‘The Mentalist’ Kategorisi için Arşiv

Yüzden okunan yalanlar!
Gerçek, yüzümüzün her yerinde yazılıdır… Nerede olduğumuzun, kim olduğumuzun, ne yaşadığımızın, hangi kültürde olduğumuzun farkı olmaksızın üstelik… Tüm yalan maskelerimizi dolaplara saklamamızı gerektirecek bir dizi sayesinde artık yanımızdan geçen kişinin ya da karşımızdakinin bir yalan makinasına dönüşmediğini de anlayamayacağız üstelik. Hayatımızda mutlak ihtiyaç duyduğumuz ve kategorilere ayırıp renklerle sınıfladığımız yalanlar artık başrolde…
Zeki bir kahramanımızın yaratıcılığında ekibiyle birlikte bilinmeyen sırların peşinde koştuğu, analizleriyle polisiye olayları çözdüğü yeni bir dizimiz daha oldu. “Lie to Me” hayli büyük bir gümbürtüyle çıka geldi. Yalanlar üzerine söyleyeceği pek çok şey, ifadeler ve davranış biçimleriyle ilgili örnekleri ve tespitleriyle üstelik. “The Evidence” adlı tutmamış bir dizinin yaratıcısı olan Samuel Baum’un son denemesi temel desteğini son dönemlerde moda olduğu üzere sinema dünyasından alıyor. Başrolde ayrıksı rollerin oyuncusu Tim Roth’u görmek ekstra bir avantaj gibi. Üstelik oyuncuya rolün yakıştığı hatta cuk oturduğu da bir gerçek… İlk bölümüyle bağımlılık yaratan bir durum da söz konusu olunca, yepyeni bir karakteri hayatımıza eklediğimiz de kesin… Dr. Cal Lightman… Kurucusu olduğu “Lightman Group” ile birçok kurum ve kuruluşa danışmanlık yapan ekibin olayları çözme biçimi ise ilgi çekici örnekleriyle izleyiciyi ekrana bağlayan türden. Özellikle siyasilerin ifade örnekleriyle taçlanması dizinin sürekli gündemde kalacağının da göstergesi… Psikolojik drama hayranlarını ve bir dönemin popüler kavramı “beden dili” takipçilerini ekrana bağlayan yepyeni bir drama var karşımızda.
Temel esin kaynağı, kendi sitesinde dizi ile ilgili görüşlerine ve her bölüm için yaptığı yorumlara yer veren bir isim. İnsanların yüz ifadeleri, vücut dilleri ve konuşma biçimleriyle ilgili araştırmalarıyla tanınan Davranış Bilimci Dr. Paul Ekman. Ekman’ın kişisel deneyimlerinin diziye konu olarak ne kadar katkı yaptığı ise henüz bilinmemekte. Ama yarattığı kavramlar ve tanımların dizinin en önemli unsuru olduğu görünüyor…
Mikro ifadeler adı verilen tanımlı yüz okumaları, sesteki düzen ölçerek ortaya çıkarılan bir çok yalanın, dönemin yalan makinelerinde tespit edilemeyeceği gerçeği ise sık sık tekrarlanmakta. Dr. Lightman’ın test etmesi için gösterilen yalan makinasını sadece bir yumurta ile alt etmesi de bunun örneklerinden sadece biri. Herkesin yalan söylediği genellemesinin ardından dizinin asıl odağı geliyor. “Neden yalan söyleriz”… İşte bu nedenin ardından giden Lie to Me, özellikle verdiği mikro ifadeler ve olayları çözümlerken adeta CSI tarzıyla her şeyi ayrıntılı paylaşmasıyla fark yaratıyor.
Ama her şey bu kadar da toz pembe değil elbette. Dizinin çok özgün olmadığı gerçeği hayli net ortada… Ana karakterin House dizisini hatırlatır bir karizması olduğu gözlerden kaçmıyor. Dizinin yaratıcısı Baum’un bir an evvel bu mükemmel karizmanın zayıflıklarını göstermesi istenmekte ve istekler de hiç haksız değil elbette. Özgün bir dizi değilse ne peki dendiğinde bir çok örnekle karşılaşmak da sürpriz değil elbette. Hayli sürükleyici ve merak uyandırıcı bir dizi olması tartışılmaz ama, özellikle “The Mentalist” dizisini çok fazlaca andırması pek hoş değil. Birde bunun üzerine özellikle çözülen dosyalar sonrası müzik eşliğinde mutlu tablolar gösterilmesinin “Cold Case” dizisinden araklama olması ve bütüne pek bir şey katmaması dizinin en zayıf yönlerinden biri. “Mentalist”teki gibi bir ekip söz konusu, ekibe yeni katılan bir kadın söz konusu daha ne olsun. Ana karakterinizde söz konusu diziden olunca hiçbir şeyin pek bir gizemi kalmıyor.
Halen Amerikan izleyicisinin dizi söz konusunda bir numarası merak duygusu ve bunu tetikleyen polisiyeler iken birkaç örnekten alınan çorba hissi ağız tadını biraz bozsa da, bu yazı yazılırken 7 bölümü yayınlanmış dizinin mikro ifadeler ve siyasilerden verdiği örnekler ile Tim Roth’dan aldığı kredi devam ediyor. Çok özgün olmasa da bir iki bölüm izleyip karar vermek hala en iyi seçenek gibi görünüyor, ama eksiklerini giderip uzun soluklu olursa bundan sonra yalan söylerken iki kere düşüneceğimiz kesin…

Ayrıntılarda saklanan gerçekler!
Mentalist: Zihinsel zekâsını kullanıp, hipnoz ve telkin uygulayan kimse. Düşünce ve davranışları yönlendirme uzmanı.
Amerikan dizilerinin zaman içindeki yolculuğuna bakıldığında, tek bir konu ve olay örgüsü üzerinde yoğunlaştığı net bir şekilde görülüyor. Köklerini aldığı ilk dönem sonrası gelen örneklerle tükenen, tek konuyu ve karakteri ele alan dizilerin artık devrini tamamladığı, özellikle Lost sonrası, daha karmaşık, sürekli takip gerektiren hatta önceki bölümlere referans veren diziler iyice ağırlık kazandı.
Ana karakterin her bölümde benzer şeyler yaptığı, kısa sürede kendi klişesini yaratan dizileri bekleyen genelde, sezon sonunu görmeden apar topar yayından kalkmak oluyor artık. En çok izlenen dizilere bakıldığında da seyircinin tercihi sıklıkla polisiye… Özellikle CSI serisinin başlangıcıyla birlikte, ayrıntıda saklanan gerçeklerin ışığında gelen çözümler her daim ilgi çekiyor. Elbette bu ilgi örneklerin çoğalmasını da sağladı. Kırılan kabuk çok geçmeden yeni bir kabuk üretti. Ana karakterin ne kadar renkli ve özgünse o kadar kalıcı olursun kuralı böylece doğmuş oldu. Geçen yılın ilk anda merak uyandıran dizisi “New Amsterdam” çok fazla inandırıcı bulunmamış, bir final dahi yapamadan yayından kaldırılmıştı. Yine benzer birçok diziyle bu örnekleri çoğaltmak mümkün.
The Mentalist, daha ilk bölümünden itibaren karakterin sevilmesini sağlayacak şekilde tasarlanan flashbacklerle başlıyor. Tüm bu flashbacklerde görünen de net bir şey var. Patrick Jane, zamanında Tv şovlarında medyumluk yapmış bir adam. Stüdyoda bulunan konuklarla ilgili sözde hissettiği şeyleri paylaşıyor. Birkaç genel soru ile o kişinin yanında bulunduğunu söylediği ölmüş kişinin ruhu ile hesaplaşmasına aracılık ediyor. Ama bu durumun gerçek olmadığını daha ilk başta söyleyecek kadar da dürüst.
Tüm olayda Jane’in bu özelliğinden kaynaklanıyor. “Red John” adı verilen bir seri katilin yakalanması için polise yardım eden Jane, bu yardımın karşlığında Red John’dan tepki görüyor. Güçlü bir karakter olarak çizilen Red John bir şarlatanın kendisiyle uğraşmasından duyduğu nefreti Jane’in ailesini katlederek gösteriyor. İş dönüşü evine gelen Jane, kapıdaki notu gördüğünde dizinin ana olay örgüsü de çizilmiş oluyor. “Eğer dediğin gibi bir medyumsan, bu kapının arkasındakileri görmek için kapıyı açmana gerek yok” notu ile ezeli rekabet de başlamış oluyor. Red John cinayetleri sonrası kurbanlarının kanı ile ilk anda fark edilecek biçimde, duvara gülen surat resmederek imzasını atıyor.
Günümüzde geçen olaylarsa 4 kişilik bir cinayet masası ekibinin Jane ile paslaşarak olayları çözmesi üzerine kurulu. Genelde olaylar Jane’in ekibi oyalayıp, gözlem gücü ile her şeyi sonuçlanıyor. Jane’in kimi zaman hipnozla, kimi zaman keskin zeka oyunlarıyla her şeyi çözmesi keyif verirken, diziden Red john’un gölgesi de hiç düşmüyor. Jane’in geçmişine dair geri dönüşler de cabası. Özellikle kendisi gibi ölülerle bağlantı kurduğunu söyleyen bir kadınla karşılaştığı bölümü izlemek ayrı bir keyif…
Yine de her şey Patrick Jane üzerine kurulmuş olsa bile, dizi çok geçmeden temposunu Red John’un peşindeki kovalamacalarla arttırıyor. Özellikle de yazı yazıldığı sırada oynamış olan son bölümde Red John hakkında bilgi verebilecek bir kişinin ortaya çıkması, bu sebeple de neredeyse burun buruna gelmeleri dizinin zirve noktası şu anda…
Mentalist’in yaratıcı kadrosunun başında Rome dizisinden hatırlanabilecek Bruno Heller bulunuyor. Heller’ın kurduğu ana öyküyü uygulamaya geçiren oyuncu kadrosu da hayli ilgi çekici. Özellikle “Guardian” dizisiyle hatırlanan sempatik oyuncu Simon Baker, dizi oyunculuğu konusundaki deneyimini “Patrick Jane” karakterine çok iyi yedirip, ete kemiğe büründürüyor. Jane’in birlikte çalıştığı kadronun başındaki isim de hayli tanıdık, özellikle Prison Break’teki Veronica olarak hatırlanan Robin Tunney, Baker’la iyi bir ikili oluşturuyor.
Farklı bir dedektiflik dizisi arayanların, cinayetlerin çözümü sırasındaki oyunlardan etkilenen izleyici tarafından ilgiyle karşılanan Mentalist, hala keşfetmemiş izleyicisini zeka oyunlarına katılmaya davet ediyor.
Ailesinin katledilmesinin öcünü arayan, Red John’u bulduğunda ne yapacağını sorgulayan Patrick Jane, ne olursa olsun şimdilik eve gittiğinde gülen surat resminin altında uyumuya devam ediyor…