‘Jackie Chan’ Kategorisi için Arşiv

Uzakdoğu’dan Arabesk
Yüz filmi aşan kariyeri boyunca kendine has stili ile hem dövüşen hem de eğlendiren Jackie Chan, bu kez ülkesinde sosyal sorunlar içinde… Üstelik yanında da o toprakların usta yönetmenlerinden biriyle… Kariyeri boyunca sayısız ödül alan Tung-Shing Yee, özellikle 90’lı yılların ortalarında yükselen kariyerini “Endless Love” ile doruğa çıkarmış ve devamını getirmişti. Hong Kong sinemasının en fazla gişe geliri elde eden filmlerinin yönetmeni olarak uluslar arası alanda Derek Yee adıyla tanınan yönetmenle Chan’in işbirliği bu kez hayırlı bir iş, sorunlara parmak basma filmi…
Yönetmenin filmle ilgili görüşlerinin takip edince ortaya çıkan sonuç da kendi ifadesiyle “bir fikrin filizlenmesinden filmin tamamlanmasına kadar muhtemelen en çok zamanımı alan film” şeklinde… Ama bu araştırma sürecinden çok etkilendiğini ve hikayeyi sürekli geliştirdiğini belirtiyor Yee ve hikayesinin ortaya çıkışını heyecanla şöyle anlatıyor;
“Japonya’daki Çinli göçmenlerin hikayesine ilk defa 1997 ya da 1998 yılında bölgesel bir haber dergisini okuduğumda rastladım. Çin diasporasının göç ettikleri yerde kendi küçük topluluklarını oluşturmaları fikri yeni bir şey değildi ama diğer topluluklardan daha farklıydı. Japonya kökleri bir araya getirmek için her zaman zorlu bir yerdi. Çünkü göçmenleri kesinlikle kabul etmiyorlardı. Japonya’da türeyen bu topluluklar çok az biliniyorlardı çünkü kaçaktılar ve çoğunlukla yer altında kalıyorlardı ve ben de bu topluluklar içerisindeki Çinli yaşam bakış açısını göstermek istedim. Elbette ki bu gerçek bir öykü değil, araştırmalarım sonucunda ortaya çıkan bir uyarlama.”
Meşhur kalabalık nüfusuyla bildiğimiz Çin’lilerin ekmek parası ve geçim sağlama derdiyle kaçak yollardan Japonya’ya göç etmesiyle başlayan olayları konu alan “Kanlı Hesaplaşma” hem bir yaraya parmak basıyor, hem de insan doğasının ne olursa olsun değişmediğini işlemeye çalışıyor alt metinde. Bildiğimiz özelliklerinden arınmış bir Jackie Chan portresiyle de kahramanını da yaratmış oluyor.
Sevgilisini aramak üzere Japonya’ya giden sıradan bir adamın, kendini bulduğu dünyada her şeye sahip çıkmasını anlatan “Kanlı Hesaplaşma”, tüm sokakların gruplarca paylaşıldığı mafyanın soluğunu her bölgede hissettirdiği bir finalle kapatıyor gözlerini. Tabii baş kahramanını da unutmayarak. Bir parça klasik olarak, sevdiği kadının bir yakuzanın eşi olduğunu görmesi, o eşin hayatını kurtarıp birlikte iş yapmasıyla olaylar sonuna Çinli göçmen grubun bir bölgenin kontrolünü eline almasına kadar gidiyor. Önce yükseliş gerçekleşmeli elbette. Sıradan soygunlar, küçük işler derken grupça planlı programlı para kazanmaya dönüşen işler artık ezilen olmaktan çıkarıyor bir odaya zor sığan göçmenleri… Dürüst bir traktör tamircisi olan Steelhead’in öyküsü önce liderlik, bir yandan da ölümden kurtardığı dedektifle şekilleniyor…
Parayı ve gücü bulduğu anda Çinli göçmenlerin yaşadıkları değişimlerse filmin her şeyin ötesindeki mesajı… Dile kolay insan her istediğine ulaştığında dönüşmeye başlıyor. İlk ataları gibi birleşerek ayakta kalan, örgütleşen insanlar zamanla doğaları gereği bozuluyor…
Her şey iyi güzelde, o topraklarda büyük beğeni toplayan iyi gişe yaparak yılın en iyileri listesinin gediklisi olan “Kanlı Hesaplaşma” bizim topraklarda biraz farklı tınlıyor. Arabesk filmleri furyasına tam zamanında şahit olmuş izleyici için çok klişe duruyor. Ne de olsa Arabeskçilerin filmlerinde sürekli bir gurbet ve gurbette ezilme söz konusu olur. O ezilme de eninde sonunda otoriteye karşı zaferle sonuçlanır. O olmazsa, sevdiklerini emanet eden kahramanımız gurbete gider, dönüşünde bir bakar her şey ve herkes bozulmuş. Değer yargılarından kopmuş. Size bıraktığım her şeyi yozlaştırmışsınız naraları altına, yetti artık deyip masaya yumruğunu vurur ve çözümü üretir. Seteelhead’in Japonya’da Çin göçmenleriyle yaşadıkları da aynen böyle… Sonunda bölgeyi ele geçirdiklerinde her şeyin kontrolünü dağıtıp, traktör satmaya başlıyor kendince. Ama başıboş bıraktığı grubun yozlaştığını, kardeşim dediği adamın uyuşturucu satıcı olmakla kalmayıp vampire benzediğini gördüğünde de kan beynine sıçrıyor tıpkı arabesk filmlerinde olduğu gibi. Jackie Chan’i çıkarıp yerinde Emrah’ı, Orhan Gencebay’ı ya da Ferdi Tayfur’u koysanız sırıtmayacak derecede benzeş durumlar söz konusu. Zaten o furya devam etseydi hemen uyarlamasının çekileceği konusunda da pek şüphe yok. Özellikle küçük Emrah’ın erginlik adımlarında büyükşehirde özünü kaybetme mücadelelerine çok benzeyen film yönetmeninden dinlediğinizde ustalık kokarken, filme dair yargınızda bu dönemi bilip bilmediğinizle şekillenecek. Jackie Chan hayranlarının klasik portresini göremeyeceği film, her şeye rağmen fazla da aksiyona başvurmuyor sadece finalinde ortalığı kızıştırıyor… Filmin öz cümlesi ise yönetmenin alıntısından ve bu alıntıya yaptığı eklemeden geçiyor…
Yönetmen Yee, önce sözü Faulkner’e veriyor… “İnsanın sadece var olacağına inanmıyorum. Üstün de gelecektir.” Sonra kendisi alıp filmin ana mesajını veriyor teknolojinin en çok geliştiği yerden; “Filmden kazandığım en kuvvetli gerçeklik 3 bin yıl içinde ne kadar teknolojik ilerleme kaydedersek kaydedelim davranışlarımız doğal olarak aynı kalmış.”

Üç uyumsuz ve Bir Uygunsuz
Kışın gökmavisi sisinde, yalnız bir figür çömelir ve hipnotize eden bir şekilde, şiirsel bir güzellikte hareket eder. Maymun Kral olarak da bilinen Büyük Bilge, makak maymunları tarafından dikkatli bir şekilde izlenirken, asasıyla ustaca havayı kesmektedir. Aniden pek çok Yeşim Savaşçısı ona saldırır, ama o usta bir şekilde savaşçıları teker teker dağıtırken, maymunlar da bu dövüşe çığlıklar atarak şahit olurlar.
Günümüzde, 17 yaşındaki Jason Tripitikas’ın yatak odası film yıldızları ve uzakdoğu dövüş sanatı kahramanlarının posterleriyle kaplıdır. Bir kungfu fanatiği olarak, Jason sürekli Maymun Kralı rüyasında görmekte ve sık sık, ucuz kungfu DVD’leri almak için Yaşlı Sekme adındaki gizemli bir kör adamın işlettiği tefeci dükkanına gitmektedir. Bir dönemin Uzakdoğu esintili gençlik filmlerinde olduğu gibi sıradan bir görünmezdir Jason.. Çin mahallesindeki sokak çetesi tefeci dükkanının soymak için Jason’u zorlar. Soygun sırasında sahibini arayan asa ile Jason’ın yolculuğu başlar.
Gözlerini eski Çin’de açan Jason’u Yeşim Savaşçıları’ndan sarhoş keşişin kurtarması ile grubun ilk halkası bir araya gelir. Jackie Chan’ın canlandırdığı sarhoş keşiş Lu Yan karakteri ile filmin komedi unsuru da eklenmiş olur öyküye. Öykünün ana hatları da belirlenmiş olur. Asa sahibine verilecek, kötü lord mağlup edilecektir.
Alışık olduğumuz tarzıyla Chan’in dövüşleri, ince mizahlarla süslenirken, ailesi kötü Lord tarafından öldürülen Serçe’de onlara katılır. Üçlü Yeşim Savaşçılarından kaçarak asa’yı sahibine ulaştırma serüvenine atılır. Bu sırada da Jason’un Kung-fu öğrenmesi gerekmektedir.
Asa’nın peşinde olanlardan biri de Sessiz Keşiş’tir ve Lu Yan ile yaptıkları düello sonrası güçlerini birleştirirler. Bu serüvende karşılarına Beyaz saçlı iblis çıkacaktır.
Kısaca konusu böyle özetlenebilecek olan Yasak Krallık, klişelerle dolu öyküsünde kolaycılığa kaçarak neredeyse popüler tüm beklentileri karşılıyor ve süprizden şaşırtmacadan kaçınıyor. Hatta bazen o kendisini o kadar hafife alıyorki Kung-fu üzerine söylediği felsefik sözlerin cilasını atamıyor.
Jet-Li ve Jackie Chan’ın karşılaştıkları uzun dövüş sahnesi ustaca kotarılmış. Uzakdoğu dövüşlerinin ana hatları çok net belli oluyor. Çabukluk, denge ve diğer öğelerle yenişemiyor hatta birbirlerine vuramıyorlar bile ama ikilinin ustalığı teknolojinin yeni icadı iplerin nerde kullanıldığını hissettirmiyor bile…
Jason’un Kung-Fu öğretmeni birken iki oluyor ve bu sayede iki sahnede ustalaşıyor asamızın taşıyıcısı. Tipik Amerikan izleyicisinin beklentilerini karşılama adına Serçe ile Jason’da yakınlaşıyor.
Aslında bolca dövüş sahnesi arasında kimin öyküye ihtiyacı varki denildiğinde her şey yerli yerinde. Ama bir parça sağlam dramatik kurguya da ihtiyaç var. Belki bir parça ince mizah yada ironi.
Oysa filmin arkasındaki ekip son derece profesyonel… Örneğin, dövüş Koreografilerinin arkasındaki isim Matrix serisi ile Kaplan ve Ejderha’dan tanıdığımız Yuen Wo Ping. Yönetmen Rob Minkoff’u ise çağdaş animasyon dünyasına sınıf atlatan Aslan Kral’dan hatırlamak mümkün. Görüntü Yönetmeni Kaplan ve Ejderha’nın Oscar’lı ismi Peter Pau.
Şu sıralar Ridley Scott’un yeni filmi için senaryo yazan daha sonra da Kurosawa ustanın başyapıtı Yedi Samuray’ın çağdaş versiyonunu yazacak olan senarist John Fusco, Üç çin efsanesi ve romanından öğeler alarak ne kadar orijinal olduğu tartışmaya açık bir senaryoya imza atmış.
Çin mitolojisinin en çok bilinen ve popüler karakterlerinden biri olan Maymun Kral, 1500’lü yıllarda yaşayan ve bilgin-memur olan Wu Ch’eng-En tarafından yazılan “Batı’ya Yolculuk” isimli klasik Çin romanındaki ana karakter. Çin edebiyatındaki dört büyük klasik romandan biri olarak kabul edilen roman, Tang hanedanın olan Xuan Zang isimli ünlü keşişin gerçek hikayesine dayanmakta. Filmde dondurulmuş heykel olarak uyanmak için asasını bekleyen Maymun Kral yine Jet Li tarafından canlandırılıyor. Jet Li belki de ilk kez sert mizacından sıyrılıp eğlenip, gülen usta bir dövüşçü olarak yansıyor perdeye.
Çin mitolojisinde ve dünyevi Çin kültüründe iyi tanınan efsanevi ölümsüz varlıklar grubu olarak, Sekiz Ölümsüz’e Taocular tarafından saygı duyulmakta ve refah ve uzun yaşamın sembolleri olarak kabul edilmekte. Dönüşüm gücüyle, hayat vermek ve kötüyü yok etmek için her Ölümsüz’ün kendine has bir gücü var.
Beyaz Saçlı Gelin alıntısının ise film ekibi ile direk bağlantısı var. 1954 tarihli Leung Yu-Sang tarafından yazılan, 1993’te yönetmenliğini Hong Kong’lu Ronny Yu ve görüntü yönetmenliğini Peter Pau’nun yaptığı bir filme dönüştürülen dövüş sanatları romanındaki öykü Wu Tang klanının silahşörü Cho Yi-Hang’la, rakip klan Yüksek Mezhep’in en önde giden katillerinden Lien Ni-Chang’in arasındaki hastalıklı aşkı detaylarıyla anlatıyordu. Ni-Chang’ın ihanete uğradığına inandırılması saçlarının bir anda beyaza dönmesine neden olur.
Yapımcılar bu referanslarla dolu senaryonun doğu kültürüne, batının bakışı olarak tanımlayarak en çok dikkat ettikleri şeyin öykünün “Amerikanlaştırılması”ndan uzak durmak olduğunu söyleseler bile bunu başarmış gibi görünmüyorlar.
İki dövüş ustası Jet Li ve Jackie Chan’in 15 yıllık düş olarak baktığı “The J & J Project” sonunda gerçekleşmiş oluyor. Sert mizaçlı Li ile her daim eğlence Chan’i karşılıklı izlemek büyük keyif.
Sonuçta çok fazla üzerine düşünülmesi gerekilmeyen, saf eğlenceden ibaret iki saat sunan Yasak Krallık en azından bunu başarmış görünüyor. Ne de olsa Çin’de bol doğa manzarası, bol efsane, Dört uyumsuz karakter ve bir an bile hayal kırıklığına uğratmayacak bir macera var önümüzde. Bu yolu seçme sebebini de şu sözlerle açıklıyor Yönetmen Rob Minkoff;
“İnsanlar dövüş sanatları filmlerini çok ciddiye alıyorlardı. Bu yüzden, bu film herkesin, çocukların, gençlerin, anne, babaların ve hatta büyük anne ve büyük babaların keyifle izleyeceği bir film ”