‘Danny McBride’ Kategorisi için Arşiv

Aptal Dünyasında, İdiot bir Kral!
Devir Amerikan sinemasında ezik salakların devri olmuşken ve özellikle Judd Apatow’un başını çektiği ekibin komedilerde bu karakterlere yoğunlaşmasına şahit oluyorken, hangi komediye baksak durum aynı… Fena halde aptal olan ama bunun farkında olmayıp, aksine kendisini özel insan zanneden ahmakların dünyalarını anlatan filmler pek bir gözde… Ardına ardına gelen örneklerle durumun yarattığı ironiye biraz da acıyarak verilen gülme tepkisi ise dünyanın her yerinde aynı olamıyor maalesef…
2009’u bir “Eastbound & Down” adlı komedi dizisi ve “Observe and Report” ile geçirerek yükselişe geçen Jody Hill’in yönettiği 2006 yapımı “The Foot Fist Way”, yavaş yavaş komedide yıldızı parlayan komedi oyuncusu Danny McBride’ın da çıkış filmi olarak göze çarpıyor. İkilinin ortak üretimi olan film MTV için çekilerek iki festivale katılıp bağımsızcıların erken keşfettiği örneklerden biri olarak anılıyor.
Tuhaf bir kadınla evli olan, salonunda öğrencilerini eğiten, kara kuşaklı eski şampiyon bir karateci Fred Simmons’un kendine ait salaklıklarla dolu dünyasına şahit olduğumuz 85 dakika boyunca gördüklerimiz bol bol “ne salak bir adam bu” sözleri ve şaşkınlıklarla geçiyor.
Başarılı yaratılmış ve aynı başarıyla oynanmış ana karakter filmin en büyük artısı. Fred’in dünyası da iyi yansıtılmış ama kenar süsleri olan yan karakterler neredeyse karikatürden ibaret. Özellikle bir eş var ki evlere şenlik. Fred’in deyimiyle patronuna muamele çeken, her an her erkekle yatabilecekmiş gibi görünen Suzie hakkında da, evlilikleri hakkında da bir şey öğrenemiyoruz. Fotokopi sahnesi başta olmak üzere birkaç sahnenin filmin en iyi anlarını yaratması da ayrı bir tezat teşkil ediyor bu anlarda. Karate salonunda Fred’in kendi kendine aşık olup, Suzie döndükten sonra da bana aşık olan birini sınıfımda istemem diye dışladığı kadın gibi birçok anda cabası…
Kuşak atlama müsabakaları sırasında gelmesi için peşine düşülen kamyon Chuck Wallace’la yaşananlar, sonunda dövüşmeleri de filmin doruk noktası olarak planlanmış belli ki… Ama kendini hala şampiyon zanneden bir aptalın içi boş dünyası iş perdeden anlatmaya geldiğinde aynı boşluğun göze çarpmasıyla, ağır ve ilerleyemez bir filme dönüşüyor. Eziklerin dünyasını izleyip gülmeyi sevenler dışında da kimselere hitap etmiyor…

İki ırk, bir savaş, bir de aşk…

2003 yılında deriler içindeki Selene ile indiğimiz yer altında, asırlardır iki ırk arasında süren savaşı izlemiş ve karanlık atmosferden etkilenmiştik… Peşinden gelen devam filmi de sürpriz olmadı elbette. Dile kolay savaşan iki ırkta ölümsüz olunca, savaş hiç bitmeyecekti… 2006’da bu kez Evrim adı ile vampirler ile kurt adamlar dünyasına geri dönüş yapmıştık. Kamera arkasında olmakla kalmayan yönetmen Len Wiseman aynı zamanda öyküyü yaratan isim olmuş, o güne değin romantik komedilerde oynayan eşi Kate Beckinsale için de yepyeni bir oyun alanı yaratmıştı. İlk filmin topladığı ilgi ile gelen ikinci film elbette zayıftı ama hayranlarının ilgisi bu kez ilk iki filmde anlatılan her şeyin yaklaşık bin yıl gerisini getiriyor karşımıza.
Bu kez Lycan’ların yükselişini izliyoruz. Uzun süredir arkadaş olan Len Wiseman ve Kevin Grevioux’nun birlikte yarattığı film, Karanlıklar Ülkesi destanının ebedi savaşının özündeki sırları günışığına çıkarıyor. İlk iki filme yönetmen olarak imza atan Wiseman, bu kez yapımcılığı üstlenirken, Grevioux da üçüncü kez İsyancı Lycan Raze rolüne bürünüyor. “Tarih Karanlıklar Ülkesi için hep itici bir güç oldu” diyor Wiseman ve ekliyor: “Geçmişte, her şeyin nasıl başladığına kısaca bakmıştık. Şimdi ise nihayet, Ölüm Tacirleri’ni giydikleri zırhları, atları ve kurt adam güruhlarını kapsamlı olarak işleyebiliyoruz”.
Elbette geriye doğru gittikçe hikayenin de daha fazla görkemli hale geleceği çok açık. Wiseman yapımcı koltuğuna geçiş yaptı demiştik. Kamera arkasına geçen isim Patrick Tatopoulos. Kendisi bir “creatures designer”, yani perdede gördüğümüz envay çeşit yaratık onun hayal ürünü… Tamamıyle hayal ürünü bu tip bir film için, hem de serinin yaratıklarının yaratıcısının yönetmen olması da doğru tercih oluyor. Üstelik Tatopoulos ilk kez de geçmiyor kamera arkasına, her ne kadar kısa metraj olsa da 2000 yılında “Bird of Passage” adlı başarılı bir denemesi mevcut. İlk uzun metrajında gibi görünse de tanıdığı bildiği dünyada elbette yabancılık çekmiyor ve üzerine düşeni yapıyor…
Seride bin yıl geride gittiğimiz için bu kez Selena yok… Onu fiziken çok andıran Rhona Mitra Sonja karakteriyle başrolde… Elbette telaşa mahal yok, seri günümüzde devam ederse Selena’da devam edecek, ki finalde de durum onu gösteriyor…
Bir karanlık çağ efsanesi formunda, iki ölümsüz ırk arasında yaşanan savaş, hükmetme çabası, efendilik kölelik ve yasak aşk gibi tanıdık bildik öyküler sunuyor Karanlıklar Ülkesi… Biraz Romeo Juliet, biraz Spartacus eh biraz da türünün karanlık örnekleri ile zaman geçip gidiyor. Her şey çok bildik, çok tanıdık olunca, hikayenin bilindik ve özgün olmaması sebebiyle bir gerilim yaşanması da mümkün olamıyor. Düşman ırk tarafından büyütülmüş birinin kendi benliğini bulması, kendi türünü bulması ve başkaldırması miti çokça işlenmiş durumda zaten. Sonunu bildiğimiz bir öyküyü izliyor olmamız da cabası…
Bu derece tahmin edilebilir bir öyküde heyecanı ise sadece çatışma sahneleri ayakta tutabiliyor… Kaleye saldırı sahneleri, okla vurulan kurt adam görüntüleri de pek sık tekrarlanınca beklenen görsel ziyafet de gerçekleşemiyor… Yine de zayıf öyküsünü bolca kapatan sahneler içeriyor Lycan’ların Yükselişi…Serinin sadece zaman olarak değil, öykü olarak da geriye doğru gittiğini, yarattığı farkı elinin tersi ile ittiğini söylemek de mümkün… Orijinal senaryoyu yazan isim Danny McBride şunları söylüyor: “Len bir kurt adam filmi yapmak istiyordu ve bana fikirlerimin olup olmadığını sordu. Karakterleri ve hikayenin ana hatlarını oluştururken şöyle düşündük: “Bir tarafta kurt adamların diğer tarafta vampirlerin olduğu, gerçeküstü, güzel bir çağdaş aşk hikayesi, bir Romeo ve Juliet öyküsü yaratsak nasıl olur?’. Ayrıca, kurt adam ve vampirlere geleneksel bakış açısını değiştirip, onların var oluşlarını mistikten ziyade daha bilimsel bir zemine dayandırmaya karar verdik”. Yaratılan bu farkla bilimsel özgün olan seriye, sıradan bir mistik zeminde kurt adamlarla vampirlerin cirit attığı vasat bir halka ekleniyor…