Benim Hikayem / Barney’s Version

Posted: Mart 18, 2011 in Barney’s Version, Benim Hikayem, Dustin Hoffman, Minnie Driver, Paul Giamatti, Richard J. Lewis, Rosamund Pike, Vizyondakiler


2001 yılında 70 yaşındayken hayata veda eden Mordecai Richler’ın 10 roman, dokuz makale koleksiyonu, üç çocuk kitabı, iki seyahat kitabı, bir kısa hikaye koleksiyonu ve aralarında kendisine Oscar adaylığı getiren senaryosunun da yer aldığı yarım düzine senaryoyu kapsayan çalışmaları, Kanada tarihinin en önemli edebi miraslarından birisi olarak kabul gördü. Richler’ın en son ve hiç kuşkusuz en büyük romanı “Barney’s Version”un film uyarlaması, sadece bu mirasın sevgi dolu bir kutsaması olarak kalmadı; aynı zamanda çok önemli bir edebiyat eserinin uyarlaması yapılırken orijinal materyale adaletle yaklaşmanın örneği oldu.
Richler’in ilk kez 1997’de yayınlanan romanı, yazarın o güne kadar ki en incelikli çalışması olarak tanımlandı. Los Angeles Times’ta çıkan yazıda “Richler’ın büyük başarısı” sözleriyle tanıtılırken Time dergisinde “coşkulu”, “harika yazılmış” ve “maksimum gerilim ve bol kahkahayla dizayn edilmiş” gibi sözlerle göklere çıkarıldı. Barney Panofsky karakteri de “Richler’ın en iyi kahramanı” olarak nitelendi.
Richler’ın ölümünden 4 yıl önce yazdığı yaklaşık 400 sayfalık kitapta Barney’nin samimi itirafları vardır. Richler gibi o da 70’ine merdiven dayamıştır ve ölümün yakın olduğunu hisseder. Hayat öyküsünü –daha doğrusu kendi versiyonunu– anlatma ihtiyacı duymasının sebebi, yeminli düşmanı tarafından Barney’nin hayal kırıklıklarını, skandallarını ve karanlık sırlarını irdeleyen bir kitabın yayınlanmış olmasıdır. Kitapta Barney’nin iş hayatındaki karanlık entrikalar; hepsi de bitmiş üç evliliği; en iyi arkadaşı Boogie’nin esrarengiz şekilde ölümü, Barney’nin bu ölümün ana şüphelisi olarak kalışı vardır.
Yaşının ilerlemesi nedeniyle Barney’nin hafızası zaman zaman bulanmaktadır. Ayrıca hayatının en önemli anlarında körkütük sarhoş olmak gibi talihsiz bir alışkanlığı vardır ki, evliliklerinden en az birisinde ve Boogie’nin ölümü sırasında sarhoş haldedir. Bu nedenle kendi epik savunmasına girişir. Kendi yaşamını başkalarına açıklama ihtiyacı duyarken aynı zamanda kendisine de açıklama ihtiyacı duymaktadır.
Barney’nin “boşa gitmiş hayatımın gerçek hikayesi” şeklinde adlandırdığı versiyonu, kendi tuhaflıkları, kusurları ve kişisel hataları sözkonusu olduğunda herşeyin olağanüstü farkında olan bir insanı ortaya koyar. Ancak, Richler’ın “The Apprenticeship of Duddy Kravitz” ve “Joshua Then and Now” adlı iki kitabıyla bunlardan uyarlanan filmlerdeki kahramanlarını yakından tanıyanlar, büyük kusurları ve eksikleri olan bir karakterin kitap veya film boyunca keşfedilmeye değecek düzeyde karakter olduğunu bilirler.
The New York Times tarafından “Falstafyan” (Shakespeare’in oyunlarında çok fazla alkol alan bir karakter) şeklinde tanımlanan Barney Panofsky’nin Shakespeare’in müstehcen anti-kahramanıyla çok sayıda ortak yönü vardır. İkisi de aşırı alkol tüketimiyle tanınır; ikisi de gülen ve güldüren karakterlerdir; ikisi de en az umulan noktalarda sürprizli derinlik ortaya koyarlar. Daha önemlisi, ikisi de kusurları ve eksikleri ne olursa olsun kolayca affedilirler. Çünkü tamamen açık davranır ve eksikleri konusunda dürüsttürler. Sorun çıkardıklarının tamamen farkında oldukları gibi hareketlerinin tam sorumluluğunu da kabullenirler.
Yapımcı Robert Lantos’ta Richler’ın kitabını ekrana taşıma isteğini ateşleyen ana unsur, Barney Panofsky karakterine duyduğu derin ilgiydi. Daha önce 1985 yılında Richler’ın otobiyografik çalışması “Joshua Then and Now”un uyarlamasını hayata geçirirken yazarla işbirliği yapan ünlü yapımcı, “Barney’s Version” projesinin çıkış noktasını şu sözlerle anlatıyor:
“Barney’s Version’u ilk kez Mordecai’nin bana yolladığı el yazmalarında okudum. Barney karakterinden etkilendim. Bu kitapta hayatını günahıyla sevabıyla dolu dolu yaşamış ama kalbi her zaman doğru yerde olan bir adamın hikayesi vardır. Ancak kitabın sonuna varıncaya kadar Barney’nin bu yönünü herkes bilmez. Aslında en büyük düşmanı kendisi olmaya eğilimlidir. Sıcaklığını ve şefkatli yönünü, katı dış görümünün ardında saklamayı tercih eder. Özellikle de başkaları tarafından hafife alınan veya yanlış anlaşılan bir insan ilgimi çekti. Kitap yüreğime işledi ve yakamı bırakmadı. En sevdiğim yazarlardan birisinin romanıydı. Üstelik bugüne kadar yazdığı en iyi kitabıydı.”
Romanda Barney karakterinin kalbini politik yanlışlık ve hürmetsizlik maskesi altında gizlediği olgusuna dikkat çeken Lantos gözlemlerine şöyle devam ediyor: “Batı dünyasının, özellikle de yaşadığım ülkenin politik doğruluğun diktatörlüğüne doğru adeta koyun sürüsü gibi sürüklendiği bir dönemde böylesine deli dolu ve kuraldışı bir kitabı baz alan bir film yapmanın gerekli olduğuna inandım.”
Ünlü bir satirist (hiciv ustası) olması ve politik görüşlerinde ısrarcılığıyla tanınan Richler, politika, din ve toplum hakkındaki güçlü düşünceleri yüzünden birçok kesimin tepkisini alan muhalif bir yazardı. Tıpkı Richler ve Lantos gibi Montrealli olan ortak-yapımcı Lyse Lafontaine onu şu sözlerle tanımlıyor: “Hayatının bir noktasında bu kentteki üç ana topluluğun birden (Kanadalı Fransızların, beyaz Protestanların ve Yahudilerin) nefretini kazanmayı başardı. Genel olarak toplum hakkında çok akıllıca düşünceleri vardı. İnsanları eleştirirken çok nazik ve çok demokratik davranırdı.”
İğneleyici ve huysuz bir kişiliğe sahip olan, dost düşman ayırmadan (buna eski eşleri ve çocukları da dahildir) saldırma ve küstürmede hızlı davranan Barney Panofsky karakteri, hiç kuşkusuz Mordecai Richler’in beyninde yaratıldı. Richler’in diğer kahramanları gibi Barney de Montreal’in Mile End bölgesinden gelir. Burası orta sınıf ve çalışan sınıftan insnların yaşadığı bir çevredir. Yahudi nüfusu burada oldukça fazladır ama kent, eyalet ve ülke geneli için aynı şey söylenemez. Kendisini her zacman ikinci sınıf vatandaş gibi hisseden Barney, çaresizce ‘başarmaya’ çalışır. Bu nedenle bir dizi iş girişimine kalkışır. İthalat/ihracat, fon sağlama ve televizyon prodüksiyonu gibi işler onu başarıya götürür.
Buna rağmen kendisini daima değersiz hisseder ve aslında sahip olmadığı birçok şeyin özlemini çeker. Para kazanmaktan başka belirgin bir yeteneği yoktur ama zeytinyağı ithalatı işine girince yolu Roma’ya düşer. Orada bohem hayatı yaşamaya başlar. Aralarında en iyi arkadaşı Boogie’nin de (Scott Speedman) bulunduğu sanatçı dostlarıyla Roma’nın tadını çıkarırlar. Donjuan ruhlu bir yazar olan arkadaşı Boogie’yi hem taparcasına sevmekte, hem de kıskanmaktadır. Bu arada kızıl saçlı, özgür ruhlu Clara ile (Rachelle Lefevre) ile tanışır ve evlenir. Clara artık ilk Bayan Panofsky olmuştur.
Ressam olan Clara’nın Barney’in tüm arkadaşlarıyla yatmasına ve onu sonu gelmez aşağılamalara tabi tutmasına rağmen “bakire” olduğuna inanmak ister. Yahudi olmadığı halde Barney’nin ‘evlilik’ düşüncesine uygundur. Bu beraberlik aniden ve trajik şekilde sonuçlanınca Barney yeniden evlenmek ister. Monttreal’e döndüğünde zengin bir Yahudi prensesi olan ikinci “Bayan P.” (Minnie Driver) ile evlenir. Eşinin zengin ailesinin bağlantıları sayesinde ilerler. Ardından üçüncü evliliğini yapar. Üstelik ikincisiyle nikahı sırasında tanıştığı Miriam ile… Böylece Miriam üçüncü Bayan Panofsky olmuştur.
Miriam artık hayatının aşkıdır. Güzel, entelektüel, sabırlı, kısacası mükemmel bir kadındır. Üçüncü evliliği yıllarca sürdüğü ve iki çocuğu olduğu halde Barney’in er ya da geç işleri berbat etmesi kaçınılmaz sonuçtur. Miriam’a layık olmadığını düşündüğü için bunalmaya başlar. Sonunda onu da terk eder.
Hatası karşısında mütevazi davranarak başarılı televizyon şirketi “Totally Unnecessary Productions”u arar. Kendi hikayesini anlatırken tanımladığı ve aşağıladığı diğer karakterler kadar kendisine de acımasız davranır. Kendi hayatının çok fazla değeri olmadığına bizi inandırır. Miriam’a kıyasla daha az sadık ve daha az sevgi doludur. Boogie’den daha az yetenekli; Clara’dan daha az dramatik; babası Izzy’den daha az coşkulu; Miriam’ın ikinci kocası Blair’den daha az yakışıklıdır. Filmin iki saatlik süresinde onun hatalı olduğunun farkına varırız. Ancak bu sadece onun versiyonudur.
Aslında keşfettiğimiz şey ise, Barney’in tam bir kapalı kutu olmasına rağmen sağlam ve onurlu birisi olduğudur. O mükemmel bir düşünür ve konuşmacıdır. Sezgileri, kendisinden daha iyi olduklarını düşündüğü sanatçıların hepsinden daha güçlü ve daha insanidir. Asla sahip olmadığı halde şefkat, cömertlik ve affedicilik gibi olağanüstü davranışlar kendisinde varmış gibi sergileme yeteneği vardır. Miriam’a köpek gibi bağlı göründüğü günlerde uslanmaz bir romantik gibi davranır. Oysa gerçek bunun tam tersidir.
Yönetmen Richard J. Lewis’in bu konudaki gözlemleri şöyle: “Barney bir şekilde canavara yem olmuştur ve canavar kendisidir. Sanırım hepimizin içinde bir canavar vardır. Saklanan o canavar bizim mutluluğumuzu sabote etmek ister.”
Kısacası olan bitenler konusunda Barney Panofsky’nin versiyonuna güvenmek her zaman mümkün olamaz. En azından Barney’nin kendisi sözkonusu olunca…
40 yıllık süreye ve iki kıtaya yayılan “Barney’s Version” projesi, uyarlama açısından ürkütücü zorluklar getiren bir projeydi. Lantos ile Richler daha ilk aşamalardan itibaren bu zorlukları öngördüler.
“Barney karakteri kitapta anılarını anlatan birisidir. Kendi hikayesini anlatır. Bu durum görsel açıdan çok ilginç değildi. Filmlerimde anlatımdan kaçınmayı tercih ederim. Mordecai ilk ve ikinci taslağı yazarken uyarlama zorlukları ortaya çıktı. Bu edebiyat başyapıtı için sinemasal bir dil bulmak zorundaydık. Sonra Richler hastalandı ve 2001 yılında aramızdan ayrıldı. Artık zorluklar ayyuka çıkmıştı. Mordecai Richler’ın farklı sesini yorumlayabilecek bir yazar bulmak gerekiyordu. Senaryo taslakları birbirini izledi ama hiçbirisi tatmin edici değildi. Kitabı öyle çok seviyordum ki, doğru senaryoyu buluncaya kadar beklemeye kararlıydım. ‘Barney’s Version’un geliştirme aşamasına gelişine kadar olan sürede bir düzine başka film yaptım. Bu proje benim için daima çok özel oldu. Çok özel olduğu için de gerçekleşmesi zaman aldı.”
Daha önce Lantos’la “Whale Music” adlı filmde beraber çalışmış olan yönetmen Richard J. Lewis de Barney’nin hikayesini anlatmayı kafasına takmıştı. Kitabı 1998 yılında okudu ve hemen o anda bağlandığımı hissetti. O günlerde CSI dizisinin bölümlerini yönetiyordu. Filmi yönetmesine izin vermesi için Lantos’un başının etini yerken akşamlarını “Barney’s Version” projesine ithaf etti. Senaryoyu geliştirmek için taslak üstüne taslak yazıyordu.
Lewis insiyatif ele almış gibiydi ama Lantos onun yazdığı senaryolardan pek fazla etkilenmiş gibi görünmüyordu. Yine de azminden ve projeye tutkusundan etkilenmişti. Barney karakterinde var olan derin tutku ve arzuların benzerini sergiliyor; Lantos da onun çabasını dikkatle izliyordu.
Sonunda Lewis’in filmi yönetmesine izin verdi. Bunda, Richler’in karakterlerini çok iyi anlaması ve onlara duyduğu sevgi önemli rol oynadı. “Karakterlerle ilgili olağanüstü bilgisi vardı. Onları en az benim kadar iyi anlamıştı” diyor Lantos…
Üç yıl kadar önce Lantos’un bir arkadaşı yanında genç senaryo yazarı Michael Konyves ile beraber çıkageldi. “Barney’s Version” için mükemmel bir tercih olacağını düşünüyordu. Yapımcıya onu tavsiye etti. Hemen bir toplantı ayarlandı ve odada sadece beş dakika kalmasına izin verildi. Lantos onu sadece dinlemekle kalmayıp eski taslaklardan birisini vererek düzeltmeler yapmasını istedi.
Konyves gerisini şöyle anlatıyor: “Bir aylık süre içerisinde tam kapsamlı bir tretman yazdım. Sanırım benden taslak üzerinde birkaç düzeltme bekliyordu. Tamamen yepyeni olan ve kalın bir kitabı radikal şekilde yapılandıran bir tretmanı hiç beklemediğine eminim.”
Konyves’le ilgili olarak Lantos’un bilmediği şey, onda da kendisi ve Lewis gibi “Barney’s Version” takıntısı olduğuydu. “Montrealli bir Yahudi olup da Mordecai Richler’i bilmiyor olamazsınız” diyor Konyves, “O bu kentin çok önemli bir parçasıdır. Montreal’de onun kitaplarını yazdığı çevrede doğup büyüyen birisi olunca bağlanmamanız imkansızdır. Kitabı neden bu kadar iyi anladığımın sebeplerinden birisi budur.”
“Barney’s Version”un hayatı boyunca iki kez okuduğu tek kitap olduğunu söyleyen Konyves, yeniden okuduktan sonra kitabı ekrana uyarlama olasılıkları üzerinde düşünmeye başladığını belirterek şunları anlatıyor: “Öncelikle kitabın yayın haklarının kimde olduğuyla ilgilendim. Bir dizi araştırma sonucunda karşıma Robert Lantos çıktı. Tanıştığımda bu projeyle ilgili uzun bir geçmişi olduğunu bilmiyordum. 10 yıldan beri bu proje üzerinde çalıştığını öğrendim. Ayrıca çok sayıda enkarnasyonu olduğunu; benden önce birçok senaryo yazarının taslak yazdığını da bilmiyordum. Benim yaptığım şey, yepyeni bir projeymiş gibi farklı bir yaklaşım getirmek oldu. Senaryo üzerinde iki yıl sürekli çalıştık. Bu süre içinde de birçok dönüşüm oldu ama sonuçta filmin mevcut yapısını, tretmanımda öngördüğüm ilk yapılandırma oluşturdu.”
“Senaryoyu Michael’in yazmasına karar verdik” diyor Lewis, “Kendi versiyonunu ortaya koydu ki, bu benim için de süper bir olaydı.”
Lantos ise, Konveys’in çalışma tarzını şöyle anlatıyor: “Elimizde çok sayıda alt bölüme sahip uzun ve geniş kapsamlı bir roman vardı. Kimi zaman ileriye giden, kimi zaman geri dönüşleri olan böyle bir kitabın ruhunu yakalamanın yolunu buldu.”
Konveys şunları ekliyor: “Kitaptaki karakterlerin hepsinin farklı hayatı vardır. Bunları bir sinema filminin kısıtlı süresine sıkıştırmak hiç de kolay değildir. Boşa harcanmış bir dakika, hatta bir saniye olmadığından emin olmalısınız. Bir kitabı okurken çok farklı deneyim yaşarsınız. Evinizde oturup günlerce, haftalarca okuma şansınız vardır. Hatta yavaş okuyan biriyseniz aylarca sürebilir. Oysa film sözkonusu olunca sadece iki saatlik sürede anlatıma çok farkı biçimlerde katkı yapmanız gerekir.”
Kitabın yazılı formattan sinematografik formata dönüştürülmesinde Konyves’in edebi anlatımın yerini alan mükemmel bir görsel anlatım tutturduğunu belirten Lantos, bu konudaki düşüncesini şu sözlerle dile getiriyor: “Michael edebi anlatımı safdışı etmeyi başardı. Richler’ın kitabındaki diğer edebi anlatımları da devreden çıkardı. Hikayeyi anlatmak için heyecan verici görsel yöntemler buldu. Yazılı olarak 25 sayfa tutan sahneleri ekran süresi olarak 30 saniyeye indirdi. Sinemasal dil olarak adlandırdığım yöntemi tam olarak uyguladı.”
Yönetmen Lewis ise, Richler’ın romanındaki karakterlerin kitap sayfalarından ekrana transferi sırasında bir dizi operasyon gerektiğini belirterek şöyle konuşuyor: “Michael kitapta var olan birçok anektodu ortadan kaldırdı. Bunların çoğu eğlenceli ve komikti ama anektodların çıkarılmasıyla karakterler çok güzel şekilde çizilerek film diline uygun hale geldi.”
Richler’in kitabı üç kısımdan oluşur. Bunların her birisi Barney’nin eşlerinden birisiyle ilişkilidir. Film temelde benzer çizgiyi izlerken ilk eşi Clara ile isimsiz “İkinci Bayan P.”nin olduğu bölümlerin bir miktar kısaltıldığı görülür. Buna karşılık özellikle Barney’nin babası Izzy Panofsky (Dustin Hoffman) başta olmak üzere diğer karakterler takviye edilir. Kitaptaki bazı az önemli karakterlerin çoğuna yer verilmez, sıkıştırılır veya birleştirilir. Örneğin Barney’nin düşmanı olarak hizmet veren Constable O’Hearne (Mark Addy) karakterinde kitaptaki birçok unsur birleştirilmiştir. Öncelikle Boogie’nin ölümünden Barney’i sorumlu tutan polis dedektifi hizmeti verir. Ardından yıllar sonra Barney’i kendi savunmasını yapmak zorunda bırakan kitabı yayınlayan ve filmin çıkış noktasını sağlayan yine odur.
Yapılan tüm değişikliklerde romann ruhuna sadık kalındığını vurgulayan Konyves, bu konuda izlenen yolu şu sözlerle anlatıyor: “Mordecai’nin eski dostu olduğu için Robert daima kitabın savunucusu oldu. Bu kitabı en doğru şekilde uyarlamak onun için çok önemliydi, bu yüzden herşey aslına sadık oldu. Ben de kitabın ruhu ve karakterinin tam olarak korunduğuna inanıyorum.”
Ana mekanların değiştirilmesinde bile onay alındı. Kitapta Barney’nin gençliğinde Avrupa’da bir süre yaşadığı yer Paris olarak geçiyordu. Fransa’ya yapılan özgürleştirici yolculukların artık klişe haline geldiğini hissetiği için Paris’i Roma ile değiştirdiğini belirten Lantos, yaklaşımını şu sözlerle açıklıyor:
“Artık hiç kimse St. Germain-des-Pres’e gidip başka sanatçıları ve bohemleri görme ihtiyacı duymuyor. Roma bana daha ilginç geldi. Ancak bu değişikliğin daha zorunlu bir sebebi vardı. Mordecai Richler ile senaryo taslağı üzerinde çalışırken Paris’in Roma ile değiştirilmesi konusunda ilk konuşmaya başladığımızda buna onay vermekle kalmadı; gençlik yıllarında Roma’da mülteci olarak yaşadığı ortaya çıktı. İkinci eşi Florence ile birlikte evlenmek için Roma’ya gittiklerini ve orada birkaç yıl yaşadığını anlattı. İlginçtir ki, kitap da İtalya’da yoğun olarak okundu ve ilgi gördü. Mordecai Richler ‘Barney’s Version’ ile orada adeta rock starı oldu.”
Lantos ayrıca oyuncu seçimi sırasında da Richler’ın onayını aradı. Ancak Barney Panofsky rolünde oynayabilecek çok sayıda aktör üzerinde yıllarca konuşup tartıştıkları halde sonuç alamadılar.
“Alışageldik başrol oyuncularından hiç birisi Barney rolünde olamazdı” diyor Lantos, “Film starı görünümüne sahip olmayan ama karizması, cazibesi olan bir aktöre ihtiyacımız vardı. Ayrıca ters, katı ve huysuz olurken bile –ki Barney’nin bu özellikleri taşıması çok önemlidir- izleyiciye oynayacak içten bir sevimliliği olmalıydı. Barney tuhaf birisidir, bu yüzden geleneksel yakışıklılık kalıplarına uymaz. Eğer çok yakışıklı olsaydı, güzel kadınların ona aşık olması normal ve öngörülebilir olurdu. Oysa bu adam istediğini almak için köşeleri çabuk dönen, diğerlerini safdışı etmek için manevra yapan, ön plana çıkmanın bir yolunu mutlaka bulan bir adamdır. Bunu, doğuştan böyle özelliklere sahip olduğu için değil, rakiplerinin ayağını kaydıracak hareketleri zekice yapabildiği için başarır.”
Lantos bir gün Altın Küre ve Emmy ödüllü aktör Paul Giamatti’nin “Sideways” adlı filmini seyrederken kendi Barney’ini sonunda bulduğunu fark etti. Eleştirmenlerin beğenisini kazanan o komedide Giamatti’nin oynadığı unutulmaz “Miles Raymond” rolü sanki Barney Panofsky rolü için mükemmel bir hazırlık gibiydi.
İki karakter de hatırı sayılar ölçüde aşk acısı çekmiştir; ikisi de nabza göre şerbet vermektense daha ileri fikirlere sahiptir ve ikisi de alkollü olmanın gerektirdiği özelliklere sahip bir aktöre ihtiyaç duyar. Hepsinden önemlisi, iki karakter de, zor kişiliklerine rağmen sonuçta affedilebilir yapıdadır. Lantos’un ihtiyaç duyduğu ve aradığı “sevimlilik”, Paul Giamatti’de doğuştan varolan bir sevimliliktir.
Lantos ayrıca, “Barney karakterini mükemmel oynayabilecek diğer tek aktör ne yazık ki otuz yıl daha yaşlıydı” diyor. Sözünü ettiği diğer aktör Dustin Hoffman’dı ve Barney’in sert mizaçlı ama bir o kadar da şefkat dolu emekli polis babası Izzy Panofsky rolü ona verildi.
Richler en son ve en iyi kitabının ekrana uyarlanmasını görecek kadar çok yaşamadı ama ailesi bu prodüksiyonla yakından ilgilendi. Aile üyelerinden birkaç tanesi Ritz Garden’daki nikah sahnesinde figüran olarak kamera karşısına geçti. Filmin baş karakterlerinden çoğunun yer aldığı bu önemli sahnede Barney “İkinci Bayan P.” İle evlendiği sırada Miriam’a da ilk görüşte aşık oluyordu.
Richler ailesinin setlere çeşitli zamanlarda geldiğini söyleyen Lantos, duygularını şu sözlerle dile getiriyor: “Onların setlerde bulunması hoşuma gitti. Mordecai yaşasaydı bu durumdan büyük keyif alırdı diye düşünüyorum. Sonuçta bu onun filmidir ve herkesten daha fazla onun ailesine aittir. Filmin bir parçası olmak istemelerinden mutlu oldum. Sürece sıkı sıkı sarılarak kendilerinin kıldılar.”
Richler’in sanatı ile yaşamı arasındaki çok sayıda benzerliğin varlığına işaret eden Lantos, yaşlı meslektaşının kendisini bile romana yerleştirdiğini gözlemledi. Kitabın şurasında burasında Mordecai’nin benimle eğlendiğini bildiğim ufak tefek detaylar var. Totally Unnecessary Productions bunun örneğidir” diyor.
Mizaha mizahla karşılık veren Lantos filmde –kendisi- rolünde göründü. Ayrıca “Barney’s Version” ile “Barney’s Version”un yapım süreci arasındaki bağlantıyı güçlendirmek için Richler’in birçok arkadaşı, meslektaşı ve hayranı konuk oyuncu olarak yer aldı. Aralarında “Duddy Kravitz” ile “Joshua Then and Now”un uyarlamalarının da yer aldığı projelerde beraber çalıştığı sevgili yönetmen arkadaşı Ted Kotcheff, Barney’nin Miriam’a aşkını ilk kez dile getirdiği sahnede tren kondüktörü olarak görülebilir. Yönetmen Richard J. Lewis filmde patolog rolünde görülürken David Cronenber ile Atom Egoyan da Barney’nin “O’ Malley of the North” adlı pembe dizisinin yönetmenleri olarak kamera karşısına geçtiler. Kanada Sineması’nın “kim kimdir”ini tamamlayan isim ise Quebec’in en büyük yönetmeni Denys Arcand oldu ve Barney’nin en sevdiği restoranın şef garsonu rolünde oynadı. Bunların hepsi izleyici açısından göz açıp kapayana kadar geçse de Richler’in dünyasına saygı işlevi gördü.
“Barney’s Version”un odak noktasında arkadaşlık, aile ve samimi ilişkilerin yaşam boyu süren önemi gibi önemli değerler yer alır. Lantos bu konuda şu yorumu yapıyor: “Eğer bu filmde işimizi iyi yaptıysak, izleyecek olanlar gülecek, ağlayacak, sonra aynı anda hem gülüp hem ağlayacaktır. Böyle olursa, hedefimiz izleyiciye insani duyguların her türünü yaşatmak olduğu için başarmışız demektir.”
Lantos sonuç olarak şunları ilave ediyor: “Barney’s Version’da öğrenilecek herhangi bir ders yoktur. Bu film bir ahlak masalı olmadığı gibi hayatın nasıl yaşanması gerektiği de anlatılmaz. Çünkü olması gereken diye bir şey yoktur. Yaşamın keyifleri, acıma, merhamet ve şefkat gibi duygulara yer verdik. Kitabı filme aktarırken amacımız bunlar oldu. Bize rehberlik edecek müthiş ve mükemmel yol haritasını Mordecai Richler verdi. Görevimiz o haritayı izlemekti.”

Benim Hikayem Vizyonda…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s