‘Michael Clarke Duncan’ Kategorisi için Arşiv

Uzayın sınırında verilen savaşın iki tarafı vardır:korkuyla hükmedenler ve hayatı koruyan Yeşil Fener birliği. Büyük bir savaşçıkaybedildiğinde, bir başkası seçilmelidir.

Bu kez, ilk defa bizden biri, onlardan biri olacaktır.

Yönetmen Martin Campbell “Yeşil Fener’i sonunda beyazperdeye taşımaktan dolayı çok heyecanlıyım,” diye belirtiyor, “çünkü benim içino, çizgi romanlardaki süper kahramanların en heyecan verici ve ilginçolanlarından biri. Öncelikle, o bir insan ve karakter açısından birçok kusuruvar, yani bu bakımdan tamamı ile özdeşleşebileceğiniz biri. Ama ayrıca başkadünyalara da gidiyor; yani maceralarının barındırdığı olasıklar sonsuz.”

Yeşil Fener’i çoğu super kahramandan ayıran–ve onu bukadar popular hale getiren—bir şey de Birlik’in doğası ve işi gereği, uzayınderinliklerine yolculuk etmesi.

“Süper kahramanfilmlerinin, hayal gücünüzü en olanaksız şekillerde harekete geçirmesigerekir,” diyor başrolü üstlenen Ryan Reynolds. “Bu bakımdan, Yeşil Fenersinemaya aktarılmayı hak eden bir karakter çünkü her şeye sahip—aksiyon,macera, mizah ve insanlık.”

Yapımcı Donald De Line bu sözlere katılıyor: “Hepimiz,günümüz sinema teknolojisinin Yeşil Fener’in eğlencesini, savaşlarını vefantastik manzaralarını detaylı ve destansı bir ölçekte beyaz perdeyeyansıtmamıza olanak tanıyacağını bilerek ve heyecanla işe koyulduk.”

Carol Ferris rolündeki Blake Lively anlatıyor: “Filmdepatlamalar, dövüşler, uzaya yolculuk ve dünyaya dönüş var; ama filmin ensevdiğim yanı, çok eğlenceli olması ve romantizm barındırması. Birlik kadınlarada çekici gelmeli—hayal edebileceğiniz her türden uzaylının bulunduğu Birlik,kesinlikle erkeklere özel bir yer değil.”

Yeşil Fener’le yeni tanışan izleyicier, Hal Jordan’ınYeşil Fener unvanını taşıyan binlerce kişilik bir gücün sadece bir üyesiolduğunu bilmeyebilir.

Yeşil Fenerlerin liderlerinden biri olan Sinestrorolündeki Mark Strong, filmin temasının ilgisini çektiğini söylüyor. “Korku veirade arasında var olan denge fikri beni büyüledi. Bu, aklınıza koyduğunuzdabaşarabileceğiniz ve üstesinden gelebileceğiniz şeylerle ilgili, gayet dinamikve enerjik bir şekilde anlatılan bir öykü.”

Hector Hemmond’u canlandıran Peter Sarsgaard, “Benceinsanlar büyük kötülüklere boyun eğmek yerine karşı koyacak cesarete sahip vehepimizin içinde olmasını dilediğimiz kahramana dönüşen karakterleri izlemeyiseviyor,” diye anlatıyor.

Yazar ve yapımcı Greg Berlanti, “Uzun zamandır birsüper kahraman filmi yazmak isiyordum,” diyor. “Çocukken çizgi romanlarabayılırdım. Yeşil Fener’i çok heyecan verici bulurdum çünkü o, dünya dışınayolculuk edebilen birkaç kahramandan biriydi. Buradan alınıp Dünya’yı korumasıiçin yııldızların arasına getirilmişti; o nedenle benim ve arkadaşlarımındileklerinin gerçekleşmiş hali gibiydi. O öyküler sayesinde tüm bir evrenigörüyorduk.”

Kozmosu korumaya and içen her bir Fener’in ettiğiYeşil Fener yeminini oluşturan ve karakteri sevenlerin yıllardır ezbere bildiğibu sözcükler, beyaz perdede ilk kez bu yaz, birliğin yeni üyesi Hal Jordan’ınağzından duyulacak.

Campbell, “yemin çok önemli,” diyor. Yeşil Fenerefsanesinin başından beri bir parçası ve filmde ilk kez duyduğumuz an, birdönüm noktası. Yüzük ve fener Hal’a henüz verilmiş; o ise, bir araya gelipyemini ağzından alana ve keşiflerle dolu yolculuk başlayana kadar bunlarınanlamını bilmiyor.”

Bilmeyenler için; yemin, fener ve yüzük, Yeşil Fener’egüçlerini sağlayan araçları oluşturmaktadır. Bir Yeşil Fener bu araçlarla vekendi irade gücüyle, zihninde tasarlayabildiği her şeyi oluşturabilir.

Geçmişi 70 yıldan daha eskiye dayanan karakter, ilkolarak 1940 yılında All-American Comics’te göründü ve zamanla evrim geçirdi.Yeşil Fener Birliği, evrenin 3.600 sektörünü koruyan ve Oa gezegenindekiMuhafızlar adı verilen kadim bir ırk tarafından yönetlenen bir federasyondur.Fenerlerin çoğu uzaylıdır ama DC Comics tarihindeki altı dünyalı üyenin (AlanScott, Hal Jordan, Guy Gardner, John Stewart, Kyle Raynor ve Jade) içinde enpopüleri herhalde Hal’dır.

1959 yılında yazar John Broome ve çizer Gil Kane,editör Julius Schwartz’ın gözetiminde Hal Jordan’a hayat vererek Showcasedergisinin 22. sayısında Yeşil Fener karakterini dünyaya yeniden tanıtarakertesi yıl kendi dergisinin, Green Lantern’ın çıkmasını sağladı. Yüzüklerisayesinde olağanüstü zihinsel ve bedensel yeteneklere sahip olan sayısız uzaylıtürünün oluşturduğu galaksiler arası bir polis gücünün üyesi olan bu yeni YeşilFener, mistik bir kökene sahip selefinin aksine “bilim kurgu” unsurlarınasahipti. Broome ve Kane ayrıca Hal’ın hayatında yer alan ve filmde de görünenana karakterlerin bazılarına da hayat verdi; bu karakterler arasında CarolFerris, Tom Kalmaku ve Hal’ın ailesinin üyelerinden bazıları yer alıyordu.

Birlik’ten uzakta geçirdiği uzun yıllardan sonra, Hal2005 yılında yazar Geoff Johns ve çizer Ethan van Sciver tarafından GreenLantern: Rebirth adlı mini seriyle ve ardından gelen aylık dergiyle gerigetirildi. İkilinin çalışması bir süredir geri planda kalan tiplemeye olanilgiyi yeniden alevlendirerek eleştirel ve ticari başarı elde etti.

Gençliğinden beri sıkı bir çizgi roman hayranı olan vefilmin ortak yapımcılığını üstlenen Johns, Hal Jordan’ı geri getirmeninreddedemeyeceği bir fırsat olduğunu hissetti. “Green Lantern: Rebirth’ten önceHal Jordan ölüydü ve Yeşil Fener Birliği artık yoktu. Sadece bir yüzük kalmıştı,”diyor. “Yazarlık görevini aldığımda, Yeşil Fener ile Birlik’in destansıöykülerini ve DC evrenindeki önemli rollerini geri getirmek istedim.”

Okur kitlesi büyürken, Johns geçmişe gidip Hal’ınöyküsünü “duygusal bir bakış açısından ve günümüz koşullarında” anlatmaya kararverdi. Sonuç, 2008 yılında yayımlanan Green Lantern: Secret Origin adlıdergiydi. “Yeni okurların Hal’ı tanımasını ve Birlik üyesi oluşunu görmesinisağlayacak bir öykü hazırladım”

Johns’un Origin’i yazdığı sıralarda, yapımcılar filmigeliştiriyorlardı; Johns’un yazdığı çizgi romanlar, hatırı sayılır birer esinkaynağı oluşturuyordu.

De Line, “Filmimiz, Hal Jordan’ın orijin hikâyesi,”diyor. “Bu öyküyü anlatırken Yeşil Fener’in mitolojisine ve ruhuna sadık kalmakistedik; Geoff’un eserleri, ideal bir başlangıç noktası oluşturdu.”

Gel gelelim, yazarları Berlanti, Marc Guggenheim veMichael Green’i bekleyen tek görev en baştan başlamak değildi. “Çoğu insanınaşina olduğu Superman veya Batman’in aksine, Yeşil Fener günlük hayatın birparçası değil… yani henüz.” diye gülümsüyor Green. “İzleyicilerin elindentutup, bu yeni karakteri ve Oa gibi bir yeri ilk kez görürken onlara rehberliketmek istedik.”

Guggenheim da aynı amacı taşıyordu. “Daha okuma yazmabilmeden önce bile büyük bir çizgi roman hayranıydım ve Green Lantern okumayıen sevdiğim tiplemelerden biriydi. O, hatırladığım en eski ve benim için daimasıkı ve kışkırtıcı olmuş süper kahramanlardan biri. Onun öyküsünü beyaz perdeyetaşımak için sabırsızlanıyordum.”

Senaryo yazarı Michael Goldenberg, “Bence YeşilFener’in en eşsiz yanı, yeteneklerinin nihayetinde hayal gücüne dayalı olması,”diyor. “Belki de yazar olduğum içindir; ama bu bana inanılmaz derecede çekicigeliyor.”

Yazarları heyecanlandıran bir başka şey de, projeninmuazzam miktarda araştırma yapmayı gerektirmesiydi. Green hevesle“Yapabileceğiniz en eğlenceli ev ödevi—bütün gün oturup çizgi romanokuyorsunuz,” diyor.

Yazarlar senaryoyu oluştururken onlarca yıla yayılmışserüvenlere daldılar. Guggenheim, “Karakter mitolojisi üzerinde çalışanarkeologlar gibi, anlatılacak en iyi öyküleri bulup çıkarmayı amaçlıyorduk,”diye anlatıyor.
Goldenberg, “Herkes için en önemli şey, kaynakmalzemeye olan saygımızı senaryoya yansıtabilmekti,” diye katılıyor.

Berlanti de bu karakteri yetenekleriyle hayata geçirmesorumluluğunu derinden hissediyordu.

“Düşünebildiği,aklına gelen her şeyi gerçekleştirme gücüne sahip bir karakter söz konusuolduğunda, bunu heyecan verici bir şekilde yansıtmalısınız,” diyor. “Öyküilerledikçe bu heyecan daha da yoğun bir şekilde hissedilmeli. Yazdığımızsenaryoyla birlikte Martin’in, oyuncuların ve özel efekt ekiplerininçalışmalarını düşündüğümüzde, izleyicini çok eğleneceğine inanıyorum.”
Reklamlar
Yönetmen & Senaryo : Reto Salimbeni
Yapımcı : Til Schweiger, Thomas Zickler, Shannon Mildon, Uwe Reppegather,
Ingo Vollkammer, Klaus Dohle
Ortak Yapımcı: Klaus Hefele, Dirk Lisowsky
Kamera: Paul Sarossy
Müzik : Dirk Reichardt, Stefan Hansen, Mirko Schaffer

Oyuncular : Til Schweiger, Lauren Lee Smith, Sebastien Roberts, Michael Clarke Duncan, Eric Roberts, Stefanie Von Pfetten, Art Hindle, Sonja Smits, Ned Bellamy, Daniel Kash, Kenneth Welsh, Sandra Hess
Yapım Yılı : 2006 / Süre : 114 dakika / İthalatçı : Saran Group / Yapımcı: Barefoot Film

Eddie Snyder (Til Schweiger), New York’un en ünlü reklam ajansının basında başarılı yaratıcı bir yöneticidir, iletişimde uzmandır ve zekası itibariyle işinde efsane olarak nitelendirilir. İşinde çok nadir prezentasyonları kaybeden Eddie aynı zamanda patronunun (Russell Birk) kızı olan Judy Birk (Stefanie Von Pfetten) ile beraberdir. Eddie hayatında koyduğu hedeflere birer birer ulaşmakta ve hayatı mükemmel bir rüya gibi görünmektedir.
Büyük bir projeyi kazanmasının ardından Eddie, nişanlısının kardeşi olan Anthony’nin (Sebastien Roberts) eskiden yanında çalışan ve en iyi arkadaşı olan Angelina’ya (Lauren Lee Smith) tecavüz ettiğini öğrenir. Eddie kendi kusursuz imajını korumak ve evliliğini tehlikeye atmamak icin Anthonyi kurtarmak zorunda bırakılır.

Kötü İngilizceye hapsedilmiş klişeler…

Almanya’nın ünlü oyuncusu Til Schweiger, ülkesinden Amerika’ya bakış atmayı deniyor. Ama ne bakış…
Basın bültenindeki iddialı söylemle “entrikalarla dolu ve bunların şaşırtıcı dönüşleriyle ilgili, uluslararası sinema tarihine imza atacak bir senaryoyu anlatıyor” önsözü tamamen safsatadan ibaret olduğu ortaya çıkıyor.

Oysa film bir hayli değişik bir açılışa sahip. Alışık olmadık bir tecavüz sahnesine enteresan bir adamın ortaya çıkıp katletmesi ile biten ilk sahne aslında filmin geneline de pek ışık tutamıyor. Tecavüz üzerine fazlaca bir şey söylemeyen ama bunu meşru olarak çok kullanan filmde bir parça abartıldığını da söylemek mümkün. Angela’nın intikamı da pek normal bir yol değil çünkü.
Filmin sürekli “tek yol dürüstlüktür” mesajını vermeye çalışması da belli bir noktadan sonra sıkıcı bir hal alıyor. Söz konusu dönemeçte ne kaybedilecek, ne kazanılacak muhasebesine fazlaca giriyor ama öte yanda sürekli bulundurulan büyük aile ve büyük sırları konusunu finalde şaşırtıcı olmak adına elde tutuluyor. Zaten söz konusu final de şaşırtmak yerine son derece komik kalıyor. Hali hazırda kötü bir zeminde oluşturulmaya çalışılan ana öykü çok yerde sırıtıp sonunda iflas etmek zorunda kalıyor…
Herşey bir yana filmde çok kötü aksanlı ingilizce konuşulduğunun ve bir yerden sonra kulak tırmaladığının altını çizmekte fayda var…