1962 yılında şimdinin efsanevi ikilisi Stan Lee ve Jack Kirby, Marvel Comics okuyucularına The Mighty Thor’u tanıttı ve yarattıkları eli çekiçli Norse tanrısıyla yepyeni bir aksiyon-macera dönemini başlattı. Kulağa tuhaf gelen isimlere rağmen hikayenin temeli, zamanın başlangıcından bu yana insanlığın dramlarına yol açan bilindik, evrensel ihtilaflara dayandırılmıştır: Babasına değerini kanıtlamak için sabırsızlanan bir çocuk; ölümcül derecede içerlemiş bir erkek kardeş, ve bir adamın dünyayı yeniden görmesine yardımcı olan bir kadın. Kraliyet soyu, ölümcül bir kin, gururun ardından gelen yıkım – her dünyada bunlar anlatmaya değer hikayelerdir.

“The Avengers” adlı süper kahraman takımının kurucu üyesi olan Thor, yine Demir Adam, Fantastik Dörtlü, X-Men ve Örümcek Adam’a da hayat veren Marvel Comics’ten çıktı.

“Thor” sinema filminin yapımcısı ve Marvel Studios Başkanı Kevin Feige anlatıyor: “Stan Lee ve Jack Kirby diğer karakterleri yarattıktan sonra ‘Hadi bir Tanrı yaratıp onu aşağı indirelim” diye düşünmüşler. Akıllıca bir hamleyle İskandinav mitolojisine göz atmışlar. Birçok insan Yunan ve Roma mitolojisini bilir ama İskandinav mitolojisini bilmez. Bu hikayeleri okuyunca, Marvel Comics’in en iyilerini okuyor gibi oluyorsunuz çünkü onlar, sahip oldukları fırtına çıkarmak, yıldırım düşürmek ve şimşek çaktırmak gibi güçlere rağmen çok insani olan kişiler. Ailevi sorunları var. İki erkek kardeş kavga ediyor misal: Thor ve Loki. Bu bir aile dramı ve hepimiz ya da diğer tüm Marvel kahramanları gibi onların da kusurları var. İnsanlar bu yüzden Marvel karakterlerine yakınlık duyuyor.

“Filmde, sabit Marvel kahramanlarının çoğunu irdeledik” diye devam ediyor Feige. “Ama buna boş yere Marvel evreni denmiyor. Burası büyük bir yer ve biz de Thor’la kozmik bir seviyeye çıkıyoruz.”

Destansı Thor, 1960’lı yıllarda Belfast’a genç bir çocuk olan yönetmen Kenneth Branagh’yı da çok etkilemiş. “Kuzey İrlanda’da çok yağmur yağardı, ortalık bazen grileşirdi. Marvel Comics’in kapaklarının rengi kitap raflarında kendini belli ederdi ve The Mighty Thor en çok ilgimi çeken çizgi romandı”diyor Branagh.

“Başlıca özelliklerini– antik çağlardan kalma bir şeyle bağlantısı olması, silahları, yazı harflerindeki Stonehenge dokusunu ve karakterin fiziksel ağırlığını çok sevmiştim. Kendinin yapmayacağı hiçbir şeyi başkasından yapmasını istemiyor. Hatta zamanın yarısında aklınızdan geçmeyecek bir şeyi yapmasına engel olmaya çalışmak zorunda kalıyorsunuz.”

Zaten Thor ve babasından sonraki Asgard Kralı olması arasında duran da bu kararlı ve dik kafalı yapısı. Sağlam bir fizik ve bir mücadelede elde edilen başarı, prensi halkına liderlik etmeye hazırlamak için yeterli değil – öfke patlamaları, öngörüsüz kararlar, fevri hareketler, tüm bunların hepsi bir kralın düşüşünün yolunu hazırlar. Bunlar, ortada bir taç taşımanın ağırlığı olmadan da insanın kendi kendini yok etmesine sebep olan şeylerdir.
Şöhretini, kraliyet ailesi içindeki entrikaların bolca olduğu Shakespeare hikayelerini yorumlamasıyla (oyuncu, tiyatro yönetmeni ve sinemacı olarak) kazanan ve bu konuda birkaç şey bilen Branagh şöyle diyor: “Marvel’in İskandinav mitolojisiyle bağlantısının başarısı, destansı hikayelerin merkezindeki insan boyutunun, her şeyi bir arada tutan bir tutkal görevi gördüğünü anlamaktan geçiyor. Bu karakterlerin, bizimle aynı şeyleri yaşaması insana bir heyecan, içsel bir keyif veriyor.”

Yapımcı Feige ekliyor: “Karakterler bir duruma herkesin yapacağı gibi bir tepki verince, zor duruma düşüp bunun üstesinden kolay kolay gelemeyince, hepimizde olduğu gibi bunun üstesinden gelmesi için uğraşıp çabalaması gerekince insana bu gerçek geliyor ve onda kendini bulabiliyor. Yani böyle sorunlarınız, çözmeniz gereken problemleriniz varsa ister milyarder bir silah üreticisisi ister Odin’in oğlu olun, hiç fark etmez. İçinizdeki karakter kusurları bile, sizi bizden biri yapar. Stan ve Jack’in ilk Thor çizgi romanlarında yaptığı çok komik şeyler var. Bunları daha sonra Walt Simonson hayata geçirmişti.
J. Michael Straczynski de bunları yeni çizgi romanlarda başarıyla ele aldı. Efsaneleri alıp eve getirdi. Thor, Loki ve Odin isimlerini duymuşsunuzdur… Ama onların gerçek olduğunu bilmiyordunuz. Galaksiler arası ulaşım olsa, birkaç boyut atlasanız ve birkaç boyutsal anlaşmazlığı da çözerseniz onlarla karşı karşıya gelirsiniz. Geliştirilen konsept buydu ve bu uyarlamaya da yansıtıldı.”

Ödüllü senarist J. Michael Straczynski, (2008’in çoklu Oscar® adayı “Sahtekar”) ve Temmuz 2007 – Kasım 2009 arası Marvel’in Thor çizgi romanı yazarı, kahramanın ilk sinema filmini Branagh’ın yöneteceğini duyunca çok sevinmiş:  “Aldığı klasik eğitim ve dile olan hakimiyetiyle Ken, bu filmi hem yükseklere taşır hem de erişilebilecek bir seviyede tutabilirdi. Tanrıları, insanların anlayabileceği bir yere indirebilirdi.”

Feige, Marvel’ın neden Branagh’yı seçtiğini açıklıyor: “Benden çok daha akıllı insanların da dediği gibi çizgi romanlar günümüzün mitolojisidir. Ken Branagh da edebiyatı kimsenin yapamayacağı şekilde uyarlayabilecek biri. O, çok yetenekli bir hikaye anlatıcı. Bizimde istediğimiz buydu: Hikaye anlatabilen biri. Yüz yıllar önce bu hikayeler ateş etrafında anlatılırdı. Günümüzde de aynı sayılır. Sadece ateş yerine projektörün ışığı var.”

Prodüksiyondaki herkes için çizgi romanların yerinin bambaşka olduğunu söylememe gerek yok ama yapım, dört renkli sayfadan sinema perdesine geçiş yapmaya başladığında; sinemacılar, Thor Takımı ve oyuncular için diğer edebiyat eserleri de mihenk taşı haline geldi. Yapım öncesi ve sonrasında görev alanlarla Marvel karakterlerine hayat verme görevini üstlenen oyunculara,  bir kucak dolusu çizgi romanla birlikte Viking ve İskandinav mitolojisiyle ilgili referans materyaller verildi. Bunlardan biri de Hermann Hesse’nin Siddhartha’sıydı.  Thor rolündeki Avustralyalı Chris Hemsworth şöyle anlatıyor: “Üniversite dersi gibiydi – Okuduğum bazı kitaplarda insanlar kendilerini buluyor ve daha sonra varlıklarının gerçeğiyle uzlaşıyorlar. Ken bunların, anlatacağımız hikayelerle bağlantılı olduğunu biliyordu.”

Senarist Ashley Edward Miller anlatıyor: “Thor’a, neredeyse bir şey işlemiyor. Doğa üstü bir şekilde güçlü, uçabiliyor, elinde fırtınaları kontrol etmesini sağlayan kocaman bir çekiç var. Prens ve altın çocuk olarak, hayır lafını hiç duymamış ve hemen hemen istediği her şeyi yapmasına izin verilmiş. Diğer hikayelerde kahramanın bir örümcek tarafından ısırıldığı ya da bir gama patlamasında vurulduğu noktada Thor, olduğuna inandığı her özellikten ve varlıktan mahrum kalıyor. Bunun da ötesinde, yabancı bir yere sürgün ediliyor. Böylece artık yersiz yurtsuz olan dilenci bir prens oluyor, yani bizden biri.”

Yani şayet New Mexico’da bir çölde dolaşan ve bir Tanrı yapısında ve tipinde olsak, bizden birine benzeyecek. Bu çölde araştırmacı bilim kadını Jane Foster, geceleri gökyüzünde meydana gelen açıklanamaz bir olay üzerine saha çalışması yapıyor. Anlaşılma zor bilim kadını canlandıran Natalie Portman anlatıyor: “Jane araştırmasına kendini adamış durumda.  Astrofiziğin sınırında çünkü çoğu meslektaşının çılgınca bulacağı şeylere inanıyor. Thor’un gelişi, onun doğru olduğunu düşündüğü şeylerin gerçekliğini kanıtlar nitelikte.

İlk başta Jane, Thor’u çalışma konusu gibi görüyor. Kendi araştırma ekibinin dışında New Mexico çölünde gece meydana gelen bu olağan dışı olayın tek tanığı Thor. Bu yüzden Jane’in çalışması için Thor önem taşıyor. Yavaş yavaş Jane, onda kendini bulmaya başlıyor ve duygularına yeniliyor – ardından araştırma yapan her bilimcinin ya da akademisyenin karşılaştığı zorlukla karşı karşıya kalıyor – objektif olmak.”

Yabancı diyarlarda bir yabancı olarak geçirdiği vakitten zamanla keyif alan karakteri gibi Hemsworth de düşmüş bir prensin geçişine yardımcı olan küçük ve kahramanvari olmayan değişikliklerin tadını çıkarıyor: “’Thor’da çok önemli anlar, inanılmaz aksiyonlar ve  piroteknik gösteriler var ama en çok sevdiğim sahneler Thor ve Jane arasında geçen normal, günlük konuşmalar. O sahneleri New Mexico’da, arka planda çok güzel dağların olduğu bir ortamda çektik. Karların erimesini beklemek zorunda kaldık ama çok güzel bir ortam oluştu. İşte bu sahnelerde, yapılan karakter araştırmaları, varlığı incelemesi yapan kitaplar ve kişinin kendini bulma çabaları sonuç verdi. Bu sahneleri Natalie’yle oynamak da benim için rüya gibi geçen zamanlardı.”

Gerçi Thor’un Dünya’ya büyük bir patlamayla ilk iniş yaptığı sırada davranışları böyle değildi. Ama gezegeni Asgard’daki azametli dünyasıyla uzaktan yakından alakası olmayan insanlar arasında yaşamak, Thor’un aydınlanması oluyor. Elbette aslında onun kim olduğunu kimse bilmiyor. Jane ve ekibi onun biraz tuhaf (belki de evsiz) bir çöl göçebesi olduğuna inanıyor. Senarist Zack Stentz anlatıyor: “Thor, Jane Foster sayesinde insanların ne kadar çok şey yapabileceğini görüyor. İnsan doğasının en iyi özelliklerinden biri bu: Duvara tosladığımızda ve tüm ümidimizi yitirdiğimizde ancak kim olduğumuzun ölçüsünü buluyoruz. Bunlar en büyük anlarımız olabilir. Thor, buraya geçiş yapıyor, onun yolculuğu bu. Aslında bırakmasına ramak kalıyor çünkü eskiden böyle değildi ama sonra, nasıl biri olabileceğini keşfediyor.”

Hemsworth de buna katılıyor ve ekliyor: “Mesele Thor’un küçük düşmeyi öğrenmesinde. Parmaklarının ucunda tonlarca güç bulunduran aceleci bir genç adam olarak karşımıza çıkıyor. Babasına karşı gelince, dersini alması için dünyevi varlıklarla eşit statüde, bir ölümlü olarak Dünya’ya gönderilme cezası alıyor.

Ken, çok başlarda babalar ve oğulların olayının bu olduğunu söyledi. Dıştan bakınca film Tanrılarla ilgili gibi gözükse de özünde insanlarla ilgili.”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s