“Super 8”in merkezinde, 1970’lerin Ohio’sunun çelik üretimi yapılan bir kasabasında yaşayan ve yaz hayalleri ilk Super 8 canavar filmlerini çekmek olan fakat bu hayalleri sekteye uğrayan altı çocuğun hikâyesi anlatılıyor.
Bu çocuklar “Super 8”in kalbini oluşturuyor fakat “Super 8”e ruhunu verenlerse, gençliklerinde kendiler de 8mm’lik film çekmek için epey uğraşmış olan iki sinemacı: Film çekmekle çocukluklarında tanışan ve bugünkü sinema maceralarının temelini oluşturan Super 8 ve 8mm formatında filmler çeken J. J. Abrams ve Steven Spielberg.



Yönetmen Abrams, “Görevimiz Tehlike 3” ve “Uzay Yolu” gibi filmlerinde karakter, mizah ve gerilimi iç içe sokmasıyla tanınıyor. Canavar-gerilim filmi “Canavar”ın yapımcısı olan Abrams, “Felicity”, “Alias”, “Fringe” ve büyük ses getiren ABC dizisi “Lost”un da yaratıcısıdır.



“E.T.”, “Üçüncü Türden Yakınlaşmalar” ve “Kutsal Hazine Avcıları” gibi tüm zamanların en başarılı ve unutulmaz filmlerine imza atan sinemacı Spielberg; Abrams’ın çocukluğundan beri ilham kaynağı olmuş. Bu iki sinemacıyı tekrar tekrar bir araya getirecek olan şey Super 8 filmlerine duydukları ortak sevgi ve biraz da kader olmuş. Abrams 8 yaşındayken, 1965 yılında Eastman Kodak’ın piyasaya sürdüğü, Super 8 kamerasının eğlenceli yanlarını keşfetmiş. Küçük bir erkek çocuğu olarak kovalamaca, savaş ve canavarlar gibi hoşuna giden şeyler hakkında amatör filmler çekmeye başlamış.
            
Birkaç yıl sonra Abrams ve yakın çocukluk arkadaşı Matt Reeves (“Canavar”ın yönetmeni) bir
Super 8 film festivaline katılmış ve Los Angeles Times’ın “Sakalsız Harikalar” başlıklı makalesinde kendilerine yer verilmiştir. Kısa süre sonra Spielberg’ün o zamanki asistanı Kathleen Kennedy, onlara Spielberg’ün çocukluğunda çektiği eski 8mm filmleri onarmak isteyip istemeyeceklerini sordu. JJ 15 yaşındayken, Matt Reeves’le birlikte Steven’ın 8mm’lik amatör filmlerini düzeltmeye başladılar.
Onlara ilk etapta ilham veren şey, yıllar sonra ikiliyi tekrar bir araya getirdi. Spielberg anlatıyor: “İzlemeyi sevdiğimiz ve günün birinde birlikte çekmeyi istediğimiz film türlerinden konuşmaya başladık. Muhabbet döndü dolaştı ikimizin de 8mm’lik film geçmişimiz olduğuna geldi. Macera amaçlı film çeken bir grup genç hakkında bir film yapmanın çok güzel olacağını düşündük.”
Abrams, “Super 8”in, kendisinin çok sevdiği film geleneğinde olmasını istedi: Sıra dışı, korkutucu ve fantastik olaylar devreye girene kadar iş, aşk ve aile hayatlarının sıradan göründüğü bir topluluğun konu edildiği bir hikâye. Abrams anlatıyor: “Seyircilerin, keyifli bir yaz filminin aksiyon, mizah, gerilim ve pirotekniğe (filmdeki yangınlar, patlamalarla ilgili sahneler) doymasını istedim. En önemli kısmı bu. Hikâyedeki çılgınca şeylere rağmen en çok bu filmin hayatımın bir parçası olduğunu hissettim.”
“Super 8”i geliştirirken Abrams, karakterlerin yeni yetme çocuk sinemacılar olması fikrini çok sevmiş ama bunu sürükleyecek bir hikâye arayışına girmiş. İşte o sırada, hayal gücünü uzun süredir kurcalayan başka bir fikirle bu konsepti harmanlamaya karar vermiş. Abrams, Nevada kırsalında tanımlanamayan bir hava aracı ve alışılmadık başka olaylardan arta kalan enkazın depolandığı rivayet edilen çok gizli ordu tesisini kastederek şöyle diyor : “51. Bölge’deki malzemeleri nakleden bir trenle ilgili bir fikrim vardı. Karakterleri olmayan bir önermeydi bu. Bir yandan da bir önermeye ihtiyaç duyan harika karakterler vardı. İkisi bir araya gelirse sürükleyici bir film olacağını düşündüm.”
Spielberg de Abrams’le aynı fikirde. “J.J gelip Super 8 filmi çeken çocuklar fikrini daha büyük bir bilim kurgu olayıyla harmanlamayı, çocukların filminde görünen bir şeyin bir gizeme, kasabada da bir krize yol açmasını düşündüğünü söylediğinde, bunu çok ilginç buldum. Hem 70’lerin sinema kültürüyle ilgili hem de tüm bunların nelere yol açtığıyla ilgili bir film olacağını düşündüm.”
Yapımcı Bryan Burk de Abrams’le Super 8 sevgisi sayesinde tanışmış. Burk anlatıyor: “Super 8 çekmek, daima hayatımın bir parçası olmuştur. J.J’le tanışma sebebim, onun Super 8 filmler çektiğini ve Spielberg’ün 8mm’lik amatör filmlerini kurguladığını duymuş olmamdı. Hepimizin ortak geçmişiydi bu. Bence hâlâ yaptığımız şeylerin temelinde ortaya fikir atmanın eğlencesi ve gidip bunun filmini çekebilmek yatıyor.”
Burk; kasabalı, destansı ve yaratıcı bir hayali olan ergen çocuklar hakkında samimi, candan bir hikâye fikrini çok beğenmiş.”Super 8”in senaryosu, Abrams’in aralarında bilimkurgu, mizahla tetiklenen maceralar ve günlük olaylarla açıklanması mümkün olmayan olayların karşılaştığı dönüm noktalarına olan ilgisinin de bulunduğu birçok tutkusunun bir harmanıydı.
Abrams’in “Super 8”e dair vizyonu tam olarak oturmaya başladığında, sonradan yapımın merkezi hâline gelen iki soyut fikir meydana çıktı: İlki, Abrams’in uzun süredir “Gizemli Kutu” dediği şeydi. Bu, insanların en çok, görmedikleri bir esrarengizlikten etkilendiği ve bir filmde, içinden her şeyin çıkabileceği kapalı bir kutunun tahmin edilemezlik özelliğinin bulunması gerektiğiydi.
Abrams, anlık bilgi çağında seyircilerin, vizyona girene kadar filmle ilgili bilgi almalarına engel olmanın neredeyse sürekli olarak verilmesi gereken bir mücadele olduğunu ama bunun onu, insanlara o deneyimi yaşatmaya çalışmasından alıkoymadığını söylüyor ve şöyle diyor: “Özgün  bir şey yaratıp, seyircilerin de bunu önceden öğrenmesine engel olabilirseniz, deneyim çok daha güçlü olur.”
“Super 8”te işlemeyi umduğu diğer bir fikir de, Super 8 filmi çekmenin serbestliği ve emekçi ruhuydu. Abrams şöyle diyor: “Bu filmi çekmek anıları geri getirmekle kalmadı, aynı zamanda eskiden nasıl film çektiğimizi de aklımıza getirdi. Mesela, hikâye anlatmanın ruhunda, gerçekçi gibi gelen bir illüzyon yaratmakta, insanları korkutmaya, güldürmeye, onlara bir şeyler hissettirmeye çalışmakta. Bütün bunlar o zaman bizim için neyse şimdi de o.”
Abrams’in filme kattıkları da Spielberg’ü çok heyecanlandırmış. Ünlü yönetmen şöyle diyor: “J.J gerçekten nesiller arasında köprü kurabilme yeteneğine sahip. Eski zamanlardaki filmleri sevdiriyor ama sonar onu, insanların şu an sevdiği filmleri yapmak için gerçek bir yetenekle birleştiriyor. Günümüz çocuklarının nelerden bahsettiğini ve neler düşündüğünü anlıyor. Yani benim jenerasyonuma da, genç jenerasyona da hitap ediyor. Bence mevcuttaki en iyi sinemacılardan biri o. Yaptığı her şeyde olağanüstü bir kamera, ışık, kompozisyon ve anlatım özellikleri var.”
Spielberg, sözlerine şöyle devam ediyor: “’Super 8’le birlikte J.J, hem nostaljik hem de yeni izlenimi veren bir film yapmış oldu. Bir bilim kurgu hikâyesini, bir anlamda modern davranan ama aslında çocukların evrensel olarak hâl ve tavırlarına sahip bir grup çocuğun inanılmaz dinamiğiyle birleştiriyor.”
Spielberg’ün filmle birebir ilgilenmesi, Abrams’in gururunu okşamış. Abrams şöyle diyor: “Steven’ın bu filme harcadığı vakit aklımı başımdan aldı çünkü zaten bir sürü iş yapıyor. Nasıl vakit buldu ki? Yine de kurgu odasında saatlerce oturup senaryonun üzerinden geçtik. Benim için gerçek üstüydü. Onunla birlikte çalışmakla kalmayıp, hayatlarımızda çok büyük önem taşıyan bir zaman diliminin anlatıldığı bir filmde birlikte çalışmak büyük bir ayrıcalıktı.”


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s