Kan Gövdeyi Götürürken!

90’ların sonu, 2000’li yılların başında korsan dvd-vcd piyasasının albenisi yüksek, sinefillerin değişik film ihtiyacını gideren Uzakdoğu sineması dur durak bilmiyor. Özellikle gece yarısı toplanıp arkadaş grubu ile izlenen keyifli korkularla başlayan, Halka başta olmak üzere korku serileri ile doruğa çıkan “Gece yarısı filmleri” vahşet sınırlarını zorlayan yeni filmlerle zihnimize akın etmeye devam ediyor.
Dile kolay önce taze korku gerilim öyküleri ile başlayan bu yeni sinema, oyun kültürü ve mangayı da işin içine katarak daha da derinleşmekte, zenginleşmekte sınır tanımıyor… Yaratıcı örneklerle de her türe, her biçime yaslanıyor Uzakdoğu sineması… Çoğu zaman izlenmesi tarifinden kolay olan öncü filmlerin ardı arkası kesilmeden gelmeye devam ediyor. İlk örneklerle yaşanan kültür şokunun arkasından elbette yeni artçı şoklar gelmekte gecikmiyor. Takashi Miike’nin ilk adımlarını attığı bu yeni karma tür her yeni filmde bir tür level atlıyor. Dile kolay artık kült olan “Ichı The Killer”ın ardından gelen Izo, Zebraman, Gozu tuhaflıkta ve sıra dışılıkta sınır tanımayan örneklerdi. Ama her yeni örnek bir öncekinden daha büyük sıçramalar yaratmaya, yeniden şaşırtmayı da başarıyor bir şekilde. Artık kült statüsüne yükselen örnekleri arttırmak mümkün… Hiçbir konu barındırmasına gerek olmayan, tamamen oyunlardan ve mangalardan beslenen filmlerin fark edilip yayılması da artık korsan piyasa ve paylaşım siteleri sayesinde mümkün. Fark edilip yayılması ise adeta ışık hızında gerçekleşiyor.
Geçen yılın bu kıstaslardaki kültü “The Machine Girl” olmuştu. Korku, gerilim, suç, aksiyon, komedi ve bolca kan içeren filmin afişi bile içeriğinin özeti adeta. Afişte görülen okul üniformalı tipik manga dişisi, ama sol kolun dirsekten aşağısını silah almış… Bu şova katılanların başında da hiç kuşkusuz bu tip filmleri yüceltme isteğiyle “Grindhouse” projesine girişen Tarantino-Rodriguez geliyor. Roberto Rodriguez yönetimindeki “Planet Terror”de Cherry’nin ayağında da bir tüfek görmüştük.
Kısa sürede külte dönüşen “The Machine Girl”ün yaratıcı ekibi bu kez bir adım ileri gidiyor ve “Tokyo Gore Police” ile geliyor karşımıza. Yaratıcı ekibin içerisinde özel efektlerden sorumlu Yoshihiro Nishimura’da ilk kez kamera arkasına geçenlerden. Bir ilk film olarak değerlendirmek, ilk film olarak görmek ise hayli zor… Zaten türün tüm önemli örneklerinde candamarı olan özel efektlerde mükemmel iş çıkaran Nishimura hiç zorluk çekmiyor, çektirmiyor.
Sadece manga ve oyun kültürü değil elbette beslenme kaynakları, bolca Cronenberg havası hakim… Özellikle İlk dönem filmleri, Tarayıcılar başta olmak üzere, Existenz’e kadar uzanan geniş yelpazede ağır bir Cronenberg havası bulmak mümkün. Dile kolay Cronenberg filmografisi de dönemi için hayli şaşırtıcı örnekler barındırmakta. David Lynch sinemasının tuhaf atmosferi de beslenme kaynaklarından biri olarak görünüyor.
Bunca kan ve vahşet içerisinde TGP’nin, özellikle Fransa’nın başını çektiği yeni dönem Avrupa sinemasının kanlı korku gösterilerinden ayrılan noktası da tastamam bu hava oluyor zaten. İnside, Frontier gibi örneklerin aksine kendini hiç fazla ciddiye almıyor “Tokyo Gore Police”… Seyircisinin ne istediğinin, ne beklediğinin son derece farkında… Konuyu uzatmaya, dramatize etmeye gerek duymadan bolca kanı kamera önünde fışkırtıp, çıkarın zevkini hadi diyor… Tüm bunların üzerine belli bir alt metin, bir politik ya da sosyal eleştiri inşa etmek ise filmin öne çıkmasının, kendi statüsünde tepeye yerleşmesinin baş sebebi oluveriyor. Bir nevi Robocop öyküsü anlatılıyor bu bakımlardan.
Tuhaf yaratıkların arzı endamı eşliğinde geçen kan şovunun altında yatan öykü de pek fazla dramatize edilmese de hayli sağlam. Uzak ya da kimbilir yakın gelecekte geçen filmin baş aktörü özelleştirilen Polis gücü. Tokyo Vahşet Polisi tanıtılırken, filme eşlik eden arada bir olaya karışan, özellikle de ilk yarı boyunca bolca mesaj veren reklamlara ve toplumsal mesajlara rastlamak mümkün. Reklamın birinde, harakarinin bir intihar olduğu vurgulanıp, intihar etmeyin mesajı verilirken, yeni öldürülmüş birinin kafası ile oynanan futbol maçı da bir reklam olarak geliyor karşımıza. Özelleşen polis gücüne güvenin başlıklı reklamlarda da linç psikolojisine nazire yapılıyor bolca.
Ana karakterimiz zaman vücutlarından kopan parçanın yerine bir silahın geçtiği “mühendis” denen yeni türle mücadele konusunda uzmanlaşmış bir avcı olan Ruka. Bu yeni mutant türü vücuttan kopan parçanın yerini bir silahın alması sebebi ile tuhaflıkların kol gezdiği şölenin de ateşleyicisi elbette. Vücutlarında bulunan anahtar şeklindeki tümörün çıkarılması ile yok edilebilecek olmaları da vahşetin hazırlayıcısı… Doğal olarak Ruka’nın “mühendis”lerin kökünü kazıma uğraşıyla akıp gidiyor zaman. Neyle çok uğraşırsan ona dönüşürsün sözü de gerçek oluyor ama, tüm ciddiye almama uğraşına rağmen kendi içindeki tüm soruları ve nedenleri çözen finaliyle vaat ettiklerinin bir adım ilerisine de giden bir örneğe dönüşüyor TGP.İlk kez izleyecek olanın sürekli şaşıracağı, türün fanatiklerinin ise zevk içinde zamanın nasıl geçtiğini anlamayacakları “Tokyo Gore Police”, vahşet filmleri bayrağını en tepede taşıyor, taa ki yenisi gelene dek…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s