‘Jennifer Aniston’ Kategorisi için Arşiv

Yönetici adayı Nick Hendricks (Jason Bateman)fazlasıyla hak ettiği terfiyi alabilmek için günde 12 saat çalışmakta vedengesiz amiri Dave Harken (Kevin Spacey) ne isterse yapmaktadır. Yine de buterfinin asla gerçekleşmeyeceğini bilmektedir. Bir başka yerde, diş hekimiasistanı Dale Arbus (Charlie Day) diş hekimi Dr. Julia Harris’in (JenniferAniston) son zamanlarda iyice artan asılmaları karşısında özsaygısınıyitirmemek için çabalamaktadır. Ve muhasebeci Kurt Buckman (Jason Sudeikis)şirketinin sahtekar yeni sahibi Bobby Pellit’in (Colin Farrell) onun kariyerinimahvetmeye kararlı olduğunu, ayrıca her şeyden habersiz bir insan topluluğunutoksik atığa maruz bırakmayı planladığını öğrenir.  

Eğer patronunuz psikopatsa, ya da erkek avcısıysa yada tam anlamıyla ahlaksızsa ne yapabilirsiniz?             

İşten ayrılmak bir seçenek değildir. Bu canavarlarındurdurulması şarttır. Bu yüzden, fazladan bir kaç kadehin verdiği güçle, vebiraz da, sokaktaki karizması çok da sağlam olmayan tez canlı eski bir mahkumun(Jamie Foxx) kuşku verici tavsiyesiyle, üç kahramanımız dünyayı patronlarındansonsuza dek kurtulabilmek için dolambaçlı ama hataya yer bırakmayan bir planyaparlar. 


Fakat en iyi düşünülmüş planlar bile sadece onlarınardındaki beyinler kadar iyidir.
Komedi yapımı “Horrible Bosses/Patrondan KurtulmaSanatı”nın başrollerini Jason Bateman, Charlie Day ve Jason Sudeikis’lebirlikte Jennifer Aniston, Colin Farrell, Kevin Spacey, Donald Sutherland,Julie Bowen ve Jamie Foxx paylaştı. 

“Horrible Bosses/Patrondan Kurtulma Sanatı”nınyönetmenliğini Seth Gordon, yapımcılığını ise Brett Ratner ve Jay Sterngerçekleştirdi. Michael Markowitz ve John Francis Daley-Jonathan Goldsteinikilisinin kaleme aldığı senaryo Markowitz’in hikayesine dayanıyor.  Toby Emmerich, Richard Brener, Michael Disco,Samuel J. Brown ve Diana Pokorny filmin yönetici yapımcılığını, John Cheng iseortak yapımcılığını üstlendi.

Filmin kamera arkası ekibi, görüntü yönetmeni DavidHennings; yapım tasarımcısı Shepherd Frankel; kurgu ustası Peter Teschner;kostüm tasarımcısı Carol Ramsey; besteci Christopher Lennertz; ve müzik amiriDana Sano’dan oluşuyor.


SORUN:
“Bu üç $%# nasılsa bir gün ölecekler. 
Biz sadece bu doğal süreci hızlandırmış olacağız” – Kurt

“Hemen herkesin, hayatının bir döneminde, yaşamı onlara zehir eden korkunç bir patronu olmuştur. Onların yoldan çekilmesiyle hayatımızın ne kadar güzelleşeceğini hayal etmenin ne kadar çekici olduğunu hepimiz biliriz. Bizimki bu konuda bir şey yapmaya karar veren üç adamı konu alan bir hikaye” diyor yönetmen Seth Gordon ve hemen ekliyor: “Ama, işler tam olarak onların beklediği gibi gitmiyor”.


Kendilerine işkence edenleri temizlemek ilk baştabiraz abartılı gelse de, çok geçmeden anlaşılıyor ki, şu veya bu nedenle,canından bezdirilmiş ve kullanılmış bu üç kahramanımız için başka mantıklı birçözüm yoktur. Ayrıca, onlar başta hiç de öyle öldürme meraklısı, tatminsizinsanlar değildirler; hatta tam tersi söz konusudur. Gordon hikayeninkahramanlarını (Jason Bateman, Charlie Day ve Jason Sudeikis) “eğitimli,sıradan çalışanlar “ olarak tanımlıyor ve, “Kötü insanlar değiller, aslında.Ellerinden gelenin en iyisini yapıyorlar ama işverenleri tarafından gerçektende o kadar haince ve ciddi biçimde kısıtlanıyor ve taciz ediliyorlar ki artıkdaha fazla dayanamıyorlar”. 

Uzun zamandır arkadaş olan Nick, Dale ve Kurt herhafta birkaç kadeh bir şey içip kafa kafaya verdiklerinde birbirlerinden çokfarklı ama aynı ölçüde umutsuz durumlarından ve bunun sorumlularından dertyanarlar: Nick’in kontrol manyağı patronu Dave Harken (Kevin Spacey); şirketinsahibinin vicdansız varisi ve Kurt’ün baş belası Bobby Pellit (Colin Farrell);ve erkek avcısı diş hekimi Dr. Julia Harris (izleyicilerin daha önce hiçgörmedikleri bir Jennifer Aniston). Sohbet (ve içilen bira) gırla giderken, üçarkadaş o berbat patronlarının devreden çıkması durumunda hayatlarının vekariyerlerinin ne kadar parlak olacağını düşünmeye başlarlar. Bir günölüverseler ne güzel olur. Ölmeyi ne de çok hak ediyorlar

Bundan sonrası o kadar da büyük bir adım değildir. Yada onlar öyle düşünürler. 

Sorun şudur ki, kızgınlıkları, gizli fantezileri veizledikleri çok sayıdaki “Law & Order” sezonlarından öğrendikleri bir yana,suikast işinde bilgi, deneyim, hele hele yetenekleri sıfırdır. “Tam anlamıylabeceriksizler” diyor Gordon. Kahramanlarımız bu tespiti eve döner dönmez, veneredeyse sonraki her saatte doğrularlar; bunun sonucu olarak da, kendikendinin reklamını yapan, eski mahkum Dean ‘OÇ’ Jones‘un (Jamie Foxx) ücretipazarlığa tâbi yardımına başvurmaya karar verirler. 

Bu çıkış noktasından itibaren, “Düzlemsel bir hikayehâlini alıyor ve her bir şey bir diğerini başlatıyor. Kahramanlarımız artıkdönüşü olmayan bir noktaya hızla ulaşıncaya kadar olaylar gitgide daha hızlı vedaha çılgın bir hâl alıyor” diyen yönetmen, “Horrible Bosses/Patrondan KurtulmaSanatı”nı gözünden yaş gelinceye kadar güldüğü ender senaryolardan biri olaraknitelendiriyor.

Yapımcılar sıradan sinema izleyicilerinin, yanlışplanlanmış olsun olmasın, bir cinayete yakınlık duymayabileceklerini ama enazından bu üç adamı patlama noktasına getiren hayal kırıklığınıanlayabileceklerini düşünüyorlar. “Horrible Bosses/Patrondan KurtulmaSanatı”nı, yapımcı ortağı Jay Stern’le birlikte geliştiren yapımcı BrettRatner, “Başlık [Korkunç Patronlar] bile her şeyi söylüyor. Bu ismi duyanherkesin anında ilgisi uyandı. İnsanlar o andaki işverenlerinin korkunç birpatron olduğunu itiraf etmek istemiyorlar, ama daha önceki patronlarından ya da‘arkadaşlarının’ patronlarından bu şekilde söz ediyorlar. Herkesin hatırladığıkötü deneyimleri vardır; işte bu yüzden, çok eğlenceli bir film oldu”.

“Aslında, filmitartışırken, tahminimden çok daha fazla insanın patronlarını öldürmekistediğini keşfettim” diyor normalde uyumlu bir insan olan Kurt’ü canlandıranJason Sudeikis. Bu anlamda, “HorribleBosses/Patrondan Kurtulma Sanatı” amirini çatıdan atmayı hayal etmiş herkesiçin, büyük çapta bir dileğini yerine getirme hikayesi, ama hikayenin içindebütün riskleri alan ve en aptalca hataları yapan Nick, Dale ve Kurt var. 

Yapımcı Jay Stern, “Onlar bizim için suyu taşıyorlar”dedikten sonra, bunu şöyle açıklıyor: “Bugünlerde birçok insan için zorzamanlar yaşıyor, ve pek çoğumuz bir işi olduğu için bile şükrediyor. Öteyandan, eğer biri size baskı ya da suistimal uyguluyorsa, ‘Buna gerçektenkatlanmak zorunda mıyım? Bu manyakla uğraşmak zorunda mıyım?’ diyesoruyorsunuz. Bence, patronunu öldürmek istemese de onun trafiğin en yoğunolduğu saatte bir süreliğine geçitte çakılıp kalmasına aldırmayacak pek çokinsan vardır”.

“Bu adamlar enaşırı şekilde intikam almaya karar verdiklerinde konu önce biraz karanlık gibigörünebilir, ama o kadar yüzlerine gözlerine bulaştırıyorlar ki bu aslındapatronlarını öldürmeye girişen üç çalışanın hikayesinden çok, güç kazanmayakarar verdikten sonra kendilerini çok aşan bir şeylerin içine dalan üç adamınyaşadığı akıl almaz ve çok komik macerayı işliyor” diyor Stern.

Köşeye sıkışmış Nick rolündeki Jason Bateman, “Pek demantıklı bir davranış sayılmaz bu; ve umarım dışarıda öyle birileri yoktur. Bizsadece insanları güldürmeye çalışıyoruz. İzleyiciler hikaye ile kendi yaşamlarıarasında ilinti buluyorlarsa, harika. Ama filmde yaptıklarımızın hiçbirini evdedenemelerini tavsiye etmem” diyor. 

Yapımcılar hikayenin hakkını vermek için “HorribleBosses/Patrondan Kurtulma Sanatı”nda sınırlamadan kaçınan bir yaklaşımbenimsediler ve mizahı –ve başka her şeyi–akışına bıraktılar. Ratner bu konudaşunları söylüyor: “Film söyleyeceğini sakınmadan söylüyor. Bunu gerçektenhedefledik. Seth’in çok güçlü bir görüşü, oyuncular ve yapım için harika birvizyonu vardı. Filmin nasıl bir tonda olması gerektiğini biliyordu ve bunuyaratmayı hakikaten başardı. Gerçek oyunlar ve gerçek tehlikeler yaratmaklaonları eğlenceli ve komik kılmak arasında ince bir çizgi var. En çok hoşumagiden de esprilerin sırf espri olsun diye yapılmıyor olması. Mizah her zamankarakterden ve şartlardan geliyor; ayrıca, her şey gerçek dünyaya dayanıyor”. 

“İnsanların tekistediği, işe gitmek, saygı görmek ve eve dönmek. Çok mu fazla şey istiyorlar?”diye soruyor senarist Michael Markowitz. Filmin hikayesinde de payı bulunanMarkowitz “Horrible Bosses/Patrondan Kurtulma Sanatı”nın büyük ölçüde kendiofis deneyimlerinden kaynaklandığını da doğruluyor: “Bunu yazmak benimintikamımdı”. 

Senarist John Francis Daley’e göre,  filmin konusunu fazla ağır yargılamamak içinizleyicilerin aklından çıkarmaması gereken şey şu: “Bu adamlar haysiyetleriiçin savaşıyorlar. Erkek olup haklarını aramak için ne gerekirse yapmakzorundalar”. Daley’in yazar ortağı Jonathan Goldstein da bu tutumun güçlü birşekilde ortaya konduğu bir sahneye değinerek, “…ve eğer o haysiyeti korumakiçin poponuza bir diş fırçası batırmanız gerekiyorsa, öyle olsun” diyor. 

“İnsanınyüreğini ısıtan bir gelişme istiyorsanız muhtemelen daha uygun filmler vardır”diye itiraf ediyor, aslında utangaç ama sonradan dişli olan Dale’i canlandıranCharlie Day. 

Sonuç olarak, Gordon’a göre, “Burada gerçekten de birmesaj yok. Bu film, sadece, patronlarını öldürmeye karar veren ve bunagirişerek boylarından büyük bir işe kalkışan üç adamı konu alan, eğlenceli,cilasız ve seyirciyi gerçeklerden kopartan bir komedi”.
PLAN:
“Patronlarımızdan ne kadar nefret ettiğimiz umurumdadeğil.
Biz katil değiliz”. – Dale
“Haklı adam öldürme diye bir şey duymadın mı hiç?
Onları ÖLDÜRMEMEK ahlaksızlık olur”. – Kurt
Gordon aksiyonu sürükleyen şeyin –sette sıklıklaCharlie ve iki Jason olarak anılan- başrol oyuncularının aralarındaki uyumolduğunu kabul ediyor: “Bu müthiş sinerji bizim için büyük şanstı. Bu üçbaşarılı komedi oyuncusu birbirlerinin ritimlerine gerçekten mükemmel birşekilde ayak uydurdular ve birlikte olağanüstü güzel çalıştılar”.

Nick, Dale ve Kurt beyin fırtınası yapıp, neyle karşıkarşıya olurlarsa olsunlar kararlarından vazgeçmemek için birbirlerini gazagetirirken, oyuncular arasında Gordon’ın sözünü ettiği dostluk gerekiyordu.Özellikle Dale için, “karşı karşıya olmak” patronunun ellerini vücudununulaşılabilen her yerinde hissetmek demekti. 
O odadayken dişçi önlüğünün düğmelerini bir türlükapalı tutamıyor gibi görünen seks manyağı Dr. Julia Harris’in gönülsüz avıDale için “grubun umutsuz romantiği” diyen Charlie Day, şöyle devam ediyor:“Nişanlısına deliler gibi aşık. Tek istediği iyi bir erkek olmak ama patronusürekli olarak ona asılıyor. Ama bazen kankaları bile Dale’e hakvermiyor”. 

Dr. Harris’i Jennifer Aniston’ın canlandırdığınıdüşünecek olursak bunun nedeninin anlamak zor değil. “Dale’i hangimizinoynayacağını belirlemek için kura çektik ve Charlie kazandı” diyor Batemanşakayla. Oysa herkesin bildiği gibi, hayır gerçekten hayır demektir ama bukadın o mesajı bir türlü almaz. Günlük avuçlama, teşhir ve seks konuşma rutiniyeterli olmadığında, listeye şantajı ekler.

Filmi “işlerinde mutsuz olan insanlar için tatlı birkaçamak” olarak niteleyen Aniston, sözlerini şöyle sürdürüyor: “İzleyicilerbelki bu adamların yanında yer alarak deşarj olurlar. Daha önce hiç böylesinemazeretsizce azgın bir karakter canlandırmamıştım. Karşı koymam imkansızdı:Diyaloglar ve durumlar öyle çılgınca ve komik ki bu role hiç duraksamadanbalıklama atladım”. 

Aktris şunu da ekliyor: “Gerçekten limitleri zorluyorve sınırları aşıyor. Üstelik, Dr. Harris’in adı tüm iddalarda en önde yeralıyor: Suçu sabit”. 

Gordon ise bu konuda şunları söylüyor: “Bu karakterinsevdiğim yönü cinsel iştah açısında bu kadar erkeksi olması. Jennifer’laprovalarda konuştuğumuz gibi, Dr. Harris bir yırtıcı, adeta bir aslan gibi.Onların herhangi bir duyguları yoktur, sadece beslenmelidirler. Julia için,rolün hak ettiği tüm yoğunluğu ve keyifli edepsizliği hayata geçirebilecek biraktris bulmak gerçekten önemliyi. Ayrıca, onun izleyicinin ummadığı birisiolmasının daha da iyi olacağını düşündüm. Bu, hayranlarının onu daha önceizlediği tüm rollerden tamamen farklı ve Jennifer bu rolde çok komik. Onundiyalogları okuyuşunu dinlemek heyecan verici. Kesinlikle korkusuz ve çokkomik”.

Aniston daha önce Sudeikis’le “The Bounty Hunter”da,Bateman’la da geçen yılın romantik komedisi “The Switch”te birlikte oynamıştıama Charlie Day’le ilk kez “Horrible Bosses/Patrondan Kurtulma Sanatı”ndakamera karşısına geçti. Birlikte yer aldıkları ilk sahnenin potansiyeluygunsuzluğunu hatırlayan aktris, “Yirmi dakika sonra karşısında iç çamaşırıyladuruyordum. Ama Seth’in gülmesi bir an bile durmadı ve hepimiz mükemmel biruyum içindeydik; Her kayıttan sonra, ‘hadi biraz daha zorlayalım’ diyorduk. Osahnelerde tuhaf bir şekilde rahattım, neredeyse sıradan bir kızı oynadığımdandaha rahattım. Her sahne biraz çılgıncaydı ama sahiden işin eğlencesi deburadaydı” diyor.

Bu arada, Dale’in arkadaşı Nick de kendi patronununfarklı türde bir hakimiyetiyle karşı karşıyadır: Kevin Spacey’nincanlandırdığı, sıkışık bir boğa ağılı gibi olan Comnidyne Industries’e hükmedengüçlü Başkan Yardımcısı Dave Harken. Zavallı Nick burada şirketteki diğer erkekarılar gibi harıl harıl çalışırken, boş yere ödül ve takdir beklentisiiçindedir… ya da, en azından, yarım güncük izin.  

“Harkenpsikolojik işkencenin efendisi” diyor Gordon ve ekliyor: “Onu sofistike türde,pasif-agresif bir sadist olarak hayal ettik; sanırım hepimizin tanıdığı, çünküonun birçok türü var, güce doymayan bir kontrol düşkünü. Kevin rolününüstesinden olağanüstü bir şekilde geldi”.

Aktör bu konuda, “Onun haklı olabileceğini düşünmenizmümkün değil. Bir dakikalığına bile şunu düşünemezsiniz: Çalışanlarına bir dersvermek ya da onları daha çok çalışmaya ve potansiyellerini ortaya koymayateşvik etmek için böyle davranıyor. Onu affetmenizi sağlayacak alt anlamlaryok. Harken zorbanın teki. Korkunç mu korkunç biri”.

Spacey sözlerini şöyle sürdürüyor: “Üç patronu oynayanbizler bu üç arkadaşı gerçekten köşeye sıkıştırıyoruz ve sanırım izleyicileronların neden bizi öldürmeye yöneldiklerini tamamen anlayacaklar. Neyse ki,giriştikleri hiçbir şey, planladıkları hiçbir yöntem, istedikleri şekil ya daboyutta gerçekleşmiyor. Olabilecek en kötü kararları veriyorlar”.

“Uzun zamandırHarken’ın altında çalışan ve bir numaralı hedefi olan Nick kesinlikle bir asrayetecek kadar sıkıcı iş yapmış durumda” diyor Jason Bateman ve ekliyor: “Nickfedakar ve hırslı bir çalışan olarak terfiyi o kadar çok istiyor ki tadınıadeta damağında hissedebiliyor.  Harkenbu terfi için söz vermiş ama hepimiz biliyoruz ki bu olmayacak. Bu, Harken’ınüstünlük kurma ve Nick’in erkekliğini söndürme planının bir parçası sadece”.

Nick’e kıyasla, Kurt’ün içinde bulunduğu şartlar, enazından ilk başta, çok daha iyi görünüyor. Kurt hikayenin başında DonaldSutherland’ın canlandırdığı kibar, sıcak ve dürüst bir adam olan Jack Pellit’inyanında çalışıyor. “Jack hepimizin sahip olmak istediği türde bir patron” diyenGordon, şöyle devam ediyor: “Böylesi bir baba figürünü, hayatınızda olmasınıisteyeceğiniz türde iyi bir otoriteyi oynayabilecek bir oyuncu istedik. Donaldmükemmeldi.  Onun Jason Sudeikis’leetkileşimini izlerken, bu iki karakter arasında karşılıklı saygı ve zengin birgeçmiş olduğunu gerçekten hissediyorsunuz”. 

Ne var ki bu ideal durum uzun süremez. Jack çokgeçmeden gider ve yerine oğlu Bobby Pellit gelir. Ama bu armut ağacın dibindençok uzağa düşmüştür. 

 “Bobby Pellityönetimi elinde bulunduran ama ne yaptıklarını hiç bilmedikleri açıkça belliolan ahlaksız ve yetersiz pislikleri temsil ediyor. Elbette, Bobby dekaçınılmaz başarısızlıkları başkasının üstüne atmanın bir yolunu bulacak” diyorGordon.

Farrell gülerek, “Pellit’i canlandırmak içimdekihödüğü kanalize etmekten ibaretti” diyor ve ekliyor: “Bu herif kendiniTanrı’nın kadınlara bir lütfü sanıyor. Zeka, mizah, kulüp ortamları, kısacasıher konuda bulunmaz Hint kumaşı olduğunu düşünüyor. Üstünlük kompleksiderecesinde bir özsaygısı var ki bu muhtemelen kendisinin aslında babası içinbir hüsran olduğu hissini maskeleme amacı güdüyor. Babasının Kurt’le arasındakiilişkiyi ve daha pek çok şeyi çekememesi de söz konusu. Seth bana Pellitkarakterini patolojik anlamda olabildiğince çarpık oynamam için tam yetkiverdi”. 

Farrell, ayrıca, saçlarını yatırmak ve göbek bırakmakgibi önerilerle Pellit’in görünümüne katkıda bulunmanın yanı sıra, karakterindövüş sanatları eğitimi almış olabileceği hissini yaratmak için kıyafetlerininÇin ejderleri ile süslenmesini de önerdi. “Colin kendisini öylesine birdeğişime soktu ki onu tanımak neredeyse imkansız” diyor Gordon ve ekliyor: “Budeğişimi çok benimsedi. İzleyiciler onun tamamen farklı ve çok komik bir yanınıgörecekler”. 

Kurt için, Pellit’in ani terfisi kötü haberdir.Sudeikis bunu şöyle açıklıyor: “Her şeyden önce, Pellit, Kurt’ten nefret ediyorçünkü öz babasının Kurt’ü ona tercih ettiğini biliyor. Bu yüzden de, babasınınKurt’le birlikte uğrunda çok çalıştığı şirketi yerle bir etmeyi kendine görevediniyor. Ayrıca, tek umursadığı şey saçma sapan yaşam tarzını devam ettirecekparayı kazanmak olduğu için, yasanın bir gediğinden yararlanarak, ahlaka aykırıolduğu halde, toksik kimyasallar atarak binlerce insana zarar vermektenkaçınmıyor. Dolayısıyla, Kurt, olayı şöyle görüyor: Pellit’i öldürmek kendiadına olduğu kadar Tanrı adına da yapılmış bir iş olacak. Aslında bu şekilde bakarsanızoldukça iyiliksever bir yaklaşım”.

Bu Dale için iki, Nick için de üç katı geçerlidir. Amaacaba bunun altından kalkabilecekler midir? Day’in belirttiği gibi, “Bu üçlüpek de suç dehası sayılmazlar”.

Ama en azından yardıma ihtiyaçları olduğunu bilecekkadar zekidirler. Burada devreye takma adı eşsiz bir eski mahkum girer: ‘OÇ’Jones. Kendisinin doğal bir drama yeteneği ve uygun bir fiyat karşılığındasunabileceği özel bir uzmanlık alanı vardır… tabi uygun fiyatın ne olduğunakarar verir vermez. 

“Jones kendinibir tür cinayet danışmanı, bir katil-sırdaş olarak tanıtıyor” diyor Jamie Foxxve ekliyor: “Üç tane adam bara gelip kiralık katil arıyorlar. Jones onlarınkonuşmalarına kulak misafiri oluyor ve saftirik salaklar olduklarını anladığıiçin bunu biraz para kazanma fırsatı olarak görüyor. Bu yüzden onları birazkorkutup, duymak istedikleri şeyleri söylüyor”.

Jones’u “girişimci” olarak niteleyen Gordon da, “Jamieperformansına inanılmaz ayrıntılar ve jestler katıyor. O gerçek bir usta”diyor.

Foxx, Jones’un görünümünü mükemmelleştirmek içinyönetmen ve kostüm tasarımcısı Carol Ramsey’yle birlikte çalıştı ve işe baştanbaşladı. Kafasının tamamında dövme olması onun fikriydi. Aktör dövme için,“Bunu pek fazla insan görmemiştir, pek fazla insan da yaptırmıyor” dediktensonra kıyafetlerle devam ediyor: “Giysilerde retroyu tercih ettik, sivriburunlu çizmeler falan gibi; çünkü bu adam belki bir dakikalığına hapse girdiama şimdi kendi zaman kapsülünde yaşıyor. Dışarı çıkar çıkmaz hapse girdiği dönemdemoda olan kıyafetlere anında geri döndü”.

Dövmelerin yapılması bir buçuk saat sürdü. Foxx, “Birkerecik dışarı çıktım ve insanlar birkaç resim çekti. Sonra bir anda, ‘JamieFoxx aklını kaçırdı’ gibi şeylerle bütün internetteydi.  Ama bu dövme karaktere çok uygundu veistediğimiz şey de böyle bir tepkiydi”.

Jones’la toplantılarının ardından işler hızkazanırken, üç adamımız ne kadar ileri gitmek istediklerini çabucakkeşfederler. Bateman bu konuda şunları söylüyor: “Gerçekleşmeye başlamadan önceetraflıca düşünmedikleri saçma sapan planlarının içine sürükleniveriyorlar. Biranda kendilerini olayın içinde buluyorlar. Planı gerçekleştirmeye ne zamanyaklaşsalar, aksilikler oluyor, ve ne zaman vazgeçmeye kalksalar, bir şeyleryolunda gidiyor. Biz üçümüz tek bir karakter gibiyiz. Yazarlar bu üç başlıcanavarı yaratmakta çok başarılı olmuşlar”.

Day, “Eğer Dale bir romantikse, Kurt de onun tamtersi: Fazlasıyla çapkın. Nick ise ikisinin arası bir yerde, düzgün bir adam veilişkilerinde seçici. Bu üç farklı kişiliği izlemek eğlenceli. Onlar içindebulundukları durumda yollarını bulmaya çalışan sol, sağ ve orta gibiler. Tambir Freud tespiti: İd (ilkel benlik), Ego (benlik) ve Süperego (üst benlik)”.

Sudeikis ise rol arkadaşına şöyle yanıt veriyor: “Bubenim için biraz fazla bilmişçe bir laf ve belli ki birilerinin Charlie’yesöylemesini söylediği bir şey. Ama mantıklı. Burada kesinlikle tek beyin, üçağız söz konusu. Dale kimseyi öldürmek istemiyor; plana son katılan o. Nickdaha çok izleyicinin bakış açısını yansıtıyor, nötre en yakınımız; Kurt isetalihsiz ilkel benliğimiz, ön ayak olan kişi”.

“Horrible Bosses/Patrondan Kurtulma Sanatı”nda JulieBowen da, Kusursuz Bayan Rhonda Harken karakteriyle yer alıyor. Aktris, “Rhondahafifmeşrep olabilir de olmayabilir de. Karısını gördüğü her erkekle hayal eden, son derece şüpheci kocasını heran diken üstünde tutuyor. Bu şekilde kocasının ofiste çalışanlar için çok dahaçekilmez olmasına yol açıyor”.

Lindsay Sloane ise Dale’in nişanlısı Stacy rolünde.Stacy nişanlısının işyerindeki sıkıntılarından tatlı bir şekilde habersizdir,hatta burnunun dibinde olsalar bile. Filmde, P.J. Byrne de eski yatırım müdürüKenny Sommerfeld’i canlandırıyor. Kenny şimdilerde içki için otlakçılıkyapmaktadır ki bu ‘nereden nereye’ örneği Nick, Dale ve Kurt’e iyi bir işbulmanın zorluğunu hatırlatır. Wendell Pierce ve komedyen Ron White bir çiftşüpheci polisi oynuyorlar. Ioan Gruffudd ise üç komplocunun ilk büyük hatasınısimgeliyor çünkü o, hiç de akıllarındaki türde bir profesyonel olmadığını,ancak hizmetini internetten kiraladıktan sonra anladıkları bir adamıcanlandırıyor. 
OYUN ALANLARI: 
“Biri eve yaklaşırsa bize bir işaret ver.” – Nick
“Altı kez kornaya basacağım.”  – Dale
 “Bir kezbasmaya ne dersin?”  – Nick
Üç kafadar, Jones’un tavsiyesine uyup Harken, Pellitve Harris’in evlerini gece göz hapsine aldıklarında, patronlarının ofistekindenbambaşka türlü korkunçluklarına tanık olurlar ve görevlerinin haklılığıkonusundaki şüpheleri iyiden iyiye azalır.    

Seth Gordon’la ilk olarak 2008 tatil hiti “FourChristmases”ta birlikte çalışan yapım tasarımcısı Shepherd Frankel filminkesişen hikayelerini büyük çaplı bir oyun gibi hayal etti. Bu oyundapatronların evleri ve ofisler beraberce üç ayrı oyun alanını temsil edecekti.“Adeta üç kişilik bir takım başka bir üç kişilik takımla maç yapıyor ve hakemde Jamie Foxx’un canlandırdığı karakter. Bu üç ayrı ortamı birbirindenfarklılaştırmak istedik. Her bir ortam onu kontrol eden kişinin bir yansıması”. 

“Oyuncularlakarakterleri hakkında yaptığımız tüm konuşmaları destekleyecek ortamlaryaratmak için Shepherd’la birlikte çok çalıştık ki onları baştan berikonuştuğumuz kişiler olduklarını hissedebilecekleri yaşatabileceğimiz birdünyaya koyabilelim” diyor Gordon.

Nick’in cehennemi Frankel tarafından organize edilenComnidyne boğa ağılıdır. Tasarımcı bunun amacını “odanın ortasınakümelendirilen ve her hareketlerinin köşedeki ofisinde oturan patron tarafındankontrol edildiği alt düzey çalışanlarının rahatsızlığını ve gerginliğiniartırmak” olarak açıklıyor ve sözlerini şöyle sürdürüyor: “Finansal stratejiuzmanları ve yönetim şirketleriyle görüşerek bu ofis düzeninin mimarisini vesosyolojisini öğrendik. Böylece en alttan başlayıp daha iyi bir konumdaki ofisegeçme arzusunun nasıl bir şey olduğunu görsel olarak yansıtmak istedik”. 

Temasal anlamda, Harken çevresiyle mükemmel uyumiçinde. Kostüm tasarımcısı Carol Ramsey bunu sağlamak için Frankel ve setdekoratörü Jan Pascale’le birlikte çalışarak Harken’ın kıyafetleriniComnidyne’in soğuk gri ve mavi tonlarında hazırladı. Evim dediği McMansion dahalüks şekilde döşense de aynı ölçüde sıcaklıktan yoksun ve gösteriş amacıtaşıyor; hatta şöminenin üzerinde güzel eşi ve değerli kedisiyle birlikte pozverdiği komik derecede büyük portreye varıncaya kadar.

Dr. Harris’in ortamını yaratmadaki zorluk, aklagelebilecek cinsellikten en uzak yer olan dişçi ofisine cinsel titreşimlerkatabilmekti. Frankel bu konuda şunları söylüyor: “Dr. Harris formununzirvesinde, birinci sınıf bir profesyonel. Kedi-fare oyunu oynamayı seviyor. Buyüzden tamamen kontrollü bir ortamı var. Göz delikleri ve diğer odalarıngörülmesini sağlayan dekorasyon sayesinde her zaman neler olup bittiğinibiliyor. Zengin duvar kağıtları ve renkleriyle, gösterişli sanat eserleri veyumuşak ışıklandırmasıyla lüks bir yer; onun özel ofisine adım atana kadar sonderece rahatlatıcı bir ortam. Sonra jaluziler kapanıyor, kapılar kilitleniyorve, ‘Burası Lanetliler Tapınağı’ diye düşünüyorsunuz”.

Sapık doktorun evi de stil olarak ofisine benziyor;yani, sokağa bakan kocaman pencerelerinden her şey görülebiliyor. Böylece,işteyken yapması mümkün olmayan türde şovlar yapma fırsatı buluyor.   

Pellit Kimya Şirketi ve Bobby Pellit’in evibirbirleriyle taban tabana zıt çünkü şirket baba Pellit’in insani dokunuşununeseri; oğul Pellit’in evi ise kendisinin ve hedonist zevklerinin utanmazca birmabedi niteliğinde. Evde egzotik ve erotik bulduğu, özellikle de Mısır ve Asyamotiflerinden oluşan bir sürü ıvır zıvır var. Hem 1980’lerin Stüdyo 54’ü hem deeğreti bir dövüş okulu havasında; ayrıca çok sayıda ayna ve masaj masasımevcut. Ayrıntıların bazıları, en çok da Asya etkisi Gordon ile Farrell’ınkarakter için öngördüğü dövüş sanatları merakı ve yiğitlik hayallerindenkaynaklanıyor.

Yapım Los Angeles ve civarında çekildiyse de, Gordon,“İnsanların daha önce televizyonda yüz kere görmediği, harika L.A. mekanlarıbulmaya çalıştık. Amacımız insanların Amerikan rüyasının peşindeyken korkunçpatronları tarafından durdurulduğu herhangi bir Amerikan şehri hissinivermekti”.

Comnidyne, Torrance-Kaliforniya’daki mevcut birotopark binasının bir parçasıydı. Çekim ekibi burada boş bir katı baştan aşağıinşa etti. Pellit Kimya için, Santa Fe Springs’de kullanılmayan bir su arıtmave depolama tesisi çevresinde borular ve konteynırlarla dolu mükemmel birsanayi alanı buldular. Bu sanayi alanı ve mimari ısmarlama yapılmış gibiydi amaoradan faydalanmak için ambarın içinin sıkı bir temizlik ve bakımdan geçmesi,dışarının dinamizmini göstermek için beton duvarlara pencereler açılması, veKurt’ün eski patronu Jack Pellit’in son kez çıkıp gittiği giriş yolununyapılması gerekiyordu. Nick, Dale ve Kurt’ün, akıl hocaları Jones’latanıştıkları bar Los Angeles’ın en eski semtlerinden birine kuruldu. Ayrıca,Woodland Hills T.G.I.F. restoranı üç kafadarın en sevdiği bar-restoranadönüştürüldü.  

Hikayeye gerçekçilik katmak için gerçek mekanlarkullanmak Gordon’ın niyetlerinden biriydi. “Ama bu, gerçek dünyada doğansenaryoların çoğumuzun sürdüğü hayatta olduğundan çok daha öteye taşındığı,abartılı bir gerçekçilik olacaktı” diyen dublör koordinatörü Sean Graham, şöyledevam ediyor: “Muhtemelen bunların içinde en tatmin edici olanlardan biri,Nick’in, Comnidyne’nın konferans odasının büyük penceresinden Harken’ı başaşağı atmayı ve aşağıdaki park yerinde arabasını patronunun adının bulunduğuyere park etmeyi hayal ettiği sahneydi. Bütününde, kafaların camlara çarptığı,yüksek pencerelerden aşağı uçulduğu, arabaların havaya uçtuğu, çılgın arabakovalamacalarının yapıldığı, arabaların kafa kafaya çarpıştığı ve daha bir sürüçılgınlığın yer aldığı son derece havalı birkaç fantezi sekansı var”.

Gordon ise şunları ekliyor: “Hikayedeki gerçek eğlencebu adamların gerçekten başarılı olup olamayacakları değil; korkunç bir planabeceriksizce yaklaşmaları”. Yönetmenin ümidi, Nick, Dale ve Kurt’ün “HorribleBosses/Patrondan Kurtulma Sanatı”nda isyan ettiği türde hayal kırıklıklarıyaşamış izleyicilerin patlamış mısır ve kahkahalar eşliğinde biraz deşarjolmaları ve sinemadan “sahip oldukları iyi patronlar için ve kıyaslandığındabelki de kendi patronlarının o kadar kötü olmadığı yönünde yeni bir bakışaçısı”yla çıkmaları.


Diğer yandan, Gordon son olarak şunu söylüyor: “Eğerbugüne dek hiç patronunuz olmasa ne iyi olur diye düşünüp onsuz hayatın nasılolacağını hayal ettiyseniz, bu film sizler için hikayenin devamını getiriyor vekaygan bir yokuştan aşağı inmeye başladığınızda neler olabileceğini gösteriyor.Gerçek manzarayı görünce tekrar düşünmek isteyebilirsiniz”.



Just Go With/Hayatım Yalan!‘ın merkezinde, dikkatsizce söylediği bir yalanla kontrolü elinden kaçıran bir adam var. Adam Sandler, ”Filmin başında, karakterim, Danny, evlenecekken kalbi kırılıyor,” diyor. “Kalbinin kırıldığı günün gecesinde yüzük parmağında kalıyor ve bir genç kadın, evli ve zararsız olduğunu, başka erkeklerin yapmaya çalıştığı şeyleri yapmayacağını düşündüğü için ona iyi davranıyor. Danny’nin kafasında bir ampul yanıyor.” 
Yüzük, Danny’nin kalbinin kırılmasını önlemek için kullandığı numarası haline gelir: kadınlar onun bağlanmayacağını düşünürler; bir bağ olmadıktan sonra, kimse –özellikle Danny— incinmeyecektir. Ama Palmer’a (Brooklyn Decker), hayallerinin kızına rastladığında, yalanları peşini bırakmaz—Palmer, Danny’nin evli olduğunu sanmaktadır. Danny her şeyi itiraf etmek yerine, daha da karmaşık bir ağ örmeye karar verir; numaradan boşanabileceği sahte bir eş icat eder –bu rolü uzun zamandır kahrını çeken asistanı Katherine (Jennifer Aniston) oynayacaktır; böylece Palmer’la arasındaki engelleri temizleyebilecektir.
Katherine gibi geçinmeye ve iki çocuğuna bakmaya çalışan bekâr bir anne, nasıl olur da Danny’nin akıl almaz planlarına dahil olur? Aniston “Adamdan yorulmuş,” diyor. “Danny’nin kendi yalanlar ağından kurtulması için yardım etmesi gerektiğini hissediyor, tüm bu olanları onaylamasa bile. İşe karıştığında, ‘Hangi akla hizmet bulaştım?’ diye düşündüğünü görebiliyorsunuz.”
Ancak yardım edecektir çünkü Danny ve Katherine eşsiz bir ilişkiye sahiptir. Aniston “Birlikte çalışıyorlar ve araları çok iyi– Katherine, Danny’yi çok komik buluyor ve onu önemsediği belli; Danny başka herkese yalan söylese de, Katherine’e daima doğruyu söylüyor. Katherine, Danny’nin gerçekte nasıl biri olduğunu bilen tek kişi,” diyor. Elinde olmadan ondan hoşlanıyor, bazen bir domuz gibi davrandığını düşünse bile.” Danny yüzük oyununu oynamaktan yorulduğu ve Palmer’la bir hayat kurmak istediği konusunda Katherine’i ikna ettiğinde, Katherine her iyi dostun yapacağını yapar ve yardıma koşar.
Ama bu sadece başlangıçtır– Danny ile Katherine bu oyunu sürdürmeye çalışırken, yalan büyüdükçe büyür. Yönetmen Dennis Dugan, “Her yalan domino etkisi yaratır,” diyor. Dugan en son Sandler’ı, 260 milyon doları aşan gişe hasılatıyla yıldızın dünya çapında şimdiye kadarki en büyük başarısı olan Grown Ups/Büyükler‘ filmini yönetmişti.
Katherine daha farkına varamadan, çocukları Maggie ve Michael yalana dahil olurlar ancak ikna olmaları için biraz daha çaba sarf etmek gerekmektedir… özellikle Michael, bunu Danny’ye karşı avantaj sağlamanın bir yolu olarak gördüğünde. Ne oluyoruz demeye kalmadan, Danny sahte karısıyla, sahte çocuklarıyla, sahte karısının sahte erkek arkadaşı rolünü oynayan gerçek kuzeniyle Hawaii yolunu tutmuştur bile—hepsi, Palmer’a doğru düzgün bir erkek olduğunu kanıtlamak içindir.
Danny’nin arzularının hedefi, herkesin başını döndürecek biri—okul öğretmeni Palmer Dodge rolünü, beyazperdede ilk kez görünen Brooklyn Decker canlandırıyor. Geçen yılın Sports Illustrated bikini sayısının kapak kızı olan Palmer’a baktığınızda, Danny gibi birinin ona neden kapılacağını anlamak kolay oluyor (Tabii ki eğlenceli ve etkileyici bir kadın olduğundan). “Palmer gerçekten tatlı bir kız; saf, merhametli ve umut dolu bir matematik öğretmeni. Adam’ın karakteri Danny’ye aşık oluyor, Danny de bu kızın hayatının kadını olabileceğini düşünüyor. Böylece düzgün biri olduğu konusunda Palmer’ı ikna etmek için kendi yalanlarından oluşan karmaşık bir ağa yakalanıyor.”
Geçen yılın Bikini sayısı piyasaya çıktığında, Decker seçmelere katıldı ve Sandler’ın düşündüğü adaylar arasındaydı. “Tam bir kasırgaydı,” diye anımsıyor.  Derginin tanıtımını yaparken, “o hafta telefon edip Adam, Jen, Nicole ve Nick’le birlikte bir okuma provasına katılıp katılamayacağımı sordular—kabul ettim ve aynı akşam Adam telefon edip ‘Kızım, rolü istiyorsan senindir,’ dedi.”
Dugan, Decker’ın daha deneyimli rol arkadaşlarının yanında ezilmediğini söylüyor. “İnanılmaz derecede güzel olduğu belli ama rol yapma konusunda doğal bir yeteneğe de sahip,” diyor Dugan. “Çok tatlı biri ve iyi bir aktris.”
Decker’ın rol arkadaşı Nick Swardson, “Oyunculuk onun için çok zahmetsiz bir iş,” diyor.   “Çok komik, doğal, çekici, gerçek. Hiçbir yapay yanı yok—performansı çok içten.”
İlk filmi için böyle önemli bir rol oynamak göz korkutucu olsa da, Decker daha iyi bir set ortamı isteyemeyeceğini söylüyor. “Mahalledeki yeni çocuğum ve etrafım şahane insanlarla çevrilmiş durumda; hepsi beni teşvik ettiler ve seti neşeli bir hale getirmek için ellerinden geleni yaptılar.  Herkes çok yetenekliydi– herkes eğlenceliydi– kendimi böyle harika koşullar altında sınamak benim için gerçek bir fırsat oldu”
Elbette ki her şey ciddi çalışma saatlerinden ibaret değildi. Çocuklar birbirlerine şakalar ve espriler yapıyor, bütün gün gülüyorlardı. Çok eğlenceli bir çalışma ortamıydı.”
Decker da kendine göre bir şaka yaptı– ama pek de iyi sonuç alamadı..  “Telefonumda gaz çıkarma uygulaması vardı– düğmeye basıyorsun ve o berbat ses çıkıyor,” diyor Decker.  “Adam’la yatakta olduğumuz bir sahne çekiyorduk– ortam çok sessizdi ve kamera hareketleri çok yavaştı. Telefonu yastığın altına saklamıştım, Adam’la öpüştüm ve kamera üzerimize gelirken gaz çıkarma uygulamasını çalıştırmayı planlıyordum. Yaptım ama zar zor duydu. Karnımın guruldadığını sandı ve sadece ‘Pekâlâ, tekrar çekelim,’ dedi. Şakam böylece başarısız oldu.”
Hawaii’ye gittiklerinde, yalan yalan üstüne binmeye başla: Katherine yurt yıllarından eski bir düşmanına (Nicole Kidman) rastlayınca, kendine sahte bir yaşam uydurarak, Danny’yle evli olduğunu söyler.
Kidman canlandırdığı karakteri, Katherine’in üniversitedeki başdüşmanı, Devlin’i şöyle anlatıyor:  “Gösteriş meraklısı ve rekabetçi biri; bu da onu acımasız kılıyor. Yaptığı her şeyin ardında, kendine karşı duyduğu derin güvensizlik var. 
Kidman bir komedyen olmadığını kabul ederek “o yüzden böyle bir şey yapmak benim için alışılmamış bir durumdu,” diyor. Yine de, hiçbir oyuncu telefon edip rol teklif eden Sandler’ı kolay kolay reddedemezdi. “Beni arayıp ‘Bak, çok uçuk kaçık bir karakter var; onu canlandırmak ister misin?’ diye sordu. Filmlerine hep bayılmışımdır, 20 yıl önce ‘Saturday Night Live’da onunla birlikte çalıştığımda harika biri olduğunu düşünmüştüm, o nedenle böyle bir teklif almak güzeldi. Komedilerde yer almayı seviyorum ama bu tip filmlerde rol almak için çok sık teklif gelmiyor. To Die For/Sonsuz İhtiras‘ı çekeli çok uzun yıllar oldu ama o bir kara komediydi; o nedenle sinir bozucu bir rolde oynamamın teklif edilmesi harikaydı.”
Uçuk kaçık komedi, Kidman’ın çeşitli sahnelerde kendini göstermesine olanak sağladı– örneğin, Devlin’in aşırı rekabetçi doğasının ortaya çıktığı bir hula yarışması. Sonuç, Devlin için kabul edilemezdi: “Berabere bitmesinden nefret ediyor,” diyor Kidman, “o yüzden, kazananı belirlemek için ellerimizi kullanmadan bir Hindistan cevizini vücudumuzda gezdirmemiz gerekiyor. Çok salakçaydı—eğlenceli oldu.”
Ancak Kidman’a göre en büyük fark, bir Sandler filminin setindeki ılımlı atmosfer. “Setin ne kadar rahat olduğuna inanamıyorum. Herkesin çok ciddi olmaya mecbur olduğu setlerde çalışmaya alıştım. Eğlenebildiğin bir şey üzerinde çalşmak benim için inanılmaz oldu.  Bir film çekiyormuş gibi hissetmiyorsunuz; sadece arkadaşlarınızla takılıyormuş gibisiniz; hayatımın bu aşamasında, sadece eğlenmek istiyorum.”
Devlin’in kocasını, müzisyen Dave Matthews canlandırıyor.  Kidman, “Dave’le birlikte çalışmak harika; eğlenceli ve eşsiz biri” diyor.
Sandler’ın I Now Pronounce You Chuck & Larry/Damadı Öpebilirsin ve You Don’t Mess with the Zohan/Zohan’a Bulaşma gibi filmlerinde konuk oyuncu olarak yer alan Matthews, yardımcı oyunculuk mertebesine geçiyor— üstelik, Kidman’ın kocasını canlandırmayı kim istemez?
           
Sandler, eski dostu olan müzisyene rolü verme konusunda “Bunu hak etti,” diyor. “Adam deli gibi komik.”
Kidman’ın karşısında rol yapmak göz korkutucu olabilir ama Matthews, Kidman’ın her yanıyla bir aktris olmasına rağmen, aynı zamanda çok eğlenceli biri olduğunu söylüyor.  “Ne iyi bir kız,” diyor.  “Bariz bir güce sahip– eğlenceli bir komedide oynarken bile, baş döndürüyor.  Gelip benim, bu sırtı kıllarla kaplı hayvanın yanında durdu ve oyuna dahil oldu..  Ama galiba onu Nicole Kidman yapan şey de bu.”
Ian Maxtone-Jones karakterini canlandıran Matthews, rolünü şöyle anlatıyor: “Muhteşem biri olduğunu düşünüyor. Korkunç bir zekâsı var ve bunu kullanmaktan korkmuyor. Kendisinden daha az kalifiye insanlarla iletişim kurmak zorunda kalmak biraz canını sıkıyor.” 
Matthews, oyunculuğun alışkın olmadığı bir şey olduğunu kabul ediyor ama sorun yok, müzik de öyle. “Yaptığım pek çok şey konusunda kendime güvenmiyorum. Kendinizi rahat hissetmediğiniz şeyler yapmak iyi bir şey. Müzikte bile o kadar rahat değilim, bu konuda hâlâ iyi miyim diye düşünüyorum ama bu sağlıklı bir şey, değil mi? Kendimi bir şeylerle sınamayı hep sevmişimdir. Müzik ve oyunculuk bana çok da farklı gelmiyor.” Müzik Matthews için iyi sonuç verdi; ismini verdiği grup, son on yıldır Kuzey Amerika’nın en popüler canlı müzik gösterisini sunuyor.
Dugan, “Bir stadyum dolusu kalabalığa konser veren bu adam sahnesini çekerken ‘Çok heyecanlıyım!’ dedi” diye hatırlıyor. “Ben de ‘Dave, süpersin. Bir stadı hınca hınç dolduracak güçtesin. Onun yanında bu bir şey değil, oyunculara bak ve konuş’ dedim. Daha normal, uçuk bir karakter yerine düzgün bir insanı oynuyor; o yüzden daha öncekinden daha savunmasız olması gerekiyordu.ama harika iş çıkardı. Çok komik ve eğlenceli biri– sahnesi olmadığında bile sette takılıyor.”  
Bailee Madison ve Griffin Gluck, Katherine’’in gerçek (ve Danny’nin sahte) çocuklarını oynuyor. “Karakterim bir aktris olmak istiyor– ana hedefi bu– o yüzden sürekli aksanlı konuşmaya çalışıyor,” diyor Madison.  Doğal olarak, Danny’nin çocuğu rolünü oynamayı bir oyunculuk fırsatı olarak görüyor–  böylece Danny sahte bir çocuk istediğinde, Maggie Kiki oluveriyor.  “Kiki’yi canlandıracağı için çok heyecanlı– Cockney aksanı kullanmaya başlıyor.  Bu bir oyuncunun canlandırabileceği en sıkı rollerden biri; çünkü aynı filmde iki farklı insan oluyorsunuz.” 
                                                                                          
Hawaii bırakın çocukları, yetişkinler için de kesinlikle bir oyun alanı oluşturdu. “Seti aslında iş gibi görmedik,” diyor Madison.  “Bir gün, bir sahne için yüzme havuzunda üç saat geçirdik– buna çalışmak denmez.  Üstelik, Hawaii’deydik. Bu film için kanoya ve ata binmeyi öğrendik. Çok eğlenceliydi.”
Sanatın taklit ettiği anlardan birinde, Madison filmdeki Michael gibi şunu itiraf ediyor: “Anneme küçüklüğümden beri beni Hawaii’ye, yunuslarla yüzmeye götürmesini istiyordum. Senaryoyu okuduğumda yunusları, Hawaii’yi gördüm ve çok heyecanlandım. O kadar eğlenceliydi ki…”
Maggie’nin kardeşi Michael/Bart’ı is Griffin Gluck canlandırıyor.  “Karakterim çok utangaç. Kendi kabuğuna çekilmiş. Fazla konuşmuyor ama oyunbaz biri ve film ilerlerken kabuğundan çıkıyor.”
Sette saatler geçiren Madison ve Gluck, doğal olarak iki kardeş gibi oldu. Madison “Griffin harika.  Her günümüzü su kaydıraklarında ve at sırtında geçirdik. Sürekli birlikteydik,” diyor. “Onu küçük kardeşim gibi gördüm, çok iyi bir çocuk. Sürekli şakalaşıp durduk.”
Gluck, “Birlikte su kaydırağından kaydık, ata bindik, kanoyla yüzdük, dalış yaptık. Yunuslar, kano, şelaleler…”
Jennifer Aniston annenizmiş ve Adam Sandler babanızmış gibi davranmak nasıl bir şey?  “Sete gidip çok şey öğrenebildiğiniz bu inanılmaz ve nazik aktrisi örnek almak harika bir şey. Bir anne gibi. Her şeyin yolunda olduğundan emin oluyor, komik biri ve çok iyi bir oyuncu. Onunla birlikte çalışmak büyük zevkti.”
“Adam çok komik biri,” dyor Gluck.  “Onunla çalışmak çok güzel. Birbirimize şaka yapıp durduk.”
Tüm aileye hitap edecek bir film yapmak için, sette de bu havanın ve ruhun oluşması gerekiyordu– dizginleri ele alan Madison ve Gluck, “Küfür Kovası”nı devreye soktular. Gluck, “Dekor birimindenTim Wiles – bizim taktığımız adıyla Ayıcık, harika biri– bizim için bir küfür kovası yaptı” diye açıklıyor. 
Madison devam ediyor: “Etrafta dolaşıp pekâlâ, küfür ettin, beş dolar borçlusun demek çok eğlenceliydi. Sürekli çizelgeler hazırlayıp tüm hesapların doğru olmasını sağlarken küçük işadamlarına benzedik.” 
Gluck şunları ekliyor: “Nick Swardson yarım saat içinde bize 145 dolar borçlandı. En büyük “altı harfli”olan küfrün cezası 10 dolar.” 
Madison devam ediyor, “Geri kalan küfürler 5 dolar.  Elde ettiğimiz 1780 dolar hayır işlerine bağışlanacak.”
Nick Swardson, yalanların ortasında kalan ve kısa sürede Katherine’in sahte sevgilisi Dolph Lundgren (o Dolph Lundgren değil) rolüne bürünen, Danny’nin kuzeni Eddie rolünde kadroyu tamamlıyor.
Swardson “Bu işin içine bedava Hawaii tatili için ve belki de Jennifer’ın karakteriyle bir şansı olur diye çıkıyor,” diyor. “Alternatif bir kişilik benimsiyor ama işler plana uygun gitmiyor– Hawaii’ye geldiğinde Avusturya’daki geçmişi ve yaptığı iş hakkında bir sürü soruyla karşılaşıyor. Uydurabildiği tek şey, internetten koyun alım satımı yaptığı.”
                                               
Swardson birkaç filmde Sandler’la birlikte çalıştı.  Sandler “O eğlenceli biri. Perdede kendini koyveriyor, biz de onu kontrol altında tutmaya çalışıyoruz. “Aniston bunu başardı. O güzel mavi gözleriyle baktığında, Swardson ‘Sakin olmam gerek’ diyor. Aniston da başını sallayıp ‘Yeter’ diyor.” 
Aniston gülerek, “Tam Godfather/Baba gibiydi” diye ekliyor. Ama elbette, Aniston da bir Nick Swardson hayranı.  “O artık en sevdiğim kişi– prova okumasında, kahkahalarımı tutamadım.”

Alt tarafı bir köpek!…
2006’da Şeytana marka giydiren yönetmen David Frankel sıradan bir köpeğin ekseninde kurulan genç bir aileyi ve sıcaklığını anlatıyor bu kez Marley ve Ben’de. Yaşanmış bir öykü, kitaplaşıp herkesin hayatında bıraktığı izleri bu kez sinemada sürdürüyor. Gazeteci bir çiftin, çocuk öncesi aldıkları bir köpekle başladıkları serüvende, üç çocukları ve ilerleyen yaşlarına rağmen bir türlü söz geçiremedikler ama sevmekten de vazgeçemedikleri sıradan bir köpeğin öyküsü…
Lassie ile başlayıp K9’lar, Air Bud’larla süren uzun bir listeye eklenen bu yeni Labrador, önceki örneklerinin aksine çok sıradan bir köpek. Daha doğrusu perdeye hayal gücünden alınmış özellikler eklenmeden aktarılan bir köpek. Konuşan yada kahramanlıklar yapan değil, sahiplerini olduğu gibi kabul eden, onların yaşamın maceralarına eşlik eden bir aile ferdi.
Öykü aynı adlı kitap uyarlamasına dayanıyor. Filmde gördüğümüz gibi, köşe yazılarıyla başlayan ve kitaplaştığında okurların yoğun ilgi gösterip, kendilerinden bir şeyler bulduğu bir roman. John Gorgan’ın aynı adlı romanı evlilik ve aile temaları üzerinden ilerleyen evrensel bir anlatım sununca, çok satanlar listesine girmiş ve yapımcıların ilgisi de hemen ardından gelmiş.
“Dünyanın her köşesinden insanlar bana mektuplar yazarak, hikayenin kendi yaşamlarıyla nasıl örtüştüğünü anlattılar. Elbette bir çok insan aşık oluyor, evleniyor ve aile kuruyorlar ki Marley & Me de bunu anlatıyor zaten ama yine de insanlarla olan bu bağlantı tesadüfi değil elbette” diyor Gorgan ve ekliyor “Marley & Me bir köpeğin hikayesi değil. Daha çok bir ailenin oluşumunu anlatan ve köpeği de hikaye de katalizör olarak alan bir anlatım. Üzücü yanları da olan bir komedi.”
Her şey çiftimiz John ve Jenny’nin çocuk konusundaki korkularının arasında bir köpek almalarıyla başlıyor. Gazeteci çiftten Jenny daha iyi bir gazetede ve büyük sütunlara yazarken, John ise daha küçük ölçekli bir gazetede basit haberleri yazmakla görevli… Radyoda çalan Bob Marley şarkısı üzerine Marley adını alan bu sevimli labrador, haşarı ve bir türlü söz dinlemez haliyle özellikle filmin ilk yarısını eğlenceli hale getiriyor. Hele bir Köpek eğitmeni sahnesi var ki… Eğitmen rolünde Kathleen Turner’ı görmek hem sürpriz hem de keyifli…
Tipik bir sıcacık aile filmi tadında ilerleyen film, John’un köşe yazarı olması ile detaylanıyor, çiftin ilk çocukları ile de yeni bir serüvene ilerliyor. Çok satanlar listesine çıkacak kadar ilgi toplayan kitabın izlerinin köşe yazarlığı döneminde kimsenin ilgisini çekmemesi de filmde güzel işleniyor. Marley döşemeleri, duvarları yiyen, hiçbir sözü dinlemeyen, komşuların korktuğu John’un deyimiyle “dünyanın en kötü köpeği”… Marley ile birlikte başlayan yaşam yolculukları üç çocuğa değin sürüyor ve gelişen bir ailenin Marley ile çıktığı yolculuk beklendiği gibi sona eriyor. İlk anlarda kurulan eğlenceli yapı, klişe depresyonlar ve beklenen anlaşmazlıkları geçtikten sonra finale eriyor.
John’un gazetedeki patronu Arnie, Alan Arkin’in de etkisiyle filme ayrı bir renk katıyor. Çocuk korkusuna ilaç olarak köpek önerisinde bulunan başarılı muhabir Sebastian’ın köpeği kız tavlamak için kullanması da bilindik. Hiçbir kötü olayın ve kötü karakterin yer almadığı filmde kilit kişi de Sebastian. John’un konumuna ve yaşamına özendiği Sebastian, köpeği ve ailesi olmamasıyla ezik, renksiz biri gibi resmediliyor… Özellikle de üçüncü çocuk sonrası gördüğü fotoğrafa verdiği tepkiyle.
İlk yarısı hayli eğlenceli olan Marley ve Ben, özellikle uzun süresi ile izleyicisini biraz zorluyor denebilir. Ama bu yanını anlatımının sadeliği ile biraz olsun örtüyor. Büyük laflar etmeyen, çok cilalamadığı öyküsünü izleyicisine çok güzel geçiriyor. Karakterlerini çok iyi işlemekle kalmıyor, sevimli bir çift yaratıyor. Owen Wilson ve Jennifer Aniston’un kimyaları da uyuşuyor. Güzel bir çift oluveriyorlar.Normal bir evcil köpeğin kattığı enerjiyle kurulan sıcak bir yuva ile geçen iki saat sonunda özellikle köpek severlerin keyifleneceği, eve gittiklerinde kendi Marley’lerine sarılacaklarına şüphe yok, ailecek izlenecek Pazar filmi formülünü sevmeyenler ise evdeki film arşivlerine dört elle sarılsınlar daha iyi…