerini bir türlükapalı tutamıyor gibi görünen seks manyağı Dr. Julia Harris’in gönülsüz avıDale için “grubun umutsuz romantiği” diyen Charlie Day, şöyle devam ediyor:“Nişanlısına deliler gibi aşık. Tek istediği iyi bir erkek olmak ama patronusürekli olarak ona asılıyor. Ama bazen kankaları bile Dale’e hakvermiyor”. 

Dr. Harris’i Jennifer Aniston’ın canlandırdığınıdüşünecek olursak bunun nedeninin anlamak zor değil. “Dale’i hangimizinoynayacağını belirlemek için kura çektik ve Charlie kazandı” diyor Batemanşakayla. Oysa herkesin bildiği gibi, hayır gerçekten hayır demektir ama bukadın o mesajı bir türlü almaz. Günlük avuçlama, teşhir ve seks konuşma rutiniyeterli olmadığında, listeye şantajı ekler.

Filmi “işlerinde mutsuz olan insanlar için tatlı birkaçamak” olarak niteleyen Aniston, sözlerini şöyle sürdürüyor: “İzleyicilerbelki bu adamların yanında yer alarak deşarj olurlar. Daha önce hiç böylesinemazeretsizce azgın bir karakter canlandırmamıştım. Karşı koymam imkansızdı:Diyaloglar ve durumlar öyle çılgınca ve komik ki bu role hiç duraksamadanbalıklama atladım”. 

Aktris şunu da ekliyor: “Gerçekten limitleri zorluyorve sınırları aşıyor. Üstelik, Dr. Harris’in adı tüm iddalarda en önde yeralıyor: Suçu sabit”. 

Gordon ise bu konuda şunları söylüyor: “Bu karakterinsevdiğim yönü cinsel iştah açısında bu kadar erkeksi olması. Jennifer’laprovalarda konuştuğumuz gibi, Dr. Harris bir yırtıcı, adeta bir aslan gibi.Onların herhangi bir duyguları yoktur, sadece beslenmelidirler. Julia için,rolün hak ettiği tüm yoğunluğu ve keyifli edepsizliği hayata geçirebilecek biraktris bulmak gerçekten önemliyi. Ayrıca, onun izleyicinin ummadığı birisiolmasının daha da iyi olacağını düşündüm. Bu, hayranlarının onu daha önceizlediği tüm rollerden tamamen farklı ve Jennifer bu rolde çok komik. Onundiyalogları okuyuşunu dinlemek heyecan verici. Kesinlikle korkusuz ve çokkomik”.

Aniston daha önce Sudeikis’le “The Bounty Hunter”da,Bateman’la da geçen yılın romantik komedisi “The Switch”te birlikte oynamıştıama Charlie Day’le ilk kez “Horrible Bosses/Patrondan Kurtulma Sanatı”ndakamera karşısına geçti. Birlikte yer aldıkları ilk sahnenin potansiyeluygunsuzluğunu hatırlayan aktris, “Yirmi dakika sonra karşısında iç çamaşırıyladuruyordum. Ama Seth’in gülmesi bir an bile durmadı ve hepimiz mükemmel biruyum içindeydik; Her kayıttan sonra, ‘hadi biraz daha zorlayalım’ diyorduk. Osahnelerde tuhaf bir şekilde rahattım, neredeyse sıradan bir kızı oynadığımdandaha rahattım. Her sahne biraz çılgıncaydı ama sahiden işin eğlencesi deburadaydı” diyor.

Bu arada, Dale’in arkadaşı Nick de kendi patronununfarklı türde bir hakimiyetiyle karşı karşıyadır: Kevin Spacey’nincanlandırdığı, sıkışık bir boğa ağılı gibi olan Comnidyne Industries’e hükmedengüçlü Başkan Yardımcısı Dave Harken. Zavallı Nick burada şirketteki diğer erkekarılar gibi harıl harıl çalışırken, boş yere ödül ve takdir beklentisiiçindedir… ya da, en azından, yarım güncük izin.  

“Harkenpsikolojik işkencenin efendisi” diyor Gordon ve ekliyor: “Onu sofistike türde,pasif-agresif bir sadist olarak hayal ettik; sanırım hepimizin tanıdığı, çünküonun birçok türü var, güce doymayan bir kontrol düşkünü. Kevin rolününüstesinden olağanüstü bir şekilde geldi”.

Aktör bu konuda, “Onun haklı olabileceğini düşünmenizmümkün değil. Bir dakikalığına bile şunu düşünemezsiniz: Çalışanlarına bir dersvermek ya da onları daha çok çalışmaya ve potansiyellerini ortaya koymayateşvik etmek için böyle davranıyor. Onu affetmenizi sağlayacak alt anlamlaryok. Harken zorbanın teki. Korkunç mu korkunç biri”.

Spacey sözlerini şöyle sürdürüyor: “Üç patronu oynayanbizler bu üç arkadaşı gerçekten köşeye sıkıştırıyoruz ve sanırım izleyicileronların neden bizi öldürmeye yöneldiklerini tamamen anlayacaklar. Neyse ki,giriştikleri hiçbir şey, planladıkları hiçbir yöntem, istedikleri şekil ya daboyutta gerçekleşmiyor. Olabilecek en kötü kararları veriyorlar”.

“Uzun zamandırHarken’ın altında çalışan ve bir numaralı hedefi olan Nick kesinlikle bir asrayetecek kadar sıkıcı iş yapmış durumda” diyor Jason Bateman ve ekliyor: “Nickfedakar ve hırslı bir çalışan olarak terfiyi o kadar çok istiyor ki tadınıadeta damağında hissedebiliyor.  Harkenbu terfi için söz vermiş ama hepimiz biliyoruz ki bu olmayacak. Bu, Harken’ınüstünlük kurma ve Nick’in erkekliğini söndürme planının bir parçası sadece”.

Nick’e kıyasla, Kurt’ün içinde bulunduğu şartlar, enazından ilk başta, çok daha iyi görünüyor. Kurt hikayenin başında DonaldSutherland’ın canlandırdığı kibar, sıcak ve dürüst bir adam olan Jack Pellit’inyanında çalışıyor. “Jack hepimizin sahip olmak istediği türde bir patron” diyenGordon, şöyle devam ediyor: “Böylesi bir baba figürünü, hayatınızda olmasınıisteyeceğiniz türde iyi bir otoriteyi oynayabilecek bir oyuncu istedik. Donaldmükemmeldi.  Onun Jason Sudeikis’leetkileşimini izlerken, bu iki karakter arasında karşılıklı saygı ve zengin birgeçmiş olduğunu gerçekten hissediyorsunuz”. 

Ne var ki bu ideal durum uzun süremez. Jack çokgeçmeden gider ve yerine oğlu Bobby Pellit gelir. Ama bu armut ağacın dibindençok uzağa düşmüştür. 

 “Bobby Pellityönetimi elinde bulunduran ama ne yaptıklarını hiç bilmedikleri açıkça belliolan ahlaksız ve yetersiz pislikleri temsil ediyor. Elbette, Bobby dekaçınılmaz başarısızlıkları başkasının üstüne atmanın bir yolunu bulacak” diyorGordon.

Farrell gülerek, “Pellit’i canlandırmak içimdekihödüğü kanalize etmekten ibaretti” diyor ve ekliyor: “Bu herif kendiniTanrı’nın kadınlara bir lütfü sanıyor. Zeka, mizah, kulüp ortamları, kısacasıher konuda bulunmaz Hint kumaşı olduğunu düşünüyor. Üstünlük kompleksiderecesinde bir özsaygısı var ki bu muhtemelen kendisinin aslında babası içinbir hüsran olduğu hissini maskeleme amacı güdüyor. Babasının Kurt’le arasındakiilişkiyi ve daha pek çok şeyi çekememesi de söz konusu. Seth bana Pellitkarakterini patolojik anlamda olabildiğince çarpık oynamam için tam yetkiverdi”. 

Farrell, ayrıca, saçlarını yatırmak ve göbek bırakmakgibi önerilerle Pellit’in görünümüne katkıda bulunmanın yanı sıra, karakterindövüş sanatları eğitimi almış olabileceği hissini yaratmak için kıyafetlerininÇin ejderleri ile süslenmesini de önerdi. “Colin kendisini öylesine birdeğişime soktu ki onu tanımak neredeyse imkansız” diyor Gordon ve ekliyor: “Budeğişimi çok benimsedi. İzleyiciler onun tamamen farklı ve çok komik bir yanınıgörecekler”. 

Kurt için, Pellit’in ani terfisi kötü haberdir.Sudeikis bunu şöyle açıklıyor: “Her şeyden önce, Pellit, Kurt’ten nefret ediyorçünkü öz babasının Kurt’ü ona tercih ettiğini biliyor. Bu yüzden de, babasınınKurt’le birlikte uğrunda çok çalıştığı şirketi yerle bir etmeyi kendine görevediniyor. Ayrıca, tek umursadığı şey saçma sapan yaşam tarzını devam ettirecekparayı kazanmak olduğu için, yasanın bir gediğinden yararlanarak, ahlaka aykırıolduğu halde, toksik kimyasallar atarak binlerce insana zarar vermektenkaçınmıyor. Dolayısıyla, Kurt, olayı şöyle görüyor: Pellit’i öldürmek kendiadına olduğu kadar Tanrı adına da yapılmış bir iş olacak. Aslında bu şekilde bakarsanızoldukça iyiliksever bir yaklaşım”.

Bu Dale için iki, Nick için de üç katı geçerlidir. Amaacaba bunun altından kalkabilecekler midir? Day’in belirttiği gibi, “Bu üçlüpek de suç dehası sayılmazlar”.

Ama en azından yardıma ihtiyaçları olduğunu bilecekkadar zekidirler. Burada devreye takma adı eşsiz bir eski mahkum girer: ‘OÇ’Jones. Kendisinin doğal bir drama yeteneği ve uygun bir fiyat karşılığındasunabileceği özel bir uzmanlık alanı vardır… tabi uygun fiyatın ne olduğunakarar verir vermez. 

“Jones kendinibir tür cinayet danışmanı, bir katil-sırdaş olarak tanıtıyor” diyor Jamie Foxxve ekliyor: “Üç tane adam bara gelip kiralık katil arıyorlar. Jones onlarınkonuşmalarına kulak misafiri oluyor ve saftirik salaklar olduklarını anladığıiçin bunu biraz para kazanma fırsatı olarak görüyor. Bu yüzden onları birazkorkutup, duymak istedikleri şeyleri söylüyor”.

Jones’u “girişimci” olarak niteleyen Gordon da, “Jamieperformansına inanılmaz ayrıntılar ve jestler katıyor. O gerçek bir usta”diyor.

Foxx, Jones’un görünümünü mükemmelleştirmek içinyönetmen ve kostüm tasarımcısı Carol Ramsey’yle birlikte çalıştı ve işe baştanbaşladı. Kafasının tamamında dövme olması onun fikriydi. Aktör dövme için,“Bunu pek fazla insan görmemiştir, pek fazla insan da yaptırmıyor” dediktensonra kıyafetlerle devam ediyor: “Giysilerde retroyu tercih ettik, sivriburunlu çizmeler falan gibi; çünkü bu adam belki bir dakikalığına hapse girdiama şimdi kendi zaman kapsülünde yaşıyor. Dışarı çıkar çıkmaz hapse girdiği dönemdemoda olan kıyafetlere anında geri döndü”.

Dövmelerin yapılması bir buçuk saat sürdü. Foxx, “Birkerecik dışarı çıktım ve insanlar birkaç resim çekti. Sonra bir anda, ‘JamieFoxx aklını kaçırdı’ gibi şeylerle bütün internetteydi.  Ama bu dövme karaktere çok uygundu veistediğimiz şey de böyle bir tepkiydi”.

Jones’la toplantılarının ardından işler hızkazanırken, üç adamımız ne kadar ileri gitmek istediklerini çabucakkeşfederler. Bateman bu konuda şunları söylüyor: “Gerçekleşmeye başlamadan önceetraflıca düşünmedikleri saçma sapan planlarının içine sürükleniveriyorlar. Biranda kendilerini olayın içinde buluyorlar. Planı gerçekleştirmeye ne zamanyaklaşsalar, aksilikler oluyor, ve ne zaman vazgeçmeye kalksalar, bir şeyleryolunda gidiyor. Biz üçümüz tek bir karakter gibiyiz. Yazarlar bu üç başlıcanavarı yaratmakta çok başarılı olmuşlar”.

Day, “Eğer Dale bir romantikse, Kurt de onun tamtersi: Fazlasıyla çapkın. Nick ise ikisinin arası bir yerde, düzgün bir adam veilişkilerinde seçici. Bu üç farklı kişiliği izlemek eğlenceli. Onlar içindebulundukları durumda yollarını bulmaya çalışan sol, sağ ve orta gibiler. Tambir Freud tespiti: İd (ilkel benlik), Ego (benlik) ve Süperego (üst benlik)”.

Sudeikis ise rol arkadaşına şöyle yanıt veriyor: “Bubenim için biraz fazla bilmişçe bir laf ve belli ki birilerinin Charlie’yesöylemesini söylediği bir şey. Ama mantıklı. Burada kesinlikle tek beyin, üçağız söz konusu. Dale kimseyi öldürmek istemiyor; plana son katılan o. Nickdaha çok izleyicinin bakış açısını yansıtıyor, nötre en yakınımız; Kurt isetalihsiz ilkel benliğimiz, ön ayak olan kişi”.

“Horrible Bosses/Patrondan Kurtulma Sanatı”nda JulieBowen da, Kusursuz Bayan Rhonda Harken karakteriyle yer alıyor. Aktris, “Rhondahafifmeşrep olabilir de olmayabilir de. Karısını gördüğü her erkekle hayal eden, son derece şüpheci kocasını heran diken üstünde tutuyor. Bu şekilde kocasının ofiste çalışanlar için çok dahaçekilmez olmasına yol açıyor”.

Lindsay Sloane ise Dale’in nişanlısı Stacy rolünde.Stacy nişanlısının işyerindeki sıkıntılarından tatlı bir şekilde habersizdir,hatta burnunun dibinde olsalar bile. Filmde, P.J. Byrne de eski yatırım müdürüKenny Sommerfeld’i canlandırıyor. Kenny şimdilerde içki için otlakçılıkyapmaktadır ki bu ‘nereden nereye’ örneği Nick, Dale ve Kurt’e iyi bir işbulmanın zorluğunu hatırlatır. Wendell Pierce ve komedyen Ron White bir çiftşüpheci polisi oynuyorlar. Ioan Gruffudd ise üç komplocunun ilk büyük hatasınısimgeliyor çünkü o, hiç de akıllarındaki türde bir profesyonel olmadığını,ancak hizmetini internetten kiraladıktan sonra anladıkları bir adamıcanlandırıyor. 
OYUN ALANLARI: 
“Biri eve yaklaşırsa bize bir işaret ver.” – Nick
“Altı kez kornaya basacağım.”  – Dale
 “Bir kezbasmaya ne dersin?”  – Nick
Üç kafadar, Jones’un tavsiyesine uyup Harken, Pellitve Harris’in evlerini gece göz hapsine aldıklarında, patronlarının ofistekindenbambaşka türlü korkunçluklarına tanık olurlar ve görevlerinin haklılığıkonusundaki şüpheleri iyiden iyiye azalır.    

Seth Gordon’la ilk olarak 2008 tatil hiti “FourChristmases”ta birlikte çalışan yapım tasarımcısı Shepherd Frankel filminkesişen hikayelerini büyük çaplı bir oyun gibi hayal etti. Bu oyundapatronların evleri ve ofisler beraberce üç ayrı oyun alanını temsil edecekti.“Adeta üç kişilik bir takım başka bir üç kişilik takımla maç yapıyor ve hakemde Jamie Foxx’un canlandırdığı karakter. Bu üç ayrı ortamı birbirindenfarklılaştırmak istedik. Her bir ortam onu kontrol eden kişinin bir yansıması”. 

“Oyuncularlakarakterleri hakkında yaptığımız tüm konuşmaları destekleyecek ortamlaryaratmak için Shepherd’la birlikte çok çalıştık ki onları baştan berikonuştuğumuz kişiler olduklarını hissedebilecekleri yaşatabileceğimiz birdünyaya koyabilelim” diyor Gordon.

Nick’in cehennemi Frankel tarafından organize edilenComnidyne boğa ağılıdır. Tasarımcı bunun amacını “odanın ortasınakümelendirilen ve her hareketlerinin köşedeki ofisinde oturan patron tarafındankontrol edildiği alt düzey çalışanlarının rahatsızlığını ve gerginliğiniartırmak” olarak açıklıyor ve sözlerini şöyle sürdürüyor: “Finansal stratejiuzmanları ve yönetim şirketleriyle görüşerek bu ofis düzeninin mimarisini vesosyolojisini öğrendik. Böylece en alttan başlayıp daha iyi bir konumdaki ofisegeçme arzusunun nasıl bir şey olduğunu görsel olarak yansıtmak istedik”. 

Temasal anlamda, Harken çevresiyle mükemmel uyumiçinde. Kostüm tasarımcısı Carol Ramsey bunu sağlamak için Frankel ve setdekoratörü Jan Pascale’le birlikte çalışarak Harken’ın kıyafetleriniComnidyne’in soğuk gri ve mavi tonlarında hazırladı. Evim dediği McMansion dahalüks şekilde döşense de aynı ölçüde sıcaklıktan yoksun ve gösteriş amacıtaşıyor; hatta şöminenin üzerinde güzel eşi ve değerli kedisiyle birlikte pozverdiği komik derecede büyük portreye varıncaya kadar.

Dr. Harris’in ortamını yaratmadaki zorluk, aklagelebilecek cinsellikten en uzak yer olan dişçi ofisine cinsel titreşimlerkatabilmekti. Frankel bu konuda şunları söylüyor: “Dr. Harris formununzirvesinde, birinci sınıf bir profesyonel. Kedi-fare oyunu oynamayı seviyor. Buyüzden tamamen kontrollü bir ortamı var. Göz delikleri ve diğer odalarıngörülmesini sağlayan dekorasyon sayesinde her zaman neler olup bittiğinibiliyor. Zengin duvar kağıtları ve renkleriyle, gösterişli sanat eserleri veyumuşak ışıklandırmasıyla lüks bir yer; onun özel ofisine adım atana kadar sonderece rahatlatıcı bir ortam. Sonra jaluziler kapanıyor, kapılar kilitleniyorve, ‘Burası Lanetliler Tapınağı’ diye düşünüyorsunuz”.

Sapık doktorun evi de stil olarak ofisine benziyor;yani, sokağa bakan kocaman pencerelerinden her şey görülebiliyor. Böylece,işteyken yapması mümkün olmayan türde şovlar yapma fırsatı buluyor.   

Pellit Kimya Şirketi ve Bobby Pellit’in evibirbirleriyle taban tabana zıt çünkü şirket baba Pellit’in insani dokunuşununeseri; oğul Pellit’in evi ise kendisinin ve hedonist zevklerinin utanmazca birmabedi niteliğinde. Evde egzotik ve erotik bulduğu, özellikle de Mısır ve Asyamotiflerinden oluşan bir sürü ıvır zıvır var. Hem 1980’lerin Stüdyo 54’ü hem deeğreti bir dövüş okulu havasında; ayrıca çok sayıda ayna ve masaj masasımevcut. Ayrıntıların bazıları, en çok da Asya etkisi Gordon ile Farrell’ınkarakter için öngördüğü dövüş sanatları merakı ve yiğitlik hayallerindenkaynaklanıyor.

Yapım Los Angeles ve civarında çekildiyse de, Gordon,“İnsanların daha önce televizyonda yüz kere görmediği, harika L.A. mekanlarıbulmaya çalıştık. Amacımız insanların Amerikan rüyasının peşindeyken korkunçpatronları tarafından durdurulduğu herhangi bir Amerikan şehri hissinivermekti”.

Comnidyne, Torrance-Kaliforniya’daki mevcut birotopark binasının bir parçasıydı. Çekim ekibi burada boş bir katı baştan aşağıinşa etti. Pellit Kimya için, Santa Fe Springs’de kullanılmayan bir su arıtmave depolama tesisi çevresinde borular ve konteynırlarla dolu mükemmel birsanayi alanı buldular. Bu sanayi alanı ve mimari ısmarlama yapılmış gibiydi amaoradan faydalanmak için ambarın içinin sıkı bir temizlik ve bakımdan geçmesi,dışarının dinamizmini göstermek için beton duvarlara pencereler açılması, veKurt’ün eski patronu Jack Pellit’in son kez çıkıp gittiği giriş yolununyapılması gerekiyordu. Nick, Dale ve Kurt’ün, akıl hocaları Jones’latanıştıkları bar Los Angeles’ın en eski semtlerinden birine kuruldu. Ayrıca,Woodland Hills T.G.I.F. restoranı üç kafadarın en sevdiği bar-restoranadönüştürüldü.  

Hikayeye gerçekçilik katmak için gerçek mekanlarkullanmak Gordon’ın niyetlerinden biriydi. “Ama bu, gerçek dünyada doğansenaryoların çoğumuzun sürdüğü hayatta olduğundan çok daha öteye taşındığı,abartılı bir gerçekçilik olacaktı” diyen dublör koordinatörü Sean Graham, şöyledevam ediyor: “Muhtemelen bunların içinde en tatmin edici olanlardan biri,Nick’in, Comnidyne’nın konferans odasının büyük penceresinden Harken’ı başaşağı atmayı ve aşağıdaki park yerinde arabasını patronunun adının bulunduğuyere park etmeyi hayal ettiği sahneydi. Bütününde, kafaların camlara çarptığı,yüksek pencerelerden aşağı uçulduğu, arabaların havaya uçtuğu, çılgın arabakovalamacalarının yapıldığı, arabaların kafa kafaya çarpıştığı ve daha bir sürüçılgınlığın yer aldığı son derece havalı birkaç fantezi sekansı var”.

Gordon ise şunları ekliyor: “Hikayedeki gerçek eğlencebu adamların gerçekten başarılı olup olamayacakları değil; korkunç bir planabeceriksizce yaklaşmaları”. Yönetmenin ümidi, Nick, Dale ve Kurt’ün “HorribleBosses/Patrondan Kurtulma Sanatı”nda isyan ettiği türde hayal kırıklıklarıyaşamış izleyicilerin patlamış mısır ve kahkahalar eşliğinde biraz deşarjolmaları ve sinemadan “sahip oldukları iyi patronlar için ve kıyaslandığındabelki de kendi patronlarının o kadar kötü olmadığı yönünde yeni bir bakışaçısı”yla çıkmaları.


Diğer yandan, Gordon son olarak şunu söylüyor: “Eğerbugüne dek hiç patronunuz olmasa ne iyi olur diye düşünüp onsuz hayatın nasılolacağını hayal ettiyseniz, bu film sizler için hikayenin devamını getiriyor vekaygan bir yokuştan aşağı inmeye başladığınızda neler olabileceğini gösteriyor.Gerçek manzarayı görünce tekrar düşünmek isteyebilirsiniz”.

Fransa, 1563. Protestanlar ve Katolikler, inançfarklılıklarını mazeret göstererek, toprak ve iktidar için kıyasıya bir savaşagirmişlerdi. Protestanların başında Navarra Kralı Henri vardı. Ordusu Paris’edoğru ilerlerken, içindeki öfke yalnızca Katoliklere karşı değildi. Asılintikam almak istediği, annesinin can düşmanı, Fransa Kraliçesi, Catherine DeMedici’ydi. Medici Henri’ye, barışı sağlamak amacıyla, kızı Margot’unizdivacını teklif etti. Ancak düğünden sonra Paris tam bir kan gölüne dönmüştü.Henri, Aziz Barthelemy Katliamından sağ kurtulmuştu, ancak 4 yıl boyuncasarayda esir tutuldu. Fransa tahtına geçene kadar, canını ve askerlerinikorumak için dinini değiştirmek zorunda bırakıldı. Tahta geçtikten sonra,Fransa topraklarında, monarşiyi yıkıp, düşünce ve inanç özgürlüğünü ilanederek, ilk hümanist kral olarak tarihteki yerini almayı başardı.

Yönetmen Director Jo Baier (“Stauffenberg”), HeinrichMann’ın uluslar arası sükse yapan aynı adlı eserini beyaz perdeye aktarırken;bir kahramanlık ve cesaret, tutku ve bağlılık efsanesi yazarken, aynı zamandaihanet ve acımasızlığın resmini de en çıplak hatlarıyla gözler önüne sermiş.

19 milyon Euro bütçeyle çekilen filmin görüntüyönetmeni de Nowhere In Africa filminden tanıdığımız Gernot Roll. Kurgusunu da,Alexander Berner’e (“The Baader Meinhof Complex”, “10,000 BC”, “Perfume”) ait.Filmin müziklerini ise Oscar ödüllü müzisyen Hans Zimmer (“Pirates Of TheCaribbean”, “The Lion King”) hazırlamış.
Gösterim Tarihi: 12 Ağustos 2011
Dağıtım: Pinema Film
İthalat: Tılsım Design
Yönetmen: Jo Baier
Yapımcı: Regina Ziegler
Senaryo: Jo Baier Ve Cooky Ziesche
Eser: Heinrich Mann’ın aynı adlı eserindenuyarlanmıştır
Oyuncular:
Julien Boisselier, Joachim Król, Roger Casamajor,Andreas Schmidt, Armelle Deutsch, Chloé Stefani, Hannelore Hoger, UlrichNoethen, Devid Strıesow, Karl Markovics, Sandra Hüller, Sven Pippig, André M.Hennicke, Wotan Wilke Möhrıng, Antoine Monot Jr.
Görüntü Yönetmeni: Gernot Roll
Kostüm Tasarım: Gerhard Gollnhofer
Makyaj: Gerhard Zeiss
Müzik: Hans Zimmer, Henry Jackman

Brian Karter annesini henüz kaybetmiş ve kendine miraskalan, bağımlıları iyileştirmek için deneysel çalışmaların yapıldığı birsığınak olduğunu öğrenmesiyle şaşırmıştır. Arkadaşlarıyla hem bu eski binayıhem de annesinin gizli tuttuğu işini keşfetmeye giden Brian, işin altında kötübir şeyler yürüdüğünü farkeder. Tüm şüphelerine rağmen yerin altında bulduklarıgizli geçite hep beraber yönelir ve korkunç gerçekle karşı karşıya kalırlar.Brian’ın annesi devrim yaratacak nitelikte bir alet geliştirmiş ve insanlarınbağımlılıklarından kurtulmalarını sağlamıştır. Fakat kurtulunan her bağımlılıkinsan etine aç, mutant çocuklar olarak vücud bulmuş ve terkedilmiş binanınderinliklerinde yaşamaya başlamıştır. Brian ve arkadaşlarını kurban seçenmutant çocukların karşısında yaşam savaşı verirlerken bazı şeylerin gizlikalmasının daha iyi olduğunu da öğrenirler.

Gösterim Tarihi: 12 Ağustos 2011
Dağıtım: Tiglon Film
İthalat: Bir Film
Yönetmen: Antoine Thomas
Senaryo: Alan Smithy, Alana Smithy
Öykü: Mariano Baino, Carolina Calaldi-Tassoni
Müzik: Alessandro Molinari
Görüntü Yönetmeni: Benoit Beaulieu
Yapım: Caramel Films, Don Carmody Productions, Redark
Kostüm: Nicoletta Massone
Sanat Yönetmeni: Elisabeth Williams
Kurgu: Yvann Thibaudeau
Uygulayıcı Yapımcı: Don Carmody, Maxime Remillard,Julien Remillard
Ortak Yapımcı: Giuseppe Vucetich, Valerie D’Auteuil
Yapımcı: Andre Rouleau, Andrea Marotti
Oyuncular:
Sean Clement
Simonetta Solder
Jordan Hayes
Jason Blicker
Bjanka Murgel
Devon Bostick

Henry Herald ‘H’ Humphries (Samuel L. Jackson) A.B.D. Ulusal Güvenlik Birimi’nde görevli özel ve sınırsız yetkileri olan bir ajandır. Kendisine birim içinde By ‘H’ denmektedir. Aslında görevi Amerika’nın ulusal güvenliğini tehdit edebilecek yakalanmış teröristleri işkenceyle sorgulamaktır ve işinde oldukça iyidir. Helen Brody (Carrie-Anne Moss) FBI’ın gözbebeği ajanlarından biridir. Her iki ajan da bu sefer çok tehlikeli bir durumla karşı karşıyadır. Her ne kadar birbirleriyle anlaşamasalar da bu tehlikeli durum karşısında birlikte çalışmak zorundadırlar. Steven Arthur Younger (Michael Sheen) Arap kökenli bir Amerikan vatandaşıdır hatta A.B.D. Ordusu’nda patlayıcı uzmanı olarak görev yapmıştır. Fakat bu kez bütün Amerikan yetkililerine bir video göndererek herkesin kanını dondurur. Çünkü videosunda istedikleri yapılmazsa üç A.B.D. eyaletini havaya uçurmakla tehdit eder. Durum çok vahimdir ve çok kısa bir sürede Steven yakalanmalıdır.
Gösterim Tarihi: 05 Ağustos 2011
Dağıtım: Pinema Film
Yönetmen: Gregor Jordan
Yapım Yılı: 2010
Tür: Dram, Gerilim
Oyuncular:

Samuel L. Jackson, Michael Sheen, Carrie-Anne Moss, Stephen Root