Slumdog Millionaire / Milyoner

Posted: Mart 31, 2009 in A Life less Ordinary, Danny Boyle, Kritik, Milyoner, Oscar, Shallow Grave, Sinema, Slumdog Millionaire, The Beach, Trainspotting

Varoşlarda koşmak kaç milyon eder?

Danny Boyle’un Oscar galibi filmi hala gösterimde iken, bir kafa karışıklığını da beraberinde getirmiş gibi. Birçok sinefil için zor bir durumdu ne de olsa… İlk filmi “Mezarını Derin Kaz” ile sınırlı bir kitle hemen keşfetmiş ondan bir şeyler beklemeye başlamıştı. 6 tv işi ve 3 dizi yönetmenliğinden sonra 1994’te her seyircinin mezarını derinden kazmıştı Boyle. İlk film için de çok iyi başlangıçtı. 14 ödülle taçlanan başlangıcı ise hala ismiyle özdeş “Trainspotting” takip etti. İkinci kez çalıştığı Ewan Mc Gregor’u da sinema dünyasına kazandırmıştı. 18 ödül ve Oscar dahil bolca adaylık, soundtrack albümünün büyük başarısı ve anlatım tarzı ile artık klasikleşen büyük bir film oluverdi kısa zamanda Trainspotting. Boyle’un benzer öyküler anlatmasını bekleyen, serseri öykülerinin önünün açılmasından sonra umutları artan sinefiller “A Life Less Ordinary” ile karşılaşınca durumu garipsedi… Bu iki büyük çıkışa yazık etmişti Boyle kimilerine göre… Ama müzikli bir ritm tutturduğu fantastik bir öykü anlatmış, bunu da keyifli bir seyre dönüştürmüştü. Peşinden “Kumsal” geldi ki, kimilerine göre gelmese de olurdu. 2002 ise geri dönüş yılıydı.
“28 Gün Sonra” ile sinemasal anlamda nefis görüntüler elde etmiş, yepyeni bir deneyim yaşatmıştı izleyiciye. Aslında çok bilindik bir malzemeyi kullanıyor ama bunu mükemmel anlatıyordu. Bir çocuk filmi gibi göründüğünden herkesin burun kıvırdığı “Milyonlar”da bildik bir öyküydü ama Boyle yine anlatım tarzıyla kotarıyordu filmi… Son olarak “Sunshine” yaptığı da deneme de yine ir orijinal fikre dayanmıyor, gücünü Boyle’dan alıyordu.
Boyle’un Milyoner’i kafa karıştırıcı şekilde geliyor hala sinefillere… Bollywood tarzının benimsenmiş olması, birçok acabayı beraberinde getiriyor ilk anda. Seyirciyi aslında daha önce benzerlerini gördüğü öyküleri farklı anlatarak yöneten Boyle’un cambazlıklarının son halkası olarak görülebilir Milyoner.
Ne anlatıyor Milyoner… Ya da neyi açıklıyor demeli… Popüler bir yarışma programında tesadüfler sonucu koltuğa oturan bilgi küpü olmayan alelade bir gencin, finale kadar gidip büyük ödülü almasının açıklamasını yapıyor. Sorulara verdiği her cevabın hayatındaki izlerini açıklayarak ve bu sayede kurduğu müthiş gerilimi an be an besleyerek seyirciyi avucunun içine alarak anlatıyor. Öyle ki, özellikle reklam arası bilmediği soruya cevap veriş anıyla bile bile heyecanlandırıyor seyirciyi Boyle. Popüler yarışmanın, her ülke de aynı formatta olmasının verdiği avantaj, her ülke de gösterildiğinde Jamal’in kaderini paylaşan yarışmacı sayısının az olması da ayrıca heyecan unsuru zaten…
Mükemmel bir senaryo ile her şey çok iyi zaten. Bir de bunlara her sorunun Jamal’in hayatındaki önemli anlarla özdeşleşmesi devreye girince, kurgu da müthiş bir serbestlik sağlanmış oluyor. Zamanlar arası geçiş sağlanabilir, birkaç karakterin bu süreçte yan öyküleri anlatılabilir, yarışmaya döndükçe heyecan arttırılabilir… En güzeli de seyircinin nasıl bir final izleyeceği müthiş bir merak konusu haline getirilebilir… Hepsini tek tek ustalıkla uyguluyor Boyle. Aslında yaptıklarından çok yapmadıklarına da bakmalı… Jamal ve Salim’in annesiz kalıp bir başlarına yaşam mücadelesi vermelerini usülünce anlatıyor, ülkedeki sefalet, sosyal sorunlar ve benzeri detaylar büyük bir portre üzerinden kör gözüne parmağım şeklinde seyirciye dikte edilmiyor. Son derece doğal bir şekilde her şeye şahit oluyor seyirci, herkes kendi sonucu çıkarabiliyor. Jamal’in daha çocukken başladığı koşunun sonucunun neler olabileceği bu şekilde perdede bir şova dönüşmüş oluyor. Hindistan’daki tüm sorunlar ne kadar umutsuzluğu taşısa da, belli ki yaşanan her şeyin umutlu bir tarafı da olacak. Herkes kendisinden mesul durumu var bolca arka planda.
Kuşkusuz filmin en zayıf noktası Jamal’in çocukluk aşkı ile hayatının nerde kesişeceğini beklemekle geçen zaman. Her şeyin aşka dayandığı final hariç her şey tam kararında ama belli ki Jamal’in de hayata tutunacak başka sebebi yok. Belki jenerik sonrası klasik hint ezgili dans jeneriği ile durum Bollywood için taçlanmış oluyor gibi gözükse de sefalet koşusunun zenginlikle sonuçlanması da başka bir ülke de nasıl anlatılırdı acaba demek gerekiyor… Keşke ingilizce’yi de daha az tutsaydı film çevrildiği ülkenin dilini konuşsaydı… Jamal’in varoşlardaki koşusu milyonlara çıksa da, daha çok ülkesi için koştuğu net görünüyor… Farklı kültürleri tanıma konusundaki izleyici merakı devam ettikçe, daha çok Jamal’lar koşacak… Mükemmel senaryosu, müthiş müzikleri ve soluk soluğa yaratılan temposuyla Boyle yine bildik bir malzemeyi ustalıkla anlatıyor ve özellikle Yönetmen oscarını sonuna kadar hak ediyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s