Drag Me To Hell / Kara Büyü

Posted: Ocak 7, 2010 in Drag Me To Hell, Kara Büyü, Kritik, Sam Raimi
Raimi’den Köklere Dönüş
Genç kuşağın “Örümcek Adam”ın yönetmeni, Uzakdoğu korkularının Amerikan çevrimlerinin prodüktörü olarak bildiği Sam Raimi nihayet köklerinde… Dile kolay 1981’de yarattığı “The Evil Dead” ile bizim kuşağın sevgi ve saygısını kazanan Raimi’nin 1999’da Kevin Costner’lı “For Love of the Game” ile başlayan yakın dönem işleri pek de iç açıcı değildi. Bildiğimiz Raimi’yi Örümcek Adam’a kaptırmış, keşke ilk dönemindeki işlerinden örnekler verse diye hülyalara dalmıştık. Malum olduğu üzere Raimi, Evil Dead serisinden sonra western, kara film gibi türlerde de denemeler yapmışsa da pek tad vermemişti. Hele Örümcek Adam sonrası kendini prodüktörlüğe fazla kaptırdı. “Garez”le başlayan altı filmlik korku filminde de pek tatmin etmedi, ilk dönemini özleyenleri… Raimi kardeşlerin ilk taslağını 10 yıl önce kaleme aldıkları lanet projesi nihayet pelikülde… Filmi izlemeden, kulağa gelen eleştirilerle bile sevindirici bir haber oldu bu… İzledikten sonra da aynı sevinci yaratan bir “Kara Büyü” var karşımızda neyse ki…
“Lanet fikrini ikimiz de daima sevmişizdir. Sıradan bir insanın lanete uğraması ve olağanüstü koşullar altında kalması halinde başına neler geleceği üzerinde düşünmeyi severiz” diyor Ivan Raimi… 10 yıl önce yazdıkları “The Curse” (Lanet) adını taşıyan senaryo taslakları hakkında.
Filmini, “Baş kahramanı gerçekten iyi bir kız olan basit ve sade bir ahlaki öykü…” sözleriyle tanımlayan Sam Raimi, “Los Angeles’ta ayakta kalmaya çalışan bir kızdır. Gerçekten çok sevdiği bir erkek arkadaşı vardır. Onun gönlünü kazanmak için kötü bir şey yapar. Kararını günaha batmak yönünde verir. Christine’in verdiği bu karar, adeta kartopu gibi hızla büyür ve sonunda kefaretini ödemek zorunda kaldığı bir günah olarak geri döner.”
Ivan Raimi de şunları ekliyor: “Christine karakterini ahlaki açıdan karmaşık yaptık. O herkes gibi işinde ilerlemeye çalışan bir kızdır. Hepimizde var olan davranış biçimlerine sahip normal bir insandır. Siyah ve beyazın keskinliği yerine gri tonlarıyla donatılmış gibidir. Christine karakterini ilginç yapan bence bu özelliğidir. Suçuna karşı orantısız ceza aldığı koşullar altında kalır. Uğradığı lanetle nasıl başa çıkacağını görmenin heyecan verici olduğunu düşünüyorum.”
Jenerik öncesinde kara büyü ile filmini açan Raimi, hiç hız kesmeden Christine’i tanıtarak girişiyor öyküsünü anlatmaya. Film boyunca her şey çok net, kullandığı numaralar da, tanımlamalar da, yaratılan karakterler de öyküde temsil ettikleri neyse onun netliğinde, görüntüsünde. Bir bankada görevli olan, terfi almak için canla başla çalışan sıradan ana karakterimizin hayatı vermek zorunda olduğu bir zor kararla değişiyor. Göründüğü anda kim ve ne olduğunu tahmin ettiğimiz çirkin ve sevimsiz yaşlı kadın Bayan Ganush çıkageliyor. Yalvar yakar evimden atma beni sözlerine, müdüre sorulan sorunun yanıtı yetki sende. Ucunda terfi olan kararın sonu ise kadını evden atmak… Sonrası ise lanet…
Lanetlendiğini öğrenen Christine ile birlikte film de ahlaki sorgulamalarına başlıyor. Ana karakterini seyircisiyle yakın tutan Raimi de gerilimi elinde tutmuş oluyor… E temeller sağlam atılınca başlıyor o bildiğimiz oyunbazlığına. Sinekler, iğrenç kusmalar başta olmak üzere bildik numaralarını da bir bir çekmeye başlıyor Raimi.
Laneti üzerinden atmak için daha fazla yanlış karar vermek zorunda kalan Christine’in hali, kötülüğün ve yanlış kararların cezasız kalmayacağı düsturu da bolca işleniyor. Üstelik bu kararları alırken kahramanımız yalnız da değil, izleyici de bu kararlara sürekli katılıyor ve onlarda kendini sınıyor sürekli. İlk gördüğümüz anda masum görünen genç kadının finale ilerledikçe yaşadığı değişim de haliyle filmin özü. Bunu destekleyen en önemli şey ise Christine ile özdeşleşen seyircinin de bu kararlara ortak olması, aynı lanete uğraması. Bayan Ganush’un lanetlediği, hayatını cehenneme çevirdiği sadece Christine değil, seyirci de bu duruma ortak oluyor. Bu özdeşleşme dolayısıyla aynı kararları verdiğiniz için lanet sizinde peşinizden geliyor. Finalde de açıkça bunu hak ettiğinizi anlamanız olası…
Tüm olay örgüsünün ana karakterin her sahnede görüneceği şekilde kurgulandığı film, sürekli onun bakışını kullanıyor. Alt öykülerinde panik ve çaresizliği desteklemesiyle tüm duyguların izleyiciye geçmesinin sağlandığı filmle ilgili Raimi durumu şöyle özetliyor:
“Christine karakterinin girdiği karanlık yollarda izleyicinin ona verdiği desteğin film boyunca giderek çoğalacağını hissediyorum. Christine’nin başına gelen kötü durumdan kurtulabilmek için her aşamada daha karanlık tercihler yaptığını görürüz. Aslında bu noktada izleyicinin ondan soğuması tehlikesi vardır. Ancak benim hedefim, filmin sonuna kadar yaptığı zor tercihler sırasında izleyicinin Christine’nin yanında kalmasını sağlamak oldu.”
Uzun zamandır bekleyen taslakta yatan Lanet nihayet seyirciye dokunuyor ve Raimi köklerine dönüyor… Size düşen ise Christine’e bu yolculukta eşlik etmek hepsi bu…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s