"Bir gün bana kadın ozan denilsin istemiştim. Ama bunu duyacağım aklıma gelmemişti."

Posted: Temmuz 10, 2011 in Çiğdem Erken, Kız Kafası, Röportaj

Her yaz olduğu gibi bu yazda tatile gidelim, hareketli şarkılarla coşalım eğlenelim diye düşünüyorduk… Geleneksel yaz albümleri bir bir geliyorken… Bir “Kız Kafası” tüm planlarımızı bozdu birden… Çiğdem Erken’in Aşk Hafızasında bulduk kendimizi… Planlarımızı bozup yılın en iyi albümlerinden birine, bu dost sese bıraktık kendimizi… O gün bugündür yaz daha anlamlı… Taksim meydanına bıraktığı günlüğü okuduk, ama yetinmedik… Biraz daha aralayalım sayfaları dedik… Keyifli bir röportaj gerçekleştirdik…

Albümü Kız Kafası çok iyi tanımlıyor… Peki sizi tanımlayan kelimeleri istesek?

Aslında “Kız Kafası” albümü de beni iyi tanımlıyor. Dikkatli dinleyiciler satır aralarında bana rastlayacaklardır.

Albümü oluşturan şarkılara “Aşk Hafızam” diyorsunuz…. O zaman aşk’tan konuşmalı… Aşk nedir sizin için, nasıl tanımlarsınız?

Ben kendimi bildim bileli hep aşıkmışım gibi hissediyorum aslında. Çocukken anneme ve babama çok aşıktım, sonra piyanoya çok aşık oldum, piyanodan sonra tiyatroya çok aşık oldum. Tabii ki çok aşık olduğum insanlar oldu. Ancak bendeki aşk duygusu kendi kendine yaşayan, tamamıyla kendinden beslenen bir his. Sanki aşk ana fikir ve kendine hep bir araç buluyor. Şarkı yazmak da bu araçlardan biri zaten. Bir de aşkın “unique” bir kavram olduğuna inanıyorum. Aşkın bugüne kadar tarif edilememesi de bu yüzden. Bence herkes başka bir şey sanıyor aşkı.

İnterneti ve sosyal mecraları sürekli tartışıyorken, ilk çıkışı internetten yapmış, o paylaşımlarla albümü oluşmuş bir müzisyen olarak, İnternetin, internet kullanıcısının her şeyi paylaşmasına nasıl bakıyorsunuz?

İnternet siz nasıl kullanmayı tercih ederseniz o şekilde adeta bir hamur gibi elinizin altında size itaat ediyor. Ben interneti kullanırken mümkün olduğunca müzik odaklı davrandım. Dolayısı ile internetten tanıştığım kişilerin paylaştığı şeyler hep benim belirlediğim çizgide oldu. Beni takip eden kişiler son derece seviyeli davrandılar. Şöyle diyebilirim ki geçtiğimiz 5, 6 senede bir tek kötü mesaj almadım. Ve internetten gelen güç ile bu albümü yaptım.

Facebook ve twitter hesaplarında sizden bahsedilmesi nasıl bir his? Dinleyiciden birebir tepkiler almak neleri fark ettiriyor, neler ekledi şu anki sürecinize?

Bir yanı ile büyük bir cesaret veriyor tabii ki. Sanki fabrikadan çıkan her kopyayı takip ediyor gibi hissediyorsunuz. Ben şanslıyım çünkü neredeyse tamamı övgü dolu yorumlar aldım. Ama tam tersi olsaydı büyük bir bunalım olurdu sanırım. Twitter’da birkaç kişiden “Kız Kafası”ndan çok fazla bahsedildiğine, beni kendilerine saklamak istediklerine dair sitem mesajları da aldım ama bunun için yapabileceğim bir şey olmadığı için kendilerine mantıklı bir cevabım olamadı açıkçası  :)

Albümdeki şarkıları daha önce duymuş ve sevmiş olmamız albüm oldu kurtulduk, artık yenileri gelsin hissi verdi biraz sanki… Hemen ikinci albümü istiyoruz havasına girdik şımarık çocuklar gibi… Sizde nasıl bu durum…

Aslına bakarsanız bende de buna benzer bir duygu var ama öncelikli olarak bu albüm için yapmam gereken işler var. İnternet dolayısı ile beni tanıyan insanların yanı sıra daha önce bu şarkıları hiç duymamış insanlar da var. Mümkün olduğu kadar çok kişiye ulaşmak istiyorum. Ancak 2. albümün şarkılarını seçtiğimi söyleyebilirim. Yavaş yavaş kafamda gezdiriyorum detaylarını. Önümüzdeki sene bu aylarda 2. albümüm  elimizde olur sanırım.

Her şarkının öyküsü vardır muhakkak, özelinize de girmeyelim ama “Ölürsen Haber Ver” nasıl bir zamanın, nelerin ürünü? Dinlemesi bile beni dondurup bazen ağlatıyorken, çoğunlukla dinlemiyorken şarkının çıkış anını merak etmemek elde değil doğrusu…

Ölürsen Haber Ver, toplumun kişiye sürekli aşka dair bilgiler dayatmaya çalışmasına karşı bir isyan aslında. Öyle olmaz, böyle olmaz bilgiçliğine bir karşı çıkış. Saf aşkı tanıma şansı yakalamış birinden, diğerine bir nevi meydan okuma. Ve hissettiğim aşka güzelleme tabii ki..

İlk albümden görünen karşımızda bir kadın ozan olduğu… Bu kadın ozanın beslenme kaynakları nelerdir peki?

Ben sadece kendi yaşadıklarımdan, gördüklerimden ve yaşananları hissettiklerimden yazan biriyim. Zaten bazı dönemlerde bir hafta içinde 3 şarkı yazdığım da olmuştur, 3 sene bir tek kelime yazmadığım da. Planlı bir şekilde oturup şarkı yazmaya inanmıyorum. Albümüm çıkacak bu ay şarkı yazmam lazım diye kolları sıvarsanız ortaya suni birleşimler çıkıyor.

Bu “kadın ozan” tanımı da koltuklarımı kabartmakla birlikte üstüme büyük bir sorumluluk yüklüyor. Ben bir gün bana kadın ozan denilsin istemiştim. Ama bunu duyacağım aklıma gelmemişti.


Bunca yoz müziğin, kurgusal aşkların ortasında yaşıyorken yıllarca dinlenecek eskimeyecek bir katalog albümü var karşımızda… Emeği geçenler kimler?

Hangi birini sayayım? Benim albümüm imece usulü yapıldı. Mete Özgencil, Nurkan Renda ve  Tarkan Gözübüyük prodüksiyon üzerine, Alp Turaç ve Erim Arkman da kayıt aşamalarında harikalar yarattılar. Tüm aranjmanlar Nurkan Renda imzalı. Nurkan aynı zamanda albümdeki tüm gitar kayıtlarını gerçekleştirdi. Mix ve Mastering Erim Arkman tarafından yapıldı. Yücel Erten’in “Ölürsen Haber Ver” için yazdığı “Öldümse” şiirini Selçuk Yöntem seslendirdi benim için. Demet Sağıroğlu ile “Küçük Prens”i birlikte söyledik. Çağ Erçağ muhteşem 2 viyolonsel solo armağan etti. Cudi Genç, Emre Günaydın, Mehmet Demirdelen ve Tolgay Yılmaz albümde birlikte çaldığımız müzisyenler dostlarımız. Her birine minnettarım.

Okumayı, dinlemeyi, izlemeyi takıntı yaptığınız isimler varmıdır?

Hayattaki en büyük takıntılarım önce Brecht, sonra Shakespeare. Ömrüm onları anlamaya çalışmakla geçicek sanırım. Neredeyse her akşam mutlaka bir Metin Altıok şiiri. Sık sık Can Yücel, vaktim varsa Nazım Hikmet, kafam dağılsın istersem Aziz Nesin. Arkadaşlarla kağıt oynarken Abbey Lincoln, hüzünlüysem Dilek Türkan’dan “Kaçsam Bırakıp”, afyonluysam Birsen Tezer’den Balıkesir. Arada Michael Jackson, Beyonce videoları. Senelerdir Elton John, ve yine neredeyse her gece bir Keith Jarret konser kaydı.


Son olarak sinema desek… Nasıl bir sinema izleyicisisiniz desek? Beğendiğiniz filmleri sorsak…

Sinema müthiş bir nefes alanı bizler için. Armut piş ağzıma düş misali bir edebiyat köprüsü. İsteyince çağın hızında, isteyince eski bir kitap kokusunda.. Sinema salonuna sık gidemesem de arkadaşlarımla her fırsatta buluşur evde film izleriz. Ben yılardır aynı filmleri beğeniyorum. Tornatore, Kubrick, Almodovar, Chaplin ve Benigni arasında gidip geliyorum. En sevdiğim filmler Il Postino, Cinema Paradiso ve The Tiger And The Snow sanırım. Sanırım diyorum çünkü çok beğendiğim daha onlarca film sayabilirim.

Okurlara mesajınızı da iletmek isterseniz, son sözler olarak alalım…

Size ve aracılığınız ile bu yazıyı okuyacak herkese sonsuz sevgilerimi sunuyorum. Hep birlikte yolumuz açık olsun..


Bu yoğun programında beni kırmayan, ilgiyle ve içtenlikle karşılık veren Erken’e sonsuz teşekkürler…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s