Battle for Terra / Terra’yı Kurtarmak

Posted: Ocak 5, 2010 in Aristomenis Tsirbas, Battle for Terra, Kritik, Terra’yı Kurtarmak

Latince Dünya’da İnsanca Hırslar…

Sinemada üçüncü boyutun keşfi ve sürekli örneklendirilmesi hiç şüphesiz animasyonlara katkı sağlamış durumda. Şu ana dek 3D örneklerinin genellikle alışık olmadığımız dünyaları göstermesi de işin en besleyici yönü. Bu sayede izleyicisine inandırma sorunu yaşatmayan filmler keyifle izlenir hale geliyor. Ve elbette bunun kaymağını yarattıkları fantastik dünyanın albenisini çoğaltarak yiyorlar. “Battle For Terra”da bu duruma denk gelen filmlerden… Yoksa öyle üç boyuttan fazlaca beslenmişliği, olmazsa olmaz bir durumu yok.
2003’de “Terra” adlı 7 dakikalık kısa filmiyle 2 ödül birden kapan, Mala ile babasının öyküsünü anlatan Aristomenis Tsirbas bu kez malzemeyi genişletmesi için Evan Spiliotopoulos’a emanet etmiş. 7 dakikalık kısa filme akla düşen öykü de biraz çocuklardan fazla büyüklere hitap eden alt metinlerle donatılarak karşımıza gelmiş. Elbette alt metinlerdeki siyasi ve çevreci mesajlar sonunda daha evrensel bir mesajla bitiyor. Ama filmin asıl özelliği de verdiği küçük mesajlarda saklı. Ön plana çıkan barış mesajı gibi görünse de üstelik…
Bunca ideolojik mesaj içeren filmin tanıtımının tuhaflığına da iki satır değinmek lazım. Filmin afişlerinde en tepede iki ismi görmek hayli tuhaf kaçıyor. Türkçe seslendirmeyi yapan iki oyuncunun isminin bu kadar ön planda tutularak filmin pazarlanması pek iç acı olmayan yanlışlardan biri.
Kültür sanata düşkün bir ırkın huzur içinde yaşadığı gezegene uzaydan dev bir gemi ve ardından istila girişimleriyle başlıyor Terra. Alışık olduğumuz bilim kurguların aksine işgal eden kendi gezegeninin kaynaklarını çoktan tüketmiş olan insan ırkı oluyor. Öyle bir işgal ki, Amerika’nın Kızılderili işgalini hatırlatır ve vurgulatır halde… Bu vurgu ile başlayanlar ile altta bir çok siyasi ve politik mesaj geçip gidiyor.
Geçen yıl hayran kaldığımız Wall.e ile insanın yıllar sonra ne kadar pasifleşeceğini gördükten sonra Terra gezegeninin sonunun da hayra alamet olmayacağı belli oluyor. Terra halkı dev aracı ve işgali ise farklı karşılıyor. Gemiler halkı araçlarına ışınlarken hepsi Tanrı’ya ulaşma ümidiyle kollarını açıp beklemeye başlıyor “Beni al” cümlesiyle… Huzur içinde yaşayan ırka, insanoğlu sorgusuz sualsiz saldırıyor ve bu uğurda da oldukça kararlı. Kendi kaynaklarını kaybettikten sonra kendine yaşayacak gezegen ararken önüne çıkan fırsatı değerlendirme arayışı mevcut nihayetinde. Terra gezegeni iyi güzelde insan için gerekli oksijene sahip değil. Bunun için pek de inandırıcı olmayan bir aletle yaratılmak istenen de bir çözüm var…
Gezegen işgali konusunda hikayeyi ters yüz ederek başlayan “Terra’yı Kurtarmak” tüm alt metinleri bir yana hayli klişe karakterlerle işliyor öyküsünü. Her animasyon filminde olduğu üzere ana karakterimiz yine bir farklı düşünen. Hali hazırda animasyonlar ya türünün son örneği yaratıklar, ya sorgulayıcı yaratıklar ya da mucit karakterler üzerinden işliyor. Bu gelenek de Mala karakteri ile bozulmamış oluyor. Mucit dişi Mala işgalcilerin babasını kaçırması üzerine harekete geçiyor. Olayları çözmeye kararlı Mala aracına atlayıp peşlerinden giderken düşmesine neden olduğu aracın pilotu Jim’i kurtarıp evine getiriyor. İyi insan kadrosunu Jim doldururken, sevimli yan karakter kadrosu ise onun robotu Giddy ile dolmuş oluyor.
Sonrası olayları çözmeye niyetli Mala’nın tanımadığı ırkla yüzleşmesi, babasını ve gezegenini kurtarma girişimleri arasında karşılıklı tanışması oluyor ki, filmin kötü adam kadrosu da bu sırada doluyor. Zalim insan modelindeki General Hemmer bir an önce gezegeni ele geçirmek isterken, güvendiği kahraman Jim ise karşı tarafı tanımış olmanın verdiği güvenle barışın olabileceğine inananlardan. Bu inancı kendi ırkından kimse desteklemeyince de bir anlamda işe koyuluyor. Karşılıklı savaş halleri için bilgi toplama sürecinden sonra kaçınılmaz olan oluyor ve biraz “Indipendence Day” vari bir kendini feda edişle beklenen barış sağlanmış oluyor.
Adını Latince’de Dünya anlamına gelen “Terra” isminden falan film, gezegenler arası bir iç savaşla kendi dünyasını yok etmekle kalmayıp sömürge haline getirdiği Venüs ve Mars’ı da imha eden insanoğlu’nu anlatmasıyla ön plana çıkıyor. Yönetmen Tsirbas bu durumu şu sözlerle açıklıyor: “Filmde insanların dünyamızı terk etmek zorunda kalmasının sebeplerinden birisi, doğal kaynaklarını tüketmiş olmalarıdır. Filmin izleyici kitlesinin büyük kısmının çocuklar olacağını düşünerek ‘çevreyi koruma’ düşüncesinin öyküde yer alması çok önemliydi. Gelecek kuşaklarımıza çoğu insanlardan kaynaklanan tehlikeli çevresel değişikliklerle dolu bir dünya bırakıyoruz. Üstelik tehlike giderek artıyor ve bu gerçeği dünyanın en saygın bilim adamları kabul ediyor. Bu açıdan bakarsak, bu filmin en kötü gelecek senaryosunu sunduğunu söyleyebilirim. Dünyamız öylesine büyük bir çevre felaketine uğramıştır ki, insanlar artık evrenin başka yerlerinde yuva aramak zorunda kalmışlardır.”Kötü gelecek senaryoları hızla resmedilip, filmleşmeye devam ederken Dünya’mızı koruyalım huzur ve barış içinde yaşayalım mesajları arasında bir parça sıkışıp kalan “Terra’yı Kurtarmak” pembe mesajı ile orta karar bir deneme olarak kalıyor ama yine de akılda kalan alt metindeki ideolojileri ile bir parça parladığını belirtmeden geçmemeli… Yönetmenin belirttiği gibi aile filmi olmak yerine bu mesajlarının üzerine gitseydi ne olacağını düşünmek ise kaçırılmış fırsat olsa gerek…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s