Marc Fitoussi ile Copacabana Üzerine…

Posted: Mayıs 6, 2011 in Aure Atika, Copacabana, Copacabana: Düğün Hediyesi, Isabelle Huppert, Jurgen Delnaet, Lolita Chammah, Marc Fitoussi, Röportaj, Vizyondakiler

Film için fikri nereden buldunuz?

Tek bir karakter hakkında film yapmak istedim. Bir önceki filmim,  LA VIE D’ARTISTE, üç insanın kesişen kaderlerini anlatıyordu ki bu da beni her 3 başrol oyuncusunun da hayatlarındaki ilginç olaylara ayrı ayrı odaklanmaya zorlamıştı. Babou ise COPACABANA’nın neredeyse her karesinde var ki bu da bana onun karakterinin çok daha derinliklerine inebilme daha geniş bir yelpazede onu tanıtma  imkânı tanıyor. Bu sadece başına gelen talihsiz olaylara değil, bir şey yapmadığı anlarda ara sıra sürüklendiği melankoliyi de anlatma olanağı verdi bana. Aynı zamanda, seyahat eden bir  satış temsilcisi olmak zorunda kalan ve ileride sahip olacağı olası müşteri portföyündeki kişilere uygulaması beklenen agresif tekniklere katlanamayan bir kadını anlattığım BONBON AU POIVRE’de dokunup geçtiğim konuyu da işlemek istedim. O kısa metrajlı filmi çekmek bende fikri daha ileri boyutlara taşıma isteği uyandırdı-Kendisine tamamen yabancı olan sıradan hayat şartlarıyla yüzleşmek zorunda kalan aşırı uçlarda yaşamaya alışkın bir kadın portresiyle sosyal konuları anlatan bir komedi.

COPACABANA’da bu karakter Babou. Onu normal sıradan bir vatandaşa dönüştürmesi gereken bir deneyim aslında onun basmakalıp, dar fikirlere karşı ne kadar büyük bir alerjisinin olduğunu ve yoldan çıkmaya karşı koyamadığını göstermekte…

Isabelle Huppert’a artık onu görmeye alışkın olmadığımız bir rol verdiniz. Bu bilerek yapılmış bir tercih miydi? Ona bu rolü önermenizde ki etken nedir?

Her karakteri canlandırabilecek birkaç aktristten biri olduğuna olan inancım. Sadece risk almaktan hoşlanmasından değil aynı zamanda her türlü zorluğa meydan okuyacak yeteneğe sahip olduğu için. Dürüst olmak gerekirse, her ne kadar Babou rolü için kafamda yalnızca Isabelle canlanmış olsa da, ona senaryoyu gönderebilme cesaretini bulmam biraz zaman aldı. Son dönemde başarıyla canlandırmış olduğu soğuk tavırlı, tehlikeli kadın kahramanlarla kıyaslandığında, Babou’yu sıradan ve kaçık bulacağından korkuyordum. Öte yandan, Lolita Chammah (Isabelle Huppert’in gerçek hayattaki kızı) Esméralda rolü için tek tercihimdi. Onunla ilk olarak LA VIE D’ARTISTE’de çalışmıştım ve inatçı küstah Fransızca öğretmenine her fırsatta didişen liseli kız rolünü büyük bir doğallıkla canlandırmasına hayran kalmıştım.  Genç enerjisini Esméralda karakterine yansıtacağını, aynı zamanda da karakterde olması gereken asla çok gösterişli olmayan dramatik derinliği verebileceğini de biliyordum. İkisine de ayrı ayrı senaryoyu yollayarak eş zamanlı olarak yaklaştım. Bu arada kendime şans diledim. Ve sonuçta her ikisi de ilgilendi ve birlikte çalışmaya ikisi de hevesliydi.


Isabelle Huppert ile çalışmak nasıl bir şeydi?

Kısa bir süre sonra Isabelle’in okuduğunu çok iyi özümseyen biri olduğunu anladım. İlk toplantımızda, soruları öyle keskin ve akılcıydı ki adeta bir senaryo uzmanıyla toplantı yapıyormuşum  hissine kapıldım. Babou’nun kendi tembelliğinin kurbanı olup olmadığını sorup, bütün gün cigaralık tüttüren bir hippi gibi perdeye yansıyabilme tehlikesine işaret etti. Bu tam da benim kaçınmak istediğim şeydi. Bu beni şaşırtmıştı ancak Isabelle’in senaryoyu daha en başından görebilmesi beni adeta büyülemişti. Karakteri oluşturmaya çoktan girişmiş ve karakteri yanlış yansıtabilecek olası tehlikeleri ortadan kaldırmaya   başlamıştı bile. Çekim öncesi, ilk başta sadece ikisi ile birlikte oturup senaryoyu okuduk sonra diğer oyuncularla. Isabelle, Babou daha doğal yansısın diye doğaçlama yapabilme özgürlüğüne sahip olmak istediyse de bu zaten her çekimde kendisini gösterdi. Aynı zamanda, bu benim çok hoşuma giden bir ikilem, çoklu çekim yapma konusunda fikir birliğine vardık ki böylece doğaçlamalar daha bilenecek ve oturacaktı. Sanırım Isabelle ve benim bir karakteri kılı kırk yararak oluşturmaya yardım eden aynı detaycılık saplantısına sahip olduğumuzu söylemek yerinde olur. Örneğin, Babou’nun alışılagelmedik bir biçimde kokoş görünmesi için her yanının takılarla dolup taşmasını istemiştim. Isabelle bu fikri farklı renklerde taşları olan üç yüzükle hayata geçirdi. Çok göze batmayan bir detay belki ama bu ikimiz içinde çok önemliydi. Onları nasıl takacağına karar vermek için bile uzun bir zaman harcadık, ta ki hepsini serçe parmağına takacak kadar kaçık biri olacağına karar verene kadar.

Son olarak, Isabelle ile çalışmak harika çünkü tam anlamıyla gerçek bir işbirliğini yakalıyorsunuz. Aramızda  güven ve anlayışe dayanan bir bağ oluşturduk ki bunun sonucu da çok verimli oldu. Çekimler boyunca isteklerime ve konumuma saygı gösterdi. Asla tek başına kendi yeteneğine güvenmiyor ve samimi yönlendirmeye çok açık.  Aynı zamanda da performansıyla ilgili bir dizi olasılığı da size sunan biri…

Babou’nun hiç göz önüne almadığınız yönlerini açığa çıkardı mı?

Yaratıcı ve virtüöz performansı karaktere has en küçük bir nüansı bile mütemadiyen zenginleştirmekte. Bu konu üzerinde saatlerce konuşabilirim ancak özellikle Babou’ya kazandırmış olduğu fiziksel özelliklere değinmek istiyorum. Buna en iyi örnek ise Bart ile bowling oynadığı sahnede ona yakında Brezilya’ya yapacağı geziden bahsederken bir yandan bağırırken diğer yandan yaptığı “canı cehenneme” hareketi. Isabelle, söz konusu bu hareketi tamamen doğaçlama yapmıştır. Yalnızca çok komik olmakla kalmayıp aynı zamanda kızının sevgisini tamamen yitirdiğine inandığı bir aşamada Babou’nun acısını da gözler önüne sermekte. Bundan başka birde Ostend’deki ilk öğle yemeği molası sahnesi var. Söz konusu bu molada Amandine onu geçmişiyle ilgili soru bombardımanına tutuyor. İlk başta Babou kaçak güreşerek mandalinasına odaklanır. Soruların onu rahatsız ettiğini nasıl gösterebiliriz diye düşünüyordum. Tek bir çekimde Isabelle rahatsızlığını göstermek üzere aniden bir çekirdeği tükürüp sohbete noktayı koydu. Bu tür detaylar karaktere çok gerçekçi bir canlılık ve bariz mizahi bir tat kazandırır. Beni Isabelle’de hayrete düşüren unsurlardan biri de yaydığı cazibesi ve perdeye yansıyan şaşmaz zekâsıydı, sadece diğer karakterleri dinlediği anlarda bile. Bu öyle bir noktaya geldi ki, kurgu sorumlusu Martine Giordano ile birlikte sahnenin mantığı tam aksine bir çekim yapmayı gerektirdiğinde bile onu durdurma isteğini kendimizde bulamıyorduk. Esméralda’nın ona onu düğününde istemediğini söylediği anda yüzündeki acılı ifade ve kovulduğunu öğrendiği anda ki yıkılışı muhteşem  sinemasal anlardır. Öyle ki söz konusu bu anları  çok daha uzun tutmayı gerçekten çok isterdik.

Babou belli bir kalıba sahip olan bir topluma direnme fikrini mi temsil ediyor?

Belli bir ölçüde evet, ama onu bir rol model olarak göstermek istemedim. Alışılagelmedik bir karakter portresi çizmek istedim, bu doğru, ama sosyal etkinliğin getirdiği zaruri taleplere karşı kayan birinin portresi. Babou kaygısız bir tavrı temsil ediyor, her ne kadar çok sorumsuz biri olarak görünse de, bu bir özgürlük örneği arz etmekte. Tersliklerden her ne kadar acı çekmiş olsa da, bunlar hayata beslediği cömert ve bencillikten uzak  coşkusundan bir şey kaybettirememiştir. Her yeni günü büyük bir coşkuyla kucaklıyor, yeni şeyleri her zaman büyük bir hoşgörüyle karşılıyor. Bu yüzden onun seksi ve yakıcı olmasını istedim. Hiç eksilmeyen tutkusu önüne çıkan her türlü engeli aşmasını sağlıyor. Mutlu olma içgüdülerini tam olarak yitirmemiş herkesi adeta bir mıknatıs gibi cezp etmekte; Patrice, Suzanne, Lydie gibi.

  
Babou baştan çıkarma konusunda oldukça büyük bir güce sahip ancak aşkta şansı yaver gitmiyor. Niye?

Hayata yaklaşımının onu bir ilişkinin monotonluğuna karşı alerji duymasına neden olduğunu söyleyebilirim. Bu sebepten ötürüdür ki Esmérelda’ya bu kadar genç yaşta evlenmemesi gerektiğini söylüyor. Babou her zaman özgürlüğüne düşkün olmuş biri. Esméralda’nın babasının kim olduğunu asla bilmiyoruz, örneğin. Tek gecelik bir ilişki miydi? Yüzüstü bıraktığı erkek arkadaşlarından biri mi? Bart ile ilişkisini feda ediş şekli bazılarını üzecek. Esméralda ile olan sorunlarına öyle gömülmüş ki. Bart onun kalbini geri kazanabilecek maceracı bir ruha sahip değil. Babou’nun erkeklerle olan ilişkisi kendine acımayı reddettiğinin göstergesidir ancak açıkça sergilediği coşkusunun ardında aslında bir başına…

Karakterlerinizi asla yargılamıyorsunuz. Sizce filmi nasıl algılayacağına izleyici mi karar vermeli?

Öyle umuyorum. Herkesi filmi benim gördüğüm gibi görmeye zorlamak korkunç bir şey olurdu. Filmlerimin illa bir mesaj vermesi gerektiğine inanmıyorum. Gerçek hayatın karmaşasını  en iyi şekilde yansıtabilmeyi umut ediyorum sadece. Ve kendi kişisel vizyonumu sunuyorum. Acımasız sistem tarafından yutulan karakterlere gerçekten büyük bir empati besliyorum. Herkes Babou gibi topluma karşı eleştirel bir bakış açısı geliştiremiyor…

Filmin çok müzikal bir temposu var.

Kurgu sorumlum, Martine Giordano, flme mutluluk saçan, nefes kesen bir ritim verdi. Sanki öyküyü sürükleyen Babou’nun bitmek tükenmek bilmeyen enerjisiymiş gibi. Tıpkı Babou’nun hayatı son sürat yaşaması gibi film de bir şeyleri uzun uzadıya düşünmek için asla durmuyor.  Martine COPACABANA’yı olaylar dizisi tertibi ve estetiğini çok güzel bir araya getirerek, hikâyenin  tadından bir şey yitirmeksizin harmanlamayı başardı.

Çok acı sona erebilecek bir anne kız ilişkisi hikâyesi. Bu kadın teması fikrini nereden aldınız?

Buna verecek bir cevabım yok. Teorik olarak bu konuyu ele almam için hiçbir neden yok. Mutlu bir evliliği olan bir ailenin tek oğluyum. Bütün çocukluğum aynı mahallede geçti, hep aynı okula gittim yani tam bir istikrar söz konusuydu. Peki, böyle bir hikayeyi nereden buldum? Her ahvalde yapımcım  Caroline Bonmarchand’a çok müteşekkirim. Annesiyle zaman zaman çalkantılı olan  ilişkisi hakkında sağlamış olduğu güncel bilgiler büyük bir ilham kaynağı oldu!

Babou ve Esméralda yetişkin-çocuk denklemini tersine çevirmeye kararlı görünüyorlar.

Babou’nun ölümsüz çocuk ruhuyla, Esméralda’nın Buffalo Grill’de akşam yemekleri  ve geleneklere bağlı bir şekilde evlenmek isteği mukayese edildiğinde Esméralda oldukça sönük kalmaya mahkûm ama onu sempatik olmayan bir karaktere büründürmek istemedim. Filmin başında, eve domuz pastırmasını bir restorantta masalara bakarak getiriyor. Annesi ise tüm sabahını harcamadan kokona olmak için bir mağazada ya da bir şekerlemeci dükkânının vitrinini mahvederek geçiriyor. Aslında, annesinin limitlerini bize daha iyi anlatan Esméralda’nın erken olgunlaşmış iyi huylu tabiyatı ve aşırı ciddiyeti. Babou sadece cana yakın, sempatik değil, bazen inanılmaz derecede hırslı olabiliyor.


Bu durumdayken bile Esméralda annesinin bazı meziyetlerine hayranlık duyuyor. Tıpkı Babou’nun sarisi içinde mutfağa gidişini hayretle izleyişi gibi.

Her ne kadar mantığın ağır bastığı bir hayat yaşamayı seçmiş olsa da -muhtemelen durumu dengelemek için-Esméralda yine de hala Babou’nun kızı. İhtilafları filmin sonunda çözüme kavuşuyor. Düğün resepsiyonunda birlikte dans ederlerken misafirlere kendi kişisel tercihleri her ne olursa olsun, aralarındaki koparılamaz bağı gösteriyorlar. Her zaman ki eksantrikliğiyle Babou yine çok sıra dışı bir saç modeliyle karşımıza çıkarken, Esméralda her zaman ki gibi tedbiri elinden bırakmayan, ölçülü gelinliğiyle karşımızda. Yaptıkları seçimleri anne kız ilişkilerinde bir diğerini dışlamıyor. 

Filmleriniz hep ciddi konuları ele alır ama COPACABANA kendinizi iyi hissetmenize neden olan bir film. Sizce komedi trajediden daha mı üstün?

Hangi hikâyeyi anlatmak istersem isteyeyim, onu komedi yapmaktan kendimi alıkoyamıyorum. Seyirciye hareketlilik hissi veren filmleri seviyorum. Ve bu beni oldukça rahatlatıyor çünkü mutlu kalabilmenin cesaret gerektirdiğine inanıyorum ve her şeyden çok da kirli gerçeklikten uzak durmaya çalışıyorum. Örneğin, Babou’yu iş merkezinde göstermeyi asla düşünmedim ya da bir sözleşme pazarlığı yaparken. Bu tür şeyleri ima yoluyla anlatmayı tercih ediyorum. Ve tembellere, hayatta hep başarısız olmuş kişilere karşı daima bir düşkünlüğüm olmuştur. Sanırım bunun en büyük nedeni de en monoton hayata bile bir macera boyutu getirebiliyor olmaları. Her halukarda, sıkıntı ve şansızlıklara direnişinizin en iyi test edilme yolu bu. O yüzden, evet, bence komedi kesinlikle ciddi sorunların üstesinden gelebilen bir tür.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s