Troll Avı / Trolljegeren / Troll Hunter

Posted: Mayıs 27, 2011 in André Ovredal, Gleen Erland Tosterud, Hans Morten Hansen, Johanna Morck, Tomas Alf Larsen, Troll Avı, Troll Hunter, Trolljegeren, Vizyondakiler


Gösterim Tarihi: 27 Mayıs 2011
Dağıtım: Medyavizyon Film
İthalat: Medyavizyon Film
Yönetmen: André Ovredal
Senaryo: André Ovredal
Görüntü yönetmeni: Hallvard Braein
Müzik: Henrik Hawor, Johan Husvik
Tür: Aksiyon, gerilim, korku
Süre: 90 dakika
Oyuncular: Johanna Morck, Tomas Alf Larsen, Gleen Erland Tosterud, Hans Morten Hansen
Norveç’in Kuzey ormanlarında izinsiz olarak ayıları avlayan bir avcıdan şüphelenen üniversiteli bir grup, film projesi olarak bu konunun üstüne gitmek ister. Avcı onları, kendinden uzak tutmak isteyince grup da bir akşam gizlice avcının peşine düşer ve aslında peşinde oldukları şeyin bir ayı olmadığını fark ederler; dev bir Troll ile karşı karşıyadırlar…

“Masallar her zaman gerçekle örtüşmez.” -Trol Avcısı
Troller. Şu hediyelik eşya dükkanlarındaki kocaman gözleri ve göbekleri ve parlak saçları olan, küçük, sevimli şeyler değil mi? Norveç’te troller bu imgeden ibarettir.
Reklam filmi yönetmeni André Ovredal ilk uzun metraj filmi için bir konu ararken, bütün Norveçlilerin bildiği bir konuya odaklandı: Troller.
“Norveç’e özgü, efsanevi bir sinema karakteri hakkında bir film yapmak istedim ama gerçek anlamda Norveç’e özgü bir şeye dayanmasını istedim.” diye açıklıyor yönetmen. “Bu da karakteri trol dünyasının içine ama çağdaş bir ortama yerleştirme gerekliliğini doğurdu.”
Çoğu Norveçli gibi, Ovredal da trol efsanesine dayanan masallar dinleyerek büyüdü. “Çok küçükken, ninem ve dedem, yarısı troller hakkında öyküler içeren, 1850’lerde yazılmış, “Asbjornsen ve Moe Masalları” isimli bir kitaptan bana masallar okurlardı.” diye hatırlıyor yönetmen. “Troller küçük ve sevimli yaratıklardan tutun da büyük canavarlara kadar farklılık gösteriyordu.”
Trol Avı filmini yapma konusunda senarist ve yönetmene ilham veren büyük canavarlar oldu. Kitapta Norveçli ressam Theodor Kittelsen’in yaptığı çizimler bulunuyordu. “Çoğunlukla canavara benzeyen trollerden ibaretti bu çizimler. Kimileri daha sevecen ve narin ama kimileri de gerçekten korkutucu, filmimizdeki trollerden bile daha korkutucu.” Yönetmenin seyircilere aksettirmek istediği trol imgesi bu oldu. “Kitap basıldığından beri trol efsanesinin gerçek anlamda kullanılmayan yanı bu olmuştur. Ne zaman bir troller hakkında bir çizgi film izleseniz veya bir hediye dükkanına gitseniz, asla bu canavar gibi olan trolleri görmezsiniz, şu şirin, küçük, cüceye benzeyen şeyleri görürsünüz. Troller etrafında dönen bir canavar film yapmak istedim ben.”
Ne var ki, Trol Avı onları avlamaya çalışan Hans’a ve gözlemci durumundaki üç öğrenciye odaklandığı kadar trollere odaklanmıyor. “Tam anlamıyla trol avcısının bir portresi.” diyor Ovredal. Yönetmen 1992 tarihli, bir seri katilin izinden giden bir film ekibi içeren Belçika filmi “Man Bites Dog” (Adam Köpeği Isırıyor) filminden ilham aldı. “Aşırı derecede kara mizah barındırıyor.” ki bu yönetmen ve oyuncuların filme kattıkları bir özelliktir.
Hans, günlerini vahşi, kocaman ve son derece tehlikeli trollerle uğraşarak geçiren ama çoğunlukla yoldaki hayvan leşlerini toplamak için çağrılan, Hayvan Denetim Dairesi görevlisi gibi görev gören bir kamu çalışanıdır. Hatta arabalarında seyahat eden birçok Amerikalı avcı gibi, trol avlarken Amerikan country müziği dinler. “İster inanın ister inanmayın, bu kültür Norveç’te de neredeyse aynı. İnsanlar burada country ve batı müziğini seviyorlar. Yani demografik müzik zevki çok da farklı değil.” diye belirtiyor Ovredal.
Ama Hans trol avı işinde çok uzun zamandır çalışmaktadır. “İşinden gerçekten bıkmış halde.” diye açıklıyor Ovredal. “Aslında harika bir işi var ama o bu gözle bakmıyor.”
Çekilen görüntülerin “sunucusu” olan öğrenci Thomas, Hans’ın yaptığı işi sık sık kahramanlıkla özdeşleştirir. “Sürekli ve düzenli olarak muhteşem şeyler yapan bir adam Hans ve bu yüzden takdir edilmesi gerekir ama öyle olmuyor.” diyor Ovredal. Hans işine bakıyor, tıpkı bunalım geçiren Eastwood veya Wayne gibi işinin gereğini yapıyor ve başka kimsenin yapmayacağı veya yapamayacağı pis bir işi yapıyor.
O şekilde planlamadığı halde, Ovredal filmi Blair Cadısı Projesi ve Canavar filmlerinde olduğu gibi alaylı belgesel tarzında çekmeye karar verdi. Bu filmde, öykü bir öğrencinin (Kalle) gözünden aktarılıyor: Kalle olayların gelişimine ve çözümlenmesine şahitlik etmemizi sağlayan kamerayı kullanıyor. “Belgesel yaklaşımı aslında daha sonra geldi: Daha çok büyük bütçeli ve bol efektli bir film yaratma isteğinden ama ne yazık ki büyük bir bütçesi olmayan bir film yaratmak gerekliliğinden.” diye gülerek açıklıyor yönetmen.
Ama yönetmenin daha sert bir bakış açısı barındırdığını belirttiği Blair Cadısı filminin aksine, Ovredal sözkonusu filmin el kamerasıyla çekilmiş olma havasından uzak durmaya ve perdeye yansıtmak istediği öykü anlatımını korumaya ve güzel doğa manzaralarını ve elbette trolleri yansıtmaya çalıştı.
“Tam olarak üç perdelik yapıya göre tasarlandı film.” diye açıklıyor yönetmen ve ilk trolün filmin ikinci perdesine kadar gösterilmediğine dikkat çekiyor. “O geçiş, filmdeki ilk büyük geçiş: Hans’ın fikrini değiştiriyor ve öğrencilerin ona eşlik etmesine müsaade etme kararı veriyor. Ardından da öğrencilerdeki değişimi, Hans’ın bildiği şeye inanmalarını yansıtmamız gerekiyordu.”
Gerçek bir film ile birinin peşinden giden belgesel arasındaki dengeyi kurmak çok önemliydi. “Belgesel hissi uyandırması ama sinema filmi gibi ilerlemesini sağlamamız gerekiyordu. Bunu başardıktan sonra, belgesel çılgınlığı geri kalanı halledebilirdi zaten.”
Belgesel yaklaşımı öykü anlatımı bakımından çok önemli ve izleyicilerde trollerin gerçekten var olduğu hissini uyandırmanın tek yolu. “İnanılmaz bir gerçeklik hissi uyandırıyor.” diye açıklıyor yönetmen. “Bunun gerçek olduğu konusunda ısrar ediyoruz, troller kirli bir gerçeğin parçası.”
Gerçeklik konusundaki ısrar, filmin çekildiği Norveç’te gösterime girdiği Ekim 2010’dan beri fazlasıyla rağbet görmesini sağlayan şey oldu aslında: Filmin hayranları filmi basit bir canavar filmi gibi değil, kara mizah gibi görmektedir. “Bunlar bilimsel yolla, gerçekçi bir yaklaşımla, gerçekten varmış gibi anlatılan, masallardan alınan figürler. Bir trolün nasıl yaşadığını, neden taş kesildiklerini anlatıyoruz ve oyuncular mükemmel oynuyor. Konu hakkında tamamen ciddi olmanız gerek, oyunculuk ne kadar katıksızsa, o kadar komik oluyor sahneler. Ve Norveçli izleyiciler filmi izlediklerinde gülüyorlar çünkü bu kadar ciddi olmaya çalışan bir filmde bütün bunların anlatılması çok gülünç.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s