‘Kitap’ Kategorisi için Arşiv

Doğan Kitabın fantastik edebiyata son eklemesi Mina Hepsen’den üçüncü roman Fırtınadan Sonra…  Üstelik ilk iki romanı okumuş olanların tanıdığı karakterlerle örülü yeni bir olayın peşinde…

“Kan Kırmızı Ayın Altında”da tanıştığımız düşünceleri okuma gücüne sahip Angelica, Prens Alexander, “Eflatun Şafağın Kokusu”nda tanıştığımız kokulara hassas Violet, vampirler Patrick ve İsmail ile karakterleri tanıdık bir roman… Hepsen bu kez de kahinleri dahil ediyor maceraya… 

Birer yıllık arayla çıkan üç romanın sonuncusu, tehlikenin beşiğinde bir olayla başlıyor… Nell’le tanışmamızından ardından önce onun geleceği görebildiğini öğreniyor, sonrada bu sayede iki adamın korumaya çalıştığı bebekleri kurtarmasına şahit oluyoruz… Sonrası bu iki adamdan biri olan Mikhail ile Nell’in arasındaki çekim gücüne dayanıyor. Vaadettiği korku yada gerilimi veremeyen roman, daha çok aşk sularında geziniyor… Hemde hayli eski usullerle anlatılan bir aşk bu… Tipik yanlış anlamalar, açılmamalar ve benzeri klişelerle süslü bir kavuşulamayan aşk öyküsü. Haliyle maceraya atılan ikilinin birbirinden etkilenmesi de hayli tanıdık…

Şu ara peşisıra vampir öyküleri ortalığı kırıp geçiriyorken, Hepsen eski usül anlatımla ve kurguyla sadece merak ettirerek anlatıyor macerayı… Ortada ne bir gerilim var, ne bir heyecan ne de tutku… Herşey de hayli bilindik olunca ve çabucak çözümlenen olaylar birbirini kovalayınca ortaya bir yaz romanı çıkmış oluyor… Ağır bir kitap sonra düşünmeden okunacak ve hemen unutulacak bir kolay roman Fırtınadan Sonra… En azından sürükleyiciliğiyle yapabildiği tek şey bu… 
Reklamlar

Az – Hakan Günday

Yayınlandı: Ağustos 5, 2011 / Az, Edebiyat, Hakan Günday, Kitap
Edebiyat dünyasının, kalemi şiddetle yoğrulmuş yazarlarından Hakan Günday, peşisıra romanlar yazmayı sürdürüyor. 2000 yılında Kinyas ve Kayra ile hepimizi şaşırtan nefis bir başlangıç yapmış, yeni romanı merakla beklenen yazarlar statütüsüne hemen yükselmişti.

Nevzat Çelik’e adanmış roman iki insanın buluşmasını anlatıyor. Elbette bu buluşma, bolca tesadüflere ve özellikle de Oğuz Atay’a dayanıyor.

Önce 11 yaşında, okuma heveslisi kızımız Derdâ ile tanıştırıyor bizi yazar. Her türlü şiddete maruz kalan hayatının peşinden merakla ve coşkuyla gidiyor okur… Özellikle elden düşmeyen, soluk soluğa bir ilk bölüm olarak okuruna nefis bir roman olduğunu haberliyor… Bir sürü hırgürden sonra kızımızı büyütüp bölümü noktalıyor Günday…

İşte ne oluyorsa ondan sonra oluyor… Bu kez Derda’yı anlatmaya soyunuyor yazar. 11 yaşında mezarlık dibinde yaşayan, mezarları suladıktan sonra ellerini açan bir oğlan çocuğu… Onunda hayatında her türden şiddet yer alıyor. Ama bu şiddet maalesef Derdâ’nınki kadar gerçek olamıyor bir türlü… İlk bölümdeki tempo da düşüyor bu yüzden… Romanı şiddetle tökezleten bölüme Oğuz Atay’ın dahil olmasıyla birlikte herşey kumdan kale gibi yığılıyor elde… Tüm klişeler ve gereksiz fantazilerle, gerçekdışı saçmalıkların bölümü bir türlü bitmekte bilmiyor… Üstelik şiddet konusu da hayli klişeleşiyor…

Final bölümüne gelince… İlk bölümle başlayan herşeyin tamamen alaşağı edildiği ikinci bölümün ardından daha da kötü bir son gelmesi şaşırtıcı olmuyor aslında… Beklenmedik derece basit ve ilkokul müsameresi tadında final yapıyor roman…

Bunca konuşulması, çok satar listelerinin gediklisi olmasının vaadettiklerini çok az karşılıyan bir roman Az… İlk bölüm haricinde zor okunan, sıkıntı veren ve finaliyle üzen… Bu kadar tesadüfle bağlama çabasıyla etkisi azalmış bir roman…


Agora Kitaplığı, sinema tarihçisi Nijat Özön’ün, sinema sanatının dinamiklerini bir araya getiren temel kitabı Sinema Sanatına Giriş’i satışa sundu.Sinemanın tarihi, dili, gereçleri, teknik olanakları, görüntü ve öğeleri, yönetmen, oyuncu, sinema türleri, film okuma üzerine en kapsamlı bilgileri kayda geçiren Özön, kitabın sonunda verdiği sinema sözlüğü ve tüm sinema kitapları kaynakçasıyla da sinemasal yolculuğun önemli bir halkasını oluşturuyor. Kitap, bilinçli bir sinema izleyicisi yaratmanın yanı sıra yönetmen adaylarını diğer sanatlarla sıkı sıkıya bağlı bir mecraya hazırlıyor.

Usta sinemacı, kuramcı Sergei Eisenstein’ın öğrencilerine kısa film senaryosu üzerine anlattığı ders notları kitap olarak Agora Kitaplığı’nca yayınlandı.

“Kısa Film Senaryosu” metninin kaynağı, 2. Dünya Savaşı başladığında ‘kısa filmler hazırlama’nın Sovyet sinemasının karşısına bir görev olarak sunulmasına dayanıyor.
Kendi saptamasıyla “Sovyet sinemasının önüne daha önce gelmemiş bulunan bu ‘kısa film repertuarı hazırlama’ görevi” karşısında Eisenstein, genç öğrencilere düzenli dersler vermekte olduğu Devlet Sinematografi Enstitüsü’nde ‘büyük bir savaş sırasında’ kısa film çekmenin temel özelliklerinin neler olması gerektiğine kafa yorar ve bu çabalarını öğrencileriyle paylaşmaya özen gösterir. “Kısa Film Senaryosu” kitabı Eisenstein’ın Nazilerin 22 Haziran 1941’de Sovyetler Birliği’ni işgal etmelerinden sonraki aylarda verdiği iki derste yaptığı konuşmaların ve somut örneklerin analizi üzerinden öğrencileriyle yaptığı tartışmaların metninden oluşuyor.
Einsenstein kitapta kısa film senaryosu yazmadan önce ilk başta ele alınması gereken, fikir üretmeyi aşılamaya çalışıyor.

Sinema tarihçisi Agâh Özgüç, yeni kitabın Türk Sinemasının Kadınları’nda Türk sinemasının ilk yıllarından günümüze kadın oyuncuları inceliyor; Türk sinemasında değişen kadın imajını mercek altına alıyor.

Türk sinemasının ilk yıldızı Cahide Sonku, Sezer Sezin, Neriman Köksal, Muhterem Nur, Belgin Doruk, Leyla Sayar, Hülya Koçyiğit, Fatma Girik, Türkan Şoray, Filiz Akın, Müjde Ar ve Hülya Avşar; hepsi Türk sinemasının ve değişen zaman-toplumun bir yüzünü simgeliyorlar.

Agâh Özgüç’ün özgün fotoğraf arşivinin belge niteliği kazandırdığı kitap okuru, Türk sinemasında ilk yıllardan bugüne kadın oyuncularla bir yolculuğa çıkarıyor.
Yardımcı yönetmen, yönetmen asistanı, yapım koordinatörü, görevli yapımcı ve yapımcı görevleriyle 28 sinema filmi, iki televizyon dizisi ve bir belgeselde çalışan öğretim görevlisi Leyla Özalp’ın Bir Film Yapmak adlı kitabı Hil Yayınları’ndan çıktı.
Leyla Özalp, çeyrek yüzyılı aşan sinemacılık deneyiminden hareketle, Türkçe sinema yazınındaki yeri hep boş kalmış yapımcılık alanını tüm yönleriyle okurlarına ve öğrencilerine aktarıyor.
Leyla Özalp’ın daha önce yayınlanmış Seni Seviyorum Sinema adlı bir kitabı daha var.

İngiliz Edebiyatının tartışmasız en özgün yazarlarından biri olan Virginia Woolf’un yaşamı da yapıtları gibi özgün.
Büyük ruhsal çalkantılar yaşayan yazar sonunda ceplerine çakıltaşı doldurarak kedini nehre bırakıp yaşamına son vermişti.
Çocukluğundan itibaren hayatına yön veren öyküsünün anlatıldığı bu kitapta hüzünlenmemek imkansız.
Dalgalar ve Mrs. Dalloway gibi iki büyük dünya klasiğinin yaratımı aşamasında yaşadıkları ve bazı kitaplarının yazılış sebeplerini gördüğünüzde heyecanlanacaksınız.Tabii ki yazarın hayranlarına ve özyaşam öyküsü meraklılarına şiddetle tavsiye olunur.