Bol Ölüm, Çok Alamet: Sinemada Kıyamet

Posted: Ocak 7, 2010 in 2012, Kritik, Kıyamet Filmleri
Mayalar 2012’de kıyametin kopacağını öngörüp, Roland Emmerich’de bu teoriyi resmedince çok tartışılır hale geldi “Kıyamet” olgusu… Haliyle henüz kopmadı ve neyle karşılaşacağımızı bilmiyoruz. Birde üzerine D@bbe 2’de kopan kıyamet eklenince merakımız da artar hale geldi. Dönüp bakalım neler izledik sinemada kıyamete odaklanan filmler neler… Ama önce kıyamet olgusuna sözlük anlamıyla birlikte bakalım…
Kıyamet: Ar. ®iy¥met

(kıya:met) 1. din b. Tek tanrılı dinlerin inanışına göre dünyanın sonu ve bütün ölülerin dirilerek mahşerde toplanacağı zaman, hesap günü, kıyamet günü, mahşer günü. 2. mec. Gürültülü karışıklık, gürültü patırtı: “Bağırma, çağırma, kıyamet, polisler Mustafa’yı çalyaka götürürler.” -P. Safa. 3. mec. Büyük felaket, afet.
Türk Dili Kurumu’nun Güncel Türkçe Sözlüğüne göre kıyametin tanımı bu iken, tanımlama dini kitaplarda da benzer ifadelerle yer alıyor. Tüm dini kitaplarda farklılıklarda olsa haber verilmiş işaretlerle geleceği fark edilen gün olarak kayıtlara geçmiş. Hal böyle olunca, korku sinemasının alt metinlerinde bolca kıyametin gelişine dair işaretleri içeren filme rastlamak mümkün oluyor. “Yedinci İşaret” filmini konuyu direk İncil referansıyla işlemesi sebebiyle örnek olarak vermek mümkün… Zaten insanoğlunun genlerinden gelen kabullenişe paralel olarak inancı da eklendiğinde kıyamet olgusu insanın üzerinde başlı başına bir gerilim faktörü… Bu faktöre korku da eklenince, korku sinemasının en sık kullanılan malzemelerinden biri olması da kaçınılmaz oluyor. Ama konumuz tek bir türe bakmak değil… Kıyametin tanımında hemfikirsek dönelim bu tanımlamanın sinemaya yansımasına…
H.G. Wells başta olmak üzere bilim kurgu yazınından köklerini alan kıyamet olgusu, genelde bu yazarların öngörüleriyle, sinemada iki şekliyle ele alınıyor… Ya kıyamet koptu kopacak, ya da kopmuş kıyametin sonrasındayız… Kıyamete sebep olanları ise iki başlığa ayırmak mümkün… Çevresel faktörlerle kopan kıyametler ve Dünya dışı faktörlerle kopan kıyametler. Değerlendirmeyi yazı sonuna bırakarak filmleri ve öngörülerini kısaca özetleyelim…
Kaynaklarını tüketen insanoğlu sonunda kendi sonunu hazırlıyor ve küresel ısınma başta olmak üzere bozulan denge “Su Dünyası”nda olduğu gibi dünyayı sudan ibaret bir yere çeviriyor. Kıyamet sonrasını konu alan film, insanların da su dolayısıyla evrim geçireceğini de öngörenlerden.
Küresel Isınma tartışmalarının tam ortasında karşımıza gelen “Yarından Sonra”, buzulları eritip dünyanın sular altında kalacağı öngörüsünden beslenenlerden. Adeta “Su Dünyası”nın nasıl oluşacağının habercisi olarak göze çarpıyor ve bir iklim uzmanı tüm bu felaketleri önleme savaşı veriyor…
Bir Pixar animasyonu olan Wall-e, dünyayı çöpe çevirmiş insanların uzay gemilerinde konser ve hayatlar sürdürmesini göstererek, teknolojiyle tanışan ve bolca kullanan insanın geleceğine dair umut vaat etmeyen örneklerden, “Children Of Men” ise umudunu hamile bir kadının doğurmasına arıyor. Kıyametin bizzat yaşandığı ana savaş kameramanlığı estetiğinde yaklaşan film, son bebeğin 19 yıl önce doğduğu dünyada isyanlar ve bölünmeler arasında doğacak bir bebekle kurtuluşu öngörenlerden. Bebek doğunca toplum da temizlenmeye başlayacak, yoksa bu gidişle kirlenmenin sonu insanlığın bitişi olacak mesajını veriyor… Benzer şekilde “Babil MS”de doğacak bebeğe odaklanan film olarak atmosferden çok aksiyona ağırlık veren yapısıyla perdede arzı endam edenlerden.
Apaçık şekilde koptu kopacak kıyameti işleyen “The Core” sebebi açıklanmayan felaketlerden sonra tespit edilen bir çekirdeğin nükleer patlamalarla yeniden dönmesi uğraşını işliyor. Çok ayrıntıya girmeden, bilimsel detaylarla dünya elden gidiyor kısacası…
Konuyla ilgili en tuhaf öngörü M. Night Shyamalan’dan gelmiş durumda. Hayli uçuk fanteziler bütünüyle insanlığı tehdit eden bitkiler oluyor ki, atmosferde etkilenip insanlığın sonunu hızlandırıyor. Daha tutarlı farklı öngörü sahiplerinden Jose Saramago ise bilinmeyen bir sebeple körleşen insanlara kıyameti yaşatıyor önce, bolca sosyal eleştiriden sonra, mesajını alanların gözlerini açıyor…
Önemli serilerden “Terminatör” ise artık efsaneleşen makine sebepli kıyamet öyküsünü öngörmüyor, izleyeni inandırıyor. 4 film boyunca bildiğimiz makinelerin sonunda dünyayı ele geçireceği ve büyük bir kıyamet gününün ensemizde olduğu… “Dünyalar Savaşı” da benzer kıyameti dünya dışı da olsa makinelerle yaşatanlardan. Uzaydan da gelse makineler insanları avlıyor sonuçta… Kim yaratırsa yaratsın makinelerin insanlığın sonunu getireceği öngörüsü de sıkça dillenmiş oluyor. Makineler demişken “Matrix”i anmadan geçmeyelim, makinelerle insan arasındaki savaşın daha derin boyutuyla işlendiğini alalım notlar arasına.
Oyun odaklı filmlerden “Resident Evil” serisi kıyameti virüsle getirenlerden. Üç film boyunca virüsle değişim geçiren zombileri avlayan Alice’le birlikte, izleyici önce kıyamete sonra da insanlığın sonuna karşı savaş veriyor. Yine oyun uyarlaması olan “Mutant Chronicles” kıyamet sonrasında dünyada bozulan dengeleri ve benzer savaşları işlerken, geleceği karanlık gösterenlerden. İş zombilere geldiğinde anmadan geçilmeyecek olan “28 Days Later”da konu yine virüs. Ama bu kez daha hareketli, zira koşan zombilere tanıklık etmekle birlikte, biliyoruz ki; bir parça kan hızla değişimi başlatıyor. Virüsten devam edelim. Son olarak “I am Legend” olarak karşımıza gelen üçüncü uyarlama da kıyametin ortasında sağ kalan bir adamın yalnızlığına odaklanıyor. Boş sokaklar ve insanlığını unutmamak için mankenlerle konuşan bir adam…
Yakın zamanda vizyonda konuk ettiğimiz animasyon “Terra”, insanın oksijeni tükettiği dünyadan sonra kendine gezegen aramasını işlerken, bulduğu uygun gezegeni uzaylılar gibi işgal edip yaşam alanına çevirmek isterken gösteriyor. Yine bir animasyon olan “Titan A.E”de de insanoğlu dünyasını kaybetmiş ama henüz arayış halinde…
Dünyayı insanoğlu kaynakları düzgün kullansa da yok edebilir… Uzaylılar her zaman bu konuda birincil tehdit. İnsanlığın sonunun kıyamet olduğu savından beslenen uzaylı işgali filmleri konusundaki en çarpıcı örnek, adeta ikisi bir arada formunda olan “Dünyanın Durduğu Gün”… Bir uzaylının, “bakın biz savaşmaya değil sizi uyarmaya geldik” diyerek insanlığın karanlık geleceğine ışık tuttuğu film onca çabaya rağmen derdini anlatamayan uzaylısıyla kalıyor. İnsanlıksa bu önemli meselede bir araya gelmeyi beceremeyen bir topluluk ne yazık ki… Uzaylı örneklerinden tarih itibariyle sonuncusu olan “Invasion” öncülleri gibi insan bedeninin dünya dışı varlıklarca ele geçirmesini işliyor. Çocuğunu koruma derdinde bir anne de bol bol soruyor; “nerde insanlık”… Bir istasyondan gelen sinyaller derken, koşuşturma içinde sürüp giden “The Arrival” uzaylıların aramızda olduğuna dikkat çekiyor… Uzaylıların bedeni ele geçirmeden de insanlarla oynayabildiğini konu edinen “Dark City” karanlık gelecek çizen örneklerin en şaşalısı belki de. İnsanlığını kaybetmekle, geçmişini kaybetmek aynı şeydir diyor. Yani kıyamet uzaylı eliyle de olsa, geçmişini kaybetmek…
Kıyamet sonrasında açılan filmlerin en meşhurlarından olan “Mad Max”, kaynak bitince dünyada başa sarar, sosyal yaşamda diyenlerden. Yine benzer öngörüye sahip yakın tarihli “Doomsday” biraz fazla aksiyon semalarında gezinip mesajını unutanlardan… Öngörüye kaynak eden romandan uyarlanan “Time Machine” ise her şeyin başladığı nokta. Yine başka bir romandan uyarlanan ve sinema tarihinin en şok eden finallerinden birini barındıran “Planet of The Apes” konusunu daha derinlemesine işliyor ve seri boyunca insanın aczini de getiriyor gündeme… Kıyamet sonrasında insan yaşamının ilkelleşmesini işleyen ama fazla sündürülmüş olmasıyla derli toplu mesaj veremeyen “Postman” bir kahraman çıkar ve umut olur diyerek aksini savunuyor…
Uzayda başlı başına bir tehdit oluşturuyor. Bir kuyruklu yıldız çarpsa kıyamet kopar diyor “Deep Impact”, “Armageddon” ekliyor göktaşı da çarparsa durum farklı olmaz.
Kıyamet habercisi olayların dini kitaplarda anlatıldığını belirtmiştik ama “Knowing”, kendi kıyametini kendi kehanetleriyle koparıyor. Son dönemde sayıları artan düzmece belgesel örneklerinden “Cloverfield”i de anmak lazım ama süprizini anlatmadan ne demeli, Bir patlama duyulursa insanlar panik halinde oradan oraya koşuşturursa sonumuz pek hayırlı olmaz. “The Mist”de olduğu gibi inanmakla kurtulur muyuz, başkalaşım geçiren yaratıklara mı yem oluruz cevabını vermek zor. Ama finaldeki süprizi açık etmeden nasıl denir bazen kurtulmak da kıyamet olabilir…
Domuz gribi içimizde kıyamet alameti gibi dolaşırda, sinema virüs tehdidini es geçer mi, geçmez elbette… Söz konusu virüs tehdidi olduğunda küçük çaplı kıyametlere neden olan insanoğludur “Outbreak”de olduğu gibi. Virüslü bölgeyi bombalayalım olsun bitsin, kalan sağlar bizimdir denilir… Benzer tehdit “Twelve Monkeys”de zaman makinesi katkısıyla işlenir, sonuç bambaşkadır elbette…
Tüm bu örnekleri toplayalım sonuç insanoğlu için hüsrandır… Ne şekilde gelirse gelsin belli ki kıyamet insanın yanı başındadır. Ne kadar çok alamet olursa olsun, kıyametle birlikte insanoğlu kendi sonunu hazırlayacaktır besbelli. Yaptıkları ve yapmadıklarıyla, olaylar karşısındaki soğukkanlılığıyla sinemada uzun süredir sürdürdüğü kıyametle olan savaşını hayatta kalmayı sağlayan şeylerle bertaraf edecektir. Geçmişine sahip çıkmak, kaynakları israf etmemek, doğanın dengesiyle oynanamamakla önleniyorsa kıyamet her şey ortadadır… Kıyamet, eni sonu tüm bu örneklerin ve senaryoların altında besbelli göründüğü üzere, toplumun bozulmasına kadar uzayan olaylar zincirinde fertten başlar…
İnsanın ölümü, Kıyamettir… Aldığımız her nefes ise; kıyamete karşı umudumuz…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s