‘Tony Scott’ Kategorisi için Arşiv

Bugünün şok haberi, bilim kurgu filmi “Blade Runner”ınyönetmeni Ridley Scott’ın kardeşi Tony’nin 1969 yapımı “The Wild Bunch” içinkolları sıvadığı. Teksas – Meksiko sınırındaki kanun dışı işler yapan yaşlı birçetenin hikayesini anlatan filmde, Scott yönetmen koltuğunda. “Ocean’sEleven”dan tanıdığımız Jerry Weintraub yapımcı, “L.A. Confidential”danbildiğimiz Brian Helgeland ise senarist olarak kadroda.

Reklamlar


Tehlike Yüklü Katarlar…

Güzelim vampir filmi “The Hunger”la yönetmenlik kariyerine başlayan Tony Scott ile bu filmin yönetmeni Scott acaba aynı kişi mi? Şahsen Unstoppable’ı izlerken bana olan durum bu. Denzel Washington ile ortaklığın cılkını çıkarması da ayrı mevzuu zaten ama bir yönetmen nasıl ilk filminden bu kadar ayrı kutuba düşer yahu… Bakıyoruz filmografisine son beş filmde Denzel abi. Bu Scott biraderler tuhaflaşmış. Biri Russel Crowe’la, diğeri Denzel Washington’la kankalığı abartmışlar… Ortaya çıkan şey iyi olsa hani, devam edin bozmayın diyeceğiz de yok yahu ayrılın artık, yetti gayri…

Gelelim filme… Bir önceki filmde metroyla haşır neşir olan ekip, bu kez direk eski katarlara niyetlenmiş. Tony Scott herhalde trenlerle yeterince çuf çuf edememiş olacak ki tehlike arzeden sürücüsüz ve kontrolsüz bir trenin peşine takılmış gitmiş. Olan değil, olabilecek aksiyonla heyecan vermeye çalışan, gerilimi bir film yaratılmaya çalışılmış. Peki veriyor mu? Elbette hayır. Özellikle biraz hantal başladığını, aynen tren gibi yavaş yavaş hız kazandığını belirtelim, ama bu tren yahu nihayetinde raylarda belli ne olacak ki… Tabii böyle düşünmeyenlerde var. Kendini o heyecana kaptıranlarda vardır mutlaka…

Mark Bomback’in senaryosu aslında amaca gayet uygun, matematiği ritmi gayet iyi ayarlanmış… Hatta Amerikan izleyicisini gaza getirecek numaraları da yerinde yapan nabza şerbet anları da barındırıyor. Malumunuz Amerikalılar kasırgaydı, felaketti derken 11 Eylül sonrasında iyice ürkekleşti ve olabilecek felaketi önleyen herkese karşı aşırı duyarlı ve sevgi dolu. Filmde bu durumun ekmeğini bolca yemeye çalışıyor ki, bu durum pek samimi de gelmiyor.

Konuya gelirsek, gayet klişe işte efendim… İki salak trenin kontrolünü elinden kaçırıyor… Hızla ilerleyen ve durdurulması mümkün olmayan bir trenimiz oluyor nurtopu gibi. Yolcu treni de olmayınca, yükünde patlayacak maddeler olmasıyla katlanıyor tehlike üçe beşe… Evliliği tehlikede bir genç adamla, iki kızı olan emekliliği gelmiş dul bir adamdan oluşan ikili de bakmıyor üçe beşe, illa durdururuz biz o treni diyorlar… Ne felaketlerden sonra ayağa kalktık, bu mu durduracak bizi, geçiniiiz işlemez bize bunlar der gibi…

Beklendiği gibi yöneticilere isyan, üstlerine karşı gelme durumları da hemen peydah oluyor. Alayına isyanın ortasında tuttum, yetiştim naraları arasında trenin peşine takılıp giden “Durdurulamaz” beklendiği gibi yapıyor finalini geçip gidiyor.

Nihayetinde saçmalıklarla dolu, amaçsız ve dağınık bir film “Unstoppable” kim niye izler, nasıl zevk alır, heyecanlanır bilinmez… Hemen belirteyim IMDB’de 6.9 alması beni zerre ilgilendirmiyor, zira benim kıstas aldığım bir site değil… Aksiyonsuz aksiyonla, hantal bir tren ve kabak tadı veren oyuncu-yönetmen işbirliğiyle herkese mutlu saatler…

1978’de Christopher Reeve’in kostümü giymesiyle dört filmlik bir seriye dönüşen, Supergirl’ü de dahil edersek beşinci film sonrasında Smallville dizisine dek sinema sektörünün elini çektiği 2006’da Bryan Singer’ın döndürdüğü Superman’in yeni projesi yavaş yavaş şekillenmeye başlıyor.
Yeni Superman filmi için proje danışmanının Christopher Nolan olmasından sonra, uygun yönetmen arayışı iyice hız kazanmıştı. Duncan Jones, Tony Scott ve Matt Reeves gibi isimlerin yanında Nolan’ın şu aralar üzerinde en çok durduğu ismin Darren Aronofsky olması büyük heyecan yarattı.
Superman: Man of Steel’in, The Dark Night stilinde bir süper kahraman filmi olmasını amaçlayan Nolan’ın bu tarz atmosferi Aronofsky’nin yaratabilecek en uygun isim olduğunu düşünmesinde, Black Swan’ın de etkili olduğu söyleniyor. Darren Aronofsky’den ise bu konuda bir açıklama henüz gelmiş değil.
Yönetmenin belirlenmesi beklentisinin yanında, kostümü kimin giyeceği merakı da paralel olarak artarken, Ben Affleck isminin dedikodu kazanında olması ise endişe verici. Hollywood basını ve yorumcular ise Affleck isminin basit bir espri olduğunu belirterek şimdilik yürekle su serpmiş durumda…
 
Sinemanın vazgeçilmez konularından zamanda yolculuk ile ilgili bir film daha…Üstelik bu kez rontgencilikde var işin içinde.

Daha önce “12 Maymun” ve “Kelebek Etkisi”nde gödüğümüz şeyleri yeniden görmekde “dejavu” hissine kapılmamızı sağlıyor.Fakat bu daha önce görmüştük hissini pek de akılda bırakmayan sürükleyici bir aksiyon var filmde.Gayet mantıklı bir açıklamayla inanıyoruz zamanda yolculuğa.Belli bir noktadan sonra soru işaretleri çoğalıyor. Kahramanımızın “dejavu”su değil “dejavu”ları varmış.

Künyesinde iyi isimler barındıran filmde yönetmen bu kez klip estetiğinden uzak durmuş.Önceki iki filminde izleyiciyi yoran planlar kullanan ve son olarak yapımcılığını da yaptığı “domino” ile zarar etmesi bu kararı almasında etkili olmuş olabilir.Sonuçta bundan önceki zamanda yolculuk filmlerinin aksine pozitif bir mesajla biten,iyi bir aksiyon filmi var karşımızda