‘Ben Stiller’ Kategorisi için Arşiv

Rush Hour 3’den bu yana ortalarda gözükmeyen Brett Ratner’ın yıldız oyuncu kadrosunu yönettiği Tower Heist, kasım ayının gişe canavarı olmaya hazırlanıyor.

Ben Stiller, Eddie Murphy, Matthew Broderick, Téa Leoni, Casey Affleck, Michael Peña ve Alan Alda’dan oluşan kadro soygun komedisinde buluşuyor. Murphy ve Stiller arasında nasıl bir enerji olduğunu merak ettiğimiz film giderek daha kötü filmlerde karşımıza çıkan Eddie Murphy için de bulunmaz nimet aynı zamanda…

Tower Heist bir değişiklik olmazsa Amerikayla aynı anda 4 Kasım’da vizyonda…


İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından AKBANK sponsorluğunda düzenlenen İstanbul Film Festivali bu yıl 30. yaşını kutluyor. 2-17 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirilecek festival, sinemalardan önce geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi bu yıl da önce okullarda başlıyor.
AKBANK sponsorluğunda gerçekleştirilen 30. İstanbul Film Festivali, heyecanını festival başlamadan okullara taşıyor. Festival kapsamında geçen yıl Akbank Galaları bölümünde gösterilen Todd Solondz’un yönettiği Savaş Sırasında Yaşam ve Noah Baumbach’ın yönettiği Greenberg adlı filmler, İstanbul’daki 14 üniversite ve 3 lisenin öğrencileriyle buluşacak. Ücretsiz olarak gerçekleştirilecek film gösterimlerinden önce öğrencilere İstanbul Film Festivali programıyla ilgili bilgi de verilecek.


Film gösterimleri bugün saat 13.30’da Doğuş Üniversitesi’nde başlıyor. 30 Mart Perşembe gününe kadar sürecek gösterimler, aralarında Bilgi, Boğaziçi, Galatasaray, İstanbul, İstanbul Teknik, Kadir Has, Mimar Sinan ve Sabancı Üniversiteleri’nin de bulunduğu 14 üniversitenin yanı sıra İstanbul Lisesi, Üsküdar Amerikan Lisesi ve Robert Kolej’de ücretsiz olarak gerçekleştirilecek. “Festivalden Önce Okullardayız” gösterimlerinin detaylı programını aşağıda bulabilirsiniz.
“Festivalden Önce Okullardayız” gösterimleri kapsamında İstanbul Film Festivali Direktörü Azize Tan, 10 Mart Perşembe günü Boğaziçi Üniversitesi’nde yer alan Mithat Alam Film Merkezi’ne konuk olacak. Saat 16.00’da başlayacak söyleşide Azize Tan, İstanbul Film Festivali programında yer alan filmler ve 30. yıl yenilikleri hakkında bilgi vererek öğrencilerin sorularını cevaplayacak.

PasoFilm! kartıyla öğrenciler, festivalde bu yıl yine avantajlı!
İstanbul Film Festivali’nden öğrencilere bir avantaj daha! Üniversite ve lise öğrencilerine festival boyunca avantajlar sağlayacak PasoFilm! kartı 7 Mart Pazartesi gününden itibaren İKSV’den ve “Festivalden Önce Okullardayız gösterimlerinin yapılacağı üniversitelerdeki İKSV stantlarından, 20 TL karşılığında temin edilebilecek.
PasoFilm! kartıyla öğrenciler, festival biletlerinin genel satışı başlamadan, öncelikli bilet alımı yapabilecekler. İzlemek istedikleri filmlerin biletlerini, 18 Mart Cuma günü, 10.00-19.00 saatleri arasında Beyoğlu Sineması’ndan, biletler tükenmeden alabilecekler. Öğrenciler PasoFilm! kartlarıyla ayrıca hafta içi gündüz seanslarından birine davetiyeyle girme hakkı kazanacak, festivali kitapçığına ücretsiz sahip olacak ve festival buluşma noktalarında festival süresince indirim kazanacaklar.

Tarih
Okul
Salon
Saat
Film
7 Mart Pazartesi
Doğuş Üniversitesi
Avni Akyol Amfisi
13.30
Savaş Sırasında Yaşam
8 Mart Salı
Maltepe Üniversitesi
İletişim Fakültesi Amfisi
10.00
Savaş Sırasında Yaşam
9 Mart Çarşamba
Bilgi Üniversitesi
Dolapdere Sinema Salonu
12.00
Savaş Sırasında Yaşam
9 Mart Çarşamba
Bilgi Üniversitesi
Dolapdere Sinema Salonu
14.00
Greenberg
10 Mart Perşembe
Boğaziçi Üniversitesi
Mithat Alam Film Merkezi
16.00
Azize Tan’la söyleşi
11 Mart Cuma
Kültür Üniversitesi
Önder Öztunalı Konferans Salonu
13.00
Savaş Sırasında Yaşam
11 Mart Cuma
Kültür Üniversitesi
Önder Öztunalı Konferans Salonu
15.00
Greenberg
14 Mart Pazartesi
Kadir Has Üniversitesi
D Blok Sinema B
12.30
Savaş Sırasında Yaşam
14 Mart Pazartesi
Kadir Has Üniversitesi
D Blok Sinema B
14.30
Greenberg
15 Mart Salı
Galatasaray Üniversitesi
Cep Sineması
11.00
Savaş Sırasında Yaşam
15 Mart Salı
Galatasaray Üniversitesi
Cep Sineması
13.30
Greenberg
17 Mart Perşembe
Robert Kolej
Konferans Salonu
15.30
Savaş Sırasında Yaşam
18 Mart Cuma
İstanbul Teknik Üniversitesi
Ayazağa KSB Oditoryumu
11.00
Savaş Sırasında Yaşam
18 Mart Cuma
İstanbul Teknik Üniversitesi
Ayazağa KSB Oditoryumu
13.00
Greenberg
21 Mart Pazartesi
Yeditepe Üniversitesi
Cep Sineması
11.00
Savaş Sırasında Yaşam
21 Mart Pazartesi
Yeditepe Üniversitesi
Cep Sineması
13.00
Greenberg
23 Mart Çarşamba
Sabancı Üniversitesi
Sinema Salonu
13.00
Savaş Sırasında Yaşam
23 Mart Çarşamba
Sabancı Üniversitesi
Sinema Salonu
15.00
Greenberg
24 Mart Perşembe
Mimar Sinan Üniversitesi
Sedat Hakkı Eldem Oditoryumu
11.00
Savaş Sırasında Yaşam
24 Mart Perşembe
Mimar Sinan Üniversitesi
Sedat Hakkı Eldem Oditoryumu
13.30
Greenberg
25 Mart Cuma
Bahçeşehir Üniversitesi
Fazıl Say Konferans Salonu
13.00
Savaş Sırasında Yaşam
25 Mart Cuma
Bahçeşehir Üniversitesi
Fazıl Say Konferans Salonu
15.30
Greenberg
28 Mart Pazartesi
İstanbul Üniversitesi/Avcılar
İşletme Fakültesi Salonu
11.00
Savaş Sırasında Yaşam
28 Mart Pazartesi
İstanbul Üniversitesi/Avcılar
İşletme Fakültesi Salonu
13.00
Greenberg
29 Mart Salı
İstanbul Üniversitesi/Beyazıt
İletişim Fakültesi Salonu
11.00
Savaş Sırasında Yaşam
29 Mart Salı
İstanbul Üniversitesi/Beyazıt
İletişim Fakültesi Salonu
13.00
Greenberg
30 Mart Çarşamba
İstanbul Lisesi
Konferans Salonu
13.00
Savaş Sırasında Yaşam
31 Mart Perşembe
Beykent Üniversitesi
Konferans Salonu
12.00
Savaş Sırasında Yaşam
31 Mart Perşembe
Beykent Üniversitesi
Konferans Salonu
14.00
Greenberg

Bir sinefil güzellemesi!
Hollywood’un sinema endüstrisindeki yerine bakış attığı film örneklerinin çok olmadığı göz önüne alındığında, birkaç film içinde film örneği dışında hayli cesur bir deneme Tropik Fırtına. Robert Altman ustanın, eleştirel bakışı ile klasikler arasına giren “The Player”ı gibi bir elin parmaklarını geçmeyen örneklerden sonra, daha özetini okuduğunuz anda merak uyandıran bir film.
Son dönemde oynadığı benzer klişelerden beslenen komedi filmlerinde oynayan bir ismi künyede yaratıcı olarak görmek hayli merak uyandırıcı. Ben Stiller, uzun zaman sonra kamera arkasında. İki kısa film sonrası, “Reality Bites” ile hatırılı sayılır bir çıkış yapan Stiller’ın, ikinci filmi de aslında benzer bir konuyu ele alıyor denebilir. Çılgın bir kablolu televizyon elemanın arkadaşlık fantezisi “Cable Guy”da ortalama bir filmdi ama, Stiller’ın çıkışı moda dünyasına bakışını yansıttığı çılgın komedi “Zoolander”dı. Zoolander’da uyguladığı formülün bir benzerini uyguluyor yine Stiller tam yedi yıl aradan sonra. Hem eleştirilerini yapıyor, hem de ilgi çekici bir ikincil konu ile izlenesi bir seyirlik yaratıyor.
“Tropic Thunder”ın esin kaynağının 1987 yılına kadar gittiğini söyleyen Ben Stiller, “1987 yılında Steven Spielberg’in çektiği ‘Empire of the Sun’ adlı filmde çok küçük bir rol almıştım. Aktör arkadaşlarımın hepsi o günlerde ‘Platoon’ ve ‘Hamburger Hill’ gibi Vietnam filmlerinde oynuyorlar, çekim öncesinde iki hafta süreli eğitim kamplarına gidiyorlardı. Sonradan verdikleri söyleşilerde sürekli olarak, ‘Eğitim kampındaki koşullar son derece ağırdı. Hayatımın en zorlu deneyimini yaşadım. Diğer aktörlerle aynı ortamı paylaşıp her şeyden önce grup halinde hareket etmeyi öğrendik’ diyorlardı. Açıkçası gerçek savaş görmeden böyle şeyler söylenmesi bana komik geliyordu. Eğitim kamplarına komedi boyutuyla bakan böyle bir filmi bu nedenle yapmak istedim.”
Hareket noktasını dayandırdığı gerçek savaşı görmeden bir şeyler söylemenin komikliği formülünü, sektörün ince detaylı komik durumlarını da serpiştirerek deniyor Stiller. Üstelik yanına iyi de bir oyuncu kadrosunu alıyor.
Tarantino-Rodriguez projesi gibi sahte fragmanlarla filmini açmayı deniyor ki, karakterlerini kısa sürede tanıtmak için çok iyi bir fırsat. Üstelik benzer aktörlere giden göndermeler de cabası… Film içinde film atmosferi ile yapılan açılışın ilk dakikalarında da “Platoon”a göndermesini yapıyor…
Filmin ana karakterleri de çok iyi yaratılmış ve bir araya getirilmiş. Tepeden inme bir yönetmen… Benzer filmlerde oynayan ve artık cazibesini yitirmiş bir oyuncu… Ossuruktan filmlerle tanınan ama ciddiye alınmadığı için savaş filmine bel bağlayan çılgın bir komedi oyuncusu… Oynayacağı her rolde kendini zorlama konusunda, sınırlarını aşma konusunda çekinmeyen bir Oscar ödülü koleksiyoncusu… İstediği her şeye sahip olan, oyunculuğu deneyen bir pop ikonu… Kadrodaki herkese hayran olan ilk rolündeki bir oyuncu yeniyetmesi…
Söz konusu savaş anıları kitabının uyarlamasının gerçeklikten uzaklığı ve yapımcıdan gelen azarlar sonrası ana konuda işlenmeye başlıyor. Anı kitabının sahibi gazi Tayback’in önerisiyle ekip gerçek savaş alanına konuyor. Bu anda da yönetmenin devre dışı kaldığı sahne ile her şey başlıyor. Gerçek savaş ortamında “sıkıyorsa aynılarını yap haydi” atmosferi ile, bir dakika duraklamadan zeki diyaloglar ve bolca klasik filmlere gönderme ile özellikle sinefiller için tadından yenmez dakikalar yaşatıyor Tropik Fırtına. Her oyuncu zamanı geldiğinde sahnelerin yıldızı oluyor, tek kişilik şovunu yapıyor. Başı çeken de unutulmayacak performans veren Robert Downey Jr. ile filmi kapatan dansı ile sevimli bir hal alan görülmesi gereken bir Tom Cruise…
Sektör içinden bir yıldızın savaş filmlerini taşlamaları arasında, gerçek savaş ortamından tek parça halinde çıkmaya çalışan oyuncularının öyküsünü zekice birleştiren filmin aksiyon hedefi ise adeta her yönüyle tam teşekkül sinema sektörü. Sıkılan kurşunların, atılan tekmelerin hedefinde, şımarık oyuncular, davranış bozuklukları gösteren yıldızlar, stüdyo patronları, yapımcılar başta olmak üzere Stiller’ın yozlaştığını düşündüğü koca bir sektör var. Tüm bunların yanında da hayli eğlenceli ve sürükleyici bir komedi…Ben Stiller’ın daha çok senaryo yazması, yönetmenliğe daha fazla zaman ayırması dileklerini ortaya çıkan yönetmenliği ve başarılı oyuncu kadrosu ile yılın en iyi filmlerinden biri Tropik Fırtına… Komedi filmlerinin benzer kalıpta seyrettiği, sürekli klişeleri kullanarak tekdüzeleştiği bir dönemde Ben Stiller’dan bir sinefil güzellemesi, bir çölde vaha…

Yapım : 2007, ABD
Tür : Dram / Komedi / Romantik
Yönetmen : Bobby Farrelly, Peter Farrelly
Senaryo : Scot Armstrong, Bobby Farrelly, Peter Farrelly,

Oyuncular : Ben Stiller, Michelle Monaghan, Jerry Stiller, Malin Akerman, Carlos Mencia, Rob Corddry, Stephanie Courtney, Ali Hillis, Eva Longoria,
Yapımcı : Ted Field
Görüntü Yönetmeni : Matthew F. Leonetti
Müzik : Fernand Bos
Süre : 115 dakika

Bildik tarzda bildik bir hikaye

Açılışla birlikte klasik bir Ben Stiller profili görüyoruz. Sevgilisi elinden alınmış, tam bir “looser”… Davetli olduğu düğünde, -ki evet elbette eski sevgilisinin düğünü- bekarların arasında oturması istendiğinde ortaya çıkan manzaranın üzerine tüm film boyunca gidiliyor. Farrelly’ler eşcinsellere sataşarak başlıyor, cinsel birleşmelerle dalga geçiyor ve her zamanki gibi bu konuda öz denetim uygulamıyorlar.
Artık kendi imzaları sayılan belaltı esprileriyle eğlendirmeyen film, tipik “Along Came Polly” öyküsüne doğru ilerliyor. Aşkını çıktığı balayı sırasında kaybeden bir adamın öyküsünü anlatan filme benzer şekilde, yine kaybeden adam balayında öyküsü.
Bu haliyle son derece bilindik olan öyküye birde bolca cinsel espri ekleyin ama güldürmeyen tarzından.

Başkarakterimiz babası ve arkadaşlarının ısrarlarına dayanamayarak başladığı ilişkisini, kaybetme korkusuyla evlilikle sonlandırıyor. Elinden kaçırmadan evlendiği sevgilisi ile çıktığı balayında daha ilk dakikalardan itibaren bambaşka bir kadın buluyor yanında. Güzel ve çekici kadının, kafaca boş olduğunun altı her sahnede çiziliyor.
Çiftin ilk cinsel ilişkisi ile de gelinin alışılmadık biri olduğunun altı çizilmiş oluyor.

Sonrası bildik hikaye, balayında karısının rahatsızlığı nedeniyle yalnız kalan adamın yaralarını saracak biri çıkıyor, kaderin cilvesine bakın çift olarak da uygun düşüyorlar. Sonra her şey ortaya çıkıyor, sırlar ortaya dökülüyor.
Farrelly biraderler öyküye sürekli cinsel espri sosu katarak özgünleştirmeye, güldürmeye çalışsalarda nafile, ortada kocaman bir boşluk mevcut.
Eklenen yan karakterlerinde tek amacı cinsel espri üretimine katkıda bulunmak olunca elle tutulur bir şey kalmıyor.En garip bölümse her şeyin açıklandığı, sırların açıldığı sahne sonrası anakarakterimizin yaşadığı durum. Sınırı geçmek zorunda olan çaresiz insanlarla da dalgasını geçerek, her şeyi iyice saçmasapan bir yöne kaydıran yönetmen kardeşler, bildik sonları ile kötü bir öykü yaratarak yeni bir “There is something about Mary” yaratamamanın sancısını çekiyorlar.