‘Ruhlar Bölgesi’ Kategorisi için Arşiv

Ruh Bedenden Çıkınca
Testere ile işkenceyi başımıza bela eden, türevi bir sürü filmle boğuşmak zorunda bırakan ikiliden uzun süredir düşünülen proje nihayet film olup karşımıza geldi. Testere zamanlarından beri akıllarında olduğunu açıkladıkları proje, yıllar içinde değişiklik kazanmış ve çekme kararı aldıklarında bambaşka bir noktaya, farklı bir konuya evrilmiş…

Leigh Whannel’in senaryosunu yazıp, oynadığı, James Wan’ın da yönettiği Insidious, eski usül korku filmlerinin izinden gitmeye çalışıyor daha çok. Konusunu yavaş yavaş ilerletip, olabileceklerin hesaplamasını izleyiciye verdiği bir ilk yarı sunuyor öncelikle… Bolca işte bu ipucu, şöyle olacak, böyle olacak diyerek tahminlerde bulunmanıza çabalıyor. Bu oyununda da başarılı olduğunu söylemek mümkün…

3 çocuklu aile, yeni eve taşınmalarıyla gayet sıradan bir hayat yaşıyorlar… Ama yavaş yavaş bu sakinliğin ardında birşeylerin anormal olduğu izlenimine kapılmamız gecikmiyor. Yerinden oynayan eşyalar başta olmak üzere türlü numaralarla gariplikler de tescilleniyor. Ve hemen teşhisi koyuyoruz, bir Paranormal Activity meselesi var evde… Zaten filmin yapımcılarından biri de Oren Peli… Onun işin içinde olması da teşhisi güçlendiriyor zaten…

Filmin ikinci yarısı ise tüm bu önyargıları tersyüz etmeye çalışmakla geçiyor. Whannel, astral yolculuk temasıyla beklediğimizin dışında bir yere sürüklüyor bizi: Ruhlar Bölgesi’ne… Bu beklenmedik hareket fikirde ne kadar iyiyse, pelikülde o kadar kötü bir hal alıyor… Zaten filmin tüm korkutma düsturu fazla cırlayan anlık seslerle olunca, karanlığın içinde elinde fenerle yürüyen bir adamın birşeylerle karşılaşıp bizi korkutmasını bekler halde buluyoruz kendimizi ki, bu da pek planlı bir konuma düşürüyor bizi… Haliyle korkmak ve ürkmek zorlaşıyor… 

İkinci yarı boyunca izlediklerimiz, ilk yarı boyunca tohumları atılan korkuyu desteklemektense zedeliyor daha çok… Zaten hikayenin kurulmasından bir anda zıplar gibi sonucuna geçiveriyoruz ki, sanki arada bir şeyler eksik gibi… Tuhaf bir aile dostunun eve davet edilmesi, kadının planlanmış şarlatan görünüşlü oyunuyla, hep bizi oyuna getirme uğraşında bir yandan da Whannel… Sürpriz son beklentisini kucağımıza bırakıp, sürekli üstüne çalışıyorsa da nafile… Girişten, gelişmeye yapılan sıçrayış dolayısıyla sekteye uğrayan senaryo, sonrasında da bir türlü toparlanamıyor… Karikatürize karakteleriyle de yer yer sırıtınca inandırıcılık kayboluyor ki, öykünün dışına atıyor bizi… 

İlk filmlerini çekmek üzere çalışma yaparken Insidious ile Saw arasında kalan ikilinin tercihini Testere’den yana kullanması, yıllar sonra doğru seçim yaptıklarını gösteriyor bize… İyi düşünülmüş ama bolca ıskalanmış, aceleye gelmiş “Ruhlar Bölgesi” finali dışında parlamayan sönük bir fenerden başka bir şey olamıyor… Ne izleyiciyi, nede yapımcıyı aydınlatıyor…
Reklamlar

RUHLAR BÖLGESİ’ni geliştirme fikri nereden çıktı? Size ilham veren neydi?
JAMES: Hayalet hikayelerine ve perili ev filmlerine her zaman hayran olmuşumdur. Leigh’le tanıştığımızdan beri birbirimize hayalet hikayeleri anlatır ya da korkutucu sahneler yaratmak üzere birbirimize ilham verirdik. Bir perili ev filmi yapma fikri giderek bana daha cazip geliyordu. Leigh’e normları yıkan ve ikimizin de hakkında çok heyecanlı olabileceği bir senaryo yazma fikriyle geldim, o da hemen kabul etti. Geleneksel bir hayalet hikayesi olarak başlıyor ve sonra bambaşka bir şeye dönüşüyor.

LEIGH: James ve ben henüz tamamıyla içimize sinen bir korku filmi yapmadığımızı düşünüyorduk. TESTERE’yi bir korku filminden çok bir gerilim filmi olarak görüyoruz. Onun için aklımızda hep tüm zamanların en korkunç filmini yapma fikri vardı. Biraz yüksek bir hedef olabilir ama yapmak istediğimiz gerçekten buydu. Sevdiğimiz bir hikaye çıkarmamız zor oldu ve biraz vakit aldı. Bir gün ortaya fikirler atarken astral seyahat konusu gündeme geldi. Daha once bu konunun sinemada işlendiğini görmemiştik ve artık elimizde fazlasıyla kaydadeğer bir fikir olduğunu biliyorduk. Mükemmeldi.

Bu proje TESTERE’den oldukça farklı, hazırlık aşamasında da farklılıklar var mıydı?
JAMES: Kanın gövdeyi götürdüğü bir korku filmi yapmak istemediğimi biliyordum çünkü  benden beklenenden başka bir şey yapabileceğimi de kanıtlamak istiyordum. Bu yüzden huzursuz eden, gerilim yaratan unsurlara odaklandım. Bazı klasik korku filmlerini seyrettim ve siyah-beyaz fotoğrafları inceledim.
LEIGH: Ben senaryo yazma aşamasına önceki filmlerden farklı yaklaşmadım. Seyircinin yakınlık duyacağı, gerçekliği olan karakterler yaratmak istedim ki filmdeki terör başladığında seyirci de kendini onların yanında hissetsin. THE EXORCIST gibi beğeni toplamış klasik filmleri seyrettim ve onları diğer filmlerden ayıran özellikleri belirlemeye çalıştım. Bu çalışmadan, güçlü drama öğeleriyle bezenmiş ilişkiler ve zengin karakterler yaratmayı görev edinmem gerektiğini çıkarttım.
Peki TESTERE’den bu kadar farklı bir filmde birlikte çalışmak nasıldı?


LEIGH: James ve ben birbirimizi uzun yıllardır tanıyoruz ve bu filmi yapmak bizim için ilk başladığımız zamanlara dönmek gibiydi. Yapımcıların bize sağladığı büyük bir yaratıcı özgürlük vardı ve bu, bizi bir stüdyo filmi yapmaktan çok daha az baskı altına soktu.
JAMES: Kendimizin, ailemizin ya da arkadaşlarımızın başına gelen doğaüstü olaylardan esinlenerek senaryoyu oluşturmaya karar verdik. Yani bir anlamda RUHLAR BÖLGESİ gerçek olaylara dayanıyor. Huzursuz eden öğelerin hemen hepsi bizim etrafımızda yaşanan olaylardan ortaya çıktı.  
Oyunculardan bahsedebilir misiniz? Patrick Wilson ve Rose Byrne’i seçme nedenleriniz neydi?
JAMES: Karakterlere gerçeklik katabilecek harika oyuncularla çalışmak istedim. Rose ve Patrick bu tanımlamaya çok iyi uyuyorlar. Bence onların oyunculuğu filmin ayaklarının yere basmasını sağlıyor. Oğulları komaya girdiğinde yaşadıkları acı ve öfkeyi hissedebiliyorsunuz. İkisini de ne kadar övsem azdır. Bu işe girdiklerinde büyük bir çek almayacaklarını biliyorlardı ama yine de kabul ettiler ve bizim tutkumuza ortak oldular. Senaryoyu çok sevdiler ve neticede çok iyi bir iş çıkardılar
LEIGH: Patrick ve Rose güçlü dramatic performanslarıyla tanınan oyuncular. İkisi de uzun zamandır takip ettiğimiz ve çalışmak istediğimiz oyunculardı. Filme kattıkları güç gerçekten yadsınamaz

Büyürken size en çok etkileyen gerilim veya korku filmi hangisiydi?

JAMES: Seyrettiğim ilk korku filmi POLTERGEIST’tı ve bende hayat boyu çıkmayacak bir iz bıraktığını söyleyebilirim. Büyüdükçe THE EXORCIST’I de çok takdir etmeye başladım.
LEIGH: Benim üzerimde etkisi en büyük olan film JAWS’dı. O kadar korkmuştum ki, ayakucumdan başıma doğru bir köpekbalığı yüzüp beni ısıracak diye korktuğumdan yorganın altına girmeyi reddediyordum. Pek mantıklı bir çocuk olduğum söylenemez. Büyüdükçe THE SHINING, THE EXORCIST ve THE THING gibi filmleri keşfettim ve gerçek bir korku hissi yaratmayı başaran filmlere karşı bir saplantım oluştu. 

Kurgu ve Yönetmen: James Wan
Senaryo: Leigh Whannell
Oyuncular: Patrick Wilson, Rose Byrne, Ty Simpkins, Lin Shaye
G. Yönetmeni: David Brewer
Müzik: Joseph Bishara
Yapımcılar: Jason Blum, Steven Schneider, Oren Peli
Süre: 103 dk.
“Testere” ve “Paranormal Activity” serilerinin yaratıcılarından ilikleri donduran bir gerilim filmi.
Genç çift Josh ve Renai, üç çocuklarıyla birlikte yeni bir eve taşınır. Ancak evde yaşanan tuhaf olaylar, Renai’ye evin hayaletli olduğunu düşündürür ve genç kadın kocasını taşınmaya zorlar. Bu sırada oğulları Dalton doktorların anlam veremediği bir komaya girer; tüm vücut fonksiyonları yerinde olmasına rağmen uyanamamaktadır.
Aile yeni evlerine taşınmasına rağmen olaylar devam etmektedir; gece gündüz eşyalar yer değiştirmekte, kapılar açılıp kapanmakta ve etrafta tuhaf sesler duyulmaktadır. Josh, bu olanlara inanmasa da karısının ve annesinin eve medyum çağırmasına izin verir. O andan sonra olanlar ise en çok kendisini şaşırtacaktır. 

“Testere”nin yaratıcıları James Wan ve Leigh Whannell, Paranormal Activity’nin yapımcılarıyla güçlerini birleştirerek seyirciyi bilinmeyenin dünyasına doğru akıl almaz bir yolculuğa çıkarıyor. Astral yolculuk olarak bilinen fenomeni, ürkütücü biçimde gözler önüne seren film, 1 milyon dolara mal olmasına karşın sadece Amerika’da 53 milyon dolar hasılat elde ederek yılın en büyük başarılarından birine imza attı.