The Cape

Posted: Nisan 13, 2011 in David Lyons, Dizi, James Ferrin, Keith David, Kritik, Summer Glau, The Cape, Tom Wheeler

Çizgi Romanın Ekrana Dokunuşu…

Sonbahar sezonunun merakla beklenen dizileri arasında özel yere sahip olmasının üzerinden çok geçmedi henüz, 9 Ocak’ta yayınlanan pilot bölümle izleyicilerini heyecanlandırması ile bitişi ise sadece 3 aylık macera olabildi. Çizgi Roman ruhunu hem jeneriğiyle, hemde kurgusuyla veren “The Cape” üç ay önce olsa umutla ve heyecanla yazılacak bir yazının konusu olacakken bitmiş bir dizinin değerlendirmesi şimdi… Verdiği heyecanı çok geçmeden geri almasıyla özel örneklerden biri…

Tom Wheeler’ın yarattığı dizi, ilk izlenildiğinde gerçek bir çizgi roman uyarlaması gibi görünüyordu oysa… İlk iki bölümde de herşeyi istediği çizgiye çekmiş görünüyordu. Ne oldu da onuncu bölümden sonrasını göremedi sorusuna verilecek cevaplarda saklı aslında herşey…
Oyuncu kadrosunun görece zayıflığıyla alınan koca bir eksi puan var ortada… Summer Glau dışında pek görevini yapan oyuncu olmaması inandırıcılığa gölge düşmesine neden oluyor. Buna senaristlerin mantıksız hamlelerini de ekleyince insanı sinir eden hantallıkta bir dizimiz oluşuyor. Konuyu da anlatalım izlememiş olanlar için önce…
Palm City’deyiz… Şehrin güvenliği ARK adlı özel şirket tarafından sağlanmakta. Polis kuvvetlerinden alınan görevin başına geçen insanları tanıyoruz önce… İki yakın arkadaş Marty ve Vince’i tanıyoruz önce… İkisi de iyi polis ve şehri korumak amaçları elbette. Sonra şehir için en büyük tehdidi görüyoruz… Maskeli bir adam… Chess… Ark’ın başındaki isim, büyük patronda Peter Fleming.. Ark’ın tüm şehri ele geçirmesini sağlayan Chess de ta kendisi… Ark görevi devralmasının hemen ardından gösteriş yapma ritüelini gerçekleştiriyor hemen. Vince’in arka planda dönen dolapları anlamasının da etkisiyle giydiriyorlar Chess maskesini medyanın önünde yok ediyorlar Chess’i de, Vince’i de… E süper kahraman dizisi bu, ölmüyor Vince Faraday elbette… Gözünü bir karnavalda açıyor ve The Cape olmasına çıkacak yolun başında buluyor kendini. Cape olmasının sebeplerinden biri de oğlunun okuduğu çizgi roman olması… İnternet sitesiyle Ark karşıtı muhalefet yapan Orwell’da kendisine destek verince mini bir ekip de doğmuş oluyor… Ailesinden uzak, kimliğini gizleyen bir kahraman böylece doğuyor ve şehrin yozlaşmasının önüne geçmek için mücadeleye başlıyor…
Bu anlatımla herşey gayet güzel tabii… Ama maalesef öyle olamıyor. Bölümler ilerledikçe mantıksızlıklar peydahlanıyor. Bu yönde iki bölüm ayrılan “The Lich” ilk darbeyi indirenlerden. İşlerin karışmasıyla Vince’in sesinden yüz hatlarından kimsenin tanımaması gibi mantıksızlıkların olması da son darbe oluyor zaten. Özellikle sadecce gözünü kapatan bir maske takan kahramanımızı oğlunu geçtik, karısının tanıyamaması bir komediyken, en yakın arkadaşının üstelik polis olduğu halde tanıyamaması hayli beceriksizlik… Birkaç bölüm yükselen temposuna rağmen maalesef on bölümlük macera olarak kalmasının sebepleri kısaca bunlar…
Yine de çizgi romanın her dakikasına nüfus ettiği bir dizi izlemek isteyenleri mutlu etmeyi bekliyor. Üstelik ortasında kesilmiş bir tarafı da yok, rahatça izlenebilir… 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s