Beni Asla Bırakma / Never Let Me Go

Posted: Nisan 29, 2011 in Andrew Garfield, Beni Asla Bırakma, Carey Mulligan, Charlie Rowe, Kiera Knightley, Mark Romanek, Never Let Me Go, Vizyondakiler

Kaderimiz bizim kontrolümüzde mi?
Kendimiz için mi, başkaları için mi yaşıyoruz?
Bizi insani kılan şey nedir?
Bu sarsıcı ve birbirine bağlı sorular NEVER LET ME GO’nun kalbinde yatan sorular.  Uluslararası beğeni kazanan usta yazar Kazuo Ishiguro’nun romanından uyarlanan hikaye izole bir İngiliz yatılı okulunun aldatıcı derecedeki sade ortamında geçiyor fakat bu sadeliğin ortasında aşk, ihanet, umut, özveri, fanilik ve kader etrafında örülen engin ve derin , duygusal bir hikaye sunuyor.

İlk basımı 2005’te yapıldığında, Ishiguro’nun sıkı ve unutulmaz romanı birçok eleştrimen tarafından yüzyılın en iyileri listelerine seçildi. İnsanların klonlandığı, merak uyandıran ve şaşırtıcı bir dünya portresi ile, üç çocukluk arkadaşı arasında geçen  içsel, girift bir aşk üçgeni de betimleniyordu.

Böylesine daimi bir etki yaratan bir hikaye aşikar biçimde sinemaya uyarlanmaya çok uygundu. Bunu başaran da İngiliz senarist ve roman yazarı Alex Garland’ın edebi dünyasıyla görsel sanatlarda ve Amerikan film dünyasında yükselen yönetmen Mark Romanek oldu.  Hikayeye Ishiguro’nun da yaptığı gibi, bilimkurgudan ziyade insane bir kırılganlık düzleminde yaklaştılar. 

Romanek şöyle anlatıyor, “Birçok bilimkurgu filmi baskın yönetimlerden kaçma ya da onun gibi şeylerle ilgili fakat bizde durum tam tersi. Karakterlerimiz hiçbir noktada kaçmaya yeltenmiyorlar çünkü doğduklarından beri bir onur ve bulundujkarı topluma karşı görev bilinciyle büyütülmüşler. Kaçmamalarının bir sebebi de gidecek bir yerleri olmaması. Film, sevdiğiniz insanları ‘o anda’ kucaklamanın önemini vurguluyor çünkü zaman kısa. Bu filmle çok güzel ve ironic bir iş çıkarmak istedim. İzleyiciyi Ishiguro’nun yarattığı dünyaya dahil edebilmeyi umarak yaptık. Filmin romantik olması da benim için çok önemliydi, estetik açıdan  memnun edici olması da, çünkü filmin sunduğu deneyim, acı-tatlı bir deneyim.”

KATHY, TOMMY AND RUTH:
  KÖKENLERİNİ ARAYAN ÜÇ KARAKTER    
BENİ ASLA BIRAKMA’yı ete kemiğe büründürmek için öncelikle filmin alışılmadık iç karakterini hayata geçirecek oyuncuları bulmaktan geçiyordu. Onlara biçilen robot gibi bir yaşama razı olmuş olsalar da, karakterlerin kendilerini bir aşk üçgeni içinde bulan ve çocukluktan büyüklüğe geçiş süreçlerinde ileride oları bekleyen kaderden haberdar olan kişilerin derinliğini yansıtabiliyor olmaları gerekiyordu.

“En önemlisi de kitaptaki karakterlere büyük benzerlik sağlayacak oyuncular bulabilmekti” diyor Romanek.  “Bunu sağlamak için İngiltere’deki en yetenekli oyuncularla görüştük.”

Hikaye kendinden “bakıcı” olarak bahseden  Kathy’nin dilinden anlatılıyor; hikayenin sonlarına doğru gizemi aralanan bir misyonu var. Karakteri oynaması için yapımcılar şu aralar hem İngiltere hem Amerika’da hızla yükselen bir yıldız olan  Carey Mulligan’ı seçtiler. Kendinden büyük biriyle aşk yaşayan, masum ve inanılmaz bir doğallığa sahip bir kızı canlandırdığı AN EDUCATION / AŞK DERSİ ile büyük beğeni kazanan ve Oscar® adayı olan Carey Mulligan rol içn seçildi.

“Umuyorum ki hikayede varolan karakterlerin arasındaki sıcaklığı ve birbirleri hakkındaki hislerini yansıtabilmişizdir.” diyor genç oyuncu. “Yaşadıkları sonrasında güçlenen bir karakter olan Kathy; yaşadıkları korkunç duruma karşı mantıklı tepki veren tek kişi olan Tommy ve çok insani ve güçsüz yanları olan Ruth var ki ona sempati duymaktan da kendimi alamıyorum.”

“Carey bir Ishiguro hikayesi için mükemmel uygundu.” diyor yönetmen Mark Romanek.  “Klişe olan şeylere doğal olarak alerjisi olan oyunculardan. Performansı açık biçimde minimalist bir düzeyde fakat yaydığı derinlik ise çok temelli.  Kamerayla bir ilişkisi var; azıcık bir hareketiyle ne kadar büyük hareketler elde edebileceğinin farkında. Dürüst olmak gerekirse, başta yeteneğinin özgünlüğünden çok etkilendim ve ona yardım edecek yollar bulmak için kendimi zorladım. Ona önerebildiklerim arasında çalışmak için güvenli bir yer bulmak vardı; estetik olarak bu ortamı yaratmak – görüntü yönetimi ve prodüksiyon amirinin de yardımıyla – tam o olarak oradaki atmosferi ve o dünyayı hissetmesini sağlamak. Carey’nin oyunculuk tarzı filmin yapısını da belirleyen şeylerden oldu, benim fikirlerim ve Ishiguro’nun çizgisiyle de çok güzel örtüştü. Ishiguro’nun yazımı üzerine yaratmaya çalıştığım şeyde görsel bir dil ayarlayabilmemde de yardımcı oldu bana.

Mulligan, yapımcılarla tanıştığında romanı çoktan okumuştu ve işine olan sevgisiyle onları çoktan etkilemişti,Kathy karakterine olan sevgisiyle de. Mulligan şöyle diyor:  “İlk okumada Kathy ‘nin neredeyse pasif bir karakter olarak kalacağını hissetmiştim çünkü üçünün arasnda durumuyla en ihtiyatl şekilde başa çıkan e duygularını gömen o. Ama Kathy için herşey dipten dibe yaşanıyor ve bud a bence onu çok ama çok değişik bir karakter kılıyor.”  

Mulligan için ilginç öğelerden biri de filmin  türlere meydan okuyan tonuydu. “Filmde açık seçik bilimkurgu diyebileceğiniz şeyler yok fakat hikaye ilerledikçe anlıyorsunuz ki, alternative bür dünyadasınız ve bu dünya, oldukları şey yüzünden asla biraraya gelemeyen iki insanın aşk hikayesine de arka plan oluşturuyor.” diyor.

Kathy ve Tommy arasındaki zamanın baskın olduğu ve engellenmiş aşk da Mulligan’ı çok etkilemiş.  “Kathy ve Tommy’nin hikayesini nasıl anlattığımız konusunda çok özenliydik,” diyor.  “Aralarındaki bağın çok kuvvetli olduğu hissini yaratmak istedik çünkü yirmilerinde tekrar biraraya geldiklerinde sanki mutluluğu yeniden buluyorlar. Trajik olduğu kadar güzel ve Tommy rolünde Andrew Garfield ile çalışmaktan da çok memnunum. Çok iyi bir oyuncu ve bir yaptığını bir daha tekrarlamıyor.” 

Kathy’nin en yakın kız arkadaşı olan Ruth ile arası da oldukça karmaşık; Ruth’un çocukça ihaneti, Kathy’nin ömrü boyunca bir kez eline geçecek aşk şansını tamamen elinden alıyor. Ruth rolünde izlediğimiz Keira Knightley, İngiltere’nin en beğenilen oyuncularından. Joe Wright’ın Jane Austen uyarlaması PRIDE AND PREJUDICE’taki  Elizabeth Bennett rolüye Oscar ve Altın Küre adayı olan ve Wright’ın Ian McEwan’dan uyarladığı ATONEMENT filmindeki rolüyle de Altın Küre adaylığı kazanmıştı. Dünyada da çok izlenen film KARAYİP KORSANLARI’ndaki Elizabeth Swann rolüyle tanınmıştı. 

Yapımcılar onu bu rolde görmekten son derece mutlu oldular. “Ruth hayat dolu ve manipülatif bir karakter ve Kathy ile en yakın arkadaş olmalarına rağmen, bir yerde  hikayenin kötü karakteri de o, bu yüzden de onu bambaşka bir rolde görmek çok heyecan verici.” diyor Andrew Macdonald.

Knightley de Ruth’un karmaşık yapısını üzerine almanın zor olduğunu söylüyor. “Senaryoyyu ilk okuduğumda Ruth’u çok Keskin biçimde eleştirdim. İki insanın mutluluğuna mani olmaya çalışıyordu ve benim de bir insanın bunu neden yapacağını anlamam gerekiyordu.” diyor. “Fakat benim işimi bu kadar ilginç kılan da bu. Sonunda Ruth’un ailesiz büyüyen ve aradığı sevgiyi hiçbir zaman bulamamış biri olduğunu düşündüğümde anladım. İki en yakın arkadaşının birbirlerine aşık olduklarını görünce, ilk tepkisi kıskançlık oluyor. Sonunda ben de Ruth’a büyük bir sempati besledim. Yaptığı mazeret Kabul etmez ama yine de sebeplerini anladım ve empati kurabildim.”

Knightley’i çeken diğer şey de daha önce PRIDE AND PREJUDICE’DA beraber rol aldığı Carey Mulligan ile tekrar oynama imkanı olmuş. “Carey fenomen bir oyuncu ve onunla tekrar çalışma fikri hoşuma gitti” diyor Knightley.  “Kathy  karakterine büyüleyici bir yan katıyor. Çok farklı ve canlandırması zor bir karakter  ve bu rolü nasıl yarattığını izlemek inanılmazdı.    

İki oyuncunun gerçek hayatta da süregelen arkadaşlığı performanlarına da iyi yansıdı. “Birini yakından tanıdığınızda işi daha yukarıya taşıyabiliyorsunuz.” diyor Mulligan. “Ekranda baktığınızda ikimiz aarasında tamamen doğal duran bir ilişkimiz var. Ve Keira’nın filmdeki “Tamamlanma” sürecindeki tavırları da çok daha duygusal bir boyuta taşıyor. “

Yönetmen Romanek karakterler ve onların çocuklarını calandıran oyunculardan; Carey ve Isobel, Keira ve Ella, Andrew ve Charlie ikililerinden birbirleriyle mümkün oldukça çok zaman geçirmelerini istemiş, hem Yapım öncesinde hem de Yapım esnasında. “Hepsi birbirleriyle vakit geçirip birbirlerine alıştılar.” diyor. “Böylece çocuk oyuncular büyüklerin mimiklerini taklit edebilir hale geldiler. Birbirleriyle hayat ve oyunculuk hakkında çokça konuştular ve sanırım birbirlerinden çok şey de öğrendiler.”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s