Romain Duris’le Heartbreaker Üzerine

Posted: Mayıs 28, 2011 in Gönül Avcısı, Heartbreaker, Röportaj, Romain Duris


S: HEARTBREAKER filminin senaryosunu okuduğunuzda ilk tepkiniz ne oldu?
Y: Korktum! (Gülüyor) Doğruyu söylemek gerekirse, filmin ana konusu ve Alex karakterinden derhal etkilendim. Ama daha önce böyle bir romantik komedide rol almamıştım, yani nereden başlayacağımı bilemiyordum. Filmin nasıl birşey olacağını yönetmenin bakış açısının belirleyeceğini düşündüm ve yönetmen Pascal Chaumeil ile derhal tanışmak istedim. Bu görüşmede, yönetmenin tepkilerini rahat veren, esnek ve önerileri dinleyen birisi olduğunu gördüm. Küstah değildi, büyüklük taslamıyordu ve ne istediğini çok iyi biliyordu.
S: Bu görüşmede ona ne öneride bulundunuz?
Y: Başlangıçta, örneğin, benim oynadığım karakterle Vanessa arasındaki duygusal mücadeleyi daha belirgin hale getirerek filmin romantik yönünü vurgulamak istedim. Kahramanlar öpüşsün diye beklediğimiz ve öpüşme anının yaklaştığını bilsek dahi, nihayet öpüşme gerçekleştiğinde çok etkilendiğimiz, Notting Hill gibi “ilk bakışta aşk” türünü simgeleyen tipik İngiliz romantik komedilerine benzesin istedim.
S: Pascal ile çalışmak nasıldı?
Y: Çok güzeldi. İkimiz hemen, benim karakterimin, belli bir özgürlük çizgisini koruması konusunda anlaştık. Bu konuda en küçük şüphesi olduğunda, kahramanımız durumu fark edip çaresine bakmalıydı. Alex’in bu tepkiyi verebilmesi film için çok önemliydi ve filmin hızını kaybetmesine engel olacaktı. Elinde güçlü bir senaryo ve kavram olduğundan, Pascal filmin sahnelerinin çekiminde çok özgürdü. Sette varlığı çok güçlüydü ve çekilen her sahnenin, bir başı ve sonu olsun, ritmi ve etkinliği sürsün isterdi. Çekilen hiçbir sahnede yüzeysellik söz konusu değildi. Pascal, müthiş konsantre olabilen bir yönetmen.
S: Sizin oynadığınız Alex karakterini nasıl tanımlarsınız?
Y: Hayatta kalmaya çalışan ve başından pek çok mutsuz aşk ilişkisi geçmiş bir adam. Ama öte yandan çok zeki olduğu için, sonunda, Vanessa karakteriyle karşılaştığında, aşkı keşfedecek.
S: Bu karakterin ruhunu yakalamak zor oldu mu?
Y: Yıllarca derinlikli, ciddi filmlerde oynamıştım, The Beat That My Heart Skipped, Persecution ve Paris gibi.  Bu filmlerde, rolümün üstünde çok düşünerek elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışmıştım. Romantik komedi söz konusu olduğunda, bir de baktım ki, gene aynı şekilde çalışıyorum. Alex’in çapkın gülüşlü, kendinden aşırı emin James Bond benzeri, iki muhabbetle kadınları tavlayıveren bir tip olmasını istemedim. İzleyiciyi etkileyen ve kendi kişisel hayatında bocalayan bir adam olsun istedim. İstedim ki izleyici, bu adamın geçimini sağlamak için, çiftleri birbirinden ayırma işini yaptığını anlasın. Neyse, karakterin ruhunu işte böyle yakaladım. Önceden bu düşünce çalışmasını yapmasaydım, sahneler çekilirken gereken özgürlüğü ve doğallığı asla yakalayamazdım. Pascal’ın kamerası önündeki halimi gerçekten çok sevdim: Sadece içgüdülerimi dinledim çünkü sahneleri hızlıca ve fazla tekrar yapmadan çekiyorduk. Bu filmde üzerinde özellikle çalıştığım tek şey, Vanessa’yla olan dans sahneleriydi. Bu çalışma sayesinde, birbirimizi iyice tanıyabildik.
S: Vanessa ile çalışmak nasıldı?
Y: Daha önce tanışmamıştık ama ben hep onunla bir film çekmek isterdim çünkü onun oyunculuğuna bayılıyorum. Sette, Vanessa’nın karakterini gözler önüne serişine hayranım: Başta buz gibi soğuk ama sonra, biraz daha sıcak. Karakteri ustalıkla yorumluyor. Çalışma şeklini görseniz, böyle olmasına hiç de şaşmazsınız. Çalıştığımız ilk günden son güne kadar, birbirimizi dinledik ve tamamladık. O, eşine nadir rastlanan bir oyuncu.
S: filmdeki iki ortağınız olan Julie Ferrier ve François Damiens ile daha ilk sahnede yakaladığınız muhabbete de bayıldık.  Bu yakınlığı nasıl oluşturdunuz?
Y: Çok kolay! Bunun için, bu ikisiyle Fas’ta 5 gün geçirmeniz ve Fas çöllerinde günde 8 saat bir arabanın içinde yolculuk etmeniz yeterli. O dediğiniz yakınlık oluşuveriyor! Gene de, aslında bu yakınlık, öncelikle oyuncu seçimine çok bağlı. Yönetmeninin zekası ve gücü ilk kez bu noktada, birbirinden farklı kişilikteki insanları bir çatı altına toplamasında ortaya çıkıyor zaten. Görüşmemiz çok belirleyici bir andı, pek de bal börek geçmedi. Hepimiz sette son derece konsantre çalışıyorduk çünkü çekimlere başlanıyordu. Pascal’ı can kulağıyla dinledik, nasıl çalıştığına dikkat ettik, her sahneyi bir defada başarmak istiyorduk çünkü sahneleri tekrar tekrar çekemeyeceğimizi bniliyorduk. Ama aramızdaki bu elektrik bize çok zaman kazandırdı. Kahkahalar içinde gördüğünüz yakınlık da bunun sonucuydu.
S: François Damiens’in koreografisini çalıştığınız Dirty Dancing sahnesini bu kadar komik yapan da işte o yakınlıktı. O sahneyi çekerken neler yaşadınız?
Y: Biraz doğaçlama yaptık. François’nın üstüne çok giderseniz, ezberini unutup karıştırıyor, tam bir deha! Ama o sahneyi çekmek çok zordu çünkü, ben gülmeden duramadım. Sonunda, François’nın yüzüne bakamaz olmuştum. Pascal, bu sahnenin komikliğini ekrana yansıtırken büyük hüner sergiledi. Aslında, Pascal filmin tamamında, ezberlediğimiz sözcüklerden daha çok, yaşanan anı önemsedi.  

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s