‘Vizyondakiler’ Kategorisi için Arşiv

Yoksa atlatabilir misin? “Final Destination 5/SonDurak 5”te, her zaman olduğu gibi hazır ve nazır bekleyen Ölüm, tehditkarvarlığını önce bir grup mesai arkadaşının şirket gezisi sırasında hissettirir.Otobüs yolculuğu devam ederken, Sam (Nicholas D’Agosto) kendisinin,arkadaşlarının ve birçok başka insanın daha köprünün çökmesi sonucu ölüşünedair bir öngörü yaşar. Bu öngörü sona erdiğinde, gördükleri gerçek olmayabaşlar ve Sam panik hâlinde mesai arkadaşlarından olabildiğince çoğunu, ayrıcadostu Peter (Miles Fisher) ve kız arkadaşı Molly’yi (Emma Bell) Ölüm onlarıyakalamadan önce felaketten uzaklaştırmaya çalışır.

Ama hiçbir şeyden şüphelenmeyen bu grubun hayattakalmaması gerekmektedir; ve, zamana karşı dehşet veren bir yarışta, talihsizgrup yana yakına Ölüm’ün sinsi planlarından kurtulmanın bir yolunu bulmayaçalışırlar.

Başarılı korku serisi “Final Destination 5/Son Durak5”in beşinci yapımında, Ölüm, sistemli bir şekilde kendisinin amansızpençesinden kaçma mücadelesi veren bir grup arkadaşın peşine düşerek, dur durakbilmeyen bir takipçi olduğunu bir kez daha kanıtlar.

Ölüm, bu kez, bir gecelik bir şirket gezisine çıkmışbir grup mesai arkadaşını hedef almıştır. Gezi otobüsü gidecekleri yere doğruyola koyulur. Kullandıkları güzergah üzerinde 60 metre yükseklikte, altındanazgın bir akarsu geçen dev bir asma köprü vardır. Köprü gözlerinin önündedağılırken, yolcuların yazgıları da çoktan belirlenmiş gibi görünmektedir.Kazayı ilk sezen karakter olan Sam umutsuz bir şekilde onları kurtarmanın bir yolunubulmaya çalışır. Bir ölçüye kadar da başarılı olur…ya da o öyle sanmaktadır.

Yönetmen Steven Quale, “Önceki ‘Final Destination/SonDurak’ filmlerinde, ölmeleri kaçınılmazdı; soru, ne zaman ve nasıl olacağıydı.Bu da bir adrenalin patlaması yaşatıyordu. Ama bu filmde, bir hamle ekledik:Birkaçı hayatta kalmanın yolunu bulmuş olabilir” diyor.

Yapımcı Craig Perry’ye göre, beşinci kez seyirciylebuluşma fırsatı, serinin hayranlarının beklentilerini karşılamanın yanı sıraonları koltuklarında zıplatma olanağı da tanıdı.

“Bu filmlere bakış açımız her zaman onları bir adımileriye götürmek yönünde” diyor Perry ve ekliyor: “Hayranlardan öğrendiğimizşeylerden biri onların hem sürükleyici ve korkutucu bir hikaye hem de eğlencelibir serüven istedikleri. Dolayısıyla, dozajı gerçekten de artırmaya çalıştık”.

Yapımcılar Craig Perry ve Warren Zide filmi üç boyutluçekmek istediklerini bildikleri için, alanında uzman olan Quale’i projeye dahilettiler.

“Steve’in 3-B hakkında unuttukları bile benimbildiğimden fazladır” diyen Perry, şöyle devam ediyor: “Bunu sadece üçboyutlunun değil aksiyon filmlerinin de ustası olan Jim Cameron’la birlikteyirmi yıldır yapıyor. Ayrıca, Steve sinemayı hakikaten seviyor ve ona tutkuylabağlı. Buna bir de teknik uzmanlığını eklediğinizde, bizim burada yapmayaçalıştığımız şey için mükemmel aday olduğuna emindik”.

Quale temel önermesinin son derece yerleşik olduğu birfilmde çalışmanın kendisi için serinin iskeletini pekiştirmek anlamındayaratıcı zorluk teşkil ettiğini düşündü. Bu konuda şunları söylüyor: “Dört‘Final Destination/Son Durak’ filmini de izlediğim bir maraton yaptım ve herbirinin en beğendiğim şeylerini not ettim. Sonra kamera arkasında geçtiğimdeneler yapacağımı düşünmeye başladım”.

Senarist Eric Heisserer, “Final Destination 5/SonDurak 5”te çalışmanın bir yazarın rüyası olduğunu çünkü hikaye için yakalayıcıbir öğe bulmak gerekmediğini söylüyor: “ ‘Final Destination/Son Durak’konsepti, önceki dört film sayesinde, benim izleyici için ön hazırlık yapmamıgerektirmeyen ender durumlardan biriydi. Başından itibaren niyetim sürükleyicibir doğaüstü gerilim yazmaktı ve bunun aynı zamanda bir ‘Final Destination/SonDurak’ filmi olmasıydı. Serinin hayranları gibi, ben de birkaç feci ölümsekansı istedim fakat aynı zamanda karakterler için ahlaki bir ikilem sunarakserinin söylencesini genişletmek de istedim. Bu ikilem karakterleri en çokneye, ya da kime değer verdikleri sorularıyla boğuşmaya zorluyor”.

Serinin imzası hâline gelen zincirleme reaksiyon tarzıölümler izleyicilerin beklentilerinin merkezini oluşturduğu için, bu sahnelerimher seferinde daha büyük ve daha iyi olması gerekiyordu ve bu da yazar içinkeyifli bir meydan okumaydı.

“Benim için en zor şey kesinlikle ölüm sekanslarınınkoreografisiydi. Senaryolarımızın geçtiği gerçek mekanları birden çok kezziyaret ettim. Fotoğraflar çektim, çizimler ve röportajlar yaptım. Çoğu zaman,henüz hiçbiri işlenmemiş olsa da, adeta suç mahallindeymişim gibi hissettim…”diyor yazar gülerek ve ekliyor: “Doğru sırada tetiklendiğinde bir karakter içinfelaket oluşturan küçük, alelade olaylar zincirini yaratmak dikkatli bir diziplanlama gerektirdi. Bu madalyonun diğer yüzü ise bir ölüm sekansı başarılıolduğunda yazması en eğlenceli şey olmasıydı”.

Yapımcılar ve Quale, ölüm sahnelerine ek olarak,hikaye ve karakter gelişimine de aynı ölçüde değer verilmesi konusundaısrarlıydılar çünkü izleyicilerin karakterlere ısınmasının öneminibiliyorlardı. Bu sağlandığında, karakterlerin ölümünü izlemek çok daha organikve dehşet verici oluyordu.

“Köprü ile başlamak üzere dinamik aksiyon sekanslarıiçeren, görsel açıdan nefes kesici bir film yapma hedefiyle yola çıktık” diyenQuale, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Ama, bana göre, karakterler de izleyicinintakip etmek istediği insanlardır. Onların hikayeleri gerçekten de bu filminitici gücüne yardımcı oluyor. Bu yüzden, her rol için doğru oyuncuları bulmayaçok zaman harcadık. Bu grup bizim için büyük şans oldu”.

Perry ise şunları ekliyor: “Bence bu filmde harika birdenge yakaladık. Çöken köprüyle, bugüne kadarki en büyük açılış sekansımızıelde ettik. Sonrasındaysa, bu karakterlerin her birine sadece ne olacağı değil,daha da önemlisi nasıl olacağı konusunda katıksız bir gerilim vardı. ‘FinalDestination/Son Durak’ filmlerini diğerlerinden ayıran da işte bu özellik”.

“Şanslı azınlık felaketi atlatır. Ve sonra birerbirer…Ölüm hepsinin peşine düşer”.

“Final Destination 5/Son Durak 5”in hikayesi birkariyer krizinin ortasındaki genç profesyonel Sam’in etrafında dönüyor. Samkağıt fabrikasındaki geçimini sağlayan işte sıkışıp kalmak ile aşçı olmatutkusunun peşinden gidip Paris’e taşınmak arasında kalmıştır. Ama Paris’egitmek sevdiği kızı kaybetmesine de yol açabilir ki bu çok ağır bir bedelolabilir.

Sam’i canlandıran Nicholas D’Agosto şunları söylüyor: “Sam’letanıştığımızda, kafası dağınık çünkü bu şirket gezisine hazırlanması gerektiğisırada kız arkadaşı Molly ondan ayrılıyor. Sonrasında otobüse bindiklerinde,Sam ‘bir şeyler yolunda değil’ hissi yaşıyor ama bunu üstünden atıyor. Ölüm,Sam’in etrafındaki kişileri almaya başlayınca gerçekten çok korkuyor çünkübunun nedenini, ne yapması gerektiğini, ya da çevresindekilerin ölümüyle hiçbirilişkisinin olmadığına FBI’ı nasıl ikna edeceğini bilmiyor. Üstüne üstlük,hayatıyla ilgili kararlar vermeye çalışıyor; tabi hayatta ne kadarkalabilecekse”.

Perry ise, “Nick’in karizmatik ve çekici biri oluşuhâliyle Sam’e de yansıdı. Bu, çok önemliydi çünkü izleyicinin onunla böylesinekorkutucu bir serüvene çıkmak istemesi gerekiyordu”.

D’Agosto gülümseyerek, “Bu serinin sevdiğim yönüizleyici için şu büyük soruyu açık bırakması: ‘Bu karakterlere Ölüm’ü tekrargelip peşlerine düşene kadar atlatmalarını sağlayan durugörüleri gösterenvarlık kim ya da ne?’ Bence bu hayranların da ilgisini çeken eğlenceli bir soruama benim cevap vermeyi denemeyeceğim bir soru…bu konuda kendi fikrim olduğuhalde” diyor.

Ölüm, Sam’in yanındakilere ve sevdiklerine ağınıatarken, hiç kimseyi meşum planlarının dışında bırakmaz—belki Sam’in hayatınınaşkı istisna olabilir.

Sam’in kız arkadaşı Molly (Emma Bell) erkek arkadaşınasırılsıklam aşık, tatlı bir kızdır ama hayat yollarının iki ayrı yöne doğruilerlemekte olduğunu hissetmektedir.

Molly konusunda, Bell şunları söylüyor: “Küçük birkasabada yaşıyor ve bundan çok memnun. Bana kalırsa, asla büyük şehre taşınmahayali kurmadı ya da daha büyük bir şeyin parçası olmak istemedi. Sam’e aşıkfakat onun kendisininkinden çok daha büyük hayalleri olduğunu biliyor ve onaolan aşkını onun hedeflerinin önünde engel oluşturmadan nasıl dengeleyebileceğindenemin değil. Molly bir seçim söz konusu olsa, Sam’in kendisini Paris’e gitmeyetercih edeceğinin farkında. Ama onu böyle bir konuma sokmak istemediği için buseçimi onun yerine kendisi yapıyor”.

Perry, daha önceki bir filmde Bell’i görüp, “‘Kim bukız? Muhteşem’ dediğimi hatırlıyorum. O yüzden, casting sırasında onun adıgeçtiğinde, hemen üstüne atladık. Emma’nın gözleri inanılmaz güzel. Tek kelimeetmeden tüm sahneyi kotarabilir” diyor.

Sam’in  en yakınarkadaşı ve işteki amiri Peter’ı Miles Fisher canlandırdı. “Oldukça düz birbakış açısına sahip, iki kere iki dört eder diyen türde biri” diyor Fisher,Peter için ve ekliyor: “Ölüm onun ve arkadaşlarının peşine düştüğünde, mantıklıbir açıklama bulmak için mücadele ediyor çünkü düşünce şekli başka türlüsüneelvermiyor. Ve sonunda Ölüm onun en yakınındaki kişiyi aldığında, sanırımiçinde bir şeyler kopuyor; kafasına ve kalbine bir türlü söz geçirip olanbitenden bir anlam çıkaramıyor. Kendini kurtarmak için umutsuzca çırpınıyor”.

Perry, Peter karakterinin belki de seride bugünekadarki en büyük değişim gösteren karakter olduğunu ve filme daha önceişlemedikleri türde dramatik bir anlatım kattığını söylüyor: “Hayranlar içinkutumuzda pek çok eğlenceli sürpriz var ama sanırım en ilginçlerinden biri, birkarakterin çevresindeki dünya yıkılmaktayken, kendini kurtarmak için ahlaksızcayollar arayışını izlememiz. Üçüncü perdede elle tutulur bir antagonist dahaönce filmlerimizde yer almayan bir özellik”.

Fisher serinin standardına aykırı bir karaktericanlandırmaktan keyif aldığını şöyle ifade ediyor: “Bu filmlerin müthiş olanyönü insanların oyunun kurallarını bilmesi. Herkes muhtemelen korkunç birşekilde öleceğini biliyor; ve bunun eğlenceli yanı da izleyicilerin damarınabasmak. Kazalar her gün oluyor; küvetinizde, solaryum yatağınızda, yarışpistinde, uçağa her binişinizde. Bu filmler hayal gücünüzü ateşliyor ve sizikorkuya sürüklüyor ama bunu mizahi bir anlatımla yapıyor. Bununla oynamak vefarklı bir düzeye taşımak eğlenceliydi”.

Peter’ın kız arkadaşı Candice’i canlandıran Ellen Wroedaha önce jimnastikçi olan genç bir aktris. Yapımcıların aradığı şey tam dabuydu. Aslında, aktrisin filmlerle ilk olarak tanışması da jimnastik yaparkenolmuştu. “Yarıştığımız zamanlarda her Cumartesi gecesini birimizde geçirir vekorku filmleri izlerdik. Bunların arasında ‘Final Destination/Son Durak’filmleri de vardı. Aklımı kaçıracak kadar çok korkar ve gözlerimi kapatırdımama sonra o filmleri tekrar tekrar izlerdik” diyor Wroe.

Quale ise Wroe’nun doğru kişi olduğuna dair en ufakşüphesinin olmadığını belirtiyor: “Ellen’da cesaret ve telaş vardı. Ayrıca,eski bir jimnastikçiydi. Onu görür görmez arayışımızın sonuna geldiğimizianladık, Candice’i bulmuştuk”.

Bu spordan yedi yıldır uzak kaldığı için, dublörkoordinatörü J.J. Makaro iki dublöre Candice’in bir dizi karmaşık performanssergileyeceği sahne için hazırlık yaptırdı. Ama, Makaro dublörlerin gerekliolmadığını söylüyor:

“Ellen muazzam bir sürprizdi. Performansın dahakarmaşık bölümleri için dublöre ihtiyaç duyabilir diye tamamen hazırlıklıydımfakat Ellen spor salonuna gitti ve hazırlanmaya başladı. Ne zaman ki ona yardımedebileceğimiz bir noktaya geldiğimizi düşünsek karşımıza geçip bizi hayretedüşürüyordu. Sonunda jimnastik antrenörümüz, ‘Tüm bunları yapmak içinihtiyacımız olan kişi Ellen’ dedi. Onun çalışma ahlakı ve azmi etkileyiciliktençok öteydi”.

“Bunca yıl ayrı kaldıktan sonra tekrar forma girmek veeski düzeyime dönmek biraz zordu ama bu zorluğa hazırdım” diyor Wroe veekliyor: “Birkaç hafta sonra günde 3-4 saatlik antrenmanlar yapabiliyordum vebecerilerimin çoğu geri gelmeye başladı”.

İş ahlakı pek fazla olmayan bir karakter ise Isaac. O,her ofiste olup herkesi sinir ediyormuş gibi görünen, bayanlar tarafındantamamen görmezden gelindiği halde bunu sürekli olarak değiştirmeye çalışankişi. Korku türüne yeni adım atan P.J. Byrne bu rolü oynamaya istekliydi. “‘Birdaha beyaz perdede böyle ölme fırsatını, hele hele üç boyutlu olarak, neredebulacağım?’ diye düşündüm. ‘Final Destination 5/Son Durak 5’ta oynama isteğimböyle ateşlendi” diyor aktör.
Reklamlar

“BİR TUTAM CENNET” New Orleans’ta yaşayan uçuk kaçıkbir genç kadının hiç beklemediği bir anda doktoruna aşık olmasını konu alanduygusal bir film…
2000 yapımı “Almost Famous – Şöhrete Bir Adım”filmiyle Oscar’a aday gösterilen Kate Hudson, Oscar ödüllü Kate Bates ve WoopiGoldberg’in de katılımıyla Gael Garcia Bernal ile kamera karşısına geçiyor.
Marley Corbett (Kate Hudson) genç, güzel bir o kadarda uçuk kaçık bir reklamcıdır. En büyük korkusuysa büyük bir aşk yaşayarakkendini birine açmak ve bir ilişkinin sorumluluğunu almaktır. Hayata karşıalaycı bir tavır takınan, olayları pek de ciddiye almayan Marley’in yapacağıdoktor ziyareti hem kendisi hem de doktoru (Gael Garcia Bernal) için yepyenibir macera, bambaşka bir keşif olacaktır.
“A Little Bit Of Heaven” ın senaryosunun yapımcı JohnDavis’e ulaşma hikayesi Hollywood için çok da sıradışı değil. Los Angeles FourSeasons Otel’de bir arkadaşını bekleyen Davis, yanında oturan bayanla sohbetetmeye başlar. Kadının bir senaryosu vardır, adam hikayeye bayılır… Devamındaolacakları tahmin etmek çok da zor değil. Bu filmde sıradışı olan, bir kadınınkendini keşfetmesi adına yaptığı yolculuk hikayesini, komedi ve duygusallığı bukadar hassas ve itinalı bir şekilde harmanlanması aslında.
“A Little Bit Of Heaven” ölümle burun buruna gelmesinerağmen, hayata karşı takındığı neşeli tavırdan asla vazgeçmeyen güçlü birkarakterin hikayesi. “Marley, duygusal bir ilişkinin getireceği sorumluluktanuzak durmak için herşeye alaycı yaklaşıyor. Fakat ölebilme ihtimaliyle somutbir şekilde yüzleşince bir anda hayatın anlamını buluyor.” diyor Davis.
Filmin ilk başta büyük bir stüdyoda, pek çok oyucu veyönetmen düşünülerek hazırlandı. Fakat Davis bu filmed komedi ve dram arasındaçok hassas bir denge olduğunun başından beri farkındaydı. Bu yüzden alışılmışındışında olan bu hikayeyi anlatabilecek daha farkı bir prodüksiyon anlayışınınpeşinden gitti ve Miramax ve Warner Bros yöneticileri Mark Gill ve NeilSacker’ın kurduğu The Film Departmant ile çalışmaya karar verdi.
“Size yüksek sesli kahkahalar attıran, ardındanağlatan, ardından hışkırarak ağlatan bir senaryonun elinize gelmesi alışılmışbir şey değildir.” diyor Sacker. “İçi içine sığmayan bir kadın var karşımızda.Etrafında onu çok seven pek çok arkadaşı olan, çevresindeki insanların hayatınarenk katan, hep ileriye bakan bir karakter. Geri kalan yaşamında sonayaklaştığını fark eden genç kadın, kendini herkese  nasıl yaşaması gerektiğini öğretirken bulur.Senaryoyu defalarca okudum. Her defasında hem güldüm hem de ağladım. Bu film,sahip olduğumuz kısacık zamanda hayatı en keyifli nasıl geçirebileceğimiziöğreten bir ders gibi.”
Yönetmen ve başrol oyuncusu için arayışa girenyapımcılar, Kate Hudson ve yönetmen Nicole Kassell arasında harika bir uyumyakalayacaklarını hissetmişler. Eleştirmenlerce çok beğenilen “TheWoodsman”daki performansıyla kendini kanıtlayan yönetmen Kassell özelliklekomedi ve dram unsurlarını harmanlamadaki yeteneğiyle dikkatlerini çekmiş.
“Aldığı terfinin hemen ardından Marley’e kanser teşhisikonuyor. Burada beni vuran şey, başına gelen şeylerin onu nasıl etkilediği veonu nasıl bir yola soktuğu. Senaryoyu okurken ayağım yerden kesildi sanki,sarsıldım.
“Hikayeyi okuduğumda bayıldım ve çok uzun zamandırböyle bir filmin yapılmadığını fark ettim.” diyor Kate Hudson. “Senaryouokuduktan sonra yarım saat ağladım. Nicky ile tanıştığımda farkettim ki bu,hayatını olduğu gibi kabul etme cesaretini gösteren cesur insanları anlatan birfilm. Nicky ile birlikte hem ağlatan hem güldüren hem de herkesin kendinden birşey bulmasını sağlayacak bir film yapabileceğimizi hissettim.
“Nicky senaryoyu ilk okuduğunda çok heyecanlandı.”diyor Gill. “The Woodsman’da da gördüğümüz gibi onun hikayedeki dramı en iyişekilde perdeye aktaracağını biliyorduk. Burada önemli olan hikayedeki anakarakterin muzur ve eğlenceli tavrını da en iyi şekilde göstermekti ve Nickybunun farkındaydı. Bu filmi, diğerlerinden ayıracak olan asıl özelliği buydu.”
“Filmde insanların olaylar ile aralarında bağkurdukları sahneler olacak. Kendilerine çokyakın hissettikleri anlaryaşayacaklar. “diyor Hudson. Senaryoyu her okuduğumda veya bir sahnenin herçekimi sırasında bir öncekine göre daha fazla etkilendim. Karakterle o kadardolu dolu çizilmiş ki, Marley’in serüveninin başında sonuna kadar onlarınbaşlarına gelenlerle nasıl baş ettiklerini öğreniyorsunuz.”
Hudson, Marley’in anne ve babasıyla olan mücadelesi depek çok kişinin ilgisini çekecek, diyor. Marley’in baskıcı annesini KathyBates, vurdumduymaz babasını Treat Williams canlandırıyor. “Marley’in annesiBeverly tam bir tragedya kraliçesi.” diyor Bates. Bu karakterle kızı ve eskikocasıyla yediği bir yemek esnasında tanışacağız. “Ortada çözülmemiş sorunlarolduğunda birbirimizin zayıf noktalarına dokunmakta üstümüze olmaması çok eğlenceli.”diyor Williams. “Kathy’nin olayları spontan bir şekilde daha komik ve dahagerçek bir şekilde yansıtmayı başaran bir oyunculuk yeteneği var. Marley’inbirbirinden nefret eden iki insan arasındaki çatışmanın ortasında kaldığısahneyi Kathy’nin oynaması ve onun karşısında rol almak çok eğlenceli.”
“Beverly her şeye burnunu sokan bir karakter ve Marleyhayatını annesinden uzak kalarak geçirmeye çalışıyor.” diyor Hudson. “Beverlyhızla Marley’in hayatına tekrar girmeye çalışıyor. Kendisini affetmesi gerekentek ilişkisi bu belki de. Hayatlarını bir arada yürütmeleri o kadar zor ki. Herzaman orada olacağını bildiğiniz tek kişi annenizdir. Onunla büyük tartışmalaryaşamakta çok zorlanmazsınız çünkü hiçbir yere gitmeyeceğini hep bilirsiniz. Vebir gün sizin çekip gideceğinizi söylemek o yüzden hiç de kolay değildir. Böylebir ilişkiyi anlatabilmek için Kathy gibi harika bir oyuncu ile çalışmakinanılmaz!”
“Doktor Julian Goldstein’a (Gael Garcia Berbal)gittiği ilk muayenelerde Marley probleminin ciddiyetini alaycılıkla göz ardıeder. Fakat Julian’ın hastalığının teşhisini koymasıyla, genç doktor onuhastalığının ciddiyetine hazırlamaya ve bu serüvende ona yoldaş olmaya başlar.”diyor Bernal. “Başlangıçta Julian, Marley’e göre çok düzgündür.  Daha önce birlikte olduğu adamlara hiçbenzememektedir. Bu yüzden de onun hassas davranması için çok uygundur. Onunkarşısında çırılçıplak kalmak zorundadır ve Julian buna hazırdır. Julian,Marley’i olduğu gibi kabul edecektir.” “Senaryoyu okuduğumda çok keyif aldım veduygulandım. Ölümle yaşamdan keyif almak arasındaki nüansı şaşırtıcı birşekilde yakalayan bir film bu. Geleceğin tehlike altında olduğu bir ortamdabirbirlerine aşık oluyorlar. Bu belki de yaşanabilecek en saf aşk. Ellerindekivaktin kıymetini an be an bilerek, gelecekten kaygı duymadan yaşanan biraşk. 

Elizabeth Halsey (Cameron Diaz) kırık not vermeklekalmayan bir öğretmendir. Aynı zamanda, ağzı bozuktur, gaddardır ve son derecemünasebetsizdir. İçki içer, kafayı bulur. Bir an önce evlenip para kazanmakzorunda kalmamak ve orta okul öğretmenliğinden ayrılmak içinsabırsızlanmaktadır. Nişanlısı tarafından terk edilince, zengin ve yakışıklıyedek öğretmenin (Justin Timberlake) kalbini kazanma planlarını hayata geçirir.Bu konuda aşırı derecede enerjik meslektaşı Amy’yle (Lucy Punch) rekabet etmekzorundadır ama kendini saygısız beden eğitimi öğretmeninin (Jason Segel) asılmagirişimleriyle mücadele ederken bulur. Elizabeth’in akıl almaz dalavereleri vebunların doğurduğu çılgın sonuçlar öğrencilerini olduğu kadar meslektaşlarını,hatta kendisini de hayrete düşürür.
“Bad Teacher/Kötü Öğretmen”de eğitimi yenidentanımlayan bir öğretmeni canlandıran Cameron Diaz, “Elizabeth asil bir meslek olduğu için öğretmen değil – busadece bir iş, bir gereklilik, kirasını ödemek için yapması gereken bir şey”diyor ve ekliyor: “Aslında, onun esas amacı bir daha asla öğretmenlik yapmakzorunda kalmamanın bir yolunu bulmak”.
Bu filmin fikri senarist ortaklar Gene Stupnitsky veLee Eisenberg’ün aklına geldiğinde, son derece ender ve özel bir şeyyakaladıklarını biliyorlardı. Eisenberg, “Sanki kadınlar için pek fazla komedirolü yokmuş gibiydi. ‘Saturday Night Live’da pek çok komik kadın sanatçıgörüyoruz: Çok komik ve çekiciler. Sonra filmlere gidiyoruz ama bu filmlerdeiki erkeğin kanka olması için aksesuar falan gibiler. Biz gerçekten de kadınbir komedyen için bir proje yazmak istedik” diyor.
Bu derece akıl almaz ama bir o kadar da iyi yazılmışbir karakteri canlandırma fırsatı Diaz’a cazip geldi. Sınırları zorlamayısevdiğini dünya çapında hit olan “There’s Something About Mary”de kanıtlayanaktris, yine de bu tür rollerin insanın karşısına sık sık çıkmadığını söylüyor:“Karşınıza böyle roller çıkmıyor. Olmuyor işte. Özellikle de kadınlar için. Busenaryo hem çok tahrip edici, hem muhteşem, hem de çok komik. Senaryoyu ilk kezokumayı bitirdiğimde kafamda kuşkuya yer kalmamıştı: Bu rolü canlandıracaktım”.
Peki Elizabeth ne derece yoldan çıkmış? Diaz’in bunayanıtı şöyle: “Amacı yeni göğüs yaptırabilmek için para kazanmak. Onu buhayattan çekip alacak, bir daha asla çalışmasına gerek kalmamasını sağlayacakkadar zengin bir koca peşinde. Bu isteklerini gerçekleştirmenin yolunun da işteo iri göğüslerden geçtiğine ikna olmuş durumda”.
“Okuduğum en komik senaryolardan biri olduğunudüşündüm” diyen yönetmen Jake Kasdan, şöyle devam ediyor: “Lee ve Gene’intamamen özgün ve çok komik bir tarzları var. Bana kalırsa, en güzel kadınkomedi rollerinden birini yazdılar; ve biz de onu canlandıracak mükemmel kişiyibulduk”.
Eisenberg, kendisinin ve ortağının baştan beriprojenin iyi ellerde olduğundan emin olduklarını ifade ediyor: “Elbette herzaman Jake’in çalışmalarına hayrandık: Bana göre, ‘Freaks and Geeks’ tümzamanların en iyi dizilerinden biri. Pilot bölümü onun yönetmiş olmasıkararımızı pekiştirdi”. Fakat, yazara göre, Kasdan’ın bir diğer artısı ise busenaryoyu farklı kılan şeyi içsel bir şekilde anlamasıydı: “Jake çokişbirlikçiydi. Elbette senaryonun gelişimine, Elizabeth’in gelişimi için kilitöneme sahip küçük değişimlere ilişkin fikirleri vardı. Şimdi filmi izlediğimdeJake’in mutfağında yaptığımız değerlendirmeleri hatırlıyorum da onun tümiçgüdülerinin çok zekice olduğunu bir kez daha görüyorum”.
“Başkasının yazdığı bir senaryoyu yönetirkenyazarların yapıma dahil olması benim için önemli” diyor Kasdan ve ekliyor:“Özellikle de komedilerde bu çok büyük bir artı. Filmi yaparken başka esprilerde karşınıza çıkabilir; çekimler sırasında filmi daha da komik yapmayaçalışabilirsiniz”.
Kasdan’a göre, Diaz’i farklı kılan şey, onun kendinirole tamamen vermeye istekli oluşu: “Cameron’ın harika bir özelliği var,bütünüyle korkusuz oluşu. Rolü gereği edepsiz ya da huysuz olmak ona keyifveriyor. Ayrıca, rolü için neyin işe yarayabileceği konusunda son derece açık fikirli.Bu filmin merkezi için mükemmel kişiydi; ve gerek yazarlar için gerek benimiçin onunla çalışmak gerçek bir ödüldü”.
Kasdan, Diaz’in karakterini tanımlarken, “Elizabethkötü biri değil; sadece çok ama çok korkunç değerlere sahip” diyor.
“Saldırgan bir kötülüğü yok, sadece her şeyin üstündeolduğunu düşünüyor” diyen Diaz, şöyle devam ediyor: “Öğretme konusunda birtutku, çocukların bir şey öğrenmesi konusunda bir arzu beslemiyor. Çocuklarıneyalet sınavında başarılı olmaları durumunda yüklü bir ödeme alacak olduğunuöğrenmesi bile onda daha iyi bir öğretmen olma isteği uyandırmıyor; o sadecesonuçları istiyor. Hiç değişmiyor olmasına bayılıyorum”.
Aslında, Elizabeth için her şey Elizabeth’in etrafındadönüyor. Yaptığı her şey artık öğretmenlik yapmama hedefine yönelik; hatta bu,yedinci sınıf öğrencisinin araba yıkama işini çalmak olsa bile. Diaz bu konudada şunları söylüyor: “Elizabeth çalışkan biri değil, ama işini biliyor. Tam birbaş belası. Araba yıkama alanına şort, yüksek topuklar ve önünü düğüm yaptığıbir gömlekle gidip ebeveynlerin arabalarını yıkıyor. Durum ona oldukça basitgörünüyor: Araba yıkama işinin başına geçmenin ve sonrada kazançtan payınıalmanın bir yolunu bulacak”.
Kasdan ise, “Cameron muhtemelen dünyada bunu başarabilecektek aktris çünkü o kadar komikken böylesine seksi de görünebilen başka birinidüşünemiyorum. O sahnede hakikaten çok komik”. 
Terk edilmesinin ardından Elizabeth gözünü zengin veyakışıklı yedek öğretmene diker. Scott Delacorte (Justin Timberlake) adındakibu öğretmen bir saat krallığının varisidir. Ama Scott, Elizabeth’in meslektaşıolan ve kendini mükemmel öğretmen olarak tanımlayan Amy Squirrel’a (Lucy Punch)aşık olmaya başlayınca, Elizabeth’in kıskançlığı ve kinci yapısı devreye girer. 
Diaz’le başrolü paylaşan Justin Timberlake, “Scottkağıt üzerinde çok ama çok hoş biri. Sıradan, zengin, asil ve mülayim biri gibigörünüyor” diyor ve ekliyor: “Bunu oynamak aslında eğlenceliydi çünkü Lucy ileand Cameron’ın canlandırdığı karakterler gitgide bayağılaştıkça, Scott dagitgide tuhaflaşıyor” diyor.
Timberlake sette yazarların olduğu ve yönetmeninişbirliğini desteklediği bir ortam sunan “Bad Teacher/Kötü Öğretmen”in muhteşembir deneyim olduğunu belirtiyor: “Rol senaryoda yazılı olduğu şekliyle bilegerçekten komikti. Daha sonra ise, bir sahnenin ortasındayken, Jake’in müthişiçgüdüleri devreye giriyor ve her kayıtta role bir katman daha ekleniyordu.Yazarlar üzerine bir şeyler katabileceğiniz replik seçenekleri üretiyorlardı.Tüm bunlar karakteri gitgide daha belirgin ve bence daha da komik hâlegetirdi”.
“Komedinin esprilere değil karaktere dayalı olmasıtercihim” diyen aktör, şöyle devam ediyor: “Drama filmlerinde duygusal bir anvarsa, bunun nedeni izleyicilerin karakteri serüveni boyunca izlemişolmalarındandır ve o anın onlar için bir anlamı vardır. Komedi de aynı şeygeçerli: Eğer karakterleri izlemişseniz her şey daha da komik olur”.
Bu kadar komik oyuncularla çevrili olmanın büyük birtalih olduğunu ifade eden Timberlake, “Gerçekten, ben onların bir hayranıyımsadece. Bu muhteşem komedi ustalarıyla aynı kum havuzunda oynamak harikaydı”diyor.
Beden eğitimi öğretmeni Russell Gettis’i canlandıranJason Segel de bu iltifata şöyle karşılık veriyor: “Sadece tek bir şeyde süperyetenekli olmanız gerekir. Ama Justin süper yetenekli bir şarkıcı, müzisyen vedansçı; ayrıca gerçekten de komik. Bu adam herkes için moral bozucu. Neyse kiboyu benimkinden kısa; en azından bir konuda avantajlıyım”.
Timberlake elbette şarkıcı ve şarkı yazarı olarak büyükbaşarılara imza attı ama “Bad Teacher/Kötü Öğretmen”de kendi müzisyen kimliğiniti’ye alıyor. Aktör bunu şöyle açıklıyor: “Scott’tan öğretmenlerin müzik grubuPeriod 5’a katılması isteniyor. Scott herkesin favorisi; öğretmenlerinöğrencilerinin onun gibi olmasını dilediği biri; dolayısıyla, ondan grubakatılmasını istemeleri doğal. Lee ve Gene bana geldiler çünkü Scott’ın Amy içinbir şarkı yazmasının çok komik olacağını düşünmüşler. Bu şarkıyı ne kadar basitve kötü yapabileceğimizi görmek istedik”.
Amy Squirrel için filizlenmekte olan aşkından ilhamalan Scott, “Simpatico” isimli hakikaten berbat bir aşk şarkısı yazar.“Justin’in karavanında oturduk ve o gitar çalarken sözleri yazmaya başladık.İnanılmaz bir deneyimdi” diyor Eisenberg ve ekliyor: “Elbette, ‘Simpatico’dünyanın en kötü şarkısı. Justin şarkıyı tuhaf bir tondan söylüyor ve gitardaakortları basarken ellerine bakıyor. Filmde, Justin gerçekten de gitar çalmayıyeni öğrenmiş biri gibi duruyor”.
Kasdan ise, “Justin Timberlake’i kötü şarkı söylemeyeçalışırken izlemek beni çok güldürdü” diyor.
Diaz’in filmdeki rakibi koridorda karşı komşusu olanAmy Squirrel’dır (Lucy Punch). “Amy dürüst, iyi niyetli ve kibar, ama aynızamanda bir baş belası ve çok da sinir bozucu” diyor Punch ve ekliyor: “Elizabethgelip kafa tutmaya ve Amy’nin erkeğine asılmaya başlayınca her şey paramparçaoluyor”.
Eisenberg gülerek, “Karakterlerimize isim düşünmekiçin çok zaman harcadık” dedikten sonra, şöyle devam ediyor: “Amy Squirrel(sincap) için, sinir bozucu bir tip olması nedeniyle aptalca bir ismi uygungördük. Sonunda Squirrel ismini bulunca, ismini açıklamak için küçük bir sincaptaklidi yapması fikri hoşumuza gitti”.
Sarışın İngiliz aktris, karakterinin görünümü içinşunları söylüyor: “Gerçekten kızıl olmak istedim. Onun adı Amy Squirrel, kızılsaçlı olması lazım! Ayrıca, bu şekilde Cameron’ın karakterinden de çok farklıgörünecekti; birbirlerinin tam zıttı olmalıydılar. Amy ne giydiğiniumursamıyor; rahat ve pratik olması yeterli. Gerçekten acayip çirkin takunyalargiydim! Amy kibirden tamamen uzak ve çoğu durumu aşmak için neşeli kişiliğinebel bağlıyor”.
“Lucy odaya girdi ve rolü kendi rolü yaptı” diyorKasdan ve ekliyor: “Senaryoda yazılı olanı gördü ve tüm bunları yaptı ama bununyanında çok komple ve gerçek bir kişi yarattı”.
Eisenberg ise aktris için şunları söylüyor: “Lucy çokkomik; kendini işine adıyor. O talihsiz takunyalarla yürüyüş şekli bile biramaca yönelik”.
Aşk dörtlüsünü tamamlayan isim okulun beden eğitimiöğretmeni Russell Gettis (Jason Segel). “Russell tam anlamıyla şen şakrak biradam” diyor Segel ve ekliyor: “Sadece hayatın tadını çıkarıyor ve berabertakılacağı insanlar arıyor. Bence Elizabeth’le anlaşabilmesinin nedeni de bu;ah bir de Elizabeth şu gardını indirse”.
Elizabeth tarafından nasıl sürekli reddedilebilir amabir türlü vazgeçmez? “Reddedilmek onun keyfini kaçırmıyor” diyor Segel veekliyor: “Aslında, daha en başından asla bir ilişkinizin olamayacağını söyleyenbir kızla flört etmenin güvenli bir yanı var: Risk yok. Kadınlar sürekli olarakhayır diyebilirler; Russell’ın tek ihtiyacı olan şey bir tanesinin evetdemesi”.
Eisenberg ise, “Jason çok komik ama tüm filmde normalolan tek kişiyi o canlandırıyor. Elizabeth’in yaptıklarını beğenebiliyor ya daAmy saçma bir şey söylediğinde tepki verebiliyor.  Russell filmi gerçekçi kılıyor” diyor.
“The Office”te kendi adını taşıyan karaktericanlandıran Phyllis Smith bu filmde de öğretmen rolünde önemli bir yardımcıoyuncu. Smith, Lynn’i oynamak için üstlendiği ilk rollerden birine kanalizeoldu. “Lisedeyken, ki bu çok uzun bir süre önceydi, drama kulübünde çok küçükbir rolüm vardı. Tek yaptığım, ‘Bilmiyorum’, ‘Sanırım’, ‘Madem öyle diyorsun’,‘Öyle sayılır’ gibi önemsiz replikleri söylemekti. Bu senaryonun kapağını açıpLynn’i gördüğümde o günleri hatırladım. ‘Bir şeyler atıştırmak ister misin?’dediğimde sesim titremeye başladı ve karakterin çıkış noktası bu oldu” diyor.
Smith öğretmenlik vasfına da sahip; gerçek hayatındada öğretmenlik diploması var. “İlkokul öğretmenliği diplomam var” diyen aktris,sözlerini şöyle sürdürüyor: “Bu diplomayı uzun süreli olarak hiç kullanmadım. Fakatanne babam gerçek bir iş bulabilmek için gerçek bir diplomaya ihtiyacımolduğunu söylediler ve bir süreliğine birinci sınıflara öğretmenlik yaptım.Ayrıca, küçük çocuklara dans dersi verme sertifikam da var ama bunukullanmayalı da uzun zaman oldu”.
Eisenberg, “‘The Office’in yazımına katkıda bulunmuşolmamıza karşın, bu rol için açık açık Phyllis’i düşünmedik. Seçmeleregeldiğinde, muhteşem bir performans sergiledi ve etrafımızda olması harikaydı.Repliklerini söylerken korkmuş ya da heyecanlı gibi, sanki konuştuğu için özürdilermiş gibi bir hâli var. Onu sarı mini eteği içindeki Cameron’la birlikteyürürken izlemek çok komikti. Hep birkaç adım geride oluşu ve Elizabeth’eyetişmeye çalışması beni gülmekten kırdı geçirdi”.
“Bad Teacher/Kötü Öğretmen” ayrıca yapımda yer alanbazı kişiler için tekrar bir araya gelme fırsatı sundu. Yönetmen Jake Kasdandaha önce televizyon dizisi “Freaks and Geeks”in birkaç bölümünü yönetmişti. Budizide Jason Segel rol alıyordu ve Phyllis Smith de cast asistanı olarak Segel’ınrolü almasına yardımcı olmuştu. “Freaks and Geeks”te rehber danışmanı oynayanDave (Gruber) Allen da “Bad Teacher/Kötü Öğretmen”de de rol alıyor. Smith,“Jason herkesin kendini rahat hissetmesini sağlıyor. Odaya girip onun yanınaoturmak hoştu. O zamanlar Jake’i pek tanımıyordum ama yollarımız kesişti.Seçmeler gittiğimde, ‘Mazimiz var’ diyerek bu konuda onun damarına bastım. Nedemek istediğimi anlamadı. O dönemde tamamen sahne arkasındaydım. Bütünüylefarklıydım” diyor.
Kasdan ise, “Phyllis tanıdığım en doğal komikinsanlardan biri” diyor ve ekliyor: “Lee ve Gene tabi onu önerdiler çünkü ‘TheOffice’te birlikte çalışmışlardı. Bu filmde, Cameron ile Phyllis arasındakidinamik ise benim favorilerimden biri oldu. O harika bir aktris ve Lynn karakteriniher açıdan kendi karakteri yaptı”.
Oyuncu kadrosunda yer alan diğer isimler vecanlandırdıkları karakterler ise şöyle: John Michael Higgins okul müdürü WallySnur rolünde; “Modern Family”den tanıdığımız ve buradaki performansıyla kısasüre önce Emmy Ödülü kazanan Eric Stonestreet, Elizabeth’in hijyenden nasibinialmamış ev arkadaşı Kirk rolünde; Thomas Lennon ise Elizabeth’in geleceğindekilit rol oynayan eyalet idarecisi Carl Halabi rolünde.
“Wally işinde çok iyi, meraklı, kibar ve sürekli horgörülen biri. Her şeyi doğru yaptığı halde hiçbir şekilde bunun mükafatınıalmıyor. Sırf bu da değil; Wally (aptal, boş, işe yaramaz kişi) Snur ismiylebir hayat yaşadığınızı düşünebiliyor musunuz?” diyen Higgins, sorusununcevabını kendi veriyor: “Böyle derin bir çukurdan çıkmak zor. Böyle birisminizin olması tahtaya tırnak sürtmenin çıkardığı ses kadar sinir bozucu”.
Carl Halabi’yi canlandıran Thomas Lennon ise şunlarısöylüyor: “Carl standart testlerden sorumlu, katı bir idareci. Dolayısıyla,Elizabeth’in gözünde, yeni yaptıracağı göğüslerle arasında duran tek kişi Carl.En iyi puanları alan öğrencilerin öğretmenlerine ikramiye dağıtılacağınıöğrendiğinde, Elizabet’in testin bir kopyasını alıp hileyle o parayı kazanmakiçin yapmayacağı şey yok gibi”.

Perukçuluk yapan Hamdi kanser hastasıdır. Asosyalkişiliğinin yarattığı yalnızlıkla Meryem, Hamdi’de saplantı halindedir ve busaplantı ona cinayet işletecek boyuta kadar gelecektir. Ayrıca filmdekullanılan metaforlarla Hamdi’nin iç dünyası seyirciye süprizlerle yansıyacak.

Zuhal Olcay’ın başrolünü oynadığı “Hiçbiryerde“ filmiile tanınan Yönetmen Tayfun Pirselimoğlu son filmi SAÇ’la; RIZA, PUS, SAÇüçlemesinin son halkasını da tamamlamış oldu. Pirselimoğlu’nun Filmleri Berlin,Montreal, Pusan, Edinburgh, Bafici, Sydney gibi dünyanın bir çok önemli veprestijli festivallerinde gösterildi ve çeşitli ödüller kazandı.

Gösterim Tarihi: 09 Eylül 2011
Yapım: Zuzi Film
Yönetmen: Tayfun Pirselimoğlu
Görüntü Yönetmeni: Ercan Özkan
Sanat Yönetmeni: Natali Yeres
Yapımcı: Veysal İpek
Oyuncular: Ayberk Pekcan, Nazan Kesal, Rıza Akın

Kaptan Amerika (genç vatansever Steve Rogers’ın SüperAsker kişiliği) ilk kez Mart 1941’de Marvel’den çıktı, ABD’nin 2. DünyaSavaşı’na katılmasından sekiz ay önce… İlk sayının unutulmaz kapağında,göğsüne Amerikan bayrağı işlenmiş olan genç bir kahraman, Adolf Hitler’içenesinden yumrukluyordu. Bu kadar katı bir siyasi duruş, çizgi romanınyaratıcıları Joe Simon ve Jack Kirby’nin sıkıntılar yaşamasına yol açtı. Aynızamanda zalim ve askeri otoriter rejimlerin altında ezilenler için birkurtarıcı niteliğindeydi. Simon ve Kirby bu süper kahramanın amaçları konusundahiçbir şekilde dolambaçlı anlatıma gitmedi. Son derece saldırgan çizimleri birhayli tartışmaya yol açtı. Simon o günleri şöyle hatırlıyor: “2. DünyaSavaşı’nın hemen öncesiydi. Madison Square Garden’da sürekli olarak siyasieylemciler gösteri yapıyordu. Gösterilerde yaklaşık 50 bin kişi oluyordu.Bunlardan bazıları oturduğumuz yeri öğrenmişti. Çok saldırgan insanlardı vebizi protesto edip bize tükürüyorlardı. FBI olan biteni öğrendi ve her ihtimalekarşı büromuzda ajan bulundurdular. Marvel Studios başkanı ve “İlk Yenilmez:Kaptan Amerika” yapımcısı Kevin Feige’in gözlemleri şu şekilde: “1941Mart’ında, henüz Pearl Harbor baskını yaşanmamışken Kaptan Amerika’nın Hitler’iyumruklaması çok net bir ifadedir: ‘Artık bir kenarda oturamayız.’ Bu SteveRogers ve Kaptan Amerika’nın kişiliğini anında ortaya koyuyordu.”
1941’de Mihver Güçleri’nin oluşturduğu tehdit o kadarbarizdi ki, çizgi romanın yaratımcıları geriye dönük çalıştı. Önce kötükarakteri oluşturdular, kahraman ise sonradan oluşturuldu (geleneksel olarakönce kahraman ortaya çıkar). Simon ve Kirby oturup Kaptan Amerika’nın farklıversiyonlarını çizdiler, sonunda Marvel’in kurucusu Martin Goodman’in beğendiğiversiyon üzerinde karar kıldılar. Piyasa tepkisi son derece olumluydu ve kitaphemen tükendi.
Aradan çok zaman geçmesine rağmen, Kaptan Amerika pek çokaçıdan değişmemiş görünüyor. Simon’ın bu konuda yorumu şu şekilde: “Benimkarakter üzerinde çalıştığım dönemden bu yana çok şey yaptılar ancak KaptanAmerika’nın kim ve ne olduğu bize yine de hatırlatılıyor. O bir simge. O birikon.”
Marvel Comics ancak 1963 Eylül ayında, İntikamcılar’ıçıkarmaya başladı. İntikamcılar, Marvel’in en sevilen karakterlerindendördünden oluşuyordu: Iron Man, Thor, Hulk (hepsi 1960’larda yaratıldı) veKaptan Amerika. Kaptan Amerika 20 yıl önce yaratılmıştı, bu yüzden İlk Yenilmezadını aldı.
İlk baskısından bu yana Kaptan Amerika çizgi romanları70’in üzerinde ülkede 210 milyondan fazla kopya sattı. Çizgi roman hayranları,Kaptan Amerika’nın 70. yıldönümünü kutlarken, Marvel Studios Steve Rogers’ınilk yenilmez Kaptan Amerika oluşunun hikayesini anlatıyor.
Çizgi romanları, beyazperdeye taşıma konusunda tecrübelüolan Marvel Studios, hikayeyi ait olduğu dönemde bırakma konusunda son derecekararlıydı. Feige’in ifadesiyle: “Kaptan Amerika olmadan bir Marvel sinemadünyası yaratamayacağımızı düşünüyordum. Çünkü sonuçta o Marvel evrenininbaşlangıcı. Sadece çizgi roman tarihimizde değil, genel olarak geliştirilmişinsan alanında da. Bu insanlar ister örümcek tarafından ısırılmış isterse gamaışınlarına maruz kalmış olsun, ya da kendi yaptıkları metal zırh içindebulunsun, süper güçlere sahip insan hikayeleri Kaptan Amerika’yla başlar.
Steve Rogers’ın hikayesini 40’lı yıllarda anlatmak sonderece yerinde bir karardı. Feige devam ediyor: “Kaptan Amerika hikayesini aitolduğu dönemden çıkartıp anlatmak imkansız. Peki bu History Channel’daizlediğiniz gerçek 2. Dünya Savaşı dönemi mi? Pek sayılmaz. Okulda öğrendiğimiztarih ile bu filmdeki Marvel evreni tarihi tam olarak aynı değil çünkü buradatarihe yönelik bilim kurgu yaklaşımı var. Gerçek olayları, gerçek mekanlarıaldık ve bunlara Marvel bakış açısını kattık. Bu şekilde Marvel evrenininkökenlerini, başka kimsenin anlatamayacağı şekilde anlatma fırsatını yakaladık.Çok sayıda savaş filmi çekildi, çok sayıda 2. Dünya Savaşı filmi yapıldı. Ancakkimse bu tür bir şey yapmadı.”
Yönetmen/sorumlu yapımcı Joe Johnston bu denilenlerekatılıyor: “Bir köken hikayesi çekmek için sadece bir fırsatınız olur. 1940’larçok hareketli bir dönemdi. Doğru ve iyinin galip geleceği yönünde iyimser birinanç hakimdi. Sinema açısından bakacak olursak, araçlar, moda ve mimari iledolu bir oyuncak kutusu gibi. Biz de buna Marvel araçlarını ve silahlarınıekliyoruz. Bu yüzden ilk olarak bu hikayeyi filme alıp sonra devam etmek iyibir fırsat gibi göründü.”
Christopher Markus ve Stephen McFeely, 15 yıldır senaryoyazan tecrübeli bir ekip. Narnia Günlükleri serisinin üç filmi de onlarınkaleminden çıkma. McFeely ekliyor: “Kaptan Amerika, dönemin Amerikanideallerinin vücut bulmuş halinin ötesinde, aynı zamanda bir kahramanprototipi. O doğuştan bir kahraman değil, cesaretiyle ve kendine olan inancıylaçok çalışması gereken biri. Bu nitelikler günümüz için de geçerlidir. Elinizdebayrak gibi giyinmiş bir kahraman varsa, bunu modern çağ bağlamında kabul etmekbiraz daha zor gelebilir. Bu işi doğru yapmak istemeleri, son derece ilgiçekiciydi.”
Marvel, Johnston’ı seçerek, proje için ideal yönetmenibuldu. Sadece hikayeyi anlatacak değil, hikayeye duygusal bir temel katacakbirine ihtiyaçları vardır. Johnston kariyerine özel efektler alanında başlamışve ilk olarak saygın Industrial Light & Magic şirketinde çalışmıştı. “KayıpHazine Avcıları” filmiyle 1982 yılı En İyi Görsel Efekt Oscar’ına ortakolmuştu. Hikaye anlatıcı olarak yeteneği ve eski bir macera öyküsünücanlandırmanın teknik yönleri konusundaki tecrübeleri, onu “İlk Yenilmez:Kaptan Amerika” için en uygun yönetmen yapıyordu. Feige o dönemi hatırlıyor:“Ne zaman Johnston’la sohbet etsek, filmin odak noktasının Steve’denuzaklaşmasını istemediğini dile getirirdi. Evet, çok müthiş dekorlar veetkileyici sahneler olacaktı ancak önemli olan seyircinin bu yolculukta onaeşlik etmesini sağlamaktı. O bu hikayenin güncel, modern ve seyircileraçısından harika olmasını sağlayacak doğru kişiydi.”
Feige kendini bildi bileli Johnston’ın hayranıydı vedurumu şu şekilde açıklıyor: “Neredeyse tüm hayatım boyunca Johnston’ın büyükbir hayranıydım. Yıldız Savaşları’ndaki tasarım çalışmalarından itibaren.Kariyeri ilerledi ve sonunda çağdaş, duygusal bir ekseni olan bir Marvelfilminin yönetmenliğini yapmaya kadar geldi. ‘October Sky” filmi müthiş birsinema eseriydi. Herhangi bir yönetmen bu filmde yer almak isterdi çünkü 40’lıyıllarda geçiyor, eğlenceli falan. Fakat sonunda içi boş bir filmimizolabilirdi, filmin ana karakterini ve filmin kalbini kaybedebilirdik. AncakJohnston sürekli olarak yapımcılarla eşgüdüm halindeydi ve filmin Steve Rogersve onun yolculuğuyla ilgili olması gerektiğini vurguladı.”
Senaryo şekillendikçe, senaristler Markus ve McFeely,Kaptan Amerika hikayesinin Marvel evrenindeki karakterler ve öykülerle paralelolmalarını sağlamaya çalışıyorlardı. Markus şöyle diyor: “Diğer projelerigözden geçiriyorduk ya da onlar bizi kontrol ediyordu çünkü aralarında bir bağolmasını istiyorduk. Örneğin Howard Stark filmimizde önemli bir rol oynuyor.Onun oğlu Tony Stark ise Iron Man. En başından itibaren arada bağlantılar var.”
Senaristler ilk olarak Kaptan Amerika çizgi filmlerindenyola çıktılar. Yazarlar önce o dünyayı derinlemesine incelemek için tümsayıları teker teker okudular. Hikayeyi Steve Rogers ile başlatmak, tüm Marvelevreninin oluşmasına yol açacaktı. Senaristler bunu hiç hafife almadılar.Markus’un esprili anlatımıyla “Bizler tüm bu hikayelerin vaftiz babasıgibiyiz.”
“Aynen” diye ekliyor McFeely. “Ortada Stratejik BilimselKurum adında bir örgüt var. Sonradan adı S.H.I.E.L.D. Olarak değişecek. Birşekilde kendinizi çok önemli hissediyorsunuz. Bu evrende yer alan son derecebilindik şeyler yaradılışını ele alıyorsunuz.”
Kaynak malzemeleri etraflıca okuduktan sonra senaristler,seyircileri esas çekecek olan unsurun, Kaptan Amerika olmadan önceki SteveRogers karakteri olacağında karar kıldı. McFeely bu konuda şunları söylüyor:“Seyircinin bir ikona dönüşmeden önceki haliyle Steve Rogers ileözdeşleşebilmeleri çok önemliydi.”
Johnston’ın yorumu ise şu şekilde: “İlk olarakSteve Rogers karakteriyle tanışıyoruz. Onu 70 yıl boyunca böyle bir fenomenhaline getiren de bu. Onda süper güçler yok, onun güçleri insan bedenininyapabileceklerinden ibaret fakat bu nitelikler mükemmellik seviyesineçıkarılmış. Karakterde ve filmde beni çeken şey de bu oldu. Bu film, birkaçdakika içinda 40 kiloluk cılız birinden, mükemmel insana dönüşen biri. Sonuçolarak Steve fiziksel ve psikolojik sorular yaşıyor. Bu meseleleri ele almak vehızlı bir aksiyon hikayesi çerçevesinde incelemek çok ilginçti.”

Annie’nin hayatı karmakarışıktır. En iyi arkadaşıLillian nişanlanır ve Annie’nin baş nedimesi olmasını ister. Karşılıksız aşkacısı çeken ve çok üzülen Annie, pahalı ve tuhaf olan ne kadar adet varsahepsini uygular. Annie, Lillian ve nedimelere, insanın sevdiği biri için nekadar ileri gidebileceğini gösterecektir.

Uzun zamandır arkadaş olan Kristen Wiig ve AnnieMumolo yıllar önce birbirlerine oyunlar yazdıkları Los Angeles merkezlidoğaçlama tiyatro grubu The Groundlings’de tanışmışlar. Wiig şöyle hatırlıyor;”Ben ve Annie kumpanyaya aynı zamanda girmiştik. Yazmak için birbirimizi bulmuştuk.Hep çok sorunsuz yazardık. Hiçbir benlik yoktu. Hiçbir zaman bir şeyin metinegirmesi ya da çıkması konusunda tartışmadık. Birbirimize saygı duyduğumuz çokgüzel bir ilişkimiz var. En iyi dostlarımdan biridir.”
Popüler Saturday Night Live oyunculuğundan, yapımcıJudd Apatow’ın ikinci filmi Knocked Up (Kaza Kurşunu) filminde çıkış yaptığıküçük rolünden sonra film yapımcılığının başka bir yönünü denemesi istenmiş.Apatow, benzersiz mizah tarzını takdir etmiş ve beyaz perdede başka neleryapabileceğini görmek istemiş. Wiig şöyle açıklıyor: “Judd, bir metinyazmamı istemişti. Ben de Annie’yi aradım ve birlikte yazmak isteyipistemediğini sordum. Kendisi hakkında önceden konuşulduğunu düşündü ve”Yazalım.” dedi.
Apatow projeye dahil oluşunu şöyle anlatıyor: “Nezaman bir film yapsak, hep “Sahnelerinden bazılarını kim çaldı? Buinsanlardan biri kendi filmlerinde yıldız olabilir miydi?” diye düşünürüm.Knocked Up’tan (Kaza Kurşunu) sonra Kristen’ın bir filmde başrol oynamayı hakettiğini düşündüm. Ona herhangi bir fikri olup olmadığını sordum. Bana arkadaşıAnnie Mumolo’yla birlikte çalıştıkları nedimeler fikriyle döndü.”
Mumolo, Wiig ile kuralsız bir mizah tarzınıpaylaştıklarını söylüyor; “The Groundlings’de birlikte yazdığımız ilk gün,Kristen’la aramızda bir bağ oldu. Çok başarılı olduk.  Orada sadece çok eğlenmekle kalmadık aynızamanda çok fazla malzeme topladık ve sık sık birlikte çalıştık.”
Mumolo ve Wiig senaryoyu, Wiig Saturday Night Live’dabir yıl kadar geçirdikten  sonra 2006yılında yazmaya başlamışlar. Mumolo; “Birkaç kez nedime oluşumla ilgilibir hikayem vardı. Bu konu canımı sıkıyordu. Çok kötü bir nedimeydim. Biz de bufarklı kızlarla yaşadığım maceralarımı yazmaya başladık.” diyor vekarşılarına bir anda büyük bir fırsat çıktığını hatırlıyor: “Knocked Up(Kaza Kurşunu) filminden sonra Kristen benden gidip Judd’a sunmamı istedi. ‘Gitve filmin konusunu anlat.’ dedi. Daha önce hiçbir şey sunmamıştım. Sunumun neolduğunu bile fark etmemiştim. Ama yanında girdim ve ona hikayenin temelini anlattım.”
Filmin geliştiği sonraki birkaç yılda Mumolo ve Wiig,”başka bir düğün temalı film” olarak algılanmasını önlemek amacıylasenaryolarını Apatow’la birlikte törpülemişler. Wiig, bu filmi sadece düğündeki bir kızın ya da aşk hikayesindeki birgelinin romantik komediden farklılaştırmak önemliydi diyor. “Nedimelerbirçok kadının anlayabileceği bir konuya, düğünde bulunan insanlaraodaklanıyor. Bir düğünde olmanın nasıl olduğu ve ne yapmanız beklendiğikonusunda gerçek bir hikaye anlatmak istedik. Çok zor ve sancılıdır.”
Kaynak malzemeyi düşündüklerinde fazla uzağagitmelerine gerek kalmamış. Wiig gülüyor; “Annie düğünlere ve gelinpartilerine gitmişti. Hikayeleri de sanki bir filmden alınmış gibiydi.  Çılgınca bir yolculuk olduğu için bekarlığaveda partisine gidecek para bulamadığı bir düğüne gitmiş. “Kişi başı2.500$ olacak ve herkes bağışta bulunsun.’ Yazan bir elektronik posta almış.Yanıtı: ‘Ne? Bu nasıl oldu? Bu kadar parayı ve zamanı nasıl harcayacağım?’olmuş.”
Mumolo, hikayelerindeki mizahın biraz süslemelerlebüyük güne giderken bağ kurulabilen konuşmalardan ve durumlardan geldiğikonusunda iş arkadaşıyla aynı fikirde. Amaçları, bir erkeği elde etmeyeçalışırken  aşırı duygusal bir romantikkomedi yapmak değil, daha çok gerçek kadınların birbirleriyle nasıl etkileşimegirdiklerini gösteren cesur bir komedi yapmakmış. Mumolo şöyle diyor:”Gereksiz süslemeleri olmayan bir film istedik. Tecrübelerimizi anlatan –nedimelerin kaba ve cesur türlerini, herkesin saçının mükemmel olmadığı veherkesin güzel görünüp şirin hikayeler anlatmadığı bir hikaye anlatmak istedik.İlerledikçe öğrendik, Judd’da bizi yönlendirdi. Orijinal olmaya kararlıdır veonu buluncaya kadar durmaz.”
Nedimeler’in yönetmeni konusunda araştırmabaşladığında ilk konuşulan isimlerden biri Paul Feig imiş. Şöyle anlatıyor:”Judd ondan söz etti. Konuşmak üzere bir araya geldik. Paul, UnaccompaniedMinors (Başıboş Afacanlar)’da bana kaltak bir anne rolü vermişti. Onunlabuluştuktan sonra Judd’u aradım ve “Evet, evet, evet!” dedim. Paulsadece müthiş yetenekli, komik ve çok iyi bir mizah kafası olan biri değil,aynı zamanda inanılmaz sabırlı ve işbirlikçidir. Bütün kızları onu ölesiyesevdi. Başka birinin yönetmenimiz olduğunu düşünemiyor.”
Yönetmen, Wiig’le çalışmasına ek olarak Apatow’la ikisininde meslek hayatlarında belirleyici projelerden biri olan ve Feig ve sorumluyönetmen Apatow tarafından yaratılan klasik TV dizisi Freeks and Geeks’te ortakçalışmıştı.  Feig; “Yıllar içindeJudd ile iletişimim sürdü ve birlikte yapacağımız başka bir proje bulmakistedim. Nedimeler bana birkaç yıl önce geldi. Judd beni okuma yapmak içinKristen ve Annie’nin orijinal senaryosunu okumak için bir toplantıya davetetti. Çok komik olduğunu düşündüm. Çok ilgilendim.” diyor.
’80lerin sonlarındaki Güney CaliforniaÜniversitesi’ndeki günlerinden beri arkadaş olan Feig ve Apatow komedikonusunda birbirlerini çok iyi anlıyorlar. Yapımcı, Feig’in yönetmen tarzınıövüyor: “Paul gerçekçi sahneler konusunda çok iyidir. Ama aynı zamandakomik olmalarına da olanak verir. Bu o kadar zor gibi gelmiyor ama dünyanın enzor işidir. Bu insanlara çok komik işler yapacakları fırsatlar bulurken biryandan da onlarla ilgilenmeye nasıl devam edebilirsiniz? Aynı zamanda o işlerbu insanların var olmadığına inanmanızı da sağlayamaz.”
Yönetmen, yapıcı ve kastın Nedimeler’i tekrar ziyaretetme fırsatı için birkaç yıl daha geçecekti. Feig; “Menajerimden birtelefon aldım. Judd’la telefonda görüştüm ve iki dakika içinde kendimi projeyeadamıştım ve proje başlamıştı. O zamandan beri devam ediyor.” diyor.
Feig, senaryoya asıl ilgisinin kirli mizahla karışmışbir dürüstlük ve bağ kurulabilir olması olduğunu da ekliyor. “İlgimi hepdaha kadın tabanlı hikayeler yapmak çekmiştir. Bu hikayelerden ve içlerindebulunabilen duygulardan ve mizahtan keyif alırım. Judd’un mizah tarzınıkadınlar hakkındaki bir filme  taşımak veyine de dürüst be gerçek olmasını sağlamak heyecan verici. Kadınların bağkurabildiği, erkeklerin de komik bulduğu temaları araştırdık. Yakalamakistediğimiz erkeklerin bilmediği, kadınların sahne arkasında konuştukları gibikonuşan kadınlardı.”
Yapım görevlerinde Apatow’a eşlik eden ve sıkçaişbirliği yaptığı, Apatow’ın Funny People (Matrak Adamlar)’da birlikteçalıştığı Barry Mendel ve yapımcıyla iş ilişkileri The 40-Year-Old-Virgin (KırkYıllık Bekar)’a uzanan Clayton Townsend var.
Whip It’de yakın zamanda Wiig ile birlikte çalışmışolan Mendel, çoğunlukla klişe olarak görülen, mizahın bir alt  türünde yeni bir adımı keşfetme konusundaekibin arzusunu paylaşıyordu.”Bir düğünü organize etme yönleri çokdüzenlidir. Kristen ve Annie de kadınların bazen nasıl planlarken kontroldençıktıklarını yazmış. İnsanların nişanlanması, evlenmesi hakkında birçok filmvar. Ama çok hafif olabilirler ve duygular manipülatif ya da yapay görünebilir.Eğlendirici, kafa dağıtıcı ve yeterince iyi olabilirler ama bizim sorumuz”Bu film de onlardan biri mi olacak yoksa tümüyle başka bir film türüolabilir mi?” idi. Şimdi diğer tarafta olduğumuza göre gerçektenbaşardığımızı söyleyebilirim.”

Zookeeper/Hayvan Bakıcısı’nda, Franklin Parkı HayvanatBahçesi’ndeki hayvanlar, iyi kalpli bakıcıları Griffin Keyes’i (Kevin James)çok sevmektedir. Bir aslanın yanında, bir kadının yanında olduğundan daha rahatolduğunu hisseden Griffin, hayatında bir kız bulmanın tek yolunun hayvanatbahçesinden ayrılmak ve daha havalı bir iş bulmak olduğuna karar verir. Paniğekapılan hayvanlar, zamana meydan okuyan sessizlik yeminlerini bozarak en büyüksırlarını açıklamaya karar verirler: konuşabilmektedirler! Griffin’in gitmesiniönlemek için, ona flörtün esaslarını öğretmeye karar verirler—hayvanlara hasesasları tabii. Film, diğer başrol oyuncuları Rosario Dawson ve Leslie Bibb’inyanı sıra Cher, Nick Nolte, Adam Sandler ve Sylvester Stallone gibi birbirindenünlü isimlerin seslendirmelerine yer veriyor.

Yapımcı Todd Garner, projenin doğuşunu anlatırken “İkiçocuğum var ve birlikte sürekli hayvanat bahçesine gideriz – hayvanlarla iletişimkurabileceklerini umuyorlar,” diyor. “Böylece, bir hayvan bakıcısına aşkıbulmayı öğreten hayvanlarla ilgili bir film yapma fikri doğdu. Hedefimiz,hepimizin içindeki çocukların hayallerinin gerçek olabileceği bir fikiryaratmaktı.” 

Yönetmen Frank Coraci, “Bu rol Kevin James içinyazılmış,” diyor. “Onu yıllardır izliyorum; ‘The King of Queens’ Hitch/AşkDoktoru, Chuck and Larry/Damadı Öpebilirsin ve Paul Blart: Mall Cop gibiyapımlarda beni güldürmeyi hep başardı. Biraz Jackie Gleason, biraz da JimmyStewart’a benziyor ama rolü kendine mal etmeyi biliyor– sevimli, çok originalbir komedi anlayışına sahip. Her yaşa hitap ediyor;  bundan dolayı, bu filmin tam ona göreolduğunu düşünüyorum..”

Filmin ortak yazarlığını, yapımcılığını ve başrolünüüstlenen Kevin James, hayatında yol ayrımına gelen bir hayvan bakıcısınıcanlandırıyor. “Griffin işiyle oldukça gurur duyuyor, ama son ilişkisini detükettikten sonra, bu yaşam tarzını bırakmayı ve hayatına devam etmeyidüşünmeye başlıyor. Ama hayvanlar, onun gördükleri en iyi hayvan bakıcısıolduğunu, onu kaybetmeyi göze alamayacaklarını düşünüyor. İşte bu yüzden onakonuşabildiklerini gösteriyorlar – bu onlar için riskli bir hareket; çünküinsanların, konuşabildiklerini öğrenmesi pek de iyi sonuçlar doğurmayabilir.Ama çok zor durumdalar; başka çareleri yok.”

Senaryo yazıldıktan sonra, yapımcılar hayvanlarıseslendirmek üzere gerçekten yıldız komedyenlerden oluşan bir seslendirmekadrosu oluşturdu. Coraci, “Böyle bir seslendirme kadrosu toparlayabildiğimiziçin çok şanslıyız. Kadroya ilk dahil olan, maymunu seslendirmek isteyen Adamoldu – şimdi, başka bu rolü oynayacak başka birini düşünemiyorum,” diyor.

Senaryo yazarlarından Nick Bakay, “Adam öyle yetenekliki filmdeki her hayvanı seslendirebilirdi; ama ona maymundan daha çok yakışacakbir hayvan düşünemiyorum,” diyor. “Maymun, hayvan oyuncularımızın içinde en iyiolanlarından biri – inanılmaz mimikler yaptı ve kişiliğini çok iyi yansıttı,tam da Adam gibi.”

Cher, filmin kadrosuna hayvanat bahçesinin güzel vesevgi dolu dişi aslanı rolünde katılırken, ormanın kralını ise SylvesterStallone canlandırıyor. Nick Nolte, Griffin’e beklenmedik şekilde arkadaşlıkeden huysuz goril  Bernie’yicanlandırıyor. Seslendirme kadrosundaki diğer isimler arasında fil Barry rolündeJudd Apatow; mahallenin kargası Jim Breuer; Jerome ve Bruce adlı, birbirleriyledidişip duran bir çift ayı rolünde Jon Favreau ve Faizon Love; bir devekuşurolünde Richie Minervini; zürafa Mollie rolünde Maya Rudolph ve kurt Sebastianrolünde UFC dövüşçüsü Bas Rutten yer alıyor.

Yapımcılar, kamera önünde de eşit derecede güçlüoyunculardan oluşan bir kadro oluşturdu. Rosario Dawson, Griffin’in hoşlandığıbir veteriner ve kartal uzmanını canlandırırken, Leslie Bibb plays Griffin’inkalbini kırarak hayvanat bahçesinden ayrılma planları yapmasına yol açan eskikız arkadaşını oynuyor. Ken Jeong, sürüngen uzmanı Venom rolünde, akılda kalıcıperformanslarından birini daha sergiliyor.

Dawson, rolü sayesinde Sydney adlı kartalla birlikteçalışma fırsatı buldu. “Gücüne büyük bir saygı ve hayranlık duymamı sağladı,”diyor Dawson. “Onu izlemek, onunla oynamak, göğsünde yiyecek sakladığı küçüknoktayı izlemek, bacaklarının uzunluğu, pençelerinin gücü beni büyüIedi. Tümbunları görünce, karakterimin yaptığı işi neden bu kadar sevdiğini hayaledebiliyorum.”

Bibb, “Karakterimin adı Stephanie – biraz deli birkadın. Güzel ama kaçık diyebileceğiniz tipte biri. Çok nazik biri olduğusöylenemez.– bir bakıma bencil ve her şeye hakkı olduğunu düşünen biri. Böylebir karaktere bürünmek eğlenceli – moda sektöründe çalıştığı için gerçekten çokgüzel giyinmesinin de bu eğlencede payı var; gardırobu harika.”

Hayvanları koordine etmek için, yapımcılar Birds &Animals Unlimited şirketinden Mark Forbes’un yardımını aldı. Forbes güçlübağlantılarını kullanarak, bir filmde yer almak üzere eğitilmiş egzotikhayvanları bulma görevini üstlendi. Forbes, “Bu filmde kullanılan tüm hayvanlarinsanlar arasında doğmuş ve küçüklükten beri eğitilmiş,” diye açıklıyor.“Hepsinin stüdyo deneyimi var. Sürekli ışıklar, kameralar ve insanlar arasındabulunmuşlar. Setteki tüm faaliyetler American Humane taradından denetleniyor.Hayvanları ülkenin dört bir yanından topladık – ayılar Utah’tan, aslanlarL.A.’den geldi.”

Garner, “Bu filmde gerçek hayvanların kullanılmasıbizim için çok önemliydi. Gerçek hayvanlar, bilgisayarla canlandırmadabulamayacağınız bir belirsizliğe ve gerçekçiliğe sahip,” diyor. “Bu filmdekikomedi, anlık durumlara dayanıyor; hayvanların bizim öngöremediğimiz şeyleryaptığı birçok sahne var. Bu,filme çok şey kattı.”

Hayvanlardan biri gerçek değildi: Griffin’in en iyiarkadaşı olan Goril Bernie’nin yaratılması için, yapımcılar AmalgamatedDynamics, Inc. bünyesindeki Alec Gillis ve Tom Woodruff, Jr.’dan, TGI Friday’srestoranında dans becerilerini sergileyebilecek canlandırma bir gorilyaratmalarını istediler.

Film gerçek mekânlarda, Boston, Massachusetts’dekiFranklin Parkı Hayvanat Bahçesi’nde çekildi. “Paul Blart: Mall Cop‘u daBoston’da çekmiştik; o kadar harika bir deneyimdi ki buraya tekrar döneceğimizidüşünüyorduk,” diyor Garner.  “Ama bukadar çabuk döneceğimizi bilmiyorduk! Mekân araştırırken, Franklin Parkı’nınbize gereken her şeyi barındırdığını fark ettik; buna hayvanat bahçemizikuracağımız mükemmel bir alan dahildi.”

“Bir film için hayvanat bahçesi tasarlamanın en iyiyanı, kendi vizyonunuzu yansıtabilmeniz,” diyor Coraci. “Her bir hayvan kendineözgü bir şekilde kuşatılmış – ayılar Kuzey Amerika’daki bir madencikasabasında; filler, sarmaşıklarla kaplı Hindu tapınaklarında; maymun küçük birkumsalı olan bir Bali adasında; aslanlar Serengeti’de; zürafa Timbuktu’da.”

Coraci projenin yönetmenliğini üstleniyor. “Ensevdiğim Adam Sandler komedilerinden bazılarını yönetti – ekibe dahil olmasıbizi çok heyecanlandırdı,” diyor James. “Komediyi her zaman iyi anlıyor ve benihep güldürüyor, bir yandan duyguları da vermeyi başarıyor.” James, şu sıralar,Columbia Pictures’ın gelecek yaz gösterime sokacağı bir sonraki projesi HereComes the Boom’da Coraci ile bir kez daha işbirliği yapıyor.