Süper Ajan K9

Posted: Mayıs 6, 2009 in Austin Power, Çıplak Silah, Kritik, Pembe Panter, Süper Ajan K9, Sinema

Biri ajan mı dedi, Hani nerede?

Popüler sinemanın keşfedip, unutulmaz karakterlerle bizi eğlendirdiği sakar polis filmleri serisi en çok da Çıplak Silah serisinin Frank Drebin, Budala Ajan serisinde Austin Power ve Blake Edwards Peter Sellers’ın efsane ortaklığında Pembe Panter serisi ile hatırlanır Tüm bu sakar ajan tiplemelerinin ortak özellikleri ise kolayca fark edilir elbette. Baş düşman genellikle benzer tiplemelerdir. Tüm örneklerin James Bond serisinden türediği de hesaba katılırsa genellikle Dünya başarıyla kurtarılır. Bu sentezin taze örneğini Türk Sinemasında görmek şaşırtıcı olmuyor elbette. Özgün işler üretmek yerine, genelde “çakma” işleri tercih eden sinemamız, bu kez neredeyse ortaya her şeyden karışık formülünü tam bir arapsaçı modelinde uyguluyor ki çöz çözebilirsen…
Canlandırdığı tiplemelerde genelde aynı kişiliklerden izler barındıran Melih Ekener, Maskeli Beşler serisindeki karakterinden çok da uzak olmayan bir ajan olarak, başrole soyunuyor. Buraya kadar her şey normal gibi… Ama karakterin tek özgün yanını görmek zor… Üstelik de ordan burdan alınmış ve doğal olarak ortaya tuhaf absürtlükler barındıran bir adam çıkmış. Yanlışlıklar sonucu köpek olarak eğitim gören, bu sebeple de K9 adı ile kodlanan ajan ilk andan itibaren kadınlarla yaşadığı sorunlarla gündeme geliyor. Bir şişme kadınlar yaşadığı maceraların hiçbir şey anlatmadığı gerçeğine, güldürmediği tespitini de eklemek mümkün. Boşa geçirilen zaman konusunda ihtisas yapılan anlar demek mümkün. Zaten bu ihtisas anlarından da bol miktarda var.
Deşifre, filmin kötü karakteri olarak gözünün hasarı başta olmak üzere yine Austin Power filminin kötü karakterinin devşirilmiş hali gibi. Nato’nun toplantısı sırasında sulara konan ilaç sayesinde yaratılan kötülüğün önüne geçmek “Çok Gizli Servis” için başarısız girişimlerle sonuçlanınca, K9 çağırılıyor. Devreye ekip arkadaşı olarak da Ayşe Kosovalı giriyor. Didem Erol da filmin doldurulması gereken güzel kadın kontejanından, dekolteleri ve mayolu kısa anıyla dahil olmuş oluyor filme…
Ajanlık becerisi konusunu geçtim, temel bilgileri de zayıf olan bir ajan’ın sırtına yüklenen dünyayı kurtarma sorumluluğu, beklendiği gibi kötüyü çocukluğundan tanıdığı sonucuna da bağlanıyor. Herşeyin beklenildiği gibi çıkmasının yanında, hayli beklenmedik anlarda ne olduğunu kavramaya çalışmak da zor. Örneğin destek ekibi olarak neden bir Mehter takımı çağrılır ve neden sürekli gösterilir, neden bir kekeç sürekli farklı karakterle filmin birçok anına dahil olur… Birde ilacın mucidi mevcut, Nam-ı Kemal… Yardımcısı da Şrek… İkisi de hayli tuhaf anlar yaratmaktan öteye gidemiyor beklendiği gibi.
Herhangi bir mantık aramadan izlenen filmin kendi içinde de farklı filmlerden gelmiş gibi duran tuhaflıklarını da saymakla bitirmek zor. Örneğin Deşifre ve sevgilisinin arasındaki aşkı ifade etme biçimleri, finalde yaptıkları mücadele sırasında yaşanan tuhaf anlar gibi…
Türk Sinemasının ilk süper Ajanı olarak lanse edilen K9, en büyük sorunu da süresinde yaşıyor. Güldürme isteğiyle uzadıkça uzayan sahneleriyle geçmek bilmeyen zaman, filmin süresini ikiye katlanmış hissi yaratıyor bolca. Çok Gizli Servis mensuplarının yaptığı baskınlar, durumu önlemek için servis merkezinde kimin Türk, kimin Amerikan olduğunun bilinmediği anlarıyla Süper Ajan K9 bolca neden izliyorum bu filmi pişmanlığı yaratıyor…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s