‘Guillermo Arriaga’ Kategorisi için Arşiv

Mazim kolumda yara!

2000 yılında Meksika’dan gelen, izleyeni paramparça eden, yılı tam 51 ödülle tamamlayan muhteşem başyapıt “Ameros Perros”un senaryosuna imza atarak sinemaseverlerin ilgi odağı haline gelen yazar Guillermo Arriaga sonunda kamera arkasında. Ameros Perros ile bir kazanın birleştirdiği hayatları tek potada eriten, çoklu karakter filmlerini, değişik kurgu oyunlarını yeniden gündeme getiren Arriaga, söz konusu filmin yönetmeni Alejandro González Iñárritu ile beraber ilk işlerinde büyük patlama yaratmışlardı. Bu ortaklık ardı arkasına gelen 2 filmle daha taçlandı. İkilinin “21 Grams” ve “Babel” ile aynı tarzda devam etmesi ortaya enfes izlenceler çıkardı. Arriaga arada, bir de Tomy Lee Jones’a snerayo teslim etti. “The Three Burials of Melquiades Estrada”da da bir ölüm olayından sonra değer kazanan karakter söz konusu idi… Tüm bu filmlerden çıkarılacak olan örnekler aynı potada eriyor ve “Aşk Ateşi”nde de tekrarlanıyor.
Arriaga’nın hikaye anlatım tarzı artık bir parça klişeye doğru kayıyor olsa da, romancı olmanın verdiği avantajla seyri keyifli örnekler çıkmaya devam ediyor. Merkeze aldığı bir olayın etrafında topladığı karakterlerini zaman yolculuklarıyla tanıtan ve hepsinin kaderlerini, finaldeki ortak yazgıda birleştiren bu tarzı, romanlarında kullanmamış olması da işin garip yanı. Romanlarında klasik anlatım kalıplarını kullanan yazar, iş sinemaya geldiğinde kurgu ile oynamayı, zamanlarla oynayarak algımızda bir bulmaca yaratmayı seviyor.
“Aşk Ateşi” tüm Arriaga senaryolarına benzer şekilde başlıyor. Bir karavanın yanması ile yapıyor açılışını. Ve hemen ardından filmin ağırlığını oluşturan kadınlarını tanıtıyor tek tek. Her biri yaralı kadın portreleri bunlar… Gögüs kanseri olup ölümü yendikten sonra, kocasından görmediği ilgiyi yasak aşkta bulan Gina… Bir lokantada işletmeci olan, içi yanan ama bunu işindeki soğukkanlılığıyla maskeleyen Slyvia… Meksika’da babası ve yakın arkadaşı ile mutlu mesut hayat süren Maria… Annesinin yasak aşkını keşfeden ve bocalayan Mariana…
Yanan karavan bir bakıma, başkarakter kadınların içlerindeki yangını, gözlerindeki hüzünü simgeliyor. Gina ve Nick arasındaki yasak aşkın, günlük hayattan uzakta ve hiçliğin ortasında kendi yaşamlarını kurduğu karavanın nelere kadir olacağını gösteriyor Arriaga… Kimleri etkileyeceğini, sonunun nereye varacağını… Karavan yansa da, yangının hız kesmeden devam ettiğini anlatıyor… Yine bir ölüm, bir ölüm döşeği sonrası anlam kazanan ve değişen hayatlarla kuruyor öyküsünü… Trajik bir kaza ile değişen hayatlar ve yaralarını sarmaya çalışan kadınlar tüm filme damgasını vuruyor…
Yanan karavan ile biten yasak aşk, yeni bir aşkı doğuruyor. Marianna ve Santiago arasındaki aşkın doğum anları da son derece incelikli işleniyor. Babamın gömleği, annenin geceliği derken yan yana uyumak yeni bir aşkı doğururken, yeni bir çıkmazı da beraberinde getiriyor aslında. İkinci bir kaza, bir uçağın düşüşü ise tüm kadınların arasındaki bağı anlamamızı, yollarının nasıl kesiştiğini gösteriyor…
Arriaga’nın artık alışılan tarzı, gösterdiği tüm karakterleri birbirine bağlayacak olması nedeniyle ortasından itibaren her şeyin tahmin edilebilirliği filmin tek eksik noktası. Oyunculuklar ve senaryo çok başarılı. Arriaga’nın kamera arkasındaki ilk sınavını da geçtiği aşikar. Yazarlıktan gelen avantajla hikayenin nedeni, nasılı ve ne olacağı arasında kurduğu güçlü bağı, yarattığı karakterlerin iç dünyasını başarılı bir şekilde görselleştiriyor. Ama ufaktan temcit pilavı tadı veren klişeleşmiş tarzına bir yenilik getirmesi gerektiği de aşikar…

BABİL

Yayınlandı: Kasım 14, 2006 / Babel, Brad Pitt, Cate Blanchett, Guillermo Arriaga, Inarritu, Kritik
Artık auteur olma yolunda emin adımlarla ilerleyen bir yönetmenden 4 ayrı ülkede,3 ayrı kıtada geçen bir epik…Ve bu epiğin arkasında kendi deyimiyle “senaryo değil sinema için roman” yazan Gabriel Arriaga var.Hali hazırda 3 romanı,çeşitli kısa öyküleri olan sinema için yazdığı 4 romanla takip edilen bir yazar olan Arriaga’mı bu filmin auteur’u yoksa İnarritu’mu?
Artık bildik bir kesişme var yine…Fasta bir köyde yaşayan 5 kişilik bir aile,Amerikalı 5 kişilik bir aile –ki bebekleri yeni ölmüş artık 4 kişiler- onların çocuk bakıcısı izinsiz çalışan meksikalı kadın,Japonyalı sağır dilsiz kız ie babası…
Hikaye akışına baktığımızda japon baba kızın biraz zorlama olduğunu düşünmeden edemiyor insan aslında ama iletişimsizlik üzerine bir filmde sağır-dilsiz karakterin filme kattıkları da ortada.Finalinde baba kızla yapılması,tokyonun yüksek binalarının oluşturduğu doğal fon ikilem yaratıyor,olmasalar daha iyi bir olurmuydu diye.
Sonuçta filmin iyi yaptığı şeyler de var.Faslı iki çocuğun tüfekle oynaması sonucu amerikalı kadının vurluşunu göstermemesi yerinde seçim.Olayın sonucuna doğru giderken amerikalı aile dışında kalanların temize çıkmayışı da filmin eleştirisi ve yutkunmayı zorlaştırıyor zaten.Faslıların tüfek peşindeki memurlar tarafından itilip kakılması faslı çocuğn ölümü bir yanda, amerikalı kadına gelen helikopter asansör bir yanda…İşte Amerikalının nerede olursa olsun üstün olduğunu gösteren olgu.
Bu filmde en belirgin özellik müziğin çok daha fazla filmin karakteri haline getirilişi olmuş.Özellikle bazı sahnelerde direk başrole oynayan müzik finalde de tüm etksiyle başrolde.
Sonuçta karşımızda 3 Altın Palmiye ödülünü sonuna kadar hakeden bir film var.Ki bunlardan birinin kurgu olduğunu özellikle belirtelim.Kırlaşmış saçlarıyla çok iyi bir Brad Pitt var karşımızda.film boyunca yatan Cate Blanchett da iy iş çıkarıyor.Aralarındaki kimyanın çok iyi oluşu çocuklarının ölümündeki suçu biribirinin üstüne atan çifit çok güzel yansıtıyor.
Filmi herkesin beğendiğini özellikle belirtmeye gerek yok.Beğenmeyenlerin ortak kanısını belirtmek nasıl bir filmle karşı karşıya olduğumuzu gösterir sanırım.”Pulp fiction” ve “Before the rain” ile çok iyi yapılmış birşeyi üçüncü kez tekrarlıyor oluşu ve japon baba kızın filmin temposunu düşürüp süreyi uzatması en sık karşılaşılan eleştiri.
Yinede Inarritu-Arriaga ikilisinin en iyi filmi var karşımızda.Paramparça ve 21 gramdan sonra hala mutlu eden bu ikiliyi izlemeye devam etmeli,yeni başyapıtlar çok uzak değil çünkü…