The Good, The Bad and The Weird

Posted: Mart 31, 2009 in Ji-woon Kim, Kritik, Sinema, The good the bad and the ugly, The Good The Bad and The Weird, İf, İf 2009

Üç Adam, Bir Harita, Bir Saygı Duruşu
Hollywood çizgi roman ve roman uyarlamalarına yaslanadursun, Uzakdoğu sineması her türe yeni bir soluk getirme uğraşında hız kesmiyor. Özellikle pek örnek verilmeyen türlere sürekli çektiği röntgenleri de yeni filmlere dönüştürüyor. Üstelik bunu yaparken de çıkış noktasını bir klasikten, bir western epiğinden alıyor. Ama parodiye dönüştürmeden, şablonu ya da ezberi bozmaya kalkışmadan. Direk esinlenme söz konusu ama belli ki, Uzakdoğulular vahşi batıda olsaydı geyiğine cevap aramaya kalkışmadan…
Kamera arkasında usta bir yönetmen mevcut… Senaryoya da imza atan Ji-woon Kim, Güney Kore sinemasının yükselen değerlerinden biri. 1998’de ödüllerle karşılanan “The Quiet Family”den bu yana kariyerinin onuncu yılında yedinci filmine imza atıyor ama hepsi de izleyiciyi memnun etmiş filmler bunlar… Ülkemiz seyircisinin özellikle “Karanlık Sırlar” ile keşfettiği “Acı Tatlı Hayat” ile de baş tacı ettiği Ji-Woon Kim tüm filmlerinde belli düzeyi yakalayan, hangi türe el atsa da iyi bir seyirlik çıkaran isimlerden…
Oyuncu kadrosu da hayli tanıdık isimlerden oluşmakta. İyi’yi oynayan Woo-sung Jung, ağlatan aşk filmlerinin yüzü ki özellikle “A Moment to Remember”dan tanıdık gelecektir. Kötü ise yönetmenin bir önceki filmi “Acı Tatlı Hayat”tan bildiğimiz bir sima Woo-sung Jung… Çılgın’ı oynayan ise “Yaratık”tan bildiğimiz Kang-ho Song… Üç tanıdık sima ve özellikle de başarılı oyuncunun üzerinde yükselen film olması beklentisi de doğru cast seçimiyle gerçekleşiyor. Oyuncular üzerlerine düşeni fazlası ile yapıyor. Zaten seyircilerin önceki filmleri dolayısıyla kafalarındaki şablona oturttukları oyuncuları doğru karakterlere verince, hiçbir aksaklık yaşanmadan, film daha ilk andan itibaren seyirciye yakın gelip, özdeşleşme fırsatı da doğuruyor.
İsmi itibariyle açıkça görüldüğü üzere “İyi, Kötü, Çirkin” epiğinin şablonundan beslenen film yol haritasını da bu klasikten alıyor. Mançurya çöllerinde geçen bir western yaratan Ji-Woon Kim, temel fikirde “eastern”i yaratmakta da hayli başarılı. Epik westernlerin az konuşmalı, bol silahlı, bol çatışmalı ama genelde çatışmayı bekleyen o ağır temposunu kullanmama tercihi de son derece doğru. Sürekli bir cümbüş şeklinde ilerleyen filmine harika aksiyon sahnelerini yedirerek filme hem canlılık hem de tempo kazandırmış ki filmin enerjisinin çok iyi olduğunu belirtmekte fayda var. Bu konuda tüm desteği de oyuncularından alıyor. Nasıl mekan yaratırsanız yaratın, nasıl bir atmosfer yakalamaya çalışırsanız çalışın, doğru oyuncular ve iyi oyunculuklar olmadan yanına yaklaşmak bile zorken, doğru oyuncu kadrosu farkını konuşturuyor adeta. Kimi zaman “Çılgın” filmi sırtında taşıyıp komikliklere ve eğlenceye kapı açarken, “Kötü” aksiyonu, “İyi” de duygusallığı filme ekleyip ortaya komple bir iş çıkmasını sağlayarak film bir basamak yukarı çıkarıyorlar.
Açılış itibariyle gördüğümüz ne işe yaradığını bilmediğimiz bir harita mevzu bahis. Çılgın her zamanki gibi Tren’i soymaya kalkışırken, Kötü’de haritanın peşinde. İyi ise klasik bir ödül avcısı… Kötünün başına konan ödül miktarının peşinde… Doğal olarak Çılgın’ın tren soygunu sırasında haritayı da çalmış olması üçlünün birbirinin peşinde dur durak bilmeksizin kovalamacasını aktarıyor bizlere. Ama aksiyon sahneleri başta olmak üzere her sahne son derece stil sahibi… Her aksiyon sahnesi o anda kalıyor ki, Uzakdoğu filmlerinden, özellikle de John Woo’dan alışık olduğumuz ağır çekimler olmaksızın film akıyor ve adeta kovalamacaya katılıyor, seyircisini de peşine takıyor. Bir cümbüş gibi ilerlerken sırıtan absürt görünen, mantık dışı hareketlerin yer almadığı aksiyon sahnelerinde tekrar yada farklı açılardan gösterme yanlışına düşülmemesi de takdire değer.
Özellikle film tüm zincirlerinden boşaldığı final öncesi hayli uzun çöl sahnesinde giren enfes müziklerle filmin seyrine doyum olmuyor ki, zirve anı da o sahneler zaten. Harita peşinde olanların sayısı arttıkça, yeni rakipler aksiyonu arttırıyor ki, ustaca yönetilmiş sahnelerde yakalanan görsel zenginlik de filmin ön plana çıkmasını sağlayanlardan.
Japon ordusu başta olmak üzere, haritanın peşinde olanların farklılıklarıyla yakalanan çok kültürlülük filmin içine de işliyor. Korelilerle ilgili diyaloglar başta olmak üzere repliklerde işin içine dahil olunca soluksuz macera hız kesmeden sürüyor. Filmin repliklerinde geçen Koreli cümleleri de hayli eğlenceli yerlere çıkmakta. “Her Koreli’nin hüzünlü bir öyküsü vardır” ya da “Sen gördüğüm en duygusuz Korelisin” gibi cümlelere karşı sözü Koreli aldığında daha genel konuşuyor. İyi’nin “Ülken elden gitmişken araziyi ne yapacaksın?” sorusuna “Bizim gibi insanlar için ha asillerin himayesi ha Japonların, ne fark eder ki” cevabı da hayli ilginç. Tüm kovalamacaya dair bir cümle etmeden de durulmuyor elbette… “Bir şey uğruna birisinin peşine düşersen başka bir şey de senin peşine düşer. Hayat kovalama ve kovalanmadan ibarettir. Kaçış yoktur.”Zevkle izlenen birçok aksiyon sahnesi barındıran filmin en büyük artısının uzun planlarla desteklenen kamera hareketleri olduğunun da altını çizmek lazım… Western gibi artık örnekler verilmeyen bir türde son yıllarda “3:10 Yuma”ya gösterilen ilgiye bakınca bu film çok daha fazla ilgi toplamalı, daha fazla izlenmeli yargısında bulunmak hiç zor değil. “İyi, Kötü, Çirkin”in mirasını, üç karakterin ve dolayısıyla hayatın kovalamacasını anlatan soluksuz macera hem türün gereklerini yerine getiriyor, hem oryantal bir western dozu yakalıyor, soluksuz ve keyifle izleniyor…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s