‘Murat Sünter’ Kategorisi için Arşiv

28 Saat Sonra Düşünceler!

28 Hafta Sonra filminin çok yakında gösterime gireceği duyumu alındığı an sinemaseverlerin çoğu hafızalarını tazelemek zorunda kaldı, hatta 28 Gün Sonra filmiyle karıştıranlar dahi oldu. Her ne kadar 28 Gün Sonra gibi virüs temalı bir filmin devamı olabileceği düşünülse de filmin bitişi itibariyle gerek yok gibi düşünülüyordu. Nitekim aradan geçen 5 yıl düşüncelerin haklı olduğu yönündeydi, fakat bir anda 28 Hafta Sonra isimli bir poster görülmüştü ve 28 Gün Sonra filminin posteriyle arasındaki fark gün ve hafta yazısından ibaretti birazda gözler farklıydı fakat gözlerin filmde ayrıca değerlendirileceği hissi uyandırmamıştı çoğu izleyicide. Bu noktada kendiliğinden ortaya çıkan enteresan bir ayrıntı vardı. Devam filmlerinin sonuna eklenen 2-3-4-final gibi örneklerin dışında bir çizgi oluşmuştu. Zaman periyoduna bakılınca sırada hafta, ay, yıl ve beklide daha fazlası vardı. Bu çizgi her ne kadar filme isim vermeyi ve devam avantajını sunsa da beklenti açısını ardına kadar açıyordu.
Filmin giriş sahnesi beklendiği gibi saldırı ile gerçekleşti, fakat burada görsellik ikinci planda kalıyordu enfeksiyonlular iki saniye dahi tam olarak perdeye yansımıyordu ve ortamın karanlığı dikkati dağıtmaya başlamıştı. Genel olarak sahne etkileyiciydi ve kaçış anındaki soundtrack izleyiciyi etkilemeye ve ortamın çaresizliğine ortak etmeye yetiyordu. Hemen ardından 28 Hafta ya kadar geçen haftaların özeti ve hakkında bilgi verildi kısaca, bu çok yerinde bir düşünceydi ve ilk filmden bağlantı başarı ile gerçekleştirildi.
Kahramanların tanıtım sahnesine ise Londra’nın kuşbakışı ve bomboş görüntülerine ek olarak soundtrack’in etkisi damgasını vurdu. Bu tarz bir filmde kaliteli müzikler duymak güzel bir detaydı ve Jhon Murphy imzası taşıyorlardı. Londra’nın içler acısı durumu görüldükten sonra ABD tanıtımı sahne aldı tabiî ki sponsorlarda fakat bir önceki kritiğimde değindiğim kadar abartı yoktu, toplamda beş saniyeyi geçmedi. (Real Madrid forması ve üzerindeki reklam hariç)
Filmin gelişim aşamasında asıl merak edilen konu olan, virüsün bir sonraki filme kadar nasıl hayatta kalabileceği ve akıbetinin ne olacağı ile ilgiliydi ve masaya yatırıldı. İnsan organizmasının karmaşıklığı ve sırlarla dolu niteliği ve ana temanın virüs olması, bu noktada senaryoya başarıyı getirmekte geç kalmadı ve mantıklı bir biçimde izleyiciye aktarıldı. Fakat virüsün güvenli bölgeye girişi her ne kadar başarılı ve mantıklı olsa da, yayılması da bir o kadar başarısız ve mantıksızdı. Yayılma sahneleri, aksiyon sahnelerinin sabırsızlanması sonucu başarısızlıktan payını aldı. Sonrasında ABD güçlerinin rol aldığı neredeyse tüm filmlerde görmeye alıştığımız kırmızı kod ve tersine mantık örneklerine izin verildi.
New York, Manhattan, New Jersey semalarından bombalanışlarının sahneleri ezberlenen ve artık neredeyse sokak sokak çıkartılabildiği için Londra’nın bombalanması ayrı bir renk katıyordu filme ve arkasından kovalamaca ve duygusal sahneler arka arkaya gelmeye başladı. Bu karelerden en etkilisi helikopter sahnesi oldu, fantastik tarzda bir filmde görülmesi muhtemel bu sahne, izleyiciyi memnun etmekle beraber beyazperdenin rengini de kırmızıya dönüştürüyordu. Bir diğer karede uzun zaman kullanılmayan bir şehrin detayları olan ters dönmüş arabalar, kapatılmış kepenkler ve sokakların çöplerle dolu olması gibi örneklere ek olarak Wembley stadının uzamış çimlerine konmuş bir helikopterin duruşuydu ve enteresan bir örnek olarak sunuldu son bölümlerde.Senaristler muhtemel ismi 28 Ay Sonra olacak serinin devam filmini merak ettirme gereği duymayarak Eiffel Kulesi ve enfeksiyonluların karambolü karesi ile virgül koydu filme. Seri, insan organizması ve virüs içerikli olması avantajı ile konu eksikliği çekmeyeceğe benziyor geriye kalan görsel şovlar ve oyuncuklar oluyor. Fakat 28 Hafta Sonra 28 Gün Sonra ya göre beklentileri karşılamamış görünüyor, öyle ki filmde sıkça vurgulanan “gözler” tanıdık yüzler görmek istiyor ve umutlar Paris’e.. “28 Ay Sonra” ya kalıyor.

Murat SÜNTER
Reklamlar
Sinema dünyasını yakından takip edenler, vizyona girecek olan filmi aylar öncesinden beklemeye başlar; kimileri başrollerdeki oyuncuların hayranıdır, kimileri adından etkilenir, kimileri de yönetmeniyle, senaristiyle veya film bir kitap uyarlaması ise yazarı ile. Ancak göz ardı edilen büyük bir ayrıntı vardır, oda filmin yapımcılığını üstlenen şirkettir.

Oysa onlar filmlerden hemen önce sinemaseverin ilgisini çekmeye çalışır veya çoğu zaman logolarıyla yaptıkları ufak şovun hemen ardından filme bağlamıştır izleyiciyi. İşte örneklerden sadece birkaçı ;

Universal firmasının, Geleceğe Dönüş 2 filminden hemen önce ilk logosundan başlamak üzere son şekline gelene kadar uğradığı evreleri arka arkaya göstermiş, Hızlı ve Öfkeli serisinde logosunu ufak bir efektle arabanın jant kapağı yaparak sinemaseverleri filme bağlamıştır.

Düş Kapanı (Dreamcatcher) filminden hemen önce Warner Bros’un filmle ilgili bir ipucu sürprizi vardır, filmin bol kar yağışı olan bir mekanda çekileceğini filmin ilk saniyelerinde logosuna yağdırdığı kar ve işi daha da abartıp alt kuruluşu olan Village Roadshow Pictures’in ambleminde sarkıtlar oluşturmasıyla ipucunu ve şovunu sonlandırmıştır.

Amerikan Rüyası filminden önce de Paramount firması dağın etrafına yıldızlar yerleştikten sonra yakın plan yaparak dağın arkasına geçmiş ve filmin çekildiği mekanla gerçek görüntüye geçip mekanın hemen arkasında dağ olduğu izlenimini film boyu sürdürmeyi başarmıştır.
Animasyon sektöründe lider olan Pixar stüdyoları bu açıdan şovunu ilk kısa filmi olan “Luxo Jr.” un çok sevilmesi ile birlikte Oyuncak Hikayesi 2 (Toy Story 2) animasyonundan önce sesli ve yazılı olarak ta Pixar kelimesinin içindeki “I” harfinin bir masa lambası tarafından neden ezildiği sorusunun cevabını açıklayarak bir ilke imza atmıştır.
20 Th. Century Fox firmasının ise görsel şovundan daha çok müziği benimsenmiştir ki günümüzde müziğini değişik cep telefonu melodisi versiyonlarıyla duyuran sektörde tek firmadır.
Ses konusunda bir örnekte Metro Goldwyn Mayer (MGM) firmasının aslanıdır. 80li yıllarda ülkemizde tv devri henüz ilk çağlarındayken bu aslanın görülmesi ve sesinin duyulması, filmin kaliteli olduğu düşüncesinin altına atılan imza şeklini almaktaydı. Tabiî ki yılların geçmesi ile birlikte MGM firması da logosunu güzel bir şova alet edip filmin başrol oyuncusunu aslanın yerine seyircinin karşısına çıkartıp, şaşırtarak gerçekleştirdi.
Peki ama izleyici beğendiği filmin yapımcı şirketini hatırlıyor mu? Veya izlemeyi düşündüğü bir filmin yapımcısını öğrenme gereği? Hatta son 15 yılın En İyi Film dalında Oscar kazanmış filmlerin yapımcı şirketlerini hiç merak edeniniz var mı? 3. soruya aşağıdaki verilerle cevap verip bir ve ikinci soruya dikkat çekmek istiyorum.

65.Oscar Ödülleri (1993) Affedilmeyen – Warner Bros
66.Oscar Ödülleri (1994) Schindler in Listesi – Universal
67.Oscar Ödülleri (1995) Forrest Cump – Paramount
68.Oscar Ödülleri (1996) Cesur Yürek – Paramount & 20 Th.
69.Oscar Ödülleri (1997) İngiliz Hasta – Miramax
70.Oscar Ödülleri (1998) Titanic – Paramount & 20 Th.
71.Oscar Ödülleri (1999) Aşık Shakespeare – Universal & Miramax
72.Oscar Ödülleri (2000) Amerikan Güzeli – Dreamworks
73.Oscar Ödülleri (2001) Gladyatör – Universal & Dreamworks
74.Oscar Ödülleri (2002) Akıl Oyunları – Universal & Dreamworks
75.Oscar Ödülleri (2003) Chicago – Miramax
76.Oscar Ödülleri (2004) Yüzüklerin Efendisi(KD) – New Line
77.Oscar Ödülleri (2005) Milyon Dolarlık Bebek – Warner Bros
78.Oscar Ödülleri (2006) Çarpışma – 6 Şirket Konsorsiyum
79.Oscar Ödülleri (2007) Köstebek – Warner Bros

Oscar seçmelerinde, verilerin çok güçlü desteklediği bir ayrıntı da bir önceki senenin sonbahar aylarında vizyona giren filmlerin genellikle Oscar ödülüne layık görülmesi. Bu açıdan bakılırsa şirketlerin kendilerini buna göre hazırladıkları teoriler arasında, Miramax firmasının pek ortalarda görülmemesine rağmen yukarıdaki listede 3 imzası olması ilginç bir detay teori için.
Şirketlerin ve stratejilerinin hakkında gelen bazı duyumlara göre; Miramax firmasının Akademi üyeleriyle çok yakın ilişkiler içinde olduğu, Warner Bros’un Oscar ödülüne çok önem vermesinin aksine, Universal firmasının başarıyı gişede araması ve Dreamworks’un sahiplerinin A.B.D. nde saygın ve ünlü kişiler olduğu için Akademi üyelerinin üzerinde bir baskı oluşması yönünde.
Bu veriler ışığında yapılması gereken 2007 yılı sonbaharında gösterime girmeye hazırlanan filmlerin yapımcı şirketlerinin web sitesinden araştırıp şimdiden fikir sahibi olmak, ilginç bir ayrıntı A.B.D. nde Eylül-Ekim-Kasım ve Aralık aylarında gösterime girecek olan filmlerin kalitesi ile ilgili, yukarıda adı geçen film şirketlerinin 2008 Oscar ödülleri için çok sıkı bir hazırlık döneminden geçtikleri vizyon tarihleri ile filmlerin oyuncu ve senaryo kalitesinin karşılaştırılmasıyla ortaya çıkıyor ve anlaşılan o ki onlar bu olayı çok profesyonelce yapıyor.
Her ne kadar en son planda gözüküyor olsalar da, stüdyoları, riskli yatırımları, görsel şovları, gişe rekorları ile farklı bir dünyaya açılan kapı olan ve bu yazıda ismi geçen geçmeyen film şirketleri olmadan Hollywood basit bir şehirden ibaret olacaktı. Bu su götürmez bir gerçek ve biz tüm sinemaseverlerin onlara bir teşekkür borcu var.
Murat SÜNTER
Yazı ve dostluğu için Murat’a çok teşekkürler…