Lale devri çocuklarıydık biz, filmlerimiz bitti…

Posted: Mayıs 3, 2009 in İstanbul Film Festivali
Her geçen yıl Uluslar arası alanda adından daha fazla söz ettirerek markalaşma yolunda büyük adımlar atan İstanbul Film Festivali 28. kez İstanbul’u sinemaya doyurdu.
Altın Lale peşindeki filmlerle, lale devri çocukları olup, kendimizce maratonlar yaptığımız iki hafta boyunca çevremizdekilerle sinema konuştuk, yeni sinemaseverlerle tanıştık, film aralarında ne olduğunu, nasıl olduğunu anlamadığımız hızda yedik içtik ve bir sonraki filme yetiştik. Beyoğlu’nda 4 sinemada geçen zamanları yad edeceğimiz günler ise bir sonraki festival dönemine değin sürecek anlaşılan…
Kriz ortamında ne olacak, etkilenecek mi soruları arasında başlayan festival her yönüyle tıpkı sponsor firma reklamlarında olduğu gibi “bazı şeylerin devam ettiğini bilmek güzel” dedirtti yine. Hafta içi gündüz seanslarının bilet fiyatlarındaki ucuzluk, yoğun taleple karşılandı. Bazı filmlerin biletleri ise çok kısa sürede tükenmişti bile.
İki hafta boyunca 7 sinemada gerçekleşen gösterimlere festivalin bilançosu ise şöyle…
455 seansta gösterilen film adedi 200
Toplam seyirci rakamı 162.000
Yan etkinlik olarak da 9 sinema dersi ve söyleşi, 2 parti…
Festivale dair gözlemlerimi portalda elimden geldiğince yazmaya çalışmıştım. Ama kendi adıma basın gösterimleri dahil günde altı film izlemeye çalışma çabasının getirdiği yorgunlukla baş edemediğimi de söylemem gerek. Kaçırdığım film kalmasın diye yaşadığım maratondan arta kalan zaman uykuya dahil olunca, bir şey yazmak söylemek pek de mümkün olamadı…
4 Nisan’da başlayan festivalin en güzel dönemi hiç kuşkusuz ikinci haftasıydı. İlk hafta daha çok film izleme yoğunluğuyla geçip gitti. Ama bir ikinci hafta var ki, meraklılarını mest etti. 10 Nisan Cuma başlayan yoğunluğun ilk adımı elbette kült oyuncu John Malkovich oldu. Kendileri Beyoğlunda halkın arasına katılınca, oynadığı filmin gösterimine zor yetişebildi. Herkese imza dağıttı, fotoğraf çekildi herkes John Malkovich oldu… Yetmedi onur ödülünü aldıktan sonra bir de sinema dersi verdi…
Aynı hafta sonu Cuma ve Cumartesi’ne Peter Greenaway de damgasını vurdu. Yoğun talepler karşılanan sinema dersi, birden ikiye çıktı, belgeselinin gösteriminden önce seyircinin karşısına da çıkarak kendine hayran bıraktırdı bir kez daha…
Ricky’nin gösterimine de François Ozon konuk oldu ve özellikle Cumartesi günü festival izleyicisi için ayrı bir önem taşıdı. Bolca kahkahalar eşliğinde izlenen film sonrası Ozon’u sorulara cevap verirken görmek, halini tavrını sempatik bulmak olası… Gösterim sonrası salonun önünde ortalığa gülücükler saçması, biletleri dvdleri imzalaması fotoğraf çekilmesi ile herkese teşekkür etmesi ise ayrı bir incelik…
Animasyona meraklı sinemasever içinse son cumartesi özeldi… Önce “Ahmaklar ve Melekler”e bilet alındı… İçeriye girildi ama salonun önündeki masada sıcak bir adama rastlamak güzel bir süprizdi… Sponsor firmanın dağıttı dondurmalar bir yanda, bağımsız animasyon ustası Billy Plympton bir yanda. Üstelik neyi varsa getirmiş, bir sonraki projesi için finansman sağlamak adına satıyor, üstelik imzalayarak… Hiç bir şey almayana da karpostala yaptığı çizimleri hediye ediyor… Aldık hediye karpostalı, yetmedi koştuk sinema dersine durumu oluştu herkeste… Sinema dersi de hayli eğlenceliydi. Ucuz, kısa ve eğlenceli olması gerektiği formülünü kazıdık beynimize…
İkinci hafta sonu, bolca hit film, bolca yönetmen katılımlı gösterimlerle daha yoğun ve kalabalık geçti hiç kuşkusuz. Film çıkışı gazetesini almaya alışık olan izleyici, sponsor firmaların promosyon dağıtımlarıyla da hoş zamanlar geçirdi. Festivalin en ilginç dipnotu yenilenen Rüya sineması hakkında yapılan esprilerdi elbette. Koltuklarının yenilenmesi şart olan sinema olarak film izleme rahatlığı sunmaması önemli zorluklardan biri olarak geçti notlara. Aynı söylemi Atlas sineması için de söylemeli… Koltuk aralarının darlığı en büyük engel hala… Bu açıdan her zamanki gibi herkesin tercihi yine Emek sineması oldu elbette. Beyoğlu sineması ise her bakımdan yenilenmeli gibi duruyor.
Gelelim film tercihlerine… Aslında bu konuda her tercihe göre film vardı klişesi kullanılabilir. Ama yoğun olarak sinema yazarlarının tavsiyelerine uyulduğu çok belliydi… Festival kitapçığını inceleyip kendi filmlerini tek tek seçen izleyici vardır mutlaka ama, herkes gelen tepkilere göre gitti gişeye.
Altın Lale peşindeki filmlerin gösterimleri elbette bol izleyici çekecekti ve çekti de… Diğer bölümlerin filmlerinde durum genelde farklı örneklere yapılmış tercihler şeklindeydi… Bu zamanda stop-motion örneğine rastlamak çok zor örneğin, bu sebeple $ 9.99’a bilet çoktan tükenmişti. Farklı anlatımı deneyen filmlerin ilgisi dışında, seçilmiş klasikler de yoğun ilgiyle karşılandı. Seyirci filmleri dvd’lerinden de izleyebilirdi, internetten de bulabilirdi, ne de olsa kriz ortamıydı… Ama boş koltuk görülmeyen klasik filmler gösterimleri seyirci ve festival adına sevindirici oldu. En güzel notlardan biri de türk sinemasının son dönem örneklerinin yönetmen katılımlı gösterimlerine verilen tepkiydi. Hem filmler izlendi, hem de yönetmenlerle bağ kurulmuş oldu.
Beğendiğim filmleri belirterek yazıya son vereyim adet olduğu üzere… Hayal kırıklığı yaratan filmleri yazmaya gerek yok… Liste pek kalabalık değil zaten… Beğendiklerim ise hayli uzun bir liste oluşturuyor… Ozon’un Ricky’si yaygın gösterime de katılacaktır zaten, kendi kitlesince beğeniyle karşılanacak. Herkesin dilinde olan “Günışığı Temizleme Şirketi” üzerine de pek bir şey söylemeye gerek yok. Siyah beyaz olması mı, arada anlatılan küçük hikayeleri mi etkiledi bilmem ama “Zift”, Biraz Tanrıkent’i hatırlatsa da başarılı yaratılmış kaosu ile “Kuduz Köpek Johnny”, Almanya’nın ve festivalin hit filmi Baader Meinhof Komplex, Altın Laleyi alan Tony Manero, opera şarkılarıyla casus fonu yaratan Şarkı Söylemenin Keyfi, Tuhaf ironileriyle seyirciyi fetheden “Bu filmde Ben Varım”, Hint kumaşı muamelesi yaptığımız “$ 9.99”, Moodysson dolayısıyla “Mamut”, farklı anlatımıyla “Il divo” diye başlayan hayli uzun bir listem var. Çok da farklı değil aslında, festivali sürekli takip edenler için…Gelelim son söze, toplam 200 film, 7 sinema, bolca yönetmen katılımlı gösterimlerle İstanbul bir lale devrini iyi seçilmiş filmlerle kapattı… Sinemaya doyan lale devri çocukları ise dört gözle yenisini bekliyor…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s