‘Festival’ Kategorisi için Arşiv

Dağ Kültürü Derneği tarafından National GeographicTürkiye’nin desteği ve Mineral Event organizasyonuyla düzenlenen 2. DoğaFilmleri Yarışması için başvurular başladı. Yarışma için başvurular “Ulusal”,“Üniversiteliler” ve “Kurumsal” başlıklı üç farklı kategoride yapılacak.Yarışmaya son katılım tarihi ise 12 Ocak 2012. Dereceye giren filmler,İstanbul’da düzenli olarak 6 yıldır düzenlenen 7. Dağ Filmleri Festivalikapsamında gösterilecek.

Dağ Filmleri Festivali Koordinatörü Murat Yılmaz,festivalin İstanbul il sınırları dışına çıkarak İzmir ve Ankara’da büyük birilgi gördüğünü belirterek, “Altı yılı aşkındır devam eden çabamızın olumlusonuçlarını almaya başladık. Artan ilgi sebebiyle film yarışmasını tekrarfestival kapsamında düzenleme kararı aldık. Amacımız Doğa filmi yapımınıözendirmek, bu alandaki gelişime katkıda bulunmak ve doğa filmleri hafızasınıoluşturabilmek” dedi. Festivalin jüri üyeleri ve yarışma ödülleri ise kısa birsüre içinde duyurulacak.

Son başvuru 12 Ocak 2012

Macera ve adrenalin tutkunlarının festivali olan DağFilmleri Festivali’nde yer almak için kıyasıya mücadele edecek olan yönetmen veekipler 2. Doğa Filmleri Yarışması’na katılım şartlarını öğrenmek için http://www.dogafilmleriyarismasi.comadresini ziyaret edebilirler. Yarışmaya son başvuru tarihi 12 Ocak 2012, finalekalan eserlerin yarışma sitesi üzerinden duyurum tarihi ise 5 Şubat 2012 olarakaçıklandı.
Her zaman kullanıcı konumunda olduğunuz bir dünyanıniçine girmek için hazır olun. Kurye Video Festivali 2011 size video oyunlarıdünyasının kapılarını açıyor.

Video ve Dijital Sanatlar Festivali Kurye, 14-23 Eylültarihleri arasında Yapı Endüstri Merkezi’nde video oyunları konulu yeniedisyonuyla seyircilerle buluşuyor. Space Invaders sergi projesinin, merkezinioluşturduğu festival; gösterimler, seminerler, workshoplar ve performanslarıylavideo oyunları ve gerçeklik arasındaki sınırları araştıracak. 

Space Invaders, FACT Liverpool tarafından İngiltere’deve Netherlands Institute of Media Arts (NIMK) tarafından Hollanda’dagerçekleştirilen ve çeşitli ülkeleri dolaşmayı hedefleyen uluslararası gezicibir sergi. Dünya çapında pek çok dijital sanatçının katıldığı bu büyükorganizasyon yeni işlerin ve oyunların eklenmesiyle Kurye 2011 kapsamındaİstanbul’da olacak. Festival aynı zamanda, 12. İstanbul Bienali ve ISEA’nın(International Symposium of Electronic Arts)paralel etkinlikleri arasında yeralacaktır.

Gerçek ve sanal dünya arasındaki sınırlar çiziliyor

Henüz emekleme dönemi sayılan Space Invadersyıllarından beri popüler kültür için önemli bir referans kaynağı olan videooyunları günümüzde artan bir hızla gelişmeye devam eden bilgisayar ve oyunkonsolu teknolojileri sayesinde daha gerçekçi ve inandırıcı evrenler yaratmayave sayısı sürekli artan oyuncuları bu evrenlerin içine çekmeye devam ediyor.Festivalde yer alacak uluslararası ve yerel sanatçıların işleri de, oyundünyası ve gerçek dünya arasındaki bu giderek daha bulanıklaşan sınırlaraişaret ediyor. İç içe geçen bu iki dünyayı sorgulayan sergi ciddi konularasanatsal, interaktif ve eğlenceli bir bakış açısı getirecek.

Anita Fontaine, Aram Bartholl, Brody Condon, Cao Fei,Captain Video, Dave Griffiths, David Kaplan & Eric Zimmerman, Dgmnd, EddoStern, Guillaume Raymond, Jasper De Beijer, Jodi, Julian Oliver, Ludic Society,Kelly Goeller, Mark Essen, Michael Johansson, Robin Arnott, Ubermorgen, WalterLangelaar gibi sanatçıların yer aldığı festivalde birçok sanatçı aynı zamandaHollanda Kraliyeti Başkonsolosluğu desteğiyle İstanbul’a gelecek ve sunum veworkshoplarıyla çalışmalarını meraklılarıyla paylaşacak.

Sektör kullanıcıyla buluşuyor

Video oyunları dünyası sırf oyun tasarımcıları veevlerinde saatlerini oyun oynamakla geçiren fanatik kullanıcılardan ibaretdeğil. Aynı zamanda bu işi profesyonel anlamda yapan eleştirmenlerden kurumsalçalışanlara kadar farklı alanlarda uzmanlaşmış kitleyi içine alan bir yelpaze.Her senesinde eğitime ve sektörün gelişimine öncülük eden Kurye Festivali de bukez ISEA Özel Etkinliği kapsamında gerçekleştireceği seminer dizisi ile videooyunu sektörünü bir araya getirecek. 15 Eylül programı art-game yapımcılarını,yani daha sanatsal ve alternatif oyunlar geliştiren Tale of Tales ve Amanitagibi şirketleri bir araya getirecek ve bu tarz ürünlerin sanat olarak mı oyunolarak mı algılanması gerektiği üzerine yıllardır süre gelen tartışmayı elealacak. 16 Eylül’de Türkiye’de video oyunları üzerine yapılan akademikçalışmaları biraraya getiren ilk etkinlik gerçekleşecek. 17 Eylül’de ise oyunoynamayı kariyere dönüştüren profesyonel oyuncular, sektör çalışanları yaniradyo televizyon gazete ve dergi gibi mecralarda oyun dünyası hakkındabilgilerini paylaşarak para kazananlarla bir araya gelecek. 

Görsel sanatlar ve video oyunları

Video oyunları popüler kültürün yanısıra görselsanatlarla da hızla içiçe giren bir gelişim içinde. Zaman içinde pekçok filmvideo oyunlarına gönderme yapar hatta video oyunlarından ilham alır hale geldi.başladı. Bu yüzden oyunlara işaret eden veya onlardan etkilen video, kısa filmve belgeseller bu senenin gösterim konseptini oluşturuyor. Sıraselviler The EmpireProject’in sinema salonunda 12-18 Eylül tarihleri arasında gerçekleşecekgösterimlerde Danny Ledonne, David Kaplan, Cao Fei, Juan CarlosPineiro-Escoriaza gibi birçok önemli yönetmenin çalışması da yer alacak.Özellikle bağımsız sinemacılar için yeni bir açılım sağlayan ve video oyunlarıgörüntüleri ve 3d animasyon tekniklerini bir araya getiren Machinimalar isefestivalde özel bir dosya olarak yerini alıyor.

Son yılların en çok tartışılan alanlarından biri olanvideo oyunları Türkiye’de ilk kez bu kadar kapsamlı bir etkinlikte izleyicisiile buluşucak. Festival, İstanbul’un dijital dehaları dgmnd ile GalaxyMüzikevi’nin ortak projesi JOURNEY ve daha birçok görsel işitsel projenin yeraldığı büyük bir parti ile 14 Eylül Çarşamba günü Yapı Endüstri Merkezi’ndeaçılacak. Parti aynı zamanda ISEA etkinliğinin açılış kokteyline de evsahipliği yapacak.
Yapı Endüstri Merkezi
Yapı-Endüstri Merkezi Çalışma Saatleri: 08:30 – 17.30(Hafta içi hergün)
Adres: Fulya Mah.Yeşilçimen Sok.No:12/430 (PolatKulesi Yanı) 34394 Fulya /İSTANBUL
The Empire Project
10 Siraselviler Cd, Kat 1 D4, 34433 Taksim, Turkey
Kurye Video Organizasyonu
info@kuryevideo.org

İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenenFilmekimi, 8–15 Ekim tarihlerinde izleyicilerle buluşuyor. 10.yaşını kutlayan Filmekimi’nin bir de sürprizi var: Filmekimi, bu yıl ilk kezİstanbul sınırlarını aşıyor ve Türkiye’de beş kentte daha sinemaseverlerlebuluşuyor.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenenFilmekimi’nde, dünyanın belli başlı festivallerinde ödüller kazanmış, Berlin,Cannes, Venedik ve Toronto’da dünya prömiyerlerini yapan filmlerle ustayönetmenlerin son yapıtlarının da aralarında bulunduğu 40’a yakın filmizleyicilerin karşısına çıkacak.
Zengin programıyla Filmekimi, 8–15 Ekim tarihlerinde,8 gün boyunca Beyoğlu’nda Atlas ve Beyoğlu sinemalarının yanı sıra NişantaşıCity’s ve Cinebonus Maçka G-Mall olmak üzere 4 sinemada izleyicilerle buluşacak.
Filmekimi 10. yılında, İstanbul sınırlarını aşıyor veTürkiye’nin beş kentine daha sinemanın en iyi ve en güncel örneklerinigötürüyor. Filmekimi ve bu yılki İstanbul Film Festivali programında gösterilenfilmlerden oluşturulan özel seçkinin gösterimleri, 13–16 Ekim’de İzmir’de, 20–23Ekim’de Bursa ve Konya’da, 27–30 Ekim’de ise Trabzon ve Diyarbakır’da yapılacak.
İlk kez düzenlendiği 2002 yılından bu yana İstanbullusinemaseverlerden büyük ilgi gören Filmekimi geçen yıl 43.000 kişiyle izleyicirekoru kırmıştı. Sekiz yıl boyunca Emek Sineması’nda gerçekleştirilen Filmekimi, Emek’inyokluğunda Atlas, Beyoğlu, Cinebonus Maçka G-mall ve bu yıl eklenen NişantaşıCity’s gibi farklı salonlarda izleyicilerle buluşmaya devam ediyor.
Filmekimi programı ve 10. yıl sürprizi, 6 Eylül Salıakşamı Cezayir Restaurant’da yapılan bir basın toplantısıyla duyuruldu. Basıntoplantısında konuşma yapan İstanbul Film Festivali Direktörü Azize Tan“Filmekimi 10. yılında artık Türkiye’nin en önemli sinema etkinliklerindenbiri. Bir haftalık bir sürede, %100’e varan doluluğuyla, yeni sinema sezonununmüjdecisi. İlk yıllarında tek sinemada 20 filmle yola çıkan Filmekimi,  seyirciler tarafından sabırsızlıkla beklenen,dört sinemada yaklaşık 40 filmin gösterildiği bir festivale dönüştü. 10.yılımızda Avrupa Birliği programı MEDIA’nın da desteğiyle İzmir, Bursa, Konya,Trabzon ve Diyarbakır’da gösterimlerin yapılacağı, Türkiye’yi kapsayan biretkinliğe imza atmanın mutluluğunu yaşıyoruz.” dedi.
FİLMEKİMİ TÜRKİYE’NİN DÖRT BİR KÖŞESİNE
SİNEMANIN EN İYİ VE EN GÜNCEL ÖRNEKLERİNİ GÖTÜRÜYOR!
Filmekimi 10. yılında yalnızca İstanbul’da değil,Türkiye’nin beş şehrinde daha sinemanın en iyi ve en güncel örneklerinisunuyor. Filmekimi kapsamında bu yıl Avrupa Birliği MEDIA programınındesteğiyle İstanbul’un yanı sıra, İzmir, Bursa, Konya, Trabzon ve Diyarbakır’dahafta sonları gösterimler yapılacak ve böylece Filmekimi Türkiye’nin dört biryanında yeni sinema sezonunu müjdeleyecek.
Filmekimi seçkisi 13–16 Ekim’de İzmir YKM Cinebonus,20–23 Ekim’de Bursa Burç ve Konya’da Kule Site Sineması, 27–30 Ekim’deTrabzon’da Cinebonus Forum Trabzon ve Diyarbakır’da Avrupa Sineması’ndaizleyicilerle buluşacak.
İstanbul dışındaki kentlerde yapılacak gösterimlerinprogramı, ağırlıklı olarak Avrupa filmlerinden oluşacak.
Bilet fiyatları İzmir için 10 TL ve 8 TL (indirimli),Bursa, Konya ve Trabzon için 8 TL ve 5 TL (indirimli), Diyarbakır için 5 TL ve3 TL (indirimli) olarak belirlendi.
Bu beş şehirdeki biletler de yine Biletix üzerinden,İstanbul’daki biletlerle aynı tarihlerde satışa çıkacak.
FİLMEKİMİ BİLETLERİ NE ZAMAN, NEREDE?
Filmekimi biletleri, 1 Ekim Cumartesi saat 11.00’denitibaren;
           Biletixsatış noktaları,
           http://www.biletix.com,
           Biletixçağrı merkezi (0216) 556 98 00 ile
           Atlas,Beyoğlu ve City’s gişelerinden satışa sunulacak.
Filmekimi’nde hafta içi gündüz seansları (11.00,13.30, 16.00) sadece 5 TL.
Haftaiçi 19.00 ve 21.30 seansları ile hafta sonu tümseanslar tam 14, indirimli 8 TL.
Filmekimi boyunca filmleri en büyük indirimlerle veöncelikli olarak izleme şansı Lale Kart sahiplerinin olacak. Lale Kartsahipleri biletlerini % 25’e varan indirimlerle alacaklar. Lale Kart sahipleri için ön satış günleri 28, 29 Eylülve 30 Eylül.
Filmekimi gösterim saatleri, geçtiğimiz yıllardaolduğu gibi 11.00, 13.30, 16.00, 19.00 ve 21.30.
Filmekimi’nin medya sponsorluğunu CNBC-e, Radikal veRadyo Eksen üstleniyor.
Filmekimi’nin afişlerini ve tanıtım kampanyasını isebu yıl da Alametifarika gerçekleştirdi.
  
 FİLMEKİMİ PROGRAMINDA NELER VAR?
Cannes Film Festivali’nin Çok Ses Getiren, Ödüllü Filmleri Filmekimi’nde
           BİSİKLETLİÇOCUK / LE GAMIN AU VELO / Jean-Pierre Dardenne & Luc Dardenne
Rosetta, L’enfant / Çocuk, Le fils / Oğul, Le Silencede Lorna / Lorna’nın Sessizliği gibi filmleriyle birçok festivalden ödüllerledönen Dardenne Kardeşler, son filmleri Bisikletli Çocuk ile Filmekimi izleyicisiylebuluşuyor. Screen dergisine göre “çocukluk hakkında yapılmış en iyi filmlerden biri”olan Bisikletli Çocuk, Cannes’da Jüri Büyük Ödülü’nü Nuri Bilge Ceylan’ın Bir ZamanlarAnadolu’da filmiyle paylaştı. Film, babasının artık onu istemediğini söyleyen veyetimhanede bir başına kalan 11 yaşındaki Cyril’in iyimser, bir o kadar da masalsıhikâyesini anlatıyor. Başroldeki küçük Thomas Doret oyunculuğu ile büyük beğenitopladı.
           MELANKOLİA/ MELANCHOLIA / Lars von Trier
Çektiği her filmiyle olay yaratan Danimarkalı yönetmenLars von Trier’in son filmi Melankolia Filmekimi’nin en çok ses getirecekfilmlerinden. Cannes Film Festivali’nde gerek konusu gerekse yönetmeni Lars vonTrier’in demeçleriyle oldukça konuşulan Melankolia, yönetmeninin kendisözleriyle “dünyanın sonu hakkında güzel bir film”. Kirsten Dunst ile CharlotteGainsbourg’un iki kız kardeşi canlandırdığı filmin kadrosunda KieferSutherland, Charlotte Rampling gibi deneyimli isimler de yer alıyor. KirstenDunst, bu rolüyle Cannes Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nün desahibi oldu.
           ELENA/ Andrey Zvyagintsev
Dönüş ve Sürgün filmleriyle İstanbul Film Festivalitakipçilerinin yakından tanıdığı Rus yönetmen Andrey Zvyagintsev’in son filmi Elena, CannesFilm Festivali’nin Belirli Bir Bakış bölümünün kapanış filmi olarak gösterildi.Belirli Bir Bakış Jüri Ödülü‘nü de kazanan film, başroldeki karakter Elena’nınoğlunun geleceği uğruna verdiği zor kararla hüzünlü bir dönüşüme uğrayanhayatını beyazperdeye taşırken, günümüz Rusya’sında ahlak ve fedakârlıkkavramlarını sorguluyor.
           SNOWTOWN/ Justin Kurzel
Avustralyalı yönetmen Justin Kurzel’in 2005 yılındaçektiği Blue Tongue’dan sonraki ikinci filmi Snowtown, Cannes’da bu yılFIPRESCI Ödülü’nü kazandı. Film, Avustralya’nın Adelaide kentinin kenarmahallelerinde iki erkek kardeşi ve annesiyle birlikte yaşayan 16 yaşındaki Jamie’nin etrafındaki şiddetten kurtulmakiçin farkında olmadan azılı seri katil John Bunting’le yakınlaşmasının öyküsünüanlatıyor.
           ARTİST/ THE ARTIST / Michel Hazanavicius
Michel Hazanavicius’un son filmi Artist’te başrolüüstlenen Jean Dujardin, muhteşem performansı ve Cannes’da kazandığı En İyiErkek Oyuncu ödülünün rüzgarıyla şimdiden Oscar’larda adı geçen oyunculardan.Konuşmasız, siyah-beyaz ve eski filmler gibi saniyede 22 kare çekilen Artist, sessiz film çağına bir saygıduruşu niteliğinde… Film, 1927 yılında sesli filmlerin piyasaya çıkmasıylakariyeri dibe vuran bir aktörün, George Valentin’in hikâyesini anlatıyor. JeanDujardin, bu yıl 30. İstanbul Film Festivali’nde beğeni toplayan Küçük BeyazYalanlar ve Buz Sesi filmlerinde de rol almıştı.
           LAGUERRE EST DECLARÉE / Valérie Donzelli
Cannes Eleştirmenler Haftası’nın açılış filmi olan LaGuerre Est Declarée, senaryosunu da yazan başrol oyuncuları Valérie Donzelli veJérémie Elkaïm’in kendi yaşadıklarından yola çıkarak çektikleri bir yapım.Film, oğullarının hastalığı yüzünden yaşamın acımasız, beklenmedikkarmaşıklığına atılıveren genç bir çiftin aşkını canlı ve dinamik bir tarzdaanlatıyor.
           BUBİR FİLM DEĞİL / THIS IS NOT A FILM / Mojtaba Mirtahmasb & Cafer Panahi
Cafer Panahi’nin son filmi Bu Bir Film Değil,Cannes’daki prömiyerinde gösterilmek üzere bir kekin içine saklı bir USBbellekte İran’dan Fransa’ya kaçırıldı. Ayna, Daire ve Ofsayt gibi başyapıtlarınyönetmeni Panahi’nin film yapması, “ulusal güvenliğe karşı işlenen suçlara”istinaden 20 yıl boyunca yasaklanmıştı. Panahi bu yüzden, yönetmen arkadaşı Mojtaba Mirtahmasb ile bir gün geçirerek bir şeyleriçip bir şeyler atıştırırken üzerinde çalıştığı bir senaryoyu sahne sahneanlattı. Panahi filmde şu yakıcı soruyu da sordu: “Madem anlatılabiliyor, filmyapmaya ne gerek var?”
           OLMAKİSTEDİĞİM YER / THIS MUST BE THE PLACE / Paolo Sorrentino
The Cure’un solisti Robert Smith’in biraz hırpalanmışhalini andıran Sean Penn, “kariyerinin en eksantrik, en tuhaf ama harikaperformanslarından biriyle” Filmekimi’nde olacak. Oscar için şimdiden adı geçmeye başlayan Penn, PaoloSorrentino’nın İngilizce çektiği ilk filmi Olmak İstediğim Yer’de emekli olmayakarar vermiş, ellili yaşlarındaki bezgin bir rock yıldızını canlandırıyor. Otuzyıldan uzun süredir görüşmediği babasının ölümü üzerine 2. Dünya Savaşı sırasında Auschwitz toplama kampındababasına işkence eden Nazi subayı bulmayı kendine misyon edinerek uzun biryolculuğa çıkan Penn’e filmde Frances McDormand, Judd Hirsch ve Eve Hewson gibiisimler eşlik ediyor. Bu yıl Cannes’da Kiliseler Birliği Ödülü’nü kazananfilmin müzikleri David Byrne ve Will Oldham’a ait.
           PEKİŞİMDİ NEREYE? / WHERE DO WE GO NOW? / Nadine Labaki
İstanbul Film Festivali’nde açılış filmi olarakgösterilen ve büyük beğeni toplayan Karamel’in ardından Nadine Labakisenaryosunu yazdığı, yapımcılığını ve yönetmenliğini üstlenip başrolünde deoynadığı son filmi Peki Şimdi Nereye? ile dinsel çatışmaları ve savaşınanlamsızlığını kadınların kıvrak zekâsı üzerinden eleştiriyor. Cannes’dakidünya prömiyerinde dakikalarca ayakta alkışlanan Labaki’nin mizah ve içtenlikledolu son filmi, memleketi Lübnan’da hiçliğin ortasında güneşten kavrulmuş,savaşın ardından yaralarını sarmaya çabalayan küçük bir köyde geçiyor.
Usta Yönetmenlerin Son Filmleri Filmekimi’nde
           SENİNİÇİN / RESTLESS / Gus Van Sant
Amerikan bağımsız sinemasının usta isimlerinden,İstanbul Film Festivali Sinema Onur Ödülü sahibi yönetmen, senaryo yazarı,müzisyen Gus Van Sant’ın Milk’ten sonra çektiği son filmi Senin İçin ölümcülbir hastalığa yakalanan genç bir kız ile kendi kendinden kaçan genç bir adamınaşk öyküsünü konu ediyor. Alice in Wonderland ve The Kids Are All Right gibiyapımlardan seyircilerin yakından tanıdığı Mia Wasikowska ile usta oyuncu Dennis Hopper’ın oğlu Henry Hopper’ın başrolleripaylaştığı film dünya prömiyerini Cannes Film Festivali’nin Belirli Bir Bakış bölümündeyaptı.
           SALGIN/ CONTAGION / Steven Soderbergh
2000 yılında Traffic filmiyle En İyi YönetmenOscar’ını kazanan Steven Soderbergh türler arasında gezinmeyi seven biryönetmen. Soderbergh bu kez de bir virüs salgınını konu edinen, oyuncu kadrosuyıldızlarla dolu bir aksiyon-gerilim filmiyle Filmekimi izleyicilerininkarşısına çıkıyor. Marion Cotillard, Matt Damon, Laurence Fishburne, Jude Law,Gwyneth Paltrow ve Kate Winslet gibi isimleri kadrosunda barındıran Salgın,küresel bir felaketi engellemek amacıyla zamana karşı koşan, ölümcül birvirüsün peşinde farklı ülkelerden bir grup doktorun mücadelesini anlatıyor.Film, halen devam etmekte olan Venedik Film Festivali’nde de gösteriliyor.
           ADANGEROUS METHOD / David Cronenberg
David Cronenberg’in merakla beklenen son filmi ADangerous Method, senaryoyu da yazan Christopher Hampton’ın The Talking Cureadlı oyunundan beyazperdeye uyarlandı. Viggo Mortensen Keira Knightley veMichael Fassbender gibi yıldızlarla dolu oyuncu kadrosuyla dikkat çeken film,1904 yılında geçiyor ve psikolojinin iki büyük öncüsü Sigmund Freud ile öğrencisi Carl Jung’un ilişkisini vebu iki büyük ismin aralarındaki dostluğun nasıl bozulduğunu anlatıyor.Cronenberg, bu yılki Venedik Film Festivali’nde ana yarışmada.
   KEVİNHAKKINDA KONUŞMALIYIZ / WE NEED TO TALK ABOUT KEVIN / Lynne Ramsay
Tanınmış İskoç yönetmen Lynne Ramsay, müzikleriniRadiohead’den Johnny Greenwood’un yaptığı psikolojik gerilim KevinHakkında Konuşmalıyız ile Morvern Callar’dan dokuz yıl sonra sinemaya dönüyor.Filmin başrolündeki, kötü yürekli oğlunun yaptıklarıyla dünyası kararan bahtsızanne rolündeki Tilda Swinton, muhteşem performansıyla adını şimdiden Oscaradayları arasında geçirtmeye başladı. Tilda Swinton’a başrollerde John C.Reilly, genç yıldız Ezra Miller ve Ashley Gerasimovich eşlik ediyor. LionelShriver’ın Türkiye’de de aynı adla yayınlanan Kevin Hakkında Konuşmalıyız adlıödüllü romanından uyarlanan film, bu yıl Cannes Film Festivali’nin en sesgetiren filmleri arasındaydı.
Filmekimi’nde Bu Yönetmenlere Dikkat!
           TİRANOZOR/ TYRANNOSAUR / Paddy Considine
Tanınmış İskoç oyuncu Paddy Considine, hemsenaristliğini hem yönetmenliğini üstlendiği ilk filmi Tiranozor ile bu yılSundance’den hem En İyi Yönetmen, hem Jüri Özel Ödülü, Münih’ten ise En İyi İlkFilm Ödülleri ile döndü. Film, karısının ölümünün ardından şiddet, acı ve öfkeduyan Joseph’in dini bir yardım kuruluşunda çalışan Hannah ile yaşadığıdokunaklı aşk öyküsünü anlatıyor. Peter Mullan’ın başrolünde oynadığı busarsıcı film Considine’ın, tıpkı Mullan gibi, oyunculukta olduğu kadaryönetmenlikte de başarılı olduğunu kanıtladı.
           ERKEKFATMA / TOMBOY / Céline Sciamma
1980 doğumlu genç Fransız yönetmen Céline Sciamma’nınson filmi Erkek Fatma, oyunlar, çocuk dünyası ve mutlu güzel yaz günlerini fonalarak cinsiyetle ilgili kalıpları inceliyor.
Erkek Fatma, Berlin’den Jüri Ödülü ile dönerken,Philadelphia’da Gay – Lezbiyen Jüri Özel Ödülü, San Francisco’da Gay – Lezbiyenİzleyici Ödülü ve Torino’da Gay – Lezbiyen En İyi Film ödüllerini kazandı. 10yaşındaki kız çocuğu Laure’un yeni taşındıkları kasabada kendisini erkek olaraktanıtmasını konu eden ve amatör çocuk oyuncuların olağanüstü performanslarıyladikkat çeken Erkek Fatma, Berlin Film Festivali’nin Panorama ve Nesillerbölümlerinin açılışlarında gösterildi.

           ÖLÜMDENİZİ / HWANGHAE / Na Hong-Jin
Kuzey Kore, Güney Kore ve Çin arasına sıkışmış Yanjikentinde geçen Ölüm Denizi, araba kovalamacaları, cinayetler ve bıçaklıkavgalarla dolu bir aksiyon-gerilim filmi.
“Bu yılın en zekice çekilmiş en yaratıcı aksiyonfilmlerinden biri” olan Ölüm Denizi’nin yönetmeni Na Hong-Jin 2009’daaksiyon-gerilim filmi The Chaser / Takipçi ile büyük beğeni toplamıştı. Filminbaşrol oyuncularından Ha Jung-Woo performansıyla 2011 Asya Film Ödülleri’nde Enİyi Erkek Oyuncu ödülüne de layık görüldü. Film bu yıl, Cannes FilmFestivali’nin Belirli Bir Bakış Bölümü’nde gösterildi ve büyük beğeni topladı.
           THEFUTURE / Miranda July
Me And You And Everyone We Know / Ben, Sen veDiğerleri ile büyük bir çıkış yapan ve kendine büyük bir hayran kitlesi edinenMiranda July, “kozmik bir aşk öyküsü” olan The Future ile iki yıl aradan sonra beyazperdeyedönüyor. Dünya prömiyerini Sundance’te yapan ve eleştirmenlerden övgü toplayanThe Future, yaşamlarına yeni bir bakış açısı kazandırmaya çalışan bir çiftinöyküsünü anlatıyor. Filmde, Miranda July’nin kendini canlandırdığı otuzluyaşlarındaki Sophie’ye Hamish Linklater eşlik ediyor.
           ALMANYA’YAHOŞ GELDİNİZ / WILLKOMMEN IN DEUTSCHLAND / Yasemin Şamdereli
2002 yılında çektiği Her Şey Türkleştirildi / Allesgetürk! filmiyle dikkatleri üzerine çeken yönetmen Yasemin Şamdereli,Almanya’ya Hoş Geldiniz filmiyle 2011 yılında Alman Film Ödülleri’nden En İyiSenaryo Ödülü ile döndü. Film, 1964 yılında Almanya’ya giden bir milyon birinci“misafir işçi” olan Hüseyin Yılmaz’ın öyküsünü anlatıyor. Almanya’ya HoşGeldiniz, Avrupa ve Almanya’da çok kültürlülük ve göçmenlerle ilgilitartışmaların sürdüğü bir dönemde 50 yıldır Almanya’da yerleşik Türklerinmacerasını iyimser bir yaklaşımla ele alıyor. Film, bu yıl gösterildiği Berlin Film Festivali’nde de büyükilgi topladı ve çok iyi eleştiriler aldı.
           RUHEŞİM / CAFÉ DE FLORE / Jean-Marc Vallée
2005 yılında ilk filmi C.R.A.Z.Y. ile dünya çapındamüthiş ilgi toplayan ve İstanbul Film Festivali’ne de konuk olarak gelenKanadalı genç yönetmen Jean-Marc Vallée, halen sürmekte olan Venedik FilmFestivali’nde prömiyeri yapılan üçüncü filmi Ruh Eşim ile izleyici karşısınaçıkıyor. Film, biri 1960’ta, diğeri günümüzde geçen ama birbirine paralelilerleyen iki farklı olay örgüsünü bir şarkı ve bir mekânı birleştirerekizliyor. Eleştirmenlere göre film sevgiye dair fantastik bir macera, “aşk hakkındamistik ve doğaüstü bir yolculuk”.
           BEGINNERS/ Mike Mills
Mike Mills, otobiyografik öğeler taşıyan filminde,babasıyla sürprizli ilişkisini gayet içten bir şekilde anlatıyor. Beginners, yıllar sürenevliliğinden sonra, karısının ölümü üzerine eşcinsel olduğunu açıklayan 75yaşında bir baba ve oğlu arasındaki ilişkiyi ve içten sevgiyi anlatan“harikulade yaratıcı bir komedi”. Mike Mills’in 2005 yapımı ilk filmi Başparmakİstanbul Film Festivali’nde gösterildiğinde büyük ilgi toplamıştı.
           ŞEYTANINİKİZİ / THE DEVIL’S DOUBLE / Lee Tamahori
Lee Tamahori’nin son filmi Şeytanın İkizi, dünyaprömiyerini Sundance’te yaptı.
Film, Saddam Hüseyin’in oğlu Kara Prens Uday Huseyinile kendisine benzerliğinden dolayı görevlendirdiği subay Latif Yahya’nınilişkisini ele alıyor. Kadınları dövmesiyle, insanları olur olmaz işkence edipöldürmesiyle meşhur, ahlaksız, hukuk tanımaz Uday Hüseyin ve Latif Yahya’nın para, güç, yalan, kan ve şiddetleörülü bu gerçek gangster öyküsünde Dominic Cooper hem Uday’ı hem de Latif’icanlandırıyor. Bu rolde harikalar yaratan Cooper’a Ludivine Sagnier eşlikediyor. 

           TATİLDEKATİL / HOLIDAY / Guillaume Nicloux
Tanınmış oyuncu ve yönetmen Guillaume Nicloux’nun sonfilmi Tatilde Katil, tek bir mekânda geçiyor. Agatha Christie romanlarınınkurallarını izleyen bu hareketli cinayet komedisi, cinsel hayatlarınıcanlandırmak ve evliliklerini kurtarmak amacıyla bir otele giden bir çifti,daha doğrusu komik bir suç sarmalında dibe vuran acayip karakterleri izliyor. Çaresiz çift, meşhur opera sanatçısı Eva Lopez’inölümü üzerine baş şüpheli olarak görülüyor ve olaylar sarpa sarıyor.
           JANEEYRE / Cary Joji Fukunaga
Yönetmen Cary Joji Fukunaga ve senarist Moira Buffini,Charlotte Brontë’nin klasik başyapıtı Jane Eyre’yi beyazperdeye yenidenuyarladı. 19. yüzyılda geçen öykü, göz alıcı, zengin, romantik bir dönemfilmine; ürpertici, gotik bir gerilime dönüştü. Buffini, aynı zamanda 30.İstanbul Film Festivali’nde gösterilen Tamara Drewe filminin de senaristiydi.Film, bir yetim olarak geldiği malikaneyi yıllar sonra terkeden Jane Eyre’in bu kararının ardından olanları anlatıyor. 
           OYUNUNSONU / MARGIN CALL / J.C. Chandor
Yönetmen J.C. Chandor’un ilk filmi Oyunun Sonu,2008’de ABD’de patlayan finans krizinin Wall Street’te Lehmann Brothers benzeribir yatırım bankasındaki etkilerini 24 saat boyunca izliyor. Sundance’te ilkkez izleyici karşısına çıkan, ardından Berlin’de Altın Ayı için yarışan bufinansal gerilim filmi, Zachary Quinto, Stanley Tucci, Jeremy Irons, Demi Mooreve Kevin Spacey’li müthiş oyuncu kadrosuyla dikkat çeken bağımsız bir yapım.
           MYPIECE OF THE PIE / Cédric Klapisch
En üretken Fransız yönetmenlerden Cédric Klapisch’inİspanyol Pansiyonu (2002), Rus Bebekler (2005) ve Paris’in (2008) ardındançektiği hareketli filmi My Piece of the Pie, Dunkirk’te bir sanayi şirketinde çalışan, üç çocuk annesi France’ıizliyor. Başrollerini Karin Viard ve Gilles Lellouche’un oynadığı sosyaliçerikli bu komedide, işinden yeni atılmış bir fabrika işçisi ile bir borsasimsarının birlikte yaşadığı olaylar mizahi bir şekilde aktarılıyor.
           DÜNYADABİR GÜN / LIFE IN A DAY / Kevin Macdonald
Beşinci yıldönümünü kutlayan YouTube, Ridley ve TonyScott’la işbirliği yaparak internet üzerinden, herkesten 24 Temmuz 2010günlerini anlatan bir video günlüğü çekmelerini istedi. 192 ülkeden toplam4.500 saatlik başvuru arasından işte bu film kotarıldı. İskoçya’nın Son Kralıfilmiyle adını duyuran yönetmen Kevin Macdonald, Scott kardeşlerinyapımcılığında, “antropolojik bir çalışma” olarak tanımladığı son filmi DünyadaBir Gün’de insana dair küçük anları, her tür âlemden sessiz, komik, iç burkucuanları bir araya getirdi. Sonuç, günlük hayatın evrenselliğini anlatan, tuhaf olduğukadar göz alıcı bir kolaj, 21. yüzyıl yaşamının nasıl olduğunu gösteren, uzunmetrajlı, müthiş “röntgenci” bir film.
           AŞKINFORMÜLÜ YOK / SIMPLE SIMON / Andreas Öhman
İsveç’in Oscar adayı olan Aşkın Formülü Yok, gençyetenek Andreas Öhman’ın yönetmenliğini yaptığı üçüncü filmi. Filmin kahramanı,abisi Sam kız arkadaşı tarafından terk edilince dünyası altüst olan, Aspergersendromundan muzdarip Simon adında 18 yaşındaki bir genç. Hastalığı nedeniyleaşk ve duygu hakkında bir şey bilmeyen Simon, parlak zekâsını kullanaraktamamen bilimsel yöntemlerle abisi Sam’e yeni bir sevgili bulmayı kendine görevediniyor.

           GÖKTENBİR UYDU DÜŞTÜ / LE SKYLAB / Julie Delpy
Oyuncu, senaryo yazarı, yönetmen ve şarkıcı JulieDelpy, 2007 yılında büyük ilgi gören
Two Days in Paris / Paris’te İki Gün ve The Countess /Kontes’in ardından son filmi
Gökten Bir Uydu Düştü ile Filmekimi’ne konuk oluyor. Delpy, filmin başrolünü de üstleniyor. Filminöyküsü 1979’da, babaannelerinin doğumgününü kutlamak için Fransa’nın Brittannybölgesindeki bir evde, yaz tatili sırasında bir araya gelen geniş bir aileniniki gününe odaklanıyor. Gökten Bir Uydu Düştü, eğlenceli, insanın içini ısıtan,bir aileyi üç nesil boyunca izleyen dokunaklı bir komedi.
           UYUYANGÜZEL / SLEEPING BEAUTY / Julia Leigh
Avustralyalı roman ve senaryo yazarı, yönetmen JuliaLeigh’in kendi romanından beyazperdeye uyarladığı Uyuyan Güzel, “tuhaf bircinsel kâbus” olarak tanımlandı. Filmin kahramanı, okul masraflarını karşılamakiçin tıbbi denek olmaktan arada bir fahişeliğe kadar çeşitli işlere girip çıkanLucy. Uyuyan Güzel, Cannes jürisinde yer alan Jane Campion’ın sözleriyle“varoluşçu sinemanın çağdaş bir örneği, yürek yakan, korkutucu, şaşırtıcı vegüzel bir film”.
           KahkahaDolu Bir Animasyon:         
HIRSIZ KEDİ PARİS’TE / A CAT IN PARIS/ Jean-LoupFelicioli & Alain Gagnol
Kukla canlandırmacısı ve grafik tasarımcı Jean-LoupFelicioli ile Alain Gagnol’un yönetmenliğini yaptığı Hırsız Kedi Paris’tesinemaseverleri çocukluklarına götürecek sımsıcak, kahkaha dolu bir animasyon…Film, başroldeki kedi Dino’nun gündüzleri sahibi Zoé, geceleriyse Paris’in arkasokaklarında meşhur hırsız kedi Nico arasında birbirinden apayrı ikilidünyasında geçiyor. Le Monde gazetesinin “bir müzik ve renk senfonisi” olaraknitelendirdiği, kara filmlerden esinlenen, ilk gösterimini Berlin FilmFestivali’nde yapan Hırsız Kedi Paris’te, caz esintileri taşıyanmüzikleriyle de dikkat çekiyor
Ünlü Oyuncu Kevin Spacey ile Oscarlı yönetmen Sam Mendes ortaklığının son ürünü, William Shakespeare’in 3. Richard, İstanbul Tiyatro Festivali’nde sahnelenecek.
Mendes ve Spacey, bilindiği gibi 2009 yapımı American Güzeli filminde birlikte çalışmışlardı. Mendes’in yönettiği oyunda 3. Richard’ı oynayan Spacey performansıyla göz doldururken, Amerika ve İngiltere’deki temsillerde biletleri tükenmesiyle yankı yaptı.
Spacey dışında kadrosunda Maureen Anderman, Chuk Iwuji, Gemma Jones, Chandler Williams ve Haydn Gwynne’in de yer aldığı 3 saat 15 dakikalık oyun, İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın düzenleyeceği İstanbul Tiyatro Festivali’nde sahnelenecek.


Adana Büyükşehir Belediyesi tarafından 17 – 25 Eylül tarihleri arasında yapılacak 18. Uluslararası Altın Koza Film Festivali kapsamında yeralan Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nın jüri başkanlığını bu yıl Derviş Zaim üstleniyor.

“Filler ve Çimen’, “Cenneti Beklerken” ve “Nokta” isimli yapıtları önceki yıllarda düzenlenen Altın Koza Film Festivallerinden ödüllerle dönen yönetmen,  ülkemizdeki diğer festivallerden de çeşitli tarihlerde En İyi Yönetmen ve En İyi Film ödülleri kazandı. Aynı zamanda verdiği derslerle ülkemiz sinemasına yeni isimler kazandırılması için emek harcayan Derviş Zaim, dünyada da son dönem Türk Sineması’nın en özgün yönetmenlerinden biri olarak kabul ediliyor.


Zaim, İstanbul Film Festivalinde “Filler ve Çimen” ile FIPRECSI Ödülü’ne, Venedik Film Festivalinde “Çamur” adlı filmiyle UNESCO Ödülü’ne, “Nokta” ile Kahire Film Festivalinde En İyi Dijital Film Ödülü’ne ve Montpeiller Film Festivali’nde En İyi Müzik Ödülü’ne layık görüldü. Boston Türk Filmleri Festivali ise yönetmene, Türk Sinemasına yaptığı katkılardan dolayı “Türk Sinemasında Mükemmellik Ödülü” vermişti.
Adana Büyükşehir Belediyesi 18. Uluslararası Altın Koza Film Festivali kapsamında yönetmenin filmlerinden oluşan bir seçki izleyicilerle buluşacak ve Derviş Zaim sinemasıyla ilgili bir kitap de hazırlanacak.
Son bir yıl içinde çekilen Türk filmlerinin başvurabileceği yarışmada Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nın jüri üyeleri, yarışmaya kabul edilecek toplam 12 filmi değerlendirilecek. Ödüller 24 Eylül 2011 Cumartesi gecesi yapılacak Ödül Töreni ile sahiplerini bulacak.


Artık sinemaseverler dergi almak, gazete okumak yerine blog sayfalarında geziniyor. Hem ortak zevklere sahip fikirleri okuyor, hem de onların tavsiyesiyle yeni şeyler keşfediyorlar. Mutlaka takip ettiğiniz sinema blogları vardır. Her birinde türlerine göre sıralı filmler, vizyona endeksli olmayan konular başta olmak üzere lafı eveleyip gevelemeden iyi yada kötü diye ayırt ederek keşfedilmeyi bekleyen filmler yer alıyor. Üstelik gayet samimi ve okura daha yakın yazılar bunlar. 2006’dan bu yana benimde bir sinema blogum mevcut. Kayıp Bakışlar Koleksiyoncusu adıyla http://bodakedi.blogspot.com adresinde ikamet etmekte ve kendi çapında bir izleyici kitlesine sahip. Adresin sinemayla alakası olmaması sebebiyle biraz daha zor ulaşılmakta ama diziler ve filmler başta olmak üzere yazdığım herşeyi ihtiva ediyor. Bunu belirtmemin sebebi içerden gözlem yapmak, onu da belirteyim…

Sinema blogları gün geçtikçe güçleniyor ve kitlesi büyüyor. Birde aralarındaki paslaşmalar dolayısıyla geniş bir hazine konumunda. Tamamen gönüllülük esasıyla ticari hiçbir olgu taşımayan blogların yükselişi, tüm bunlara rağmen görmezden geliniyor ki, derdimiz de tam olarak bu…

Sinema Blogları, hiç ciddiye alınmıyor değil. Bültenler, haberler düzenli şekilde ulaştırılıyor. Orda sorun yok… Ama iş festivallere gelince ses seda kesiliyor. Bir reklam faaliyeti olarak bloglardan eti sütü ne varsa faydalanan sektör, söz konusu festival olunca üç maymunları oynuyor. İlginç olan ise o festivallerin duyurularının yine bloglar tarafından yapılması. İstanbul Film Festivali 30. Kez düzenleniyor ama basın davetlileri içinde blogger barındırmıyor. Sadece o değil hiçbir film festivalinde blogcu kaale alınıp davet edilmiyor. İş duyuru olunca ne kadar çok yerde yayınlanırsa o kadar iyi şekilde yüksek pr’lar için başvurulan blogçular festival konuğu olamıyorlar nedense… Peki kimler var… Gazeteleri temsilen isimler, dergilerde yazanlar ve TV’de program yapanlar. Blogcuların onlardan bir farkı var mı? Elbette yok… Peki neden yoklar? Cevap yok…

Blogcular davet edilse ne olacak… Farkındalık yaratacak, renk katacaklar. Giderek yükselen bir mecra ve yüksek okunma oranıyla tamamen özgür kalemler olsalar da blogculara tek bir gözle bakılıyor… Dünkü çocuklar… Kimlikleri meçhul, üç beş film izleyip kendilerini sinema eleştirmeni sanan tipler oalarak görülüyor… Ama öyle değil. Biraz araştırınca ben uzmanım diyenin bile bilmediği şeyleri öğreneceği bloglara, yazılara ulaşmak hiçde zor değil. Kaynaklık edebilecek çok yazı mevcut blog dünyasında…

Festivallere katılım konusunda tespit yapalım… Katılanlar ne yapıyor. Sürekli film izlemekten ve hepsini izlemeye çalışmaktan helak olup iki satır yazabiliyorlar… Dönüp bakın bundan önceki festivallerde ne olduğuna. Basılı sinema dergilerimiz festivalin seçkisini verip, iki satırla filmlere değiniyor hepsi o… Sonrasında bir festival değerlendirmesi falan görmek mümkün değil. Geniş konuk pastasından faydalanıp sonraki sayıları için röportaj yapmaktan başka bir işe de yaramıyorlar. Bunun yanında hiçbir festival hakkında bu konuk kitlesinin herhangi bir olumsuz cümlesini görmekte mümkün değil… Hal böyle olunca festivallere basın takipçisi olmak alan memnun, satan memnun ilişkisine dönüyor. Ortada eleştiri de yok…

Peki Blogcular katılırsa ne değişecek… Blogların taşıdığı özgür ruh sebebiyle isyan edecekler, kötüyü eleştirecekler, kimi şeylere isyan edecekler. Elbette bu festival komitelerinin hoşuna gitmiyor. Bu yüzden de blogcular görmezden geliniyor.

Blogculardan reklam panosu gibi faydalan ama iş festivale davet edilmek olduğunda görmezden gel düsturu değişmeli bir an önce. Sürekli okurlar bilirler, bu köşede sürekli hiçbir kaygı taşımadan festivallerdeki sorunları, yapı bozukluklarını dile getiriyorum. Kendimi anlatmama gerek yok. Festivallere basın takipçisi olmak söz konusu olduğunda oluşan durum şu… Dergi kanalıyla başvuru yaptığımda derhal cevap alıp, ilgi ve alakayla karşılanırken, blogcu olarak başvuru yaptığımda cevap gelmesi bile mucize. Ben aynı ben ama dergi editörüyken buyrun, hoşgeldiniz… Blogcu kimliğiyle, pardon siz kimsiniz… Bu standartların bir an önce değişmesi gerekiyor…

Film Festivalleri; duyurularında, reklamlarında faydalandığı blogcuları sonra bir kenara fırlatarak hiçbir şey kazanmıyor. Bırakın artık festivali sokağa indirdik, şehri filmle doldurduk klişelerini… Festivali okurlarına getirin… Bundan kazanacak olan da yine sizsiniz… Çünkü blogcu filmleri izler izlemez hemen sayfasına koşacak, ne varsa yazacak hemde günübirlik. Okurun festival ruhunu hissetmesini sağlayacak… Reklamsa daha büyük reklam işte, daha ne olsun…

Sinema bloglarının festivaller başlayana kadar kullanılıp, sonra bir kenara atılmasının, etinden sütünden faydalanılmasının bir sonu gelir umarım. Herkesin görmezden geldiği blog gerçeği büyümeye devam ederken unutulmamalı ki, gelecek o sayfalardan okunacak…

Sinemalife’ın Mayıs sayısında yayınlanmıştır…


İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından AKBANK sponsorluğunda düzenlenen İstanbul Film Festivali bu yıl 30. yaşını kutluyor. 2-17 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirilecek festival, sinemalardan önce geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi bu yıl da önce okullarda başlıyor.
AKBANK sponsorluğunda gerçekleştirilen 30. İstanbul Film Festivali, heyecanını festival başlamadan okullara taşıyor. Festival kapsamında geçen yıl Akbank Galaları bölümünde gösterilen Todd Solondz’un yönettiği Savaş Sırasında Yaşam ve Noah Baumbach’ın yönettiği Greenberg adlı filmler, İstanbul’daki 14 üniversite ve 3 lisenin öğrencileriyle buluşacak. Ücretsiz olarak gerçekleştirilecek film gösterimlerinden önce öğrencilere İstanbul Film Festivali programıyla ilgili bilgi de verilecek.


Film gösterimleri bugün saat 13.30’da Doğuş Üniversitesi’nde başlıyor. 30 Mart Perşembe gününe kadar sürecek gösterimler, aralarında Bilgi, Boğaziçi, Galatasaray, İstanbul, İstanbul Teknik, Kadir Has, Mimar Sinan ve Sabancı Üniversiteleri’nin de bulunduğu 14 üniversitenin yanı sıra İstanbul Lisesi, Üsküdar Amerikan Lisesi ve Robert Kolej’de ücretsiz olarak gerçekleştirilecek. “Festivalden Önce Okullardayız” gösterimlerinin detaylı programını aşağıda bulabilirsiniz.
“Festivalden Önce Okullardayız” gösterimleri kapsamında İstanbul Film Festivali Direktörü Azize Tan, 10 Mart Perşembe günü Boğaziçi Üniversitesi’nde yer alan Mithat Alam Film Merkezi’ne konuk olacak. Saat 16.00’da başlayacak söyleşide Azize Tan, İstanbul Film Festivali programında yer alan filmler ve 30. yıl yenilikleri hakkında bilgi vererek öğrencilerin sorularını cevaplayacak.

PasoFilm! kartıyla öğrenciler, festivalde bu yıl yine avantajlı!
İstanbul Film Festivali’nden öğrencilere bir avantaj daha! Üniversite ve lise öğrencilerine festival boyunca avantajlar sağlayacak PasoFilm! kartı 7 Mart Pazartesi gününden itibaren İKSV’den ve “Festivalden Önce Okullardayız gösterimlerinin yapılacağı üniversitelerdeki İKSV stantlarından, 20 TL karşılığında temin edilebilecek.
PasoFilm! kartıyla öğrenciler, festival biletlerinin genel satışı başlamadan, öncelikli bilet alımı yapabilecekler. İzlemek istedikleri filmlerin biletlerini, 18 Mart Cuma günü, 10.00-19.00 saatleri arasında Beyoğlu Sineması’ndan, biletler tükenmeden alabilecekler. Öğrenciler PasoFilm! kartlarıyla ayrıca hafta içi gündüz seanslarından birine davetiyeyle girme hakkı kazanacak, festivali kitapçığına ücretsiz sahip olacak ve festival buluşma noktalarında festival süresince indirim kazanacaklar.

Tarih
Okul
Salon
Saat
Film
7 Mart Pazartesi
Doğuş Üniversitesi
Avni Akyol Amfisi
13.30
Savaş Sırasında Yaşam
8 Mart Salı
Maltepe Üniversitesi
İletişim Fakültesi Amfisi
10.00
Savaş Sırasında Yaşam
9 Mart Çarşamba
Bilgi Üniversitesi
Dolapdere Sinema Salonu
12.00
Savaş Sırasında Yaşam
9 Mart Çarşamba
Bilgi Üniversitesi
Dolapdere Sinema Salonu
14.00
Greenberg
10 Mart Perşembe
Boğaziçi Üniversitesi
Mithat Alam Film Merkezi
16.00
Azize Tan’la söyleşi
11 Mart Cuma
Kültür Üniversitesi
Önder Öztunalı Konferans Salonu
13.00
Savaş Sırasında Yaşam
11 Mart Cuma
Kültür Üniversitesi
Önder Öztunalı Konferans Salonu
15.00
Greenberg
14 Mart Pazartesi
Kadir Has Üniversitesi
D Blok Sinema B
12.30
Savaş Sırasında Yaşam
14 Mart Pazartesi
Kadir Has Üniversitesi
D Blok Sinema B
14.30
Greenberg
15 Mart Salı
Galatasaray Üniversitesi
Cep Sineması
11.00
Savaş Sırasında Yaşam
15 Mart Salı
Galatasaray Üniversitesi
Cep Sineması
13.30
Greenberg
17 Mart Perşembe
Robert Kolej
Konferans Salonu
15.30
Savaş Sırasında Yaşam
18 Mart Cuma
İstanbul Teknik Üniversitesi
Ayazağa KSB Oditoryumu
11.00
Savaş Sırasında Yaşam
18 Mart Cuma
İstanbul Teknik Üniversitesi
Ayazağa KSB Oditoryumu
13.00
Greenberg
21 Mart Pazartesi
Yeditepe Üniversitesi
Cep Sineması
11.00
Savaş Sırasında Yaşam
21 Mart Pazartesi
Yeditepe Üniversitesi
Cep Sineması
13.00
Greenberg
23 Mart Çarşamba
Sabancı Üniversitesi
Sinema Salonu
13.00
Savaş Sırasında Yaşam
23 Mart Çarşamba
Sabancı Üniversitesi
Sinema Salonu
15.00
Greenberg
24 Mart Perşembe
Mimar Sinan Üniversitesi
Sedat Hakkı Eldem Oditoryumu
11.00
Savaş Sırasında Yaşam
24 Mart Perşembe
Mimar Sinan Üniversitesi
Sedat Hakkı Eldem Oditoryumu
13.30
Greenberg
25 Mart Cuma
Bahçeşehir Üniversitesi
Fazıl Say Konferans Salonu
13.00
Savaş Sırasında Yaşam
25 Mart Cuma
Bahçeşehir Üniversitesi
Fazıl Say Konferans Salonu
15.30
Greenberg
28 Mart Pazartesi
İstanbul Üniversitesi/Avcılar
İşletme Fakültesi Salonu
11.00
Savaş Sırasında Yaşam
28 Mart Pazartesi
İstanbul Üniversitesi/Avcılar
İşletme Fakültesi Salonu
13.00
Greenberg
29 Mart Salı
İstanbul Üniversitesi/Beyazıt
İletişim Fakültesi Salonu
11.00
Savaş Sırasında Yaşam
29 Mart Salı
İstanbul Üniversitesi/Beyazıt
İletişim Fakültesi Salonu
13.00
Greenberg
30 Mart Çarşamba
İstanbul Lisesi
Konferans Salonu
13.00
Savaş Sırasında Yaşam
31 Mart Perşembe
Beykent Üniversitesi
Konferans Salonu
12.00
Savaş Sırasında Yaşam
31 Mart Perşembe
Beykent Üniversitesi
Konferans Salonu
14.00
Greenberg