L’ennemi intime / Intimate Enemies / İçimizdeki Düşman

Posted: Ocak 4, 2010 in Intimate Enemies, Kritik, L'ennemi intime, İçimizdeki Düşman

Fransızlardan İsimsiz Savaş Hesaplaşması

Sürekli siyasetin gündeminde olan, bizimde Avrupa Birliği aşamasında önümüzdeki engellerden biri olan soykırım meselesi bu kez Fransızların penceresinden beyazperdede… Üstelik pek fazla değinilmemiş ve tartışmaları hala devam eden sıcak bir konu üzerine… Cezayir’le aralarındaki savaşı konu alan bir filmi çekerek bu konuyla da hesaplaşıyor, günah çıkarıyorlar kendilerince. Çağdaş ülkelerin sıkılıkla bürokrasi de yapamadıklarını, söyleyemediklerini sanat alanlarında dile getirmeleri güzel örnekler teşkil ediyor. Tarihe ne kadar bağlılar, ne kadarı gerçek ayrı bir tartışma konusu ama filmin akabinde yeniden tartışılıyor, yeniden fikirler üretiliyor. Bide ise genellikle bu durumun tam tersi yaşanmakta… Her platformda tu kaka ettiğimiz dokunamadığımız siyasi gerçeklerimiz ve tarihimiz mevcut yıllardır. Tarihi saptırarak kendi gözümüzden anlatmaya bile yeltenmiyoruz. Son dönemde 12 Eylül’le hesaplaşma adına çekilen filmler ve dizilerle attığımız küçük adımlar ise hayli savruk ve dağınık kalakalıyor. Ülkemizin siyasi sineması, siyasi sanatının ne derece zayıf kaldığı başka yazıların konusu olarak burada kapatıp Fransızların pek telaffuz etmedikleri Cezayir savaşı ile ilgili hesaplaşmalarına dönelim.
Cezayir 1959’da, yoğunlaşan Askeri Operasyonları anlatan film, başarılı şekilde yaratıyor atmosferini. Küçük bir zaman dilimini anlatsa da, o dönemin haleti ruhiyesini başarı ile yakalıyor. Bunu da temelde iki karakteri üzerinden anlatıyor ki, bir tanesi aynı zamanda anlatıcımız hali hazırda. Birbirinden farklı karakterlerle dolu bir bölüğün yeni Teğmeni Terrien ve Çavuşu Dougnac tüm film boyunca gördüğümüz gözler. İdealist bir teğmen ile sürekli devam eden savaşlarla artık hayattan ümidi kesmiş çavuş sürekli tanıtılıyor ve arasından hangisi olduğunuzun cevabını vermenizi istiyor “İçimizdeki Düşman”. Cevabı vermeniz içinde zorlayıcı yaşanmışlıklar koyuyor önünüze. Adam öldürmek istemeyen bir idealist olarak bolca vicdan muhasebesi yapmanızı da mümkün kılıyor. Genel olarak anıldığı üzere “İsimsiz Savaş”ın içinde kaybolmuş iki adam her şeyi sorgulamaya başlıyor. Ve verilen isimden anlaşılacağı üzere aslında en büyük düşmanın kendileri olduklarını anlayan iki adam buluyorlar kendi aynalarında.
İnsanın doğa karşısındaki acizliğinin altını çizen gerçek mekanlarda çekilerek artı puanı hak eden film, Fransa’nın 1999 yılında sadece bir savaş olarak nitelendirdiği, eski Fransız sömürgesi Cezayir içinse bir özgürlük savaşı olan savaş sırasında gerçekte tam olarak neler yaşandığını çarpıcı biçimde gözler önüne sermesiyle şimdiden Fransız “Platoon”u olarak nitelendirilmeye başlanmış durumda.
Filmin tetikleyicisi ilginçtir Teğmen Terrier karakterini canlandıran Benoit Magimel olmuş. Bu durumu şu sözlerle anlatıyor. “Bundan birkaç yıl önce Patrick Rotnan’la bir yemekte Cezayir Savaşı ile ilgili bir film yapmak istediğimi söyledim, o da bana yıllardır bu konunun nasıl onun da kafasını meşgul ettiğini anlattı. Patrick Rotman’ın Bertrand Tavernier’yle ‘La Guerre sans Nom’ (İsimsiz Savaş) adlı belgeseli çektiğini bilmiyordum. Sadece dostum olduğu için değil, tanıdığım en iyi yönetmenlerden biri olduğu ve kendisinin ustalığından emin olduğum için de Floorent-Emilio Siri ile bağlantıya geçtim. O da her zaman Cezayir Savaşı üzerine bir film yapmak istemişti. Ben de Florent ve Patrick’i tanıştırdım. Her ne kadar bu konuyla kişisel bir bağlantım olmasa da bu savaşın gizemli yönü ve bugün bile hala vuku bulan yankıları hep ilgimi çekmiştir.”
Magimel’in tetiklemesiyle yaratılan doğan film üzerine yönetmenin sözleri ise “Platoon” nitelemesine dair güzel ipuçları veriyor. Florent Siri filmin kendisi için öneminden şu şekilde bahsediyor: “20 yaşında bir sinema izleyicisiyken hep kendime neden Amerikan yönetmenler Vietnam hakkında harika aksiyon filmleri yaparken, Fransa’da Cezayir Savaşı ile ilgili bir film yapılmadığını sormuşumdur. Bu konuyla ilgili sadece birkaç tane film var. O filmler de 30–40 yıl önce yapılmış filmler. Her zaman Dekolonizasyon savaşları üzerine film yapmak istemiştim. Ama hem epik, hem de içe dönük bir film… Bu filmin diğer ülkelere de bir anlam ifade edeceğini düşünüyorum. Çünkü bugün Irak’taki durumla paralellikler gösteriyor.”
Siri’nin anlattıklarında altı çizilmesi gereken şey, konunun hala geçerliliğini sağlaması ve evrensel olması. Bir ülkenin bayrak filmi olmak yerine, savaşı anlatsa da içe dönük anlatımı ile de bu durumu kuvvetlendiriyor. Filmin senaristi Patrick Rotman da bu durumu şöyle dile getiriyor: “Bu film aslında insanın korkunç şeylerle çetin koşullar altında mücadele etmesini anlatıyor. Bu nedenle de evrensel bir karakteri var. Bence 1954-1962 yılları arasındaki bu 8 yıllık dönem Fransızlar’ın zihninde yer etmiş. Çünkü bu savaş 4. Cumhuriyet’in bitmesinin en önemli nedeni. Ancak 1962’den sonra Fransa çağdaş bir toplum haline gelmiştir. Filmde özellikle Fransız ordusunun bu savaş sırasındaki vahşi tutumu ve savaş sırasında FLN’nin uyguladığı vahşet ve barbarlığa dikkat çekmek istedim. Bu sadece iyi ve kötü arasındaki bir savaş gibi görülemez. Savaşla ilgili her iki tarafın da birbiriyle çelişen anıları var. 1990 yılında bu konuyla ilgili çektiğim belgesel sırasında, bu askerlerin Cezayir’e yollanan 2 milyon askerin yaşadıkları travmanın görmezden gelindiğini, çoğunun orada yaşadıklarından ailelerine bahsetmediğini öğrendim. Bana anlatılan hikayeler yüzünden gecelerce kabuslar gördüm.”
Yapım ekibinin röportajlarında altını çizdiği gerçeklerin üzerine filmi daha fazla tanımlamaya gerek yok aslında. Savaş filmi sevenler izlemeden edemeyecek, kalan izleyici ise savaşın iki taraf içinde neler kaybettirdiğini görecek bol bol. Ne kadar geride kalsa da hala benzerleri dünyanın her yerinde yaşanan benzer savaşlar filmin evrenselliği yakalamasını sağlarken, aslında düşmanın kim olduğunu gösterme iddiası biraz fazla. Özellikle ikinci yarıda bir parça tempo sorunu yaşayan, gereksiz pekiştirme sahnelerle sarkan film genel atmosferini iyi kuruyor başarılı oyunculuklar ve iyi yönetmenlikle sınıfı geçiyor. Alt metinden de İsimsiz Savaş dedik ama öyle değil, çok adam öldürdük diyor Fransızlar ve günah çıkarıyor…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s