Oyuncular Jake Gyllenhaal, Michelle Monaghan, Vera Farmiga, Jeffrey Wright
Yönetmen Duncan Jones
Senaryo Ben Ripley
Yapımcılar Mark Gordon, Phillipe Rousselet, Jordan Wynn
Süre: 93 Dakika
Gösterim Tarihi: 08 Nisan 2011
Dağıtım: Tiglon Film 
Çok gizli bir askeri operasyondan emekli olan helikopter pilotu, kendisini Source Code ile bambaşka zor bir görevin ortasında bulur. Zekice, çevik bir aksiyon gerilim sunan Source Code  / Yaşam Şifresi  zaman ve mekanla ilgili algılarımızı da sorgulayıp zorluyor. Parmak ısırtan ayrıntılar ve  kalp sıkıştıran cinsten bir şüphe ile örülen filmin yönetmeni ‘Moon’ filminden de tanıdığımız Duncan Jones.

Kaptan Colter Stevens (Jake Gyllenhaal) hız treninde uyanır ve buraya nasıl geldiğine dair hiçbir fikri yoktur. Karşısında Christina (Michelle Monaghan) adlı kendinin tanımadığı ama belli ki kadının kendini tanıdığı birisi oturmaktadır. Tuvalette kendine sığınacak yer ararken aynada kendi yerine başkasının yansımasını görmesiyle şok olur ve cüzdanında da bir sınıf öğretmeni olan Sean Fentress’ın kimliği vardır.  Aniden trenin içinde büyük bir patlama meydana gelir.
Hemen ardından Colter yüksek teknolojili bir tecrit birimine gönderilir ve uniformalılardan Goodwin (Vera Farmiga) onun gördüğü herşeyden haberdar gibidir. Colter Chicago’da bir treni havaya uçuran ve daha binlercesini de öldürmeyi planlayan bombacıyı saatler öncesinden tarif edebilmek için yüksek-önemlikli bir göreve atanır. Çok gizli bir program olan ‘yaşam şifresi’ sayesinde Colter paralel bir gerçeklikte Sean olarak davranabilmektedir.
Trene her dönüşünde Colter’ın bombacının kimliğini tanımlayabilmesi için sekiz dakikası vardır. Her seferinde yeni deliller toplasa da avı onu atlatmayı başarır. Daha fazla bilgi aldıkça, bu ölümcül faciayı önleyebileceğine daha çok inanır – elbette zaman onun önüne geçmezse.
Source Code / Yaşam Şifresi Duncan Jones (Moon) tarafından yönetilmiş ve senaryosunu da Ben Ripley (Species III) yazmıştır. Başrollerinde Jake Gyllenhaal (Brothers, Brokeback Mountain), Michelle Monaghan (Eagle Eye, Gone Baby Gone), Vera Farmiga (Up in the Air, The Departed) ve  Wright (Quantum of Solace, Syriana) oynuyor. Yapımcılar Mark Morgan (Twilight, The Wedding Planner), Philippe Rousselet (Lord of War) ve  Jordan Wynn. Görüntü Yönetmeni Don Burgess (Forrest Gump). Prodüksiyon Amiri Barry Chusid (2012). Kurgucu Paul Hirsch (Mission: Impossible). Kostüm Tasarımı Renée April. Ortak yapımcılar Stuart Fenegan (Moon) ve Tracy Underwood (White Oleander). Yürütücü yapımcılar Jeb Brody (Little Miss Sunshine), Fabrice Gianfermi (Lord of War) ve Hawk Koch (Untraceable).

Karmaşık bir kurmaca olarak kaleme alınmış, görsel açıdan özgün ve zorlayıcı bir tasvirle sunulan Yaşam Şifresi izleyiciyi bilimadamlarını dahi büyülüyen, onyıllardır kurmaca yazarlarının da ilgisini çeken bir dünyaya sürüklüyor: zamanda yolculuğa.
Daha once yapımcılık yaptığı filmler arasında 2012 ve Saving Private Ryan da olan yapımcı Mark Gordon, senarist Ben Ripley’e zamanda kısa aralıklarla yolculuk edebilen bir kişi yaratma fikriyle gitti. “Ben bana mükemmel bir film fikriyle gelmişti.”diyor Gordon. “Altı aydan bir yıla kadar bir sürede beraber senaryoyu geliştirdik. Biriyle işbirliği yaptığınızda beklediğiniz çok güçlü fikirleri olan ama aynı zamanda size de dinleyip dikkate alacak birisiyle çalışmaktır; ve o da Ben idi. Çok güçlü fikirleri var ve bunlara sımsıkı sarılıyor.”
Senaryo geliştikçe Philippe Rousselet (Vendôme Pictures’ın CEO’su ve filmin yapımcılarından biri)ın da dikkatini çekti. “Senaryoyu çok beğendik,” diyor Rousselet.  “Ticari bir değeri de olan böyle özgün bir hikaye bulmak çok zor. Çok dahiyane, sofistike bir aksiyon-gerilim, aynı zamanda eğlenceli de. Olaylar izleyiciye karakterle iyice aşina oldukça sunuluyor ve bu da daha eğlenceli kılıyor. Her gün böyle bir senaryoyla karşılaşma şansınız olmuyor.”
Ripley’in aklındaki zamansal sıralamayla ilerlemeyen ve bilimkurgusal dönemeçleri olan bir film.  “Bir hikayeyi  geleneksel yollardan anlatmayan filmlerden çok etkileniyorum.” diyor. “Farkettim ki zaman yolculuğunda ilk deneyimler çok da heyecanlı olmuyor. Yüzyıllarca öteye değil, birkaç dakika veya saat öncesine ancak gidilebiliyor. Bu teknolojinin ancak bir laboratuvar deneyinde kazaara ortaya çıkabileceğini ve Savunma Departmanı tarafından el konulacağını düşünürüz. Halen ne yapacaklarını bilmiyor ama deneylere devam ediyorlar. Görevini tamamlaması için sadece sekiz dakikaya sahip olması bir aciliyet de katıyor çünkü toplayacağı bilginin bir limiti var.”
Senarist, zaman yolculuğunun bir gün gerçek olabileceğini öne sürmeye niyetli. “Zamanda yolculukla ilgilenen bilimadamlarının bahsetmekten en çok hoşlandığı kısım geleceğe yolculuk.  “Işık hızına yakın hızda yol aldığınızda saatinizi yavaşlatmayı başarabiliriz, bu da gelecekte hareket edebilmenizi sağlar. Geçmişe yolculuk ise daha problematic ve tam olarak nasıl işleyeceğini bilmediğimiz bir durum. Fiziğe gore geçmiş değiştirilemez. Öneri olarak parallel evren ortaya atılır; bizimkine eş ama kopya bir gerçeklik.  Yaşam Şifresi başka bir gerçekliğe sekiz dakikalık bir sure için geçebilme şansı sunuyor.”
Senaryoyu Ripley ile geliştirdiğimizde, Gordon, Kaptan Colter Stevens’I oynaması adına  oyuncu Jake Gyllenhaal’a gönderdi. “Jake ile The Day After Tomorrow’da beraber çalışmıştık,” diyor Gordon. “İrtibatta kalmaya devam ettik ve beraber yapabileceğimiz bir film düşünüyorduk. Senaryo için çok heyecanlıydı ve farklı fikirlerle doluydu. Jake bu filmin oluşumunda çok önemli bir rol oynadı.”
Filmin çoğunluğu Chicago’ya giden ve her gün binlerce yolcu taşıyan banliyo treninde geçiyor. Fakat bu yolculardan biri için bu sıradan günlerden biri olmayacak. Amerikan Ordusu’nda bir Karaşahin helikopter pilotu olan Colter Stevens zorlu bir görevdedir. “Kendini bir sabah bir trende bulur ve oraya nasıl geldiğine dair hiçbir fikri yoktur.,” diyor Gyllenhaal. “Karşısında Christina (Michelle Monaghan) adlı kendini tanıyormuş gibi davranan bir kadın oturmaktadır. Bu da aklını iyiden karıştırır. Sonra da aynada kendi yansımasını görür ama gördüğü kendisi değildir.” 
Dakikalar sonra Colter anlar ki trene gelecekte birkaç saat ileri gönderilerek gelmiştir. “Filmdeki karakterler için bile yaşam şifresi tam olarak bilinir değildir.” diyor Ripley. “Yaşam Şifresi dünyasından ayrıldığımızda ne oluyor. Biz gitmeden once de var mıydı? Bilemiyoruz.”
Zamanda yolculukla ilgili kült film Donnie Darko’da da oynayan Gyllenhaal, filmin önermesinden etkilenirken, karakterinin barındırdığı oyunculuğunu zorlayacak zorluklardan da etkileniyor. ,“Zaman kavramından çok etkileniyorum,  o yüzden işin o kısmını irdelemeyi çok seviyorum,”diyor oyuncu. “Colter’ı anlamak için özümsemem gereken çok şey vardı, özellikle ön-yapım sürecinde.  Genel olarak tekrar ve tekrar yaşamak durumunda kaldığı sekiz dakika yayında takılı kalıyor.” 
Başrol olarak anlaşmaya imza atan Gyllenhaal yapımcılara, ilk filmi Moon ile kendisini çok etkilemiş olan yönetmen Duncan Jones’u önerdi. “Moon ilk anından sonuna kadar çok etkileyiciydi,” diyor. “İzledikçe Duncan’ın film dilinin ne kadar akıcı olduğunu farkettim. Hikaye anlatımı o kadar çevik ki, hemen onunla çalışmayı düşündüm.”
Gordon Moon’u izleyip Gyllenhaal’un önerisi üzerine Duncan Jones ile görüştü. “Moon’da tek bir actor ve tek bir mekanı o kadar iyi kullanmış ki,” diyor Gordon. “Filmimizin büyük çoğunluğu tren ve arabada geçiyor olsa da, klostrofobik bir his vermiyor. Çok fazla olup biten var.”
Jones’un Moon filminde orijinal ve tamamıyla inandırıcı bir dünya yaratabilme yeteneği  onun seçilmesinde büyük etken oldu diyor Rousselet.  “Duncan kendine özgü görsel dünyasını da projeye kattı. Mükemmel bir yapımcı ve çok güçlü bir hikaye anlatıcısı ve bud a Yaşam Şifresi için tam ihtiyacımız olan şeydi. Duncan görsellik konusunda olduğu kadar aktörler ve hikaye anlatımında da tutkuyla çalışan biri. Bu anlamda bütüncül bir yönetmen.”
Yaşam Şifresi’nun zaman, kimlik ve insane yön arayışında Jones’ın ilk filmine gore farklar var. “Duncan gerçekliği bir nebze değiştirerek sunmaya ilgili,” diyor Gyllenhaal. “Aynı zamanda bilinçaltının derinlerinde inmesini biliyor. İki filminde de başta kayıp birisini ve sonrasında içinde bulundukları garip durumdan çıkmanın yollarını arayan birini görüyoruz. Ne yapıyor olduklarını ve neden orada olduklarını anlamaya çalışıyorlar.”
İlk filmiyle ne kadar övgü ve ilgi çekmiş olsa da Jones başta başka bir bilimkurgu filmi daha yapmak istemiyordu. “Ama senaryoyu çok sevdim. Çok sıkı yazılmış ve hareketli bir hikaye. Aynı zamanda Jake Gyllenhaal’un da hayranıyım. Onunla çalışma fırsatını kaçırmak istemedim.”
Yönetmen belli olduğunda Gyllenhaal ile hemen fikir alışverişine başladılar. İkisinin de senaryonun ne yöne gideceğine dair güçlü fikirleri vardı. “İnanılmaz bir işbirliği geliştirdik,” diyor Jones. “İlk başta masaya yatırdığımızdan daha fazla espri anlayışı da ekledik ve bu beni çok memnun ediyor. Aşk hikayesi de daha güçlü ve dokunaklı bir hal aldı, o kadar ki seviyesini ben de film çekilirken farkettim.”
Jones için bilimsel verilere dalmak her ne kadar önemliyse de, anlatım üzerine yoğunlaşmayı tercih etti. “Kendime o tarafa yönelmeye daha çok izin verseydim hikaye anlatımını engellemiş olacaktım.” diyor. “Felsefe ve bilimde azımsanmayacak bir evveliyatım var, o yüzden önerilen üzerinden gitmek daha doğru gibiydi. Kuralları ve hikayenin kurallar dahilinde nasıl anlatılacağını kavramıştım ama aklımın orada takılmasına izin vermedim.”
Hikayenin çözülümü her bir yaşam şifresinun çözülmesiyle gelişiyor. “Puzzle gibi çözülüyor olması oldukça etkileyiciydi,” diyor Jones. “Mesela mekan sayısı oldukça kısıtlı ve hepsi bir şekilde kendi içinde kapalı yerler. Karakterleri birbirinden ayırırken geri döndürdüğünüzde farkı farketmelerini nasıl sağlayabilirdik? İnce geçişler olsa da? Zorluğun bir kısmı dab u evrimi sağlamak oldu. Film ilerledikçe bir çok şey aydınlığa çıkıyor.
“Hikayenin güzel yanı sürekli yeni bir şey keşfetmenizi sağlaması.,” diyor Jones. “Colter her bir tekrara ya da filmdeki adıyla  ‘yaşam şifresi’na  daha fazla bilgiyle dönüyorç Herbir seferinde duruma yeni birşey ekleniyor.  Zorlandığımız nokta her bir şifresi nasıl akılda kalıcı tutup izleyiciye onları hikayeyle bağlantılı tutacak birşey vereceğimizdi.”
Yaşam Şifresi yeni tür bilimkurgu hikaye anlatımının öncül örneklerinden diyor yönetmen. “Espri anlayışı ile bilimkurgu öğelerinin birleşmesi filmi farklı ve çekici kılıyor. İzleyici hikayenin mantığı ya da bilimsel yanı içinde boğulmak zorunda değil. Bu süreci takip edebiliyor olmalı yeterli.”
Zorlu  puzzle’ları seven izleyici için film fazlasını sunuyor.  “İzleyicinin yarısı aşk hikayesi  aksiyon ile tatmin olacaksa diğer yarısı da hikayenin sonundan ve o noktaya  gelişinden memnun olacak.” diyor Jones. “Sanırım herkesi çekecek bir yanı var.”  
Gordon’a göre izleyicinin beğeneceği bir öğe daha var, “Bu filmi özel kılan çok fazla aksiyon içermesi ve aynı zamanda mükemmel bir gerilimi olması.” diyor yapımcı. “Eğlenme beklentiniz olan bir filmin vaadlerini karşılayabiliyor. Fakat sonunda perdeler kapandığında insanların sinemadan bu gerilimden haz duyarak çıkıyor olmalarını ve hayatlarının ne kadar değerli olduğunu düşünüyor olmalarını diliyorum. Sekiz dakika da olsa, bir ömür de olsa tadını çıkarmanız gerekiyor. Hepimiz kötü günler yaşadık ama hayat büyüleyici bir güzellikte. Kulağa çok duygusal gelebilir ama filmden çıktığınızda bir minnettarlık hissediyorsunuz çünkü Jake’in karakteri hayatta ikinci bir şans yakalıyor.”


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s