Splinter / Kıymık

Posted: Nisan 5, 2009 in Alien, Kritik, Kıymık, Sam Raimi, Sinema, Splinter, The Things, Toby Wilkins

Ormana gitmeyin; ürkmeyin, ürkütmeyin…

Korku filmleri ormanda geçmeye, gençler toplanıp ormana gitmeye devam ediyor. Ağaçlar arasından her an bir yaratık çıkacakmış hissi ile seyirci de hop oturup hop kalkıyor. Sinema tarihinin en tekinsiz yerlerinden olan ormanlara bir kez daha uğruyoruz. Bu kez Toby Wilkins çeviriyor kamerasını ilk uzun metrajında ormana. İki yanı ormanlarla çevrili bir yol ve bir benzinlikte anlatıyor öyküsünü…
Oyun yazarı ve romancı Cristopher Wilkins’ın oğlu olarak, İngiltere’de büyüdükten sonra film endüstrisinde kariyer edinmek üzere Los Angeles’a gelir Wikins. Önce görsel efekt tasarımında çalışır. İlk kısa korku filmi olan ‘Staring at the Sun’ ın prömiyeri 2005 Sundance Film Festivalinde yapılır ve onlarca festivalde dünyanın birçok yerinde gösterime girer. Film Stan Winston’ın ScreamFest LA festivalinde Korku türünde En İyi Kısa Film ödülü dahil birçok ödül kazanır. Bu ödüllerle Sam Raimi’nin dikkatini çekerek Raimi’nin korku filmleri yapım firması olan Ghost House Pictures’la tanışma fırsatı yakalar. Ghost House firması Toby’e birçok kısa korku filmleri yazdırır, yapımını yaptırır ve çektirir. Bir nevi Raimi’nin keşfi olan Wilkins sinema sektöründe çeşitli görevlerde piştikten sonra ilk uzun metrajına soyunur…
Bir benzinlikte, işçinin duyduğu sesler sonrası ne olduğunu göremediğimiz yaratıkça katledilmesi ile açılıyor “Splinter”. Hemen ardından akan jeneriği, Polly ile Seth’in ormanda kamp yapma hazırlığı takip ediyor. Seth, yıldönümlerinde yıldızların altında geçirecekleri romantik gece için çadırı kuramayınca motel fikrini sürüyor öne… Arabayla yola çıktıklarında yeni bir çiftle karşılaşıyorlar… Arıza adam, kanun kaçağı Dennis ile uyuşturucu bağımlısı sevgilisi Lacey silahlarıyla onları rehin alıyor ki, rota da Meksika oluyor böylece… 4 karakterimiz soluğu benzinlikte aldıklarında garip olayların sonu yaratığın ortaya çıkması oluyor. İlk kurban Lacey olduktan sonra, kendilerini benzinliğe hapsetmek zorunda kalan üçlünün sıkışmışlıkları ve korkularıyla bezeli bir filme dönüşüyor Kıymık…
Hiç kuşkusuz öncülleri ‘The Thing’, ‘Alien’ ve ‘Invasion of the Body Snatchers’ gibi kült klasiklerinin de özelliklerini taşıyan film, daha çok yeni dönem Japon korku ve Fransız gerilimlerinin atmosferini kullanarak ilerliyor. Hem psikolojik bir gerilim hem de yaratıklı korku filmleri özelliklerini kullanan filmin kendine has özgün bir birleşimi çıkıyor ortaya ki, keyif veren de o…
Sıradan insanların, içten öldüren tuhaf bir yaratık tarafından kapana kıstırılmalarının hikayesi başladığında, Wilkins çoğunlukla yaratığı net bir şekilde göstermeyerek, ne olduğu anlaşılmaz halde kullanarak doğru tercihte bulunuyor ve heyecanı, gerilimi sürekli pompalıyor. Üstelik karakterlerine ait detaylarla psikolojik gerilimi de elden bırakmıyor. Ne olacağını tahmin etmenize fırsat vermeksizin finalde buluyorsunuz kendinizi ki, senaryonun ince işlemeleri sayesinde keyfiniz de katlanıyor. Öyle çok kan, vahşet, grafik dehşet sahnelerinden de çok faydalanılmıyor.
Wilkins ilk filminin esin kaynaklarını da açıklıyor… “Bunu ‘düşünen bir adamın korku filmi’ olarak nitelendirebilirim. Bu filme yaklaşımımdaki esin kaynağım ‘Alien’, ‘The Thing’ ve hatta’ The Bourne Supremacy’ oldu. Yani çok gerçek karakterlerin gerçekdışı bir olaya maruz kalmaları… Karakterler gerçeklik duygusu vererek gerçek olmayan koşullar yaşıyorlar.” Karakterlerinin gerçek duygularının verilmesine, karikatürize kalmamasına da özellikle dikkat ettiğini belirtip, bunun oyuncuların iştahını kabarttığını söylüyor Wilkins ve ekliyor; “Senaryoyu analiz ederken, özellikle de bir korku filmiyse, ölüm, saldırı gibi bazı ayrı parçalar var. Normalde teknik olarak zorlu olan bu kısımlar bana göre ilginç ve heyecanlı kısımlar. Benim altyapım da zaten bu… Teknik olarak zor sekanslar bana daha eğlenceli geliyor. Buna bir de oyuncu faktörünü katınca, sette kendimi adeta dünyanın en tepesindeymiş gibi hissediyorum.” Elbette birikiminden faydalanmasıyla ön plana çıkıyor ki gerilimin bir an bile düşmemesinin de kaynağı da büyük ihtimalle buymuş gibi görünüyor.
Korku ve gerilimi iyi bir birleşimle kullanan zekice bir film olan Kıymık, klasiklerin etkisinde, yavaş yavaş arttırdığı ritmiyle yalıtılmışlığın, kapana kısılmışlığın karakterleri üzerinde yarattığı psikolojiden beslenerek keyif veriyor. Yaratığın saldırıları sırasında kullandığı açılarla her yeni saldırıyı da gerilimi arttırmak için kullanıyor… Hiçbir anın keyfini kaçırmayacak görselliğiyle son dönemin başarılı gerilim filmlerinden biri olmayı da başarıyor. Korku filmleri Festivali Screamfest’te aldığı 6 ödüle bakılırsa devamı da gelecek gibi…Filmlerle eğitim aldım diyen, kendini bilen ve çok da iyi ifade eden yeni bir sinemacıdan başarılı bir ilk film olan Kıymık, sadece 7 oyuncu ve bir yaratıkla içinizdeki korku ve gerilimi emmek için bekliyor…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s