‘Saoirse Ronan’ Kategorisi için Arşiv

Gösterim Tarihi: 24 Haziran 2011
Yönetmen: Peter Weir
Senaryo: Peter Weir, Keith R. Clarke
Görüntü yönetmeni: Russel Boyd
Müzik: Burkhard Dallwitz
Yapım: Exclusive Films
Tür: Macera, Dram
Süre: 133 dk.
Oyuncular: Ed Harris, Jim Sturgess, Saoirse Ronan ve Colin Farrell
1940 yılında Sovyet Rusya’ya bağlı Sibirya çalışma kampından, özgürlükleri için kaçtıktan sonra 4.000 mil yürüyerek Hindistan’a ulaşan esirlerin, yaşadıkları macera ve dramı ustalıkla anlatan yaşanmış bir yol öyküsü.

Hanna

Yayınlandı: Haziran 10, 2011 / Cate Blanchett, Eric Bana, Hanna, Joe Wright, Saoirse Ronan, Vizyondakiler


Ergenlik çağındaki bir kız ilk kez dış dünyaya açılır… ve yaşamı için mücadele etmek zorunda kalır. Yönetmen Joe Wright karanlık peri masalı öğelerini (Avrupa ve Fas’taki mekanlarda çekilen) macera-gerilim tarzındaki Hanna ile harmanladı.
Hanna 16 yaşındadır. Zeki, meraklı ve ailesine bağlı bir kızdır. Benzersiz olan yönü ise, gücü, dayanıklılığı ve bir askerin düşünce biçimine sahip oluşudur. Bu özelliklerini eski bir CIA ajanı olan dul babası Erik (Eric Bana) tarafından Kuzey Finlandiya’nın ıssız bir köşesinde yetiştirilmesine borçludur. Erik kızı Hanna’ya avlanmayı öğretmiş, onu katı bir kendini savunma eğitiminden geçirmiş ve okula göndermek yerine evde sadece bir ansiklopedi ve peri masalı kitabıyla eğitmiştir. Hanna başka hiçbir genç kızın yaşamadığı bir hayat yaşayagelmiştir; yetiştirilme biçimi ve eğitimi bir tek amaca, onu mükemmel bir suikastçi yapmaya yöneliktir. Fakat dışarıdaki dünyada Hanna’nın ailesi için bitmemiş işler vardır, üstelik bu işlere bir de gurur ve Erik’in kızını artık daha fazla dizginleyemeyeceğini kavraması eklenir.
Hanna’nın ergenliğindeki bu dönüm noktası çok keskindir; genç kız Erik’ten ayrılır ve baştan beri kaderi olan göreve yönelir. Babasıyla planladıkları şekilde Berlin’de buluşamadan, Hanna acımasız istihbarat ajanı Marissa Wiegler’ın (Oscar ödüllü Cate Blanchett) yönetimindeki ajanlar tarafından yakalanır. Kariyerli bir casus olan Marissa, kendisini Hanna ve Erik’e bağlayan sırları uzun süredir saklamaktadır.
Fas çölünün altında bir yerde gözetim altında tutulan Hanna çok geçmeden kendini alıkoyanları alt etmeyi başarır. Yeraltından yerüstüne bu cesurca kaçış onu hiç bilmediği ama bir an önce öğrenmesi ve içinde yolunu bulması gereken bir coğrafyayla ve dünyayla baş başa bırakır. Marissa, Hanna’nın peşine gizlice bir grup ajan gönderir ve kendisi de bu ölümcül takibe katılır. Hanna Avrupa’da nihai hedefine doğru yol alırken kendi varlığıyla ilgili sarsıcı ve insanlığını sorgulamasına yol açan bilgilere ulaşır.
Focus Features ve Holleran Company’nin, Sechzehnte Babelsberg Film GmbH ve Neunte Babelsberg Film GmbH’le ortak yapımı olan Joe Wright filmi “Hannanın başrollerini Saoirse Ronan, Eric Bana, Tom Hollander, Olivia Williams, Jason Flemyng ve Cate Blanchett paylaşıyor. Oyuncu seçimini Jina Jay’in gerçekleştirdiği filmin kostüm tasarımını Lucie Bates, yardımcı yapımcılığını Josephine Davies, ortak yapımcılığını Carl Woebcken, Christoph Fisser, Henning Molfenter, müziğini The Chemical Brothers, kurgusunu ACE’den Paul Tothill, yapım tasarımını Sarah Greenwood, görüntü yönetimini BSC’den Alwin Küchler, yönetici yapımcılığını Barbara A. Hall, yapımcılığını Leslie Holleran, Marty Adelstein ve Scott Nemes üstlendi. Hikayesini Seth Lochhead, senaryosunu da Seth Lochhead ile David Farr’ın kaleme aldığı filmi Joe Wright yönetti.”
Henüz genç kızlığa yeni adım atmış olan Saoirse Ronan performansıyla etkilemeye devam eden, şimdiden Oscar adayı olmuş bir oyuncu. Ama karaktere girmek için hangi yöntemi kullandığı sorulduğunda şu yanıtı veriyor: “Bir yöntemim var mı bilmiyorum. Karakteri yaşayan türde bir oyuncu değilim”.
Yine de sözlerine şunları da ekliyor: “Tüm rollerin zorluklar içermesini istiyorum. Bol aksiyonu ve derinliği olan karakteriyle Hanna bunlara sahipti. Daha önce oynadığım hiçbir dramaya benzemiyordu. Burada bir ormanda büyümüş ve tüm eğitimini babasından almış bir kız var; daha önce başka kimseyle tanışmamış. Biz onunla dış dünyaya açılırken tanışıyoruz. Karşısına çıkan herkes ve her şey onu büyülüyor. Hanna’nın en sevdiğim özelliği ön yargılı olmaması; her şeye açık fikirli yaklaşıyor ve her şeyden çok etkileniyor. Biraz acayip biri. Fakat bu benim hoşuma gidiyor; tuhaf insanları severim”.
“Hanna hayatı ilk kez keşfediyor; yani, bu film sadece önüne geleni haklayan bir kızı konu almıyor – gerçi onu da kesinlikler yapıyor!” diye ekliyor genç oyuncu.

Bu konsept Ronan’ın çok hoşuna gitti. Aktris, “Hani peri masallarında bir kişi dış dünyaya açılır ve orası hem çok büyük hem korkutucu hem de güzeldir ya, işte “[yönetmen] Joe Wright’ın bana sözünü ettiği şey buydu. Yaşıtım herkes gibi, Hanna’nın dünyayı görme arzusunu içselleştirebiliyorum; fakat onun dünyaya açılışı saatte 150 kilometreyle oluyor”.

Hanna”nın çekimleri sırasında 16 yaşına giren aktris daha önce bir kez daha yönetmen  Wright’la bir projede çalışmıştı. Wright’ın dört yıl önce Ronan’a rol verdiği Atonement” tüm dünyada başarı ve ödül toplamıştı.
Ronan, “Her zaman şöyle düşünmüştüm: Eğer tekrar birlikte çalışacaksak, daha önce yaptığımızdan farklı bir proje olmalı. Joe ile ortak bir yol bulmaya ihtiyacımız yoktu; çok uyumluyduk; hatta eskisinden bile daha uyumluyduk çünkü birbirimizin tam anlamıyla memnun olup olmadığını anlayabiliyorduk; ayrıca farklı şeyler denerken birbirimize güveniyorduk. Joe da ben de Hanna’yı anlayabiliyorduk çünkü onun yaptığı şeyler sevdiği insanları korumaya yönelik” diyor.
Seth Lochhead “Hanna”nın orijinal senaryosunu 2006’da yazdı. Sonrasında, senaryo gelişmeye devam etti. Birçok edebi uyarlamayı beyaz perdeye başarıyla aktarmış olan Oscar adayı yapımcı Leslie Holleran şunu söylüyor: “Orijinal bir hikaye üzerinde çalışmak çok özgürleştirici ama bir o kadar da korkutucu. Hanna bir serüven yaşıyor. Senaryoyu birkaç yıl boyunca geliştirmek de kendine göre bir serüvendi. Seth, Hanna’yla mitsel bir karakter yarattı. Hanna yabancı topraklara, diğer bir deyişle bizim dünyamıza, adım atan bir yabancı. Onun kurduğu insani ilişkiler çok ilgimi çekti”.
Holleran sözlerini şöyle sürdürüyor: “Bu filmin çıkış noktası olacağı bir yönetmen bulmak istedim. Joe’nun güçlü yanı bu hikayeyi bir peri masalının prizmasından irdelemesiydi. Heyecan verici olan bir diğer nokta ise Joe’nun aksiyon, karakter öğeleri ve hatta sosyal yorum çerçevesinde düşünmesiydi; bu, kadının güçlenişini anlatan bir hikaye. İnanıyorum ki Saoirse’yla bu derin aşinalığı ve onun oyuncu olarak neler yapabileceğini bilmesi malzemeye hırslı bir yaklaşım gösterme konusunda ona güven verdi”.
Wright’ın filmi yöneteceği kesinleştikten sonra olanları Lochhead’in şöyle aktarıyor: “Joe gerek 2006 senaryosunda olan gerekse sonradan eklenmiş pek çok sahne üzerinde çalışmak üzere beni birçok kez çağırdı. Joe’nun benim ne yapmaya çalıştığımı anladığını hissettim ve onun hikayeye bakış açılarını da anladım. Karakterleri aynı pencereden görüyorduk. Dolayısıyla, Hanna’nın dünyasına geri dönmek çok heyecan vericiydi”.
Filmin başında, Hanna’nın dünyada sahip olduğu tek insan, dul babası Erik’tir. Aktör Eric Bana, “Senaryo bana hiçbir şeyi hatırlatmadı. Bunun üzerine, ‘Bu filmi daha önce görmedim’ diye düşündüm. Filmin ana karakterinin ergenlik çağında bir kız olması hoşuma gitti. Saoirse için bu yaşta ne müthiş bir fırsat. Joe’nun hikayeye yaklaşımın bayıldım. Bu yüzden de rolü hemen kabul ettim” diyor.
Bana sözlerine şunları da ekliyor: “Hanna’nın büyüyüp sorumluluk alması gerekiyor çünkü babası kontrolü bırakıyor. Ben de bir ebeveynim ve ‘Hanna’yı çocukları ilk kez kendi başlarına uçmaya başladıklarında her ebeveynin yaşadığı kabusun abartılmış bir versiyonu olarak görüyorum”.
Bana canlandırdığı karakterin karmaşıklığını da cazip bulduğunu ifade ediyor: “Erik’te çok geleneksel baba özellikleri var: Kızı için hem bir koruyucu hem de bir öğretmen. Hanna’yı doğduğu andan itibaren zihinsel ve bedensel olarak hayatta kalmaya hazırlıyor, yani Hanna için aynı zamanda acımasız bir talim komutanı. Öte yandan, bir ebeveyn çocuğunu dış dünyadan koruma konusunda harika bir iş çıkardığında, dışarıdaki acımasız gerçekler çocuk için çok daha şoke edici oluyor; ve Hanna gerçek anlamda tehlikede”.


Aydınlığa çıkan serüven…

2003’te yayınlanan kurgu roman “The City of Ember” sonunda beyazperde de. Konunun 1980’li yıllardan beri hep aklında olduğunu belirten, kitabın yazarı Jeanne DuPrau “Benim çocukluğum 50’li yıllarda geçti. Bu nedenle aklımda hala nükleer savaş korkusunun güçlü anıları vardır. İnsanlar o yıllarda nükleer savaş çıkarsa neler olabileceği üzerinde konuşurlardı. Bomba sığınakları inşa ediyorlardı. Bütün bunların bende derin etki bırakması kaçınılmazdı” diyor.
Çocukluğundan aklında kalanlarla yola çıkan Jeanne DuPrau kendi kendisine şu soruyu sordu: Günün birinde tüm insanlar dünya üzerinde bir şehire mülteci olarak sığınmak zorunda kalırsa ne olur? İnsan ırkını müthiş bir tehlikeden korumak için inşa edilen Sihirli Şehir işte böyle doğdu. Daha kitap yayınlanmadan el yazımı müsvettelerini okuma fırsatını bulan yönetmen Gil Kenan, filmin yıldızının da Sihirli Şehri ta kendisi olduğunu fark ederek “Bu öyküde şehir başlıbaşına bir karakterdir” diyerek yola koyuldu.
Kenan ana fikrin şehir olduğunu kararına sonuna dek inandığını, başarılı bir şehir yaratak göstermiş. Şehrin dokusu da, zamandan bağımsızlığı da, sosyal kuralları da son derece başarılı şekilde yansıtılmış. Sıkıcı yan faktörlere, öykülere hiç girilmemiş…
İlk başta kutunun elden ele geçmesi, hele ki kutuyu taşıyanın düşüp ölmesi gayet hoş… Tarzını direk belli eden doğru bir açılış yaparak başlıyor “Sihirli Şehir”…
Karakter yaratımları da yerli yerinde ve tadında… Kefaret filminden hatırlayacağımız Saoirse Ronan’ın canlandırdığı Lina Mayfeet ve Harrow bu serüvenin baş aktörleri. Ronan’ın filmdeki önemini de yine Kenan şu sözleriyle değiniyor ki, gayet yerinde tespitler bunlar…“Lina’yı bulmak için altı ay boyunca dünyada dolaşmadığımız ülke kalmadı. Saoirse Ronan ile tanıştığımızda Lina’nın sesini duyduğuma ikna oldum. Tıpkı Lina gibi Saoirse de doğa harikası bir kızdır. Bugüne kadar onun gibisini görmemiştim. Yetenekleri üzerinde tam kontrole sahip olduğunu gördüm. İstediği anda gaza basıp istediği anda frene basarak yavaşlamasını bilen bir oyuncuydu. İzleyicinin özellikle Saoirse’in adeta insanı esir eden gizemli bakışlarına dikkat etmesini istiyorum.”
Küçük kardeş Popy, büyükanne, kilerci ve belediye başkanı da hayli renkli karakterler… Belediye Başkanı rolünde Bill Murray’ı izlemek de ayrı bir keyif… Diğer bir yan rolde Harrow’un babası olarak mucit adam rolünde Tim Robbins’i görmek de aynı değerde…
Kor Şehri, insanlığın bir nevi kendi nuh gemisini inşa etmesi öyküsüne dayanıyor. Sonunun gelmesini istemeyen insanoğlu, yarattığı şehri dokusunu koruyarak kendi saflığını, iyiliğini korumayı deniyor. Bu arada Belediye Başkanlarının bu planı öğrenmesini, zamanı geldiğinde şehirden çıkıp, yeryüzünde yaşamaya başlamalarını sağlayacak çanta da kayboluyor.
Lena ve Harrow’un öyküdeki rolleri ise kilit roller. Şehir artık elektrik kesintileriyle sonuna geldiğinin işaretlerini veriyor. Jeneratör’de çalışmak isteyen Harrow ile Belediye Başkanının soyundan gelen Lena’nın ortak macerası, kutunun yardımıyla şehirden çıkışı keşfetmelerinin öyküsünü anlatıyor Sihirli Şehir…
Şehirden çıkışa tanıklık edene kadar, mantık sorgulaması yapacak zaman bırakmayan da bir tempo söz konusu ki, filmin en büyük avantajı da o. Bazı eksikleri kapatan, yamayan tempo ve fantastik dünya filmin en büyük artısı konumunda. Bunda Kenan’ın üzerinde durduğu şehrin yaratımının da etkisi büyük elbette…
Şehirden çıkış macerasının başlamasına kadar olan bölümde yine de soru işaretleri mevcut. Karanlık şehirle ilgili hiçbir ayrıntının verilmemesi, şehrin koca bir mahalle gibi çizilmesi, hiç kimsenin şehrin diğer kısımlarına gitmemesi filmi eksik bırakan yanlardan…
Çıkış yolu ne kadar sistemli ve parlak fikirlerin yansıtılmasına dayanıyor gözükse de, bolca hata içermekte. Yerin altında gözüken şehrin çıkışının yukarıya değil de, aşağıya doğru yapılan yolculukla sonlanması bolca soru işareti ve tatminsizliği de yanında getiriyor. Bu çok net görünen hata, kötü finalinde habercisi oluyor… Filmin sonunda atılan taşın şehre ulaşması ile ayyuka çıkan ikinci hata da, taşın atıldığı delikten nasıl olup ta şehir halkının kafasını yukarıya kaldırıp güneş ışığını göremediği gerçeği…
“City of Ember”in cesaret verici ve moral yükseltici temasının yanısıra keyifle izlenecek bir seyirlik olduğuna dikkat çeken Tom Hanks sözlerini şöyle sürdürüyor: “Küçük bir belirtiyle başlayan büyük bir puzzle bulmaca vardır. Bu küçük belirti kısa zamanda ipucuna dönüşür. Oradan bir kanıt elde edilir. Ardından bir sırra ulaşılır. Tüm bunların sonucunda da fantastik bir maceraya geçit sağlayacak bir tünele açılan bir geçiş yolu bulunacaktır.”
Yönetmen Gil Kenan’ın filmle ilgili son sözleri ise şöyle: “Bir yönetmen olarak daima özlemini çektiğim bir dünyayı yaratma fırsatı buldum. Tamamen kendine özgü bir dünyanın çok özgün görselliği içerisinde ışık ve hayat dolu karakterlerlere eşlik eden gizem perdesi beni her düzeyde tatmin etti. Bu çok özel projenin sinema salonlarına hareket ve heyecan getireceğini düşünüyorum. Evrensel temasıyla, dinamit gibi kadrosu, yaratıcı tasarımları ve çok farklı öyküsüyle her yaştan izleyiciye hitap eden bir büyüleyici bir film oldu.”İnsanlığın kurtuluşu adına, ampüllerle aydınlatılarak kurulan şehirden, güneşin aydınlattığı yeryüzüne uzanan Sihirli Şehir kendisine, bariz hatalarına aldırmayacak serüven ortağı aileler arıyor…