‘Köşe yazıları’ Kategorisi için Arşiv

Önce kendimle başlayayım. Sinemada izlediğim filmler dışında 2 aydır evde film izleyemiyorum. Sebebi basit. Diziler! Özellikle de iki dizi! Lost ve Heroes!

Aslında bu iki diziyi sürekli takip edince Türk televizyonlarındaki dizilerle kıyaslayınca ne kadar geride olduğumuz geliyor akla.
Şu anda en çok izlenen dizilerin konularına bakın! Ne kadar biz varız içinde. Ne kadar sürüklüyor bizi?
Amacım bizim dizilerimiz kötü demek değil öyle algılanmasın. Yapılan işlere profesyonel gözle de amatör gözle de baksanız sonuç değişmiyor.
Binbir Gece, Sıla ve benzeri şu anın çok izlenenleri ne kadar özgün tartışmaya gerek var mı?
Yurtdışındaki örneklere baksak sonuç felaket oluyor. ‘X Files’ dizisi gibi özgün bir dizimiz olmadı hiç mesela. Oysa bizim kültürümüzde kulaktan kulağa yayılan gizemli öyküler masallar var.
‘The O.C.’ gibi bir gençlik dizimiz yok. Yıllardır gençlik dizisi tutturamadık bir türlü. Yapık ama özgün olamadık. Özel televizyonlarımız yeni daha diyenler çıkacaktır. Bu dizi maceramız da yeni evet ama artık özgün işler çıkması gerekmiyor mu?
Hala ağalık devri devam mı ediyor bu ülkede. Hala bir ağa liseli bir kızla onca kültür farkına rağmen filmlere konu olacak kadar seviyor mu? Karton karakterlerle sadece şive üzerinden yazılan kof diyaloglarla ne kadar gidilebiyor.
Sitcomlarımız bile enteresan. Dünyada 30 dakikayı geçmez ama bizde neredeyse 90 dakikayı buluyor.
Şu anda dünyada fenomen olmuş dizilerin hemen hemen hepsinin süresi aynı. 42 dakika. Bunun daha iyi olduğunu ne zaman anlayacağız. 42 dakikalık dizinin senaristleri daha serbest hale getirdiğini ne zaman kavrayacağız. İzleyici de daha iyi tat bıraktığını ne zaman algılayacağız?
Sözü geçen Lost dizisinin bu kadar popüler olmasının sebepleri belli. Dizinin belli bir ritmi var ve o ritmin kolay kolay bozulmadığını çok net görmek mümkün. Tekrar tekrar aynı şeyleri yapan karakterlerden yoksundur dünya dizileri. Aynı şeyi sürekli göstererek prim yapmazlar.
Bizdeki baş sorunda tekrar zaten. Sürekli aynı laflar. Çok beğenilen Avrupa Yakası dizisinde Gaffur karakterinin çakkıdı dansını kaç bölümde izlediniz? Dünyada kaç bölümde izlerdiniz sizce?
Arabeskçi dizilerinden kurtulduğumuzu düşünüyoruz ama hala arabesk konularla uğraşıyoruz. Ağanın ünlü bir şarkıcı tarafından oynanması halinde arabeskçi dizisi diyebileceğimiz dizileri baş tacı ediyoruz. 150 bin dolara bir gecelik ilişkiye giren kadın komşumuz olsa yüzüne bakmayıp dışlardık ama dizide izleyince arkasında duruyoruz. Bereketli topraklar üzerinde oturuyoruz birçok kültür mirasımız var ama hiçbirini kullanmıyoruz işe bakın.

Dönelim Lost ve Heroes dizilerine. O kadar özgün diziler ki tanımlamak pek mümkün değil iki diziyide. her şeyden bir parça var ve peşinden gitmenizi sağlayan gizem gitgide büyüyor her bölümde. Özellikle Heroes dizisinin yaratıcıları 5 sezonun planını yaptıklarını söylüyor. Bizim hangi dizimizin böyle bir planı var. Rüzgara bırakılmışız! Artık ne yöne eserse şansımıza!

Heroes dizisinin kalabalık oyuncu kadrosu ve birbirine iç içe geçişi sevilen karakterlerin başlarına kötü olaylar gelişi dizinin özelliklerinden.
Lost dizisinde ise adada herkesin karanlık geçmişleri var kimse iyi değil. Herkes kötü olsa da karakterleri seviyoruz.

Nip-Tuck adlı dizide de öyle konular işleniyor ki bazen başınız ağrıyor.

Yabancı dizilerde karakterler her bölümde gelişirken bizim dizilerimizde aynı kısır döngüde devam ediyor karakterlerimiz.
Çok uzun bir konu aslında ama kısa bir özet geçersek Dizi konusunda her bakımdan sınıfta kaldığımız ortada. Kendi kendimiz denetleyebilsek. Sanatın her alanında olduğu gibi televizyon dünyasında da özgün işler çıkartacak, yaratıcılara ihtiyacımız var.
% 52’si genç nüfustan oluşan bir ülkeyiz herkesin malumu.
Ama o genç nüfus ne yapıyor?
Bugün ülkenin hiçbir sorununa ortak olmayan, fikir üretmeyen bir genç nüfus var.
Kurtlar Vadisi izleyip kendinden geçen ve uyuşturucu batağında sürünenlerin yanı sıra okuyan her şeyden haberdar olan azınlık da var ülkede.
Ama seslerini biraz yükselttiklerinde hemen susturuluyor.
Seçim dönemine giren Türkiye’de hiçbir şey düşünülmüyor gençlere yönelik.
Çocuklara yönelik parklar, bahçeler, oyun alanları yapılıyor ama gençlere yönelik hiçbir girişim yok.
Peki genç nüfus nerede?
Hiçbir yere katılmayan, mikrofon uzatıldığında görüş bildirmeyen bir gençlik var maalesef.
Oku çağlarından itibaren derslerle haşır neşir olarak gündeme kendini veremeyen ve bu uğurda hiç bir şeyi takip etmeyen ve merak da edemeyen sonra sandık başında ailenin kararı gereği oy kullanan bir gençliğimiz var.
Ve bu gençliğin merak etmesini gerektirecek şartlarda yok.
Ne iktidarın nede muhalefetin ağzından genç lafı çıkmıyor.
Yerel yönetimlerin de bu konuda bir girişimi yok hali hazırda.
Mersinde ki sanat etkinliklerinde de gençlerin sayısı pek fazla değil.
Mersin gençliği de ülkedeki gibi bir kısır döngünün içinde kıvranıyor.
Gidilecek birkaç mekan dışında evlerinde ya da sinemada takılıyorlar onlarda…
Müzik grubu kursalar çalışacakları stüdyolar yok ya da kısıtlı.
Mersin Üniversitesi’nin hala şehirle entegre olamaması da sorunlardan biri.
Üniversitede sosyoloji bölümünün siyaset yüzünden kapanması da enteresan gelişme.
Bu nedenle de gençlik kendini tatmin eden diskolarda, kafelerde vakitlerini öldürmekte ve bunun önüne geçilmezse günümüzün gençliğinin nerede noktalanacağını kestiremeyiz.Bu konuda çözüm üretici olarak tüm siyasetçileri özellikle yerel yönetimleri göreve çağırmak da bir genç olarak boynumun borcu.
Türkiye’de 2006’da en çok satan albümün İsmail YK olması ve satış rakamının 300 bin oluşu herşeyi anlatıyor aslında.bildik isimlerin oluşturduğu bir liste en çok satılan albümler listesi. Serdar Ortaç,Kenan Doğulu ve onun gibi klasik isimler.TV kanallarında sürekli göze çarpan klip bombardımanı hemen tükenmesini sağlıyor albümün.3-4 hit parça ve iyi bir klip zamanlaması albümün üstünde ilgiyi tutan formül oldu.Sanırım 2007’nin merakla beklenen albümü İbrahim Tatlıses’in albümü olacak.Tarkan’ında yaz için albüm hazırlığında oluşu diğer bir merak konusu.
Dünyada ise durum farklı.Bir çok derginin en iyi albümler listesi genelde aynı.Ve bu konuda Eurovision’dan da gaz alan rock ve türevlerinin etkisi çok ağır.Geçen yılın en iyi albümü ilan edilen Arctic Monkeys’in “Whatever people yes I’m, What’s I’m not” çıkışı internete dayanan bir albüm.Çıktığı hafta direk bir numaraya yerleşen albüm, o haftanın da en çok satan albümü olmuş,bugüne kadarki en hızlı satış rekorunu da kırmıştı.Ülkemizdekinin aksine internetten patlayan grup yılın tüm ödüllerini topladı.Bu downloadın satışları dünyada etkilemediği gerçeğini koyuyor ortaya.gencecik bir grup bol gitarlı ve çiğ bir soundla,yüksek tempolu albümü yılın en iyi albümü.
Radiohead vokalisti Thom Yorke’da “Eraser” adlı solo albümüyle grubun albümlerinden artakalanları çok iyi değerlendirmiş. Yeni Radiohead albümü gibi dinlenen ve son dönem sounduna çok yakın duruyor zaten.
Rock yapan ama gitara hiç dokunmayan “Keane” ikinci albümüyle yine beğeni topladı.Gitara dokunmadan Rock yapılırmı tartışmaları bir yana, çok iyi bir albüme imza attıkları kesin.
Yılın damgasını vuran diğer albümler ise kısaca şöyle;
Bir efsaneden yıllar sonra liste başarısı getiren “Bob Dylan-Modern Times”,artık büyük gruplar mertebesine yükselen ve Türkiye’ye de gelen “Muse-Black Holes and Revolutions”, Morrisey-Ringleader of the tornemonts,double albümüyle artık konserini beklediğimiz RHCP Stardium Arcadium,Placebo-Meds ve artık kabuğundan biraz daha çıkıp olgunlaşan Pearl Jam’in kendi adını taşıyan albümü.Benim favorim ise Las Vegaslı grup The Killers’dan Sam’s town.
İyi dinlemeler.