‘sinema haberleri’ Kategorisi için Arşiv

Yıkılarak alışveriş merkezi yapılması plânlanan Beyoğlu Emek Sineması’na sahip çıkan bir grup eylemci Cumartesi akşamı Dziga Vertov’un Kameralı Adam filmini Emek Sineması’nın önünde göstererek eylemlerini gerçekleştirdi. İstanbul Kültür Sanat Varyetesi (İKSV) eylemi İstanbul Film Festivali’nin açılış gününe denk getirildi. İnternet üzerinden örgütlenen eylem saat 20:00′de gerçekleştirildi. Öte yandan Suç Unsuru adlı filminin gösterimi öncesinde sinema yazarı Yusuf Güven de izleyicileri Emek Sineması’nın kapatılmasını protesto eylemine katılmaya davet etti. İzleyiciler eyleme alkışlarla destek verdiler.
Yıllardır söylüyoruz, sonuç alıncaya kadar da söylemeye devam edeceğiz… Biz sinema ve TV-dizilerinde çalışanlar olarak-oyuncusundan set işçisine-“ORMAN DÜZENİ” diye tanımlayabileceğimiz koşullarda çalışıyoruz. Sigortalarımız ödenmiyor! Bunun ispatı kolay, setlerde çalışan, jeneriklerde adı geçen 50’yi aşkın insanın kaçının sigortası ödeniyor, bakmak yeterli. Çalışanlara fatura kesmeleri konusunda dayatmalar var. Televizyonlarda yayınlanan diziler, dünyanın hiç bir yerinde 90+ dakika değil. Haftalık periyotlarla yayınlanan bu dizilerin çekilebilmesi ve yayına yetişmesi için günde ortalama 16-18 saat çalışılıyor. Zaten düşük olan ücretler ya geç ödeniyor ya da hiç ödenmiyor. Tüm bu olumsuzlukları yapımcıların büyük bir çoğunluğu da kabul ediyor.
Bu sorunları yetersiz de olsa meclis gündemine getirip soru önergesi veren sayın milletvekilinin sorularının büyük bir kısmının muhatabı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı. Bir kısmı RTÜK’ün inisiyatifinde. Bu sorulara Kültür Bakanlığı nazik yanıtlar vermiş, ancak tüm dünyada (yeraltı işçilerinden sonra) en ağır çalışma koşullarına sahip iş kolu olarak kabul edilen sinemanın özel ve başka kollarla kıyaslanamayacak koşulları olduğunu söylüyoruz. Örneğin seyrederken zevk aldığımız aksiyon sahneleri çekilirken oyuncu ya da dublorlerin hayati tehlikesi hiçbir iş yasasında yer almayan bir durum. 8 saatten fazla çalışıldığında konsantrasyonunu yitiren çalışanlar kazalara ve tehlikelere açık hale geliyor diyoruz. Yurt dışında film setlerinde ambulans bulunması zorunlu. Bizim insanımız, sinemacımız onlardan daha mı değersiz?
Mevcut iş kanununa göre mevsimlik işçi kategorisinde çalışan emekçilerimiz bir de sosyal güvencesiz çalıştırılınca, 80 yıl da çalışsa emekli olamıyor diyoruz. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı sadece iş kazalarından sonra mı sorunlara eğilecek, arkadaşlarımız öldü, ölüyor diyoruz… Çalışanlar yasaya göre sigortalı sayılmakta olabilir ama uygulamada sigortalar ödenmiyor diyoruz… Sigortasının yatırılıp yatırılmadığını öğrenmek isteyen çalışanlar sudan mazeretlerle işten atılıyor…
Medyada okuyoruz, “stratejik bir sektör” den bahsediliyor; ancak strateji ürettiği söylenen sinema emekçileri güvencesiz bir hayatı sürdürmeye çalışıyor. Güvencesiz çalışma hayatı, güvensiz bireyler ve güvensiz toplum demek değil midir?
Bakanlıkça “Sinema İş Yasası” çalışması yok deniyor; o halde acilen çalışmaların başlaması gerekmektedir. Önergeye verilen bu konularla ilgili cevaplar; diğerlerini zaten geçiyoruz ki -spekülatif konulardır-, tatmin edici olmamakla birlikte ısrarla üzerinde durduğumuz ve vahşi, insana yakışmayan bir biçimi tanımlamak için kullandığımız ORMAN DÜZENİ sorununu çözmeye yönelik bir girişimin dahi olmadığını ortaya koymaktadır.
Sine-Sen/ Sinema Emekçileri Sendikası
Genel Başkan
Zafer AYDEN
“Dokunaklı, açık yürekli ve büyüleyici” FINANCIAL TIMES
“Bal, gerçek sevginin heyecanını taşıyor.” THE HOLLYWOOD REPORTER
“Altın Ayı, Türkiye’nin yeni sinemasının elde ettiği en büyük başarı.”
FRANKFURTER ALLGEMEINE

Semih Kaplanoğlu’nun dört yılda tamamladığı Yusuf Üçlemesi’nin son filmi olan BAL, 9 Nisan 2010 Cuma günü beyazperdede sinema izleyicisiyle buluşacak.
BAL’ın kazandığı Altın Ayı, “Susuz Yaz- Metin Erksan” (1964) ve “Yol -Yilmaz Güney” (1982) ile beraber uluslararası alanda sinemamıza verilen en büyük üçüncü ödül özelliğini de taşıyor.
Yapımcılığını Kaplan Film ve Heimat Film’in üstlendiği ve CineFilm’in dağıtımını gerçekleştireceği BAL’ın başrollerinde Tülin Özen (Zehra), Erdal Beşikçioğlu (Yakup) ve Bora Altaş (Yusuf) yer alıyor.
Yusuf Üçlemesi’nin son filmini Eurimages desteğiyle Rize Çamlıhemşin’de çeken Semih Kaplanoğlu, ‘Çocukluğa dair hatırladığımız her şeyin içinde doğanın da payı var’ diyor.
BAL’ın görüntü yönetmenliğini Barış Özbiçer, sanat yönetmenliğini Naz Erayda yaptı. Kurgusu Ayhan Ergürsel, Semih Kaplanoğlu ve Suzan Hande Güneri’ye ait olan filmin konusu şöyle:
Yedi yaşındaki Yusuf, ilkokula başlamış, okuma yazma öğrenmektedir. Babası Yakup, ürkütücü bir ormanın derinliklerinde, yüksek ağaçların üzerine kurulmuş el yapımı kovanlarda üretilen karakovan balcılığıyla uğraşmaktadır. Yusuf bir sabah gördüğü rüyayı babasına anlatır. Bu rüya ikisi arasında sonsuza dek kalacak bir sırdır. Aynı gün Yusuf sınıfın önünde öğretmenin verdiği okuma metnini okurken aniden kekelemeye başlar ve arkadaşlarının alay konusu olur.
Yakup, anlaşılmaz bir nedenle soyu hızla tükenen Kafkas arılarının peşinden uzak bir ormana gider. Babasının gidişiyle Yusuf iyice sessizliğe gömülür. Günler geçer, Yakup’un gecikmesi Zehra’yı ve Yusuf’u tedirgin eder.
Babasını aramak için ormanın derinliklerine dalan Yusuf’un gördüğü rüya gerçekleşecek midir?
Ve Oscar’da kadının fendi Cameron’u yendi… Hasılat rekorları kıran, en fazla kar eden film olarak taçlanan Avatar, The Hurt Locker’a mağlup oldu…
10 filmin aday olmasıyla başlayan süreçte sürekli karşı karşıya getirilen iki filmden diğeriyle karşılaştırıldığında neredeyse hiç izlenmeyen gecenin galibi oldu. Dile kolay 2 milyar dolar hasılatı deviren Avatar bir yanda, yaklaşık 17 milyon dolar hasılat elde eden The Hurt Locker bir yandaydı, eski karı koca olmalarıyla da pompalanan rekabetin en can alıcı noktası da izlenme rakamlarıydı. Akademi en çok izleneni filmi değil, iyi filmi ödüllendirdi.
Törene gelirsek, artık iyice suyu çıkan Kırmızı Halı töreni giderek şaklabanlığa gider haldeydi… Herkesin sürekli “inanılmaz” deyip durması, her şeyi böyle tanımlaması bir yana kıyafetlerinin tasarımcılarının adının anılması ile görkemli görünen ama içi boş bir şova tanık olduk, bir de sunucuların soru sorma özürlü olmalarına…
Törene geçildiğinde Baldwin ve Martin’in uyumları gayet iyiydi… Clooney ve Streep ile uğraştılar ve görevlerini yaptılar. Oyunculuk dallarındaki ödüllerde süprizlerin yaşanmadığını belirtmeli. Bridges’ın uzun uzun konuşması, Bullock’un aynı uzunlukta ve sonu gözyaşlı teşekkürleri pek de sürpriz olmadı. Yabancı filmin oscarının ne Haneke’ye, ne de Audiard’a yar olmaması da oldukça ilginç… Yönetmen Oscarı’na hayli şaşıran Bigelow daha kulise giderken Tom Hanks’in gelip apar topar en iyi filmi açıklaması da diğer bir süprizdi. Tamam 3 boyutlu sinema açısında çığır açtı Avatar, ama sadece bildik bir hikayeyi gösterişli paketlemişti o kadar. Neticede Oscar hak edene gitti ve tarihe oscarlı bir kadın yönetmen yazıldı… Üstelik o kadın erkeklerin dünyasını anlatan, profil dışı filmle kazandı… Daha ne olsun demeli…
En İyi Film: The Hurt Locker
En İyi Yönetmen: Kathryn Bigelow (The Hurt Locker)
En İyi Erkek Oyuncu: Jeff Bridges (Crazy Heart)
En İyi Kadın Oyuncu: Sandra Bullock (The Blind Side)

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Christoph Waltz (Soysuzlar Çetesi)

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Mo’Nique (Precious)

En İyi Orijinal Senaryo: The Hurt Locker (Mark Boal)

En İyi Uyarlama Senaryo: Precious (Geoffrey Flechter)

En İyi Animasyon: Up/ Yukarı Bak (Pete Docter)

En İyi Yabancı Film: El Secreto de sus Ojos (Arjantin)

En İyi Görüntü Yönetmeni: Avatar (Mauro Fiore)

En İyi Sanat Yönetmeni: Avatar (Rick Carter, Robert Stromberg, Kim Sinclair)

En İyi Kostüm Tasarımı: The Young Victoria (Sandy Powell)

En İyi Kurgu: The Hurt Locker (Bob Murawski, Chris Innis)

En İyi Makyaj: Star Trek (Barney Burman, Mindy Hall and Joel Harlow)

En İyi Şarkı: The Weary Kind – Ryan Bingham ve T-Bone Burnett (Crazy Heart)

En İyi Müzik: Up (Michael Giacchino)

En İyi Görsel Efekt: Avatar (Joe Letteri, Stephen Rosenbaum, Richard Baneham, Andrew R. Jones)

En İyi Ses Kurgusu: The Hurt Locker (Paul N.J. Ottosson)

En İyi Ses Miksajı: The Hurt Locker (Paul N.J. Ottosson, Ray Beckett)

En İyi Belgesel (Uzun): The Cove (Louie Psihoyos)

En İyi Belgesel (Kısa): Music by Prudence (Roger Ross Williams ve Elinor Burkett)

En İyi Kısa Film: The New Tenants (Joachim Back and Tivi Magnusson)

En İyi Animasyon (Kısa): Logorama (Nicolas Schmerkin)
İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından AKBANK sponsorluğunda 3-18 Nisan 2010 tarihleri arasında gerçekleşecek 29. Uluslararası İstanbul Film Festivali programında Oscar adayı 7 film yer alıyor. 6 farklı kategoride 8 kez aday gösterilen bu 7 film, 7 Mart’ta gerçekleştirilecek 82. Oscar Ödülleri heyecanının ardından İstanbul Film Festivali kapsamında izleyiciyle buluşacak.
Dünyaca ünlü Amerikalı moda tasarımcısı Tom Ford’un Christopher Isherwood’un romanından uyarladığı, yapımcılığını üstlendiği ve yönettiği ilk filmi A Single Man, başrolündeki Colin Firth’e İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar adaylığını getirdi. Filmde eşcinsel bir üniversite profesörünü canlandıran Colin Firth bu rolüyle Venedik Film Festivali’nde Volpi Kupası’nı kazandı. Başrollerde Colin Firth’e Julianne Moore’un eşlik ettiği A Single Man, İstanbul Film Festivali’nin “Akbank Galaları” bölümünde yer alıyor.
Romantik komedi filmleriyle tanıdığımız Nora Ephron’ın son filmi Julie & Julia’da Meryl Streep, kendine bir kez daha hayran bırakan performansıyla En İyi Kadın Oyuncu dalında Oscar’a en yakın isimlerden biri sayılıyor. 16 defa Oscar’a aday gösterilerek kırılması zor bir rekora da imza atan Merly Streep, bu filmdeki rolüyle Ocak ayında Altın Küre’yi de kazanmıştı. Festivalin “Akbank Galaları” bölümünün merakla beklenen filmlerinden Julie & Julia’da Meryl Streep’e başarılı oyuncu Amy Adams eşlik ediyor.
Oscar ödüllü başarılı oyuncu Helen Mirren, The Last Station’daki rolüyle, En İyi Kadın Oyuncu dalında Oscar’a yakın bir diğer isim. Michael Hoffman’ın yazıp yönettiği The Last Station, Tolstoy ve karısı arasındaki eğlenceli, duygusal ve karışık aşkın hikâyesini anlatıyor. İstanbul Film Festivali’nde Uluslararası Yarışma bölümünde Altın Lale Ödülü için de yarışacak The Last Station’da Tolstoy’un eşi Sofya’yı canlandıran Helen Mirren, En İyi Kadın Oyuncu dalında, Tolstoy’u canlandıran Christopher Plummer da En İyi Yardımcı Erkek dalında Oscar’a aday gösterildi.
En İyi Belgesel kategorisinde Oscar için yarışacak filmlerden ikisi İstanbul Film Festivali’nde NTV Belgesel Kuşağı’nda izleyiciyle buluşacak.
Dünyanın en iyi fotoğrafçılarından biri kabul edilen Louie Psihoyos’un yönetmenliğini üstlendiği The Cove, Japon balıkçıların yunus katliamını konu ediyor. 2009 Sydney, Stockholm, Ghent ve Sundance’te İzleyici Ödülü, Seattle’da En İyi Film, Boston, Los Angeles, Toronto, Denver Sinema Eleştirmenleri’nin En İyi Belgesel ödüllerini kazanan The Cove, En İyi Belgesel dalında Oscar adaylarından…
Judith Ehrlich ve Rick Goldsmith’in nefes kesen belgeseli The Most Dangerous Man in America: Daniel Ellsberg and the Pentagon Papers da, 1971’de gizli Pentagon belgelerini New York Times gazetesine sızdırarak Vietnam Savaşı’nın çevreleyen yalanları afişe eden Daniel Ellsberg’in öyküsünü anlatıyor. Zamanın Ulusal Güvenlik Danışmanı Henry Kissinger tarafından “Amerika’daki en tehlikeli adam” olarak tanımlanan Ellsberg’in şaşırtıcı öyküsünü anlatan film, En İyi Belgesel dalında Oscar adayı.
Yabancı Dilde En İyi Film Kategorisi’nde İsrail’in adayı Ajami bu yılın en çok ödül kazanan yapımlarından biri oldu. Filistinli Scandar Copti ve İsrailli Yaron Shani’nin Filistin–İsrail çatışmasını çarpıcı bir dilde anlattıkları Ajami, İstanbul Film Festivali’nde “Sinemada İnsan Hakları” bölümünde yer alarak Avrupa Konseyi Sinema Ödülü (FACE) için de yarışacak. Filmin yönetmenleri Scandar Copti ve Yaron Shani’nin Festival’e katılmak üzere İstanbul’a geleceğini de hatırlatalım.
29. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde gösterilecek Oscar adayı filmlerin tam listesini aşağıda bulabilirsiniz:

Scandar Copti ve Yaron Shani’nin yönetmenliğini üstlendiği Ajami (İsrail) Yabancı Dilde En İyi Film kategorisinde

Louie Psihoyos’un yönetmenliğini üstlendiği The Cove (ABD) En İyi Belgesel kategorisinde
Armando Iannucci’nin yönettiği In the Loop (İngiltere) En İyi Uyarlama Senaryo kategorisinde
Nora Ephron’ın yönetmenliğini üstlendiği Julie & Julia (ABD) En İyi Kadın Oyuncu kategorisinde
Michael Hoffman’ın yönetmenliğini üstlendiği The Last Station (ABD) En İyi Kadın Oyuncu ve En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu kategorilerinde
Judith Ehrlich ve Rick Goldsmith’in yönettiği The Most Dangerous Man in America: Daniel Ellsberg and the Pentagon Papers En İyi Belgesel kategorisinde
Tom Ford’un yönettiği A Single Man (ABD) En İyi Erkek Oyuncu kategorisinde.

İstanbullu sinemaseverler Oscar adaylarından, Kathryn Bigelow’un The Hurt Locker, Jane Campion’un Bright Star, Paolo Sorrentino’nun Il Divo, Claudia Llosa’nın The Milk of Sorrow ve Tomm Moore’un The Secret Of Kells adlı filmlerini geçtiğimiz yıl 28. Uluslararası İstanbul Film Festivali kapsamında, Michael Haneke’nin filmi The White Ribbon’ı ise Filmekimi’nde izlemişti.
BBC’de yayınlanan bir diziden yola çıkarak Armando Iannucci’nin yönettiği film In the Loop, ABD Başkanıyla İngiltere Başbakanının Ortadoğu’da bir savaş çıkarma heveslerini son derece mizahi bir dille anlatıyor. En İyi Uyarlama Senaryo dalında Oscar’a aday gösterilen In the Loop, Festivalde Comedymax sponsorluğunda gerçekleştirilecek Festivalin bu yılki yeni bölümlerden “Antidepresan” kapsamında izleyiciyle buluşacak.
Geçtiğimiz ay uluslararası prömiyerini Berlin Film Festivali’nde gerçekleştiren, Türkiye sinemasının önemli yönetmenlerinden Reha Erdem’in beklenen filmi Kosmos Nisan ayında sinemaseverler ile buluşacak.
Antalya Altın Portakal Film festivalinde En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Görüntü ve Ses Tasarımı dalında Özel Jüri ödülleri alan film, 16 Nisan’da vizyonda olacak.
Yurtdışında dikkatleri üzerine çeken ve övgüler alan film, Berlin Film Festivali’nden sonra Nürnberg Türk-Alman Film Festivalinin açılış filmi olarak gösterilecek ve ardından uluslararası festivallerdeki turuna devam edecek.
Kosmos, sakinlerinin kendini dış dünyaya kapattığı, adeta zamandan ve mekândan soyutladığı bir şehirde,nereden geldiği belli olmayan bir Tanrı misafirinin iyileştirici mucizeleri ile düzene müdahalesi neticesinde ahengin bozulmasını anlatıyor… Kosmos’un kaçarak geldiği bu şehirden yine kaçarak gitmesi arasında ki süre boyunca başından geçenlere tanık oluruz…

Mucizeler yaratan bir hırsızı konu alan filmin başrollerini üstlenen genç oyuncular Sermet Yeşil ve Türkü Turan’a Hakan Altuntaş, Sabahat Doğanyılmaz ve Korel Kubilay eşlik ediyor.

İtalyan sanatçı Pippa Bacca’nın yarım kalan barış yolculuğunun Türkiye ayağını devam ettiren Bingöl Elmas bu yolculuğu “Pippa’ya Mektubum isimli bir belgesele dönüştürdü.

Türkiye’deki ilk gösterimi, İf İstanbul 9. AFM Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali’nde gerçekleştirilen film ulusal ve uluslararası festival yolculuklarına başladı.

İtalyan Sanatçı Pippa Bacca’nın beyaz bir gelinlikle Milano’dan başlattığı ve Kudüs’te son bulmasını planladığı “barış yolculuğu” bundan 2 sene once Gebze’de bir saldırı ile son bulmuştu. Öldürülen sanatçı Bacca’nın yarım kalan yolculuğunu devam ettirmek isteyen belgeselci Bingöl Elmas, Bacca’nın öldürüldüğü yerden siyah bir gelinlikle yola çıktı. Elmas, Bacca gibi otostop yaparak, Hatay’ın Cilvegözü sınır kapısına kadar bu barış yolculuğunu devam ettirdi. 11 gün süren bu yolculukta, barışın, insana güvenin, kadın olmanın izini sürdü. Bu izleri ve yolda rastladığı Insana dair öyküleri kendi kamerasına kaydetti.
Bingöl Elmas, belgeseli, “Filmde, Pippa’ya olanlardan, ‘erkeklik’ hallerinden bahsedilirken bir yandan da Türkiye’de kadın olmanın gerçekliği ile yüzleşildi. Erkeklere ait alanlarda, bir otobanda, bir kamyonda kadın olarak hiçbir tacize, tecavüze uğramadan var olabilmek üzerine bir film” diye tanımlıyor.
“Pippa’ya Mektubum” Fransız kanalı Arte tarafından desteklenerek, yapım şirketi Article Z’den Patrice Barrat’ın “Öteki Türkiye Programı” çerçevesinde ve Tuğrul Artunkal’ın editörlüğünde gerçekleştirildi. Yolculuk sırasında Bingöl Elmas’ı 5 kişilik bir yapım ve çekim ekibi izledi.
Pippa’ya Mektubum
Dünya barışı için beyaz gelinlikle, Milano’dan otostopla yola çıkan Pippa Bacca’nın yolculuğu, Türkiye’de uğradığı saldırıyla çok üzücü bir şekilde sonlandı. Film, yönetmenin siyah gelinlikle ve otostopla “Barış Gelini”nin yarım kalan yolculuğunu devam ettirmesini anlatıyor. Yolculuk Pippa’nın son otostop yaptığı yerden başlayıp Suriye sınırında son buluyor.
Bu yolculukta Pippa’ya olanlardan, ‘erkeklik’ hallerinden bahsedilirken bir yandan da Türkiye’de kadın olmanın gerçekliği ile yüzleşiliyor.
Erkeklere ait alanlarda, bir otobanda, bir kamyonda kadın olarak hiçbir tacize, tecavüze uğramadan var olabilmek üzerine bir film.
Bir kadın belgeselcinin güven, barış, korku ve kötülük üzerine sorgulamaları, sesli düşünmeleri.
 
Bingöl Elmas Özgeçmiş
1976 Erzurum Doğumlu. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü mezunu. 1998-2001 yılları arasında ulusal yayın yapan çeşitli televizyon kuruluşlarında muhabirlik ve haber programlarda yönetmen asistanlığı yaptı. 2001-2008 yılları arasında Türkiye Belgesel Sinemacılar Birliği’nde hakla ilişkiler ve ulusal-uluslararası festival sorumlusu olarak çalıştı. Belgesel Sinema alanında yönetmen, yapımcı, metin yazarı olarak üretimler gerçekleştiriyor.
Filmografi
2008 TransAsya (Belgesel, Yapım, Yönetim)

2005 Ağustos Karıncası (Belgesel, Yapım, Yönetim) 42. Antalya Altın Portakal Film Festivali, Ulusal Belgesel Film Yarışması, Birincilik Ödülü.
2004 Kalimerhaba Side (Belgesel, Yönetmen Yardımcılığı)
2003 Çıralı: Doğala Dönüş (Belgesel, Yönetmen Yardımcılığı)
2002 Oyun (Kısa Film, Yönetmen)

My Letter to Pippa
The journey of Pippa Bacca who set off from Milano in a wedding dress and attempted to go to Jarussalem for the world peace by hitch-hiking has ended regrettably in Turkey. The movie depicts the history of the director who undertakes the journey of “Peace Bride” but in a black wedding dress. It starts from the spot where Pippa Bacca last seen and continues until the Syrian frontier.
In this journey what happened to Pippa and states of masculinity are discussed as well as the reality of being a woman in Turkey is faced with.
This is a movie about existing as a woman in a truck or on a highway without being harrased or raped. It’s a questioning and a loud thinking of a female documentary filmmaker about trust, peace, fear and being bad.
Bingöl Elmas background
She graduated from the Radio, Television and Cinema department of Marmara University Faculty of Communication. In 1997 she won the first, second and special jury award for the best news report – programme with the projects she realised at MIHA (Marmara University News Agency).
She worked as a reporter at various national television channels between 1998 and 2001 as well as director’s assistant in TV programmes. Also she worked at The Association of Documentary Filmmakers in Turkey (BSB) for 8 years which is the only professional union in the field of documentary.
Cicadant, her first documentary film has been screened in various festivals and won the award for the best documentary film at the 42 nd Antalya Golden Orange Film
Filmography
2008 TransAsia (Documentary, Producer, Director)


2005 Cicadant (Documentary, Producer, Director)

2004 Kalimerhaba Side (Documentary, Assistant Director)

2003 Çıralı: Return to The Nature (Documentary, Assistant Director)
2002 Game (Short Film, Director)