Turistas

Posted: Mart 31, 2009 in John Stockwell, Josh Duhamel, Kritik, Melissa George, Sinema, Turistas

Otobüsle gidelim, daha çok yer görelim!
Korku filmlerinin olmazsa olmazıdır, yabancılık duygusu. Özellikle gençlerden oluşan bir grubu, yaşadıkları yerden ne kadar uzağa gönderip maceranın içine atarsanız o kadar korkutucu olur. Bu formülü kullanan filmlerin her dam referansı da Tobe Hooper filmi “Texas chainsaw massacre”dır hiç kuşkusuz. Son yıllarda sinemada klasik korkutma formüllerinin yerini kanlı kesme biçme sahnelerinin aldığı düşünülürse, yeniden formüle edilen korku filmlerinin en olası formülü de belli. Bir grup genç macera aramak üzere bir yolculuğa çıkar, başlarına kanlı bıçaklı bir dizi olay gelir…
Tarantino desteğiyle gün yüzüne çıkan, dikkat çeken “Hostel-Otel” ile bu konu iyice su yüzüne çıktı ve işlenir oldu. En taze örnek olarak her film aşağı yukarı Otel tarzı olarak nitelendirilmeye, uyanıklarca otel etiketlerinin kullanıldığı birçok ortalama filmle doldu taştı film piyasası. Elbette artık Otel tarzı filmler denen türün iyi örneklerini kolay değil. Her yanıyla iyi bir film çıkarmak yerine tercih, daha fazla kan, daha az mantık olunca iyi örnekler de pek çıkamıyor artık.
Otel’den hemen bir yıl sonrasına ait bir örnek Turistas. Şimdiden konusu itibariyle ön plana çıkıp, yarı yarıya klasik bile olmuş durumda. Otel’le başlayan furyada rüzgarı arkasına alıp, durumdan karlı çıkanlardan… B türü korku filmlerinin editrölüğünü yapan Michael Ross’un ilk senaryosunu peliküle aktaran isimse, John Stockwell. Stockwell, iki ortalama film sonrası çıkışını “Crazy/Beautiful” ile yapmış bir isim. Son iki filmi ise benzer şekilde sörf aksiyonları… Alanında sevilen “Blue Crush” ve “Into the Blue”… Deniz kenarı aksiyonları ile tanınan Stockwell korku türünde ilk ve şimdilik tek denemesinde… Öncelikle filmin oyuncu kadrosunun tanıdık isimlerden oluştuğunu belirtmekte de fayda var. Las Vegas’tan tanıdığımız Josh Duhamel ve yine dizilerle parlayan en son 30 gün gece’de izlediğimiz Melissa George kadronun başını çeken tanıdık simalardan en önemlileri…
Turistas, birçok anlamda Otel filminin kardeşi gibi duruyor. Yakınlık bağı, ortak özellikle bir hayli fazla… Belki Otel kadar vahşi ya da kanlı değil ama aynı yolun yolcusu. Birçok açıdan benzer özellikleri, konunun işleyişi bakımından filmin kabusu olarak çıkıyor karşımıza ilk andan itibaren. Hayli tahmin edilebilir yapısı ile pek de şaşırtıcı olamıyor.
Brezilya’ya yolculuk yapmış olan altı Amerikan gencinin yolları bir otobüste kesişiyor. Otobüsün kaza yapması sonrası, gençlerimiz soluğu civardaki bir plajda alıyor. Muhteşem deniz manzarasını ve dört başı mamur bir barı karşısında gören gençlerimiz eğlenceye başlıyor hemen elbette… Bu sırada birçok yeni dönem korku filminin aksine, gençlerin başına gelecek kötü olayların sorumluları da görünür hale geliyor. Stockwell, seyircisine sürekli bak şimdi neler olacak şeklinde yaklaşmayı tercih ediyor. Ama bu tercih de filmin klişelere saplanıp kalmasını sağlıyor. Daha filmin ortasında Brezilya’da bir organ mafyasının olduğunu, gelen her Amerikan turist grubunun onların elinden geçtiğini, bu yolda da müthiş bir örgütlenmeye girdiklerini öğrenmek filmin heyecanını bol miktarda törpülüyor.
Plajda geçen bir akşam, içkili eğlenceler sonrası, altı gencimiz baş ağrılarıyla uyanır. Tüm eşyalarının çalınmış olduğunu görüp yaşadıkları şoku uzun yol yürüyüşü ile bir nebze giderseler de, gittikleri kasabada polisi ararken sokaktaki bir çocuğun kafasındaki şapka onlarındır… Yani bir kumpasın içindedirler…
Mevzubahis kumpas adım adım ilerler, kurulu saat düzeniyle adım adım beklenen her şey gerçekleşir. Ama beklendiği kadar kanlı ve gerilimli olmaz hiçbir şey… Gençlere yardım eden Kiko’nun yaptırdığı uzun yürüyüş boyunca filmin temposu düşer, garip yüzme ve eğlenme sahneleri devreye girer… Seyirci bir türlü diken üstünde tutulamayınca, filmin en göz alıcı sahneleri olması gereken sahneler de ne yazık ki güme gider. Oysa film en kritik sahnesinde patlaması gereken şekilde tasarlanmış, uzak diyarlarda organ nakli sorunsalı üzerine afili sözler söylemeye de koyulmuştur… Turistas, Amerikan gençlerinin uzak diyarlarda bir organ mafyasının eline düşmesini ele alırken, ne yazık ki otel kadar vahşi olamıyor, yer yer sıkıcı olarak kalıyor. Üstelik finalinin de her şey halloldu işte pembe balonuyla gerçekleşmesi de cabası… Her şey bildik, klişe ve tahmin edilebilir mesafede… Anlaşılan filmin tüm şöhreti Otel’in yarattığı rüzgarı arkasına alması hepsi bu…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s