Golleri Atıp, Oynayıverin Gaari!

Dört arkadaşın kısa yoldan voleyi vurmaları üzerine uzun yoldan anlatılan konuyla bir komedi avantür macerası Çakallarla Dans… Bu avantürleri de gayet iyi çeken, temposunu iyi bir şekilde ayarlayan bir elden, zihinden çıkma üstelik: Murat Şeker…

Muhasebeci Servet, şirketin internet hesapları üzerinden para çalmak için plân yapar. Parayı yakın arkadaşı Gökhan’ın hesabına aktarıp suçu onun üzerine yıkacaktır. Diğer iki arkadaşı da plânın figüranı olacaklardır. Ancak işi ellerine yüzlerine bulaştırırlar. Kısa yoldan para kazanmak uğruna giriştikleri iş onları, akıllarına bile gelmeyecek çılgın ve eğlenceli bir serüvene sürükler. Ama ne sürükleme… İlk anlarda düzenli giden ve eli yüzü düzgün görünen bir film gibi görünen dans, yeni katılımcılarıyla sarpa sarar… Ana karakterlerimiz olan dörtlü gayet iyi görünüyorken yan karakterlerin devreye girmesi pekde hayra alamet olamıyor ne yazık ki… Oysa ortada matematiği hayli iyi bir senaryo var. Elbette bir başyapıt senaryosundan bahsetmiyorum iyi derken. Ayrılan vakti su gibi geçirebilecek, sıcak ve samimi bir güldürü için herşey tamam. Ama işte o yan karakterler, berbat oyunculuklarla herşeyi mahvediyor.

Sürekli rol verilen ama hepsinde aynı sırıtan performansı veren ambalaj Tuba Ünsal, yine yapıyor üzerine düşeni. Bir saksı, bir duvar yada diyalogları olan bir kese kağıdı işte. Değişmiyor zaatı muhteremin performansı. Ona eşlik eden polisimizin de salaklığına diyecek yok zaten. O da ayak uyduruyor partnerine. Bunlarla kalsa iyi. Birde muhasebecimizin karısı rolü varki evlere şenlik. Senaryoya pek bir katkısı olmayan rolün abartılı karükatürizeliğinin üzerine birde sürekli göğüs arası dekoltesiyle herşeyi elde etme merakındaki kadın olması beter bir durum yaratıyor. Göğüs arası sürekli geliyor önümüze, ama bizim için tehdit unsuru değil. Mecburen abartılı oyunculuk sergilenince senaryonun sürekli tekrarlanan kör noktası da ortaya çıkmış oluyor böylece…

Girişteki Barış Manço şarkısına da ayrı bir alkış tutmak lazım. Filme cuk oturan nefis bir açılış ve ustanın kendini hıyar gibi hissetmesinin meclisten dışarı sızan sözleriyle ekstra bir alkışı hakeden başlangıç. Finalinin kötülüğüne, aceleciğine bu yüzden bir şey dememek daha doğru.

Senaryonun en zayıf halkası deyip kalmayalım, ekleyelim hemen. Ortada iyi bir dörtlü var zaten. Senaryo çatısı da amaçlanan konu için gayet iyi. O zaman ne gerek var polis ekibini tanımamıza. Kim bunlar diye merak etsek yada bu kadar ayrıntılı tanımasak daha iyi olurdu aslında. Finalde ortaya çıkıp günü kurtarsalar yeterdi.

Mafyaydı, çakallardı, küçük patronlardı derken hareketli ve hararetli bir tempoda yine de hepsi gözden gelinebilir. Tüm klişlerine rağmen, sabırlı izleyicisine istediğini sunabilen bir film aynı zamanda Çakallarla Dans… Basit, anlaşılır ve iyi vakit geçirten bir avantür, tıpkı daha önceki Murat Şeker filmleri gibi. Kötü bir film demek yerine, iyi vakit geçirten bir avantür demek, bu yüzden daha doğru. Şeker’in dışında bu tarzda iş çıkaranda olmayınca, devam etsin bu türde üretmeye de keyifle izleyelim demek geliyor insanın içinden yine aynı sebepten. Golleri atıp, oynayıverin gaari ama yedeklerle değil, as kadroyla desek yeter sanırım. Öyle değil mi?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s