‘İf’ Kategorisi için Arşiv


Altyazı Aylık Sinema Dergisi, bu yıl 10. yaşını kutlayan !f istanbul Bağımsız Filmler Festivali’nde etkinliklerine devam ediyor. Altyazı’nın festivalin bu yılki ‘!f kült’ bölümü için seçtiği ve üzerine izleyicilerle birlikte bir tartışma gerçekleştireceği film, Makavejev imzalı W.R.: Organizmanın Sırları (W.R. – Misterije organizma).
Geçtiğimiz yıllarda seçilen O Lucky Man! ve I am Cuba filmlerinin ardından, bu yıl Yugoslav yönetmen Dusan Makavejev’in 1971 tarihli kült filmi W.R.: Organizmanın Sırları Altyazı yazarları tarafından masaya yatırılacak. Altyazı yazarlarının yanı sıra dinleyicilerin de katılımıyla gerçekleşecek tartışmanın, filmin esin kaynağı olan psikanalist Wilhelm Reich’ın teorilerinden 68’le özdeşleşmiş diğer politik filmlere kadar uzanan geniş bir gündemi olacak.

Etkinlik Bilgileri:
Altyazı Tartışıyor!: W.R.: Organizmanın Sırları
26 Şubat Cumartesi / 19:00
Yer: The Hall (!f istanbul – Festival Merkezi)
Hüseyinağa Mh., Küçük Bayram Sokak no: 7, Beyoğlu, İstanbul
Filmin Gösterim Bilgileri:
17 Şubat Perşembe / 19:30
Yer: AFM Budak Caddebostan   
26 Şubat Cumartesi / 17:00
Yer: AFM Fitaş Salon 4    
4 Mart Cuma / 12:30

Yer: AFM CEPA Salon 4 (!f Ankara)

Reklamlar

Bu sene 10. yılını kutlayan Türkiye’nin ilk ve tek bağımsız filmler festivali !f İstanbul dünyanın önde gelen film festivali ve sinema geliştirme kurumu Sundance ile geliştirdiği işbirliği kapsamında dört genç Türk yönetmene çok büyük bir fırsat yaratıyor.
Sundance Lab, 1981 yılında Utah’da Robert Redford tarafından kuruldu. Amacı yeni yeteneklerin risk alarak orijinal film projeleri geliştirebilecekleri ve önde gelen yazarlar ve yönetmenlerle çalışabilecekleri bir ortam yaratmaktı. Quentin Tarantino’dan Darren Aronofsky’ye, Steven Soderbergh’e, Shirin Neshat’tan Paul Thomas Anderson’a ünlü yönetmen ve senaristlerin sinema tarihine geçen projelerinin ilk adımları Sundance Lab’te atıldı.
Sundance Lab ekibi ilk defa bu yıl İstanbul’a geliyor! !f İstanbul’un 3 yıl süren çalışmalar sonucu geliştirdiği işbirliği kapsamında İstanbul’a gelecek Sundance Enstitüsü yetkilileri, Sundance Lab danışmanları ve ünlü Hollywood senaristleri Etgar Keret, Bill Wheeler ve Wesley Strick Sundance Lab’in bir benzerini İstanbul’da gerçekleştirecek.
Bu özel çalışma için seçilen ve Türk sinemasının geleceğini temsil eden isimler ise Aslı Özge, Nesimi Yetik, Melisa Önel ve Orhan Eskiköy oldu.
Genç Yönetmenler Kimdir?

Aslı Özge
1975 yılında doğan Aslı Özge Marmara Üniversitesi Sinema TV bölümünü bitirdi. Kısa filmlerle başlayan sinema kariyerine Almanya’da Mini –dv ile çektiği ilk uzun metraj filmi “Biraz Nisan” ile devam etti. 2009 yılında senaryosunu yazıp yönettiği ikinci filmi “Köprüdekiler” ile İstanbul Film Festivali’nde En İyi Film ödülü alan Aslı Özge yenilikçi sinema anlayışı ile genç Türk sinemacıları arasında önemli bir yere sahip.

Nesimi Yetik
Nesimi Yetik 1981 yılında Çorum’da doğdu. İlk filmi Zan Şer Hiç’i 2003 yılında çekti. 2006 yılında çektiği kısa film Annem Sinema Öğreniyor Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı için yarıştı ve kısa film ödülünü aldı. 2009 yılında çektiği “Döşeğimde Ölürken” !f İstanbul’da dahil birçok festivalde gösterildi.
 Melisa Önel
İzmir’de doğan Melisa Önel Amerika’da Tufts Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden mezun oldu. Master’ını sinema üzerine yaptı. Fotoğrafla da ilgilenen ve RecCollective adlı fotoğraf inisyatifinin bir parçası olan Melisa Önel ilk belgeseli Ben ve Nuri Bala ile Antalya Altın Portakal Film festivalinde En İyi İlk Belgesel Ödülünü aldı.  



Orhan Eskiköy
 
1980 doğumlu Orhan Eskiköy Ankara Üniversitesi İletişim Fakultesinde okudu. Orada tanıştığı Özgür Doğan ile birlikte 2003 yılında “iletişimsizlik” üzerine bir film yapmaya karar verdiler. Eylül 2007’de filme kendi çabaları ile başladılar ve daha sonra Greenhouse Belgesel Geliştirme Atölyesi, Sundance Belgesel Fonu ve Hollanda Jan Vrijman Fonu’ndan destek aldılar. Dokuz aylık bir çalışma sonra “İki Dil Bir Bavul” filmini tamamladılar. Film, Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi İlk Film Ödülü dahil çeşitli festivallerden çeşitli ödüller aldı.



Mars’tan Dünya’ya, Orda Kimse Yok mu?
!f’in pek sevdiği mumblecore tayfası animasyon yapsa nasıl birşey olur? Cevap, Mars. Düşük bütçeyle harikalar yaratılabileceğinin kanıtı film, 3D, el çizimi ve Waking Life filminden hatırlayacağınız ‘rotoskop’ tekniğini harmanlayarak bizi uzayda bir yolculuğa çıkarıyor. Filmde gene !fçilerin yüreğinde yeri olan Puffy Chair’in Mark Duplass’ı da var. Üstelik yönetmeni Geoff Marslett da geliyor! Hem filmi sunacak hem de 24 Şubat’ta Mars’tan Dünya’ya : Geoff Marslett ile Mavi Kutulu Bir Animasyon Atölyesi adıyla animasyon atölyesi verecek. 90 dakika süren çalışma için katılımcı sayısı 20, erken davranın! Başvurular için ece@ifistanbul.com.
Sundance ve Berlin’den Ayağının Tozuyla Gelen 2 Film

Festival sepetine son anda giren iki taptaze filmimiz var: Film Forward seçkisinde gösterilen Burada ve Buzullar Üstünde, Sundance ve Berlin’in ardından bize de uğrayacak. Üstelik yönetmenleriyle birlikte! Buzullar Üstünde Alaska’da genç bir adamın başına gelen bir felaket sonrasında sınanmasının gerilim dolu hikayesi. Burada ise Ermenistan’da geçen metafizik bir aşk hikâyesi. Kısalarıyla Sundance’de çok ses getiren Andrew Mclean ve Burada’nın Sonic Youth, Tortoise, Low, Yo La Tengo gibi müzik gruplarına çektiği klipleri ile tanınan yönetmeni Braden King filmlerinin gösterimlerinden sonra sizlerin sorularını yanıtlayacak.
Müzik Seven Filmlerin Bölümü – Sesli Yaşam

Bu bölüm bu sene en son kapatabildiklerimizden oldu- karar vermek öyle zordu ki! Britpop kralları Blur’u uzun bir aradan sonra çıktığı turnede takip eden Blur: Koşacak Mesafe Kalmadı grubun yükselişine, düşüşüne ve yeniden doğuşuna tanıklık ediyor. Motörhead’in kurucusu efsanevi isim Lemmy Kilmister’a odaklanan Lemmy”de gerçek bir rock’n roll yıldızının nasıl yaşadığını görüyoruz. 1970’lerden John Lennon’ı bekleyen hazin sondan hemen önceki dönemleri, sanatçının New York günlerini anlatan LenonNYC, Kanadalı görsel sanatçı Clea Minaker ile Feist arasında gelişen yaratıcı sanatsal işbirliğine tanık olduğumuz Baksana Işık Ne Yaptı bölümün öne çıkan filmlerinden. Biletler hızla tükenmeden acele edin!
Geçtiğimiz senenin en çok konuşulan filmlerden biri, bu Pazar açıklanacak olan BAFTA ödüllerinde aday olan Four Lions’ın (Dört Aslan) yönetmeni, kült komedi yazarı ve DJ Chris Morris filmini sunmak üzere Istanbul’a özel bir ziyaret yapacak.
Filmin galası, !f İstanbul AFM Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali kapsamında 24 Şubat Perşembe gecesi yapılacak. 26 Şubat’ta yapılacak olan ikinci gösterimi ise hem Istanbul, hem de dijital bağlantı sayesinde Turkiye ve komşu coğrafyalarda toplam 25 şehirde aynı anda izlenecek. Morris, gösterim sonrası tüm bu şehirlerden gelen izleyici sorularını gene Istanbul’dan canlı bağlantı ile yanıtlayacak.
Gösterildiği her ülkede ses getiren Dört Aslan, dört tane genç intihar bombacısını konu alıyor. Film hem İslami adına yapılan terör üzerine bir hicivleme, hem güçlü bir dram, hem de zekice akan bir komedi.
Chris Morris İngiliz radyo ve televizyonunun tanınmış isimlerinden biri. Ülkemizde ciddi bir hayran kitlesi olan İngiliz sitcom IT Crowd’da Denholm karakterini canlandıran Morris aynı zamanda Jam, Brass Eye, The Day Today gibi İngiliz televizyonunun beğenilen dizilerinde yazarlık yaptı.
Morris’in ziyareti British Council’ın değerli katkısı sayesinde gerçekleşiyor.


Şubat’ta 10. yaşını kutlayacak olan !f İstanbul AFM Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali’nin bu seneki programında Oskar’ın güçlü adayları yer alıyor.

Festivalin merakla beklenen ve Digiturk sponsorluğundaki “Hit Filmler” bölümü kapsamında gösterilecek filmlerin arasında, 83. Akademi Ödüllerine aday olan filmlerden bazılarını izleyebileceğiz: Jeff Bridges’in başrolünde oynadığı, Coen kardeşlerin western denemesi “True Grit / İz Peşinde” En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu, En İyi Yönetmen ve En İyi Film olmak üzere tam 10 dalda aday oldu. 

Darren Aronofsky’nin Natalie Portman’lı filmi “Black Swan / Siyah Kuğu” bu yılın en çok konuşulan filmlerinden biriydi ve En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Kadın Oyuncu dallarıyla birlikte toplam 5 dalda aday oldu. 
The Kids All Allright

Golden Globe’da Müzikal / Komedi dalında En İyi Film ödülünü alan Lisa Cholodonko’nun “Kids are All Right / İki Kadın Bir Erkek”’i ise En İyi Film, En İyi Orijinal Senaryo, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ve Annette Bening ile En İyi Kadın Oyuncu dallarında yarışıyor.

Bu seneki Oscar yarışının en bağımsız filmi ise Debra Granik’in yönettiği ve genç oyuncu Jennifer Lawrence’ın başrolde başarılı bir performans sergilediği “Winter’s Bone / Gerçeğin Parçaları”. Filmin En İyi Kadın Oyuncu dalında adaylığı şaşırtmazken, En İyi Film, En İyi Uyarlama Senaryo ve En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu dallarında da aday olması onu senenin en iyi bağımsız yapımlarından biri olarak yerini tescilliyor.
Winter’s Bone
Festivalde izleyeceğimiz “Animal Kingdom / Hayvanlar Krallığı” filmi ise Jacki Weaver ile En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dalında yarışıyor. En İyi Belgesel dalında yarışan filmler arasında festivalde izleyeceğimiz “Inside Job / İç İşler” var.

Son olarak festivalin “Dünyanın Çivisi” bölümünde izleme şansı yakalayacağımız Sundance Film Festivali Jüri Özel Ödüllü “Gasland / Doğalgazülke” En İyi Belgesel kategorisinin diğer güçlü adaylarından.

17- 27 Şubat 2011 tarihlerinde İstanbul’da, 2 – 6 Mart tarihlerinde ise Ankara’da gerçekleştirilecek festivalin biletleri yine http://www.mybilet.com’dan satışa sunulacak. İstanbul için 5 – 7 Şubat, Ankara için 25 – 27 Şubat indirimli ön satış tarihleri olarak belirlendi. İstanbul’da 8 Şubat, Ankara’da ise 28 Şubat’ta gişelerden bilet satışı başlayacak.

Festival ile ilgili tüm bilgileri düzenli olarak bu adreslerden takip edebilirsiniz.

blog.ifistanbul.com
twitter.com/ifistanbul
vimeo.com/ifistanbul


Şubat’ta 10. yaşını kutlayacak olan !f İstanbul AFM Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali çok özel bir konuğa ev sahipliği yapıyor.
John Lennon’dan David Lynch’e kadar sayısız yönetmen ve sanatçıya ilham vermiş Şili asıllı yönetmen Alejandro Jodorowsky, 1989 yapımı kült filmi Santa Sangre’nin festival kapsamında gösterimi vesilesi ile İstanbul’a geliyor.
Santa Sangre’nin bu yıl restore edilen kopyası, 20 Şubat Pazar gecesi, Türkiye’de ilk defa sinemada gösterilecek. Gösterim sonrası yönetmen !f izleyicilerinin sorularını yanıtlayacak.
El Topo ve The Holy Mountain gibi kült filmlerin yönetmeni Alejandro Jodorowsky aynı zamanda maneviyat ve felsefe alanlarda dünyanın takip ettiği bir araştırmacı. Paris’te yaptığı konuşmaları dinlemek için yüzlerce insanın kuyrukta beklediği yönetmen 22 Şubat Salı gecesi İstanbul’da sinema üzerine özel bir konuşma yapacak.

Üç Adam, Bir Harita, Bir Saygı Duruşu
Hollywood çizgi roman ve roman uyarlamalarına yaslanadursun, Uzakdoğu sineması her türe yeni bir soluk getirme uğraşında hız kesmiyor. Özellikle pek örnek verilmeyen türlere sürekli çektiği röntgenleri de yeni filmlere dönüştürüyor. Üstelik bunu yaparken de çıkış noktasını bir klasikten, bir western epiğinden alıyor. Ama parodiye dönüştürmeden, şablonu ya da ezberi bozmaya kalkışmadan. Direk esinlenme söz konusu ama belli ki, Uzakdoğulular vahşi batıda olsaydı geyiğine cevap aramaya kalkışmadan…
Kamera arkasında usta bir yönetmen mevcut… Senaryoya da imza atan Ji-woon Kim, Güney Kore sinemasının yükselen değerlerinden biri. 1998’de ödüllerle karşılanan “The Quiet Family”den bu yana kariyerinin onuncu yılında yedinci filmine imza atıyor ama hepsi de izleyiciyi memnun etmiş filmler bunlar… Ülkemiz seyircisinin özellikle “Karanlık Sırlar” ile keşfettiği “Acı Tatlı Hayat” ile de baş tacı ettiği Ji-Woon Kim tüm filmlerinde belli düzeyi yakalayan, hangi türe el atsa da iyi bir seyirlik çıkaran isimlerden…
Oyuncu kadrosu da hayli tanıdık isimlerden oluşmakta. İyi’yi oynayan Woo-sung Jung, ağlatan aşk filmlerinin yüzü ki özellikle “A Moment to Remember”dan tanıdık gelecektir. Kötü ise yönetmenin bir önceki filmi “Acı Tatlı Hayat”tan bildiğimiz bir sima Woo-sung Jung… Çılgın’ı oynayan ise “Yaratık”tan bildiğimiz Kang-ho Song… Üç tanıdık sima ve özellikle de başarılı oyuncunun üzerinde yükselen film olması beklentisi de doğru cast seçimiyle gerçekleşiyor. Oyuncular üzerlerine düşeni fazlası ile yapıyor. Zaten seyircilerin önceki filmleri dolayısıyla kafalarındaki şablona oturttukları oyuncuları doğru karakterlere verince, hiçbir aksaklık yaşanmadan, film daha ilk andan itibaren seyirciye yakın gelip, özdeşleşme fırsatı da doğuruyor.
İsmi itibariyle açıkça görüldüğü üzere “İyi, Kötü, Çirkin” epiğinin şablonundan beslenen film yol haritasını da bu klasikten alıyor. Mançurya çöllerinde geçen bir western yaratan Ji-Woon Kim, temel fikirde “eastern”i yaratmakta da hayli başarılı. Epik westernlerin az konuşmalı, bol silahlı, bol çatışmalı ama genelde çatışmayı bekleyen o ağır temposunu kullanmama tercihi de son derece doğru. Sürekli bir cümbüş şeklinde ilerleyen filmine harika aksiyon sahnelerini yedirerek filme hem canlılık hem de tempo kazandırmış ki filmin enerjisinin çok iyi olduğunu belirtmekte fayda var. Bu konuda tüm desteği de oyuncularından alıyor. Nasıl mekan yaratırsanız yaratın, nasıl bir atmosfer yakalamaya çalışırsanız çalışın, doğru oyuncular ve iyi oyunculuklar olmadan yanına yaklaşmak bile zorken, doğru oyuncu kadrosu farkını konuşturuyor adeta. Kimi zaman “Çılgın” filmi sırtında taşıyıp komikliklere ve eğlenceye kapı açarken, “Kötü” aksiyonu, “İyi” de duygusallığı filme ekleyip ortaya komple bir iş çıkmasını sağlayarak film bir basamak yukarı çıkarıyorlar.
Açılış itibariyle gördüğümüz ne işe yaradığını bilmediğimiz bir harita mevzu bahis. Çılgın her zamanki gibi Tren’i soymaya kalkışırken, Kötü’de haritanın peşinde. İyi ise klasik bir ödül avcısı… Kötünün başına konan ödül miktarının peşinde… Doğal olarak Çılgın’ın tren soygunu sırasında haritayı da çalmış olması üçlünün birbirinin peşinde dur durak bilmeksizin kovalamacasını aktarıyor bizlere. Ama aksiyon sahneleri başta olmak üzere her sahne son derece stil sahibi… Her aksiyon sahnesi o anda kalıyor ki, Uzakdoğu filmlerinden, özellikle de John Woo’dan alışık olduğumuz ağır çekimler olmaksızın film akıyor ve adeta kovalamacaya katılıyor, seyircisini de peşine takıyor. Bir cümbüş gibi ilerlerken sırıtan absürt görünen, mantık dışı hareketlerin yer almadığı aksiyon sahnelerinde tekrar yada farklı açılardan gösterme yanlışına düşülmemesi de takdire değer.
Özellikle film tüm zincirlerinden boşaldığı final öncesi hayli uzun çöl sahnesinde giren enfes müziklerle filmin seyrine doyum olmuyor ki, zirve anı da o sahneler zaten. Harita peşinde olanların sayısı arttıkça, yeni rakipler aksiyonu arttırıyor ki, ustaca yönetilmiş sahnelerde yakalanan görsel zenginlik de filmin ön plana çıkmasını sağlayanlardan.
Japon ordusu başta olmak üzere, haritanın peşinde olanların farklılıklarıyla yakalanan çok kültürlülük filmin içine de işliyor. Korelilerle ilgili diyaloglar başta olmak üzere repliklerde işin içine dahil olunca soluksuz macera hız kesmeden sürüyor. Filmin repliklerinde geçen Koreli cümleleri de hayli eğlenceli yerlere çıkmakta. “Her Koreli’nin hüzünlü bir öyküsü vardır” ya da “Sen gördüğüm en duygusuz Korelisin” gibi cümlelere karşı sözü Koreli aldığında daha genel konuşuyor. İyi’nin “Ülken elden gitmişken araziyi ne yapacaksın?” sorusuna “Bizim gibi insanlar için ha asillerin himayesi ha Japonların, ne fark eder ki” cevabı da hayli ilginç. Tüm kovalamacaya dair bir cümle etmeden de durulmuyor elbette… “Bir şey uğruna birisinin peşine düşersen başka bir şey de senin peşine düşer. Hayat kovalama ve kovalanmadan ibarettir. Kaçış yoktur.”Zevkle izlenen birçok aksiyon sahnesi barındıran filmin en büyük artısının uzun planlarla desteklenen kamera hareketleri olduğunun da altını çizmek lazım… Western gibi artık örnekler verilmeyen bir türde son yıllarda “3:10 Yuma”ya gösterilen ilgiye bakınca bu film çok daha fazla ilgi toplamalı, daha fazla izlenmeli yargısında bulunmak hiç zor değil. “İyi, Kötü, Çirkin”in mirasını, üç karakterin ve dolayısıyla hayatın kovalamacasını anlatan soluksuz macera hem türün gereklerini yerine getiriyor, hem oryantal bir western dozu yakalıyor, soluksuz ve keyifle izleniyor…