‘Dennis Dugan’ Kategorisi için Arşiv



Just Go With/Hayatım Yalan!‘ın merkezinde, dikkatsizce söylediği bir yalanla kontrolü elinden kaçıran bir adam var. Adam Sandler, ”Filmin başında, karakterim, Danny, evlenecekken kalbi kırılıyor,” diyor. “Kalbinin kırıldığı günün gecesinde yüzük parmağında kalıyor ve bir genç kadın, evli ve zararsız olduğunu, başka erkeklerin yapmaya çalıştığı şeyleri yapmayacağını düşündüğü için ona iyi davranıyor. Danny’nin kafasında bir ampul yanıyor.” 
Yüzük, Danny’nin kalbinin kırılmasını önlemek için kullandığı numarası haline gelir: kadınlar onun bağlanmayacağını düşünürler; bir bağ olmadıktan sonra, kimse –özellikle Danny— incinmeyecektir. Ama Palmer’a (Brooklyn Decker), hayallerinin kızına rastladığında, yalanları peşini bırakmaz—Palmer, Danny’nin evli olduğunu sanmaktadır. Danny her şeyi itiraf etmek yerine, daha da karmaşık bir ağ örmeye karar verir; numaradan boşanabileceği sahte bir eş icat eder –bu rolü uzun zamandır kahrını çeken asistanı Katherine (Jennifer Aniston) oynayacaktır; böylece Palmer’la arasındaki engelleri temizleyebilecektir.
Katherine gibi geçinmeye ve iki çocuğuna bakmaya çalışan bekâr bir anne, nasıl olur da Danny’nin akıl almaz planlarına dahil olur? Aniston “Adamdan yorulmuş,” diyor. “Danny’nin kendi yalanlar ağından kurtulması için yardım etmesi gerektiğini hissediyor, tüm bu olanları onaylamasa bile. İşe karıştığında, ‘Hangi akla hizmet bulaştım?’ diye düşündüğünü görebiliyorsunuz.”
Ancak yardım edecektir çünkü Danny ve Katherine eşsiz bir ilişkiye sahiptir. Aniston “Birlikte çalışıyorlar ve araları çok iyi– Katherine, Danny’yi çok komik buluyor ve onu önemsediği belli; Danny başka herkese yalan söylese de, Katherine’e daima doğruyu söylüyor. Katherine, Danny’nin gerçekte nasıl biri olduğunu bilen tek kişi,” diyor. Elinde olmadan ondan hoşlanıyor, bazen bir domuz gibi davrandığını düşünse bile.” Danny yüzük oyununu oynamaktan yorulduğu ve Palmer’la bir hayat kurmak istediği konusunda Katherine’i ikna ettiğinde, Katherine her iyi dostun yapacağını yapar ve yardıma koşar.
Ama bu sadece başlangıçtır– Danny ile Katherine bu oyunu sürdürmeye çalışırken, yalan büyüdükçe büyür. Yönetmen Dennis Dugan, “Her yalan domino etkisi yaratır,” diyor. Dugan en son Sandler’ı, 260 milyon doları aşan gişe hasılatıyla yıldızın dünya çapında şimdiye kadarki en büyük başarısı olan Grown Ups/Büyükler‘ filmini yönetmişti.
Katherine daha farkına varamadan, çocukları Maggie ve Michael yalana dahil olurlar ancak ikna olmaları için biraz daha çaba sarf etmek gerekmektedir… özellikle Michael, bunu Danny’ye karşı avantaj sağlamanın bir yolu olarak gördüğünde. Ne oluyoruz demeye kalmadan, Danny sahte karısıyla, sahte çocuklarıyla, sahte karısının sahte erkek arkadaşı rolünü oynayan gerçek kuzeniyle Hawaii yolunu tutmuştur bile—hepsi, Palmer’a doğru düzgün bir erkek olduğunu kanıtlamak içindir.
Danny’nin arzularının hedefi, herkesin başını döndürecek biri—okul öğretmeni Palmer Dodge rolünü, beyazperdede ilk kez görünen Brooklyn Decker canlandırıyor. Geçen yılın Sports Illustrated bikini sayısının kapak kızı olan Palmer’a baktığınızda, Danny gibi birinin ona neden kapılacağını anlamak kolay oluyor (Tabii ki eğlenceli ve etkileyici bir kadın olduğundan). “Palmer gerçekten tatlı bir kız; saf, merhametli ve umut dolu bir matematik öğretmeni. Adam’ın karakteri Danny’ye aşık oluyor, Danny de bu kızın hayatının kadını olabileceğini düşünüyor. Böylece düzgün biri olduğu konusunda Palmer’ı ikna etmek için kendi yalanlarından oluşan karmaşık bir ağa yakalanıyor.”
Geçen yılın Bikini sayısı piyasaya çıktığında, Decker seçmelere katıldı ve Sandler’ın düşündüğü adaylar arasındaydı. “Tam bir kasırgaydı,” diye anımsıyor.  Derginin tanıtımını yaparken, “o hafta telefon edip Adam, Jen, Nicole ve Nick’le birlikte bir okuma provasına katılıp katılamayacağımı sordular—kabul ettim ve aynı akşam Adam telefon edip ‘Kızım, rolü istiyorsan senindir,’ dedi.”
Dugan, Decker’ın daha deneyimli rol arkadaşlarının yanında ezilmediğini söylüyor. “İnanılmaz derecede güzel olduğu belli ama rol yapma konusunda doğal bir yeteneğe de sahip,” diyor Dugan. “Çok tatlı biri ve iyi bir aktris.”
Decker’ın rol arkadaşı Nick Swardson, “Oyunculuk onun için çok zahmetsiz bir iş,” diyor.   “Çok komik, doğal, çekici, gerçek. Hiçbir yapay yanı yok—performansı çok içten.”
İlk filmi için böyle önemli bir rol oynamak göz korkutucu olsa da, Decker daha iyi bir set ortamı isteyemeyeceğini söylüyor. “Mahalledeki yeni çocuğum ve etrafım şahane insanlarla çevrilmiş durumda; hepsi beni teşvik ettiler ve seti neşeli bir hale getirmek için ellerinden geleni yaptılar.  Herkes çok yetenekliydi– herkes eğlenceliydi– kendimi böyle harika koşullar altında sınamak benim için gerçek bir fırsat oldu”
Elbette ki her şey ciddi çalışma saatlerinden ibaret değildi. Çocuklar birbirlerine şakalar ve espriler yapıyor, bütün gün gülüyorlardı. Çok eğlenceli bir çalışma ortamıydı.”
Decker da kendine göre bir şaka yaptı– ama pek de iyi sonuç alamadı..  “Telefonumda gaz çıkarma uygulaması vardı– düğmeye basıyorsun ve o berbat ses çıkıyor,” diyor Decker.  “Adam’la yatakta olduğumuz bir sahne çekiyorduk– ortam çok sessizdi ve kamera hareketleri çok yavaştı. Telefonu yastığın altına saklamıştım, Adam’la öpüştüm ve kamera üzerimize gelirken gaz çıkarma uygulamasını çalıştırmayı planlıyordum. Yaptım ama zar zor duydu. Karnımın guruldadığını sandı ve sadece ‘Pekâlâ, tekrar çekelim,’ dedi. Şakam böylece başarısız oldu.”
Hawaii’ye gittiklerinde, yalan yalan üstüne binmeye başla: Katherine yurt yıllarından eski bir düşmanına (Nicole Kidman) rastlayınca, kendine sahte bir yaşam uydurarak, Danny’yle evli olduğunu söyler.
Kidman canlandırdığı karakteri, Katherine’in üniversitedeki başdüşmanı, Devlin’i şöyle anlatıyor:  “Gösteriş meraklısı ve rekabetçi biri; bu da onu acımasız kılıyor. Yaptığı her şeyin ardında, kendine karşı duyduğu derin güvensizlik var. 
Kidman bir komedyen olmadığını kabul ederek “o yüzden böyle bir şey yapmak benim için alışılmamış bir durumdu,” diyor. Yine de, hiçbir oyuncu telefon edip rol teklif eden Sandler’ı kolay kolay reddedemezdi. “Beni arayıp ‘Bak, çok uçuk kaçık bir karakter var; onu canlandırmak ister misin?’ diye sordu. Filmlerine hep bayılmışımdır, 20 yıl önce ‘Saturday Night Live’da onunla birlikte çalıştığımda harika biri olduğunu düşünmüştüm, o nedenle böyle bir teklif almak güzeldi. Komedilerde yer almayı seviyorum ama bu tip filmlerde rol almak için çok sık teklif gelmiyor. To Die For/Sonsuz İhtiras‘ı çekeli çok uzun yıllar oldu ama o bir kara komediydi; o nedenle sinir bozucu bir rolde oynamamın teklif edilmesi harikaydı.”
Uçuk kaçık komedi, Kidman’ın çeşitli sahnelerde kendini göstermesine olanak sağladı– örneğin, Devlin’in aşırı rekabetçi doğasının ortaya çıktığı bir hula yarışması. Sonuç, Devlin için kabul edilemezdi: “Berabere bitmesinden nefret ediyor,” diyor Kidman, “o yüzden, kazananı belirlemek için ellerimizi kullanmadan bir Hindistan cevizini vücudumuzda gezdirmemiz gerekiyor. Çok salakçaydı—eğlenceli oldu.”
Ancak Kidman’a göre en büyük fark, bir Sandler filminin setindeki ılımlı atmosfer. “Setin ne kadar rahat olduğuna inanamıyorum. Herkesin çok ciddi olmaya mecbur olduğu setlerde çalışmaya alıştım. Eğlenebildiğin bir şey üzerinde çalşmak benim için inanılmaz oldu.  Bir film çekiyormuş gibi hissetmiyorsunuz; sadece arkadaşlarınızla takılıyormuş gibisiniz; hayatımın bu aşamasında, sadece eğlenmek istiyorum.”
Devlin’in kocasını, müzisyen Dave Matthews canlandırıyor.  Kidman, “Dave’le birlikte çalışmak harika; eğlenceli ve eşsiz biri” diyor.
Sandler’ın I Now Pronounce You Chuck & Larry/Damadı Öpebilirsin ve You Don’t Mess with the Zohan/Zohan’a Bulaşma gibi filmlerinde konuk oyuncu olarak yer alan Matthews, yardımcı oyunculuk mertebesine geçiyor— üstelik, Kidman’ın kocasını canlandırmayı kim istemez?
           
Sandler, eski dostu olan müzisyene rolü verme konusunda “Bunu hak etti,” diyor. “Adam deli gibi komik.”
Kidman’ın karşısında rol yapmak göz korkutucu olabilir ama Matthews, Kidman’ın her yanıyla bir aktris olmasına rağmen, aynı zamanda çok eğlenceli biri olduğunu söylüyor.  “Ne iyi bir kız,” diyor.  “Bariz bir güce sahip– eğlenceli bir komedide oynarken bile, baş döndürüyor.  Gelip benim, bu sırtı kıllarla kaplı hayvanın yanında durdu ve oyuna dahil oldu..  Ama galiba onu Nicole Kidman yapan şey de bu.”
Ian Maxtone-Jones karakterini canlandıran Matthews, rolünü şöyle anlatıyor: “Muhteşem biri olduğunu düşünüyor. Korkunç bir zekâsı var ve bunu kullanmaktan korkmuyor. Kendisinden daha az kalifiye insanlarla iletişim kurmak zorunda kalmak biraz canını sıkıyor.” 
Matthews, oyunculuğun alışkın olmadığı bir şey olduğunu kabul ediyor ama sorun yok, müzik de öyle. “Yaptığım pek çok şey konusunda kendime güvenmiyorum. Kendinizi rahat hissetmediğiniz şeyler yapmak iyi bir şey. Müzikte bile o kadar rahat değilim, bu konuda hâlâ iyi miyim diye düşünüyorum ama bu sağlıklı bir şey, değil mi? Kendimi bir şeylerle sınamayı hep sevmişimdir. Müzik ve oyunculuk bana çok da farklı gelmiyor.” Müzik Matthews için iyi sonuç verdi; ismini verdiği grup, son on yıldır Kuzey Amerika’nın en popüler canlı müzik gösterisini sunuyor.
Dugan, “Bir stadyum dolusu kalabalığa konser veren bu adam sahnesini çekerken ‘Çok heyecanlıyım!’ dedi” diye hatırlıyor. “Ben de ‘Dave, süpersin. Bir stadı hınca hınç dolduracak güçtesin. Onun yanında bu bir şey değil, oyunculara bak ve konuş’ dedim. Daha normal, uçuk bir karakter yerine düzgün bir insanı oynuyor; o yüzden daha öncekinden daha savunmasız olması gerekiyordu.ama harika iş çıkardı. Çok komik ve eğlenceli biri– sahnesi olmadığında bile sette takılıyor.”  
Bailee Madison ve Griffin Gluck, Katherine’’in gerçek (ve Danny’nin sahte) çocuklarını oynuyor. “Karakterim bir aktris olmak istiyor– ana hedefi bu– o yüzden sürekli aksanlı konuşmaya çalışıyor,” diyor Madison.  Doğal olarak, Danny’nin çocuğu rolünü oynamayı bir oyunculuk fırsatı olarak görüyor–  böylece Danny sahte bir çocuk istediğinde, Maggie Kiki oluveriyor.  “Kiki’yi canlandıracağı için çok heyecanlı– Cockney aksanı kullanmaya başlıyor.  Bu bir oyuncunun canlandırabileceği en sıkı rollerden biri; çünkü aynı filmde iki farklı insan oluyorsunuz.” 
                                                                                          
Hawaii bırakın çocukları, yetişkinler için de kesinlikle bir oyun alanı oluşturdu. “Seti aslında iş gibi görmedik,” diyor Madison.  “Bir gün, bir sahne için yüzme havuzunda üç saat geçirdik– buna çalışmak denmez.  Üstelik, Hawaii’deydik. Bu film için kanoya ve ata binmeyi öğrendik. Çok eğlenceliydi.”
Sanatın taklit ettiği anlardan birinde, Madison filmdeki Michael gibi şunu itiraf ediyor: “Anneme küçüklüğümden beri beni Hawaii’ye, yunuslarla yüzmeye götürmesini istiyordum. Senaryoyu okuduğumda yunusları, Hawaii’yi gördüm ve çok heyecanlandım. O kadar eğlenceliydi ki…”
Maggie’nin kardeşi Michael/Bart’ı is Griffin Gluck canlandırıyor.  “Karakterim çok utangaç. Kendi kabuğuna çekilmiş. Fazla konuşmuyor ama oyunbaz biri ve film ilerlerken kabuğundan çıkıyor.”
Sette saatler geçiren Madison ve Gluck, doğal olarak iki kardeş gibi oldu. Madison “Griffin harika.  Her günümüzü su kaydıraklarında ve at sırtında geçirdik. Sürekli birlikteydik,” diyor. “Onu küçük kardeşim gibi gördüm, çok iyi bir çocuk. Sürekli şakalaşıp durduk.”
Gluck, “Birlikte su kaydırağından kaydık, ata bindik, kanoyla yüzdük, dalış yaptık. Yunuslar, kano, şelaleler…”
Jennifer Aniston annenizmiş ve Adam Sandler babanızmış gibi davranmak nasıl bir şey?  “Sete gidip çok şey öğrenebildiğiniz bu inanılmaz ve nazik aktrisi örnek almak harika bir şey. Bir anne gibi. Her şeyin yolunda olduğundan emin oluyor, komik biri ve çok iyi bir oyuncu. Onunla birlikte çalışmak büyük zevkti.”
“Adam çok komik biri,” dyor Gluck.  “Onunla çalışmak çok güzel. Birbirimize şaka yapıp durduk.”
Tüm aileye hitap edecek bir film yapmak için, sette de bu havanın ve ruhun oluşması gerekiyordu– dizginleri ele alan Madison ve Gluck, “Küfür Kovası”nı devreye soktular. Gluck, “Dekor birimindenTim Wiles – bizim taktığımız adıyla Ayıcık, harika biri– bizim için bir küfür kovası yaptı” diye açıklıyor. 
Madison devam ediyor: “Etrafta dolaşıp pekâlâ, küfür ettin, beş dolar borçlusun demek çok eğlenceliydi. Sürekli çizelgeler hazırlayıp tüm hesapların doğru olmasını sağlarken küçük işadamlarına benzedik.” 
Gluck şunları ekliyor: “Nick Swardson yarım saat içinde bize 145 dolar borçlandı. En büyük “altı harfli”olan küfrün cezası 10 dolar.” 
Madison devam ediyor, “Geri kalan küfürler 5 dolar.  Elde ettiğimiz 1780 dolar hayır işlerine bağışlanacak.”
Nick Swardson, yalanların ortasında kalan ve kısa sürede Katherine’in sahte sevgilisi Dolph Lundgren (o Dolph Lundgren değil) rolüne bürünen, Danny’nin kuzeni Eddie rolünde kadroyu tamamlıyor.
Swardson “Bu işin içine bedava Hawaii tatili için ve belki de Jennifer’ın karakteriyle bir şansı olur diye çıkıyor,” diyor. “Alternatif bir kişilik benimsiyor ama işler plana uygun gitmiyor– Hawaii’ye geldiğinde Avusturya’daki geçmişi ve yaptığı iş hakkında bir sürü soruyla karşılaşıyor. Uydurabildiği tek şey, internetten koyun alım satımı yaptığı.”
                                               
Swardson birkaç filmde Sandler’la birlikte çalıştı.  Sandler “O eğlenceli biri. Perdede kendini koyveriyor, biz de onu kontrol altında tutmaya çalışıyoruz. “Aniston bunu başardı. O güzel mavi gözleriyle baktığında, Swardson ‘Sakin olmam gerek’ diyor. Aniston da başını sallayıp ‘Yeter’ diyor.” 
Aniston gülerek, “Tam Godfather/Baba gibiydi” diye ekliyor. Ama elbette, Aniston da bir Nick Swardson hayranı.  “O artık en sevdiğim kişi– prova okumasında, kahkahalarımı tutamadım.”

Reklamlar

Zohan’a bulaşma, filme de ilişme!

Senaristler Adam Sandler, Robert Smigel (Triumph the Insult Comic Dog) ve Judd Apatow’un (Knocked Up) kaleme aldığı komedi “Zohan’a Bulaşma”da, Sandler, hayallerinin peşinden gidip New York’ta kuaför olabilmek için kendini ölmüş gibi gösteren İsrailli üstün komando Zohan’ı canlandırıyor. Zohan teröristlere karşı savaştığı yaşamını geride bırakmak istese de, çok geçmeden insanın köklerinden kurtulmasının o kadar kolay olmadığını anlar. Ne var ki, onu alt etmeye çalışan eski ve yeni düşmanları da şunu öğrenir: Zohan’a bulaşılmaz.

Hayli absürd bir açılış sahnesi ile bir kumsal açılan film, rocky göndermesi ile sempatik durduğu kısa birkaç an haricinde sürekli antipatik durmayı seçen bir yapım. Ortadoğu ülkeleri ile ilgili bilgisi olmayan, 11 Eylül sonrasında da yaptığı terörist genellemesiyle sıcak bakmayan Amerikan halkına kör gözüm parmağına bir komediye imza atma çabası hakim.
Öyle ki, başkarakterimiz Zohan’ın neden kuaför olmak istediği meçhul. Bu isteği sırasında yumuşamış olsa daha komik olabilecekken sapına kadar erkek tabirini abartıp, sapından fazla erkek modeli yaratarak sürekli cinsel organ ve cinsel iştah (Yada iştahsızlık) esprileri ile sıradanlaşmayı tercih ediyor.
Filmin ortalarından itibaren Sandler’in tetiklediği öykünün “New York’ta Ortadoğulu olmak” anafikrine sahip olduğunu anlayıveriyorsunuz. Ama Sandler, günümüzde oyuncuların rolleri için bile içerden baktığı küçük profillerin aksine, koca bir fotoğraf yanında duruyorken elinin tersiyle itip kulaktan dolma bilgilerle doldurmayı tercih ediyor filmini.
Bu anlamda da Humus ve bölgeye özel içecekleri sıkça (neredeyse gına getirecek kadar) kullanıyor. Hep dışarıdan kulaktan dolma bilgilerle atılan adımlar belli bir süre sonra bayağılaşmaya gidiyor kaçınılmaz olarak. Bu kadar seviyesiz ve gösterişçi davranması ile de inandırıcılığını kaybedip, vermeye çalıştığı ana mesajını seyirciye ıskalatmış oluyor.
Arapların idolü olarak neden Mariah Carey’in seçildiği konusunda mantıklı tek bir açıklama yokken, birde konuk oyuncu olarak görünmesinin hiçbir açıklaması olmaması bu gösterişçiliğin doruk noktası olarak kazınıyor filme. Üstelik filmdeki kötünün kötü olmaması da cabası.

Filmdeki tek komik sahne ise üç terörist adayının bomba temini için yaptıkları telefon görüşmesi olarak kalıyor. Karşılarına çıkan elektronik santralin komutları da, verilen tepkiler de hayli komik.
Cinsel organı konusunda haddinden fazla iştahlı olan Zohan’ın, tanıştığı arkadaşının annesi başta olmak üzere her kadınla yaşına bakmasızın cinsel ilişkiye girmesini gördükten sonra, aşık diye bu isteğinin kaybolmasına inanmamızı beklemesi gibi düştüğü bir çok yanılgı tamamen araştırma eksikliğinden kaynaklanıyor. Bir şeyleri tiye almak, onun parodisini yapmak için önce biraz araştırma ile anlamak gerekiyor. Ama anlaşılan bu küçücük kuraldan Sandler ve ekibinin haberi yok.
Yönetmen Dennis Dugan, Sandler daha önce de çalışmış bir yönetmen olarak fazla bir şey yapmasına gerek olmadan günü kurtarıyor. “Benim görevim topu havalandırmak ki Sandler smaç vurabilsin” diyen Dugan, sözlerini şöyle sürdürüyor. “İkimiz aynı frekanstayız. Ben onun film için vizyonunu anlamaya çalışıyor ve bunun hayata geçmesini kolaylaştırmak için tüm departmanlarla işbirliği yapıyorum. Artık birlikte beş film yaptığımız için, ne istediğini biliyorum; bilmek tahmin etmeye çalışmaktan kolay”.
Her Sandler filminde olduğu gibi bu filmde de Rob Schneider mevcut. Hem de üç işte birden çalışan bir taksici rolünde iyi bir performans veriyor. Farklı renk olma görevinin altından kalkıyor. “Entourage” dizisi ile parlayan Fas kökenli oyuncu Emmanuelle Chriqui, erkek egemen ekibin tek kadını olarak da başarılı. Rolü için annesinin enerjisinden faydalandığını söyleyen oyuncu filmden en kazançlı çıkan isim olacağı mutlak bir gerçek.
“Amerika’da hepimiz aynıyız ve eşitiz. Nefretten millerce uzaktayız. Burda iyi bir şekilde birlikte yaşayabiliriz” önermesinde bulunan filmin unuttuğu şey ise sorunun zaten orda olmaması. İsrail-Filistin sorununun çözümüne çevresinden dolaşarak katkıda bulunmaya çalışan bu gösterişçi tavır filmde komedi öğesine her saniye zarar veriyor.
Ekibin “ciddi ile komiği birleştirdik” cümlesinin havada asılı kaldığı Zohan, bulmuş beyazperdeyi bol bol gösteriş yapıyor, ama nafile…