Bizim Büyük Çaresizliğimiz

Posted: Nisan 15, 2011 in Bizim Büyük Çaresizliğimiz, Fatih Al, Güneş Sayın, Seyfi Teoman, Taner Birsel, Vizyondakiler, İlker Aksum


Bizim Büyük Çaresizliğimiz, lise yıllarından beri yakın arkadaş olan, 30’lu yaşların sonundaki iki adamın, Ender ve Çetin’in dostluğunu konu alıyor. Uzun yıllar hayatları farklı yönlere giden iki yakın arkadaş, Çetin’in yıllar sonra Ankara’ya dönmesiyle çocukluk hayallerini gerçekleştirir ve aynı evde yaşamaya başlarlar. Tam birlikte yeni bir hayat kurmuşlarken, yurtdışında yaşayan arkadaşları Fikret Türkiye’de tatildeyken bir trafik kazası geçirir ve annesiyle babasını kaybeder. Almanya’ya geri dönmesi gereken Fikret, Ender ve Çetin’den, Ankara’da üniversite öğrencisi olan kız kardeşi Nihal’in okulunu bitirene kadar, yani iki yıl boyunca, onlarla kalmasını ister.

Birlikte yaşama hayalleri tam gerçekleşmişken üçüncü birinin eve gelmiş olması ilk başlarda Ender ve Çetin’i rahatsız eder. Ölümlerin travmasını atlatamayan Nihal de onlarla iletişim kurmak istemez, ama zamanla birbirlerine alışırlar. Aralarında ev merkezli üçlü bir yakınlık oluşur; beraber vakit geçirmeye ve bundan hoşlanmaya başlarlar. Bir süre sonra kaçınılmaz olan gerçekleşir; Ender ve Çetin, birbirlerinden habersiz bir şekilde Nihal’e aşık olurlar. Bu ortak aşklarını fark etmeleri, Ender ve Çetin’i birbirinden uzaklaştırmayacak, tersine onların dostluğunda yeni bir sayfa açacaktır.

Yönetmenin Görüşü
“Bizim Büyük Çaresizliğimiz”, Ankaralı yazar Barış Bıçakçı’nın aynı adlı romanından yapılacak bir uyarlama. Yazar romanında yer yer, tüm iyi edebiyat örneklerinde olduğu gibi,  sadece edebiyatın kuşatabileceği, sinema diline dönüştürmenin nerdeyse imkânsız olduğu alanlarda gezinmekle beraber, roman bir bütün olarak büyük bir sinematografik potansiyel barındırıyor. Barış Bıçakçı’yla beraber, bu potansiyeli açığa çıkarmanın en doğru yolunun, iki önemli noktaya sadık kalmak şartıyla, mümkün olduğunca serbest bir uyarlama yapmaktan geçtiğini düşündük ve uyarlamayı ona göre yaptık. Sadık kalmaya çalıştığımız bu noktalardan birincisi, başından sonuna tüm romana hâkim olan, varlığı çok belirgin ama tarifi zor, girift bir hissiyat: Geçmişin tekrar edilemezliğinin hüznüyle, imkânsız aşkın burukluğunun, ihtiyarlara has bir vefa duygusuyla, sınırsız dostluğun verdiği huzurun, sinizmin sınırında bir alaycılıkla, tüm eksiklik ve eziklikleri sarıp sarmalayan bir şefkatin tuhaf bir karışımı. Kitaptan süzülüp gelen bu özgün ama tutarlı duyguyu filmde yeniden yaratmaya çalışmak benim açımdan kitabın ruhunu filme taşımak anlamına gelecek.

Sadık kalmaya çalıştığımız ikinci nokta romanın ana teması. Görünüşte aynı kıza âşık olan iki arkadaşın öyküsü olmakla beraber, kitaptan alınmış şu cümle romanın ana temasını açık ediyor: “İnsan severken basit sınıflandırmaların sınırlarını değil kendi sınırlarını görür, kendi sınırlarında dolaşır, kendi sınırlarına değer.“

Bu filmin, temasıyla bağlantılı olarak, asıl sorusu şu olacak: “İnsanlar arası ilişkilerde bir sınır var mıdır? Varsa nerede durmaktadır?” Ben bu sorunun cevabını, sezgisel olarak hissetsem de, tam olarak veremiyorum ve zaten cevabını bildiğimiz soruların da sinemaya uygun olmadığını düşünüyorum. Her aşamada bana yol gösteren bir düsturum var: Bana göre sinema hayatı taklit etmemeli ama en az hayatın kendisi kadar serbest olmaya çalışmalıdır.”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s