Bangkok Dangerous / Zor karar

Posted: Mart 31, 2009 in Bangkok Dangerous, Kritik, Nicolas Cage, Pang Brothers, Sinema, Zor karar

Geçiniz! Kolay karar…
Uzakdoğu filmlerinin sırayla Hollywood transferi anlaşılan bitmek bilmeyecek. Korku klasiklerinin sırasıyla yenilenmesinin ardından, sıkıntıdaki senaristlerin imdadına bu kez de aksiyon filmleri yetişti.
2007 yapımı Messengers’la Amerikan sinemasına transfer olan Pang kardeşlerin, yapımcıların gazıyla geçmiş filmlerinin portföyünü sunma çabası sonucunda 1999’da çektikleri Bangkok Dangereous bu kez İngilizce ve tekrar karşımızda.
Neden sebep bilinmez cümlesini birkaç kez durduran bir soru dizesiyle karşılanıyor Zor karar. Neden ikinci çevrim öncesi senaryoya Jason Richman el atmış mesela… En önemlisi de Nicolas Cage’in bu filmde işi ne. Cage’in filmografisinde oynadığı bir çok iyi filmi görmesi zaman zaman rahatsızlık mı veriyor aktöre? Senaryo eline geldiğinde okumada mı anlaşma yapıyor acaba… Menajeri mi kötü yoksa… Aktörün kötü filmleri son derece isabetli seçtiğiyse mutlak bir gerçek…
Diğer yandan yönetmenlerin adlarını duyurdukları, kendi sinema dillerinin göstergesi olan neredeyse kartvizitleri gözüyle bakılan filmleri sırf Amerikan izleyicisi altyazılı film izlemiyor diye, İngilizce olarak yeniden çekmelerini anlamak da bir hayli zor. Böyle bir yeniden çevrim söz konusu olduğunda neden sadece senarist olmakla yetinmeyip, yöneterek (ya da yönetemeyerek) filmi sevenlere eziyet ediyorlar anlamak mümkün değil. Haneke’nin Tehlikeli oyunlarını birebir aynı çekmesi gibi özel durumlar haricinde bazı iyi filmler, iyi öyküler bu yolda heba olup gidiyor. Üstelik bu bizzat yaratıcısının elinden oluyor ki üzücü olan da bu. Oxide Pang bu konudaki düşüncesini şu sözlerle dile getiriyor: “1999 yılında Tayland dilinde çektiğimiz bir filmi aradan 10 yıl bile geçmeden yeniden güncellemenin ilginç bir fırsat olacağını düşündük. Aynı konsepti, aynı fikri ele alıp, bugüne uygun şekilde güncelleyerek daha geniş izleyici kitlesinin önüne getirme fikri ikimize de çok cazip geldi.” Bu açıklama sonrası cazibe nerde kaldı diye sormak gerekiyor. Sağır ve dilsiz bir tetikçi ile yardımcısını konu alan güzelim film daha ilk sahnesinden itibaren ilkiyle alakasız olduğunu bağırıyor neredeyse. İlk film için; “Bugüne kadar katilleri konu alan birçok film izledik. Konuşarak boşuna zaman harcadıklarını düşünüyorduk. Bir katilin aslında çok konuşmayacağını, tüm zamanını ve dikkatini hedefine odaklamaya ihtiyaç duyacağını hep düşünürdük. Sağır ve dilsiz katil fikri buradan kaynaklandı” diyen Oxide Pang, aynı durumu Cage söz konusu olduğu için uygulayamamış olsa gerek. Öğrenilmesi zor bir dili olaya hiç karıştırmadan, çevrisini izole ederek aynı etkinin yaratılamayacağını keşke görselermiş…
Karakterlerde yapılan değişiklikler son derece kötü bir karar en başta… Bu durum, sanki Amerikan izleyicisi drama ile dramatik yapı ile fazla oyalanmasın, kafası karışmasın hemen bağ kursun, bir an önce aksiyona boğulsun dercesine filmin ağır aksak ilerlemesine yol açıyor.
Aldığı iş tekliflerini paket halinde uygulamak üzere uzakdoğu seferine çıkan Joe, kendince bağlı olduğu kurallara sıkı sıkıya bağlı bir adam. Bağlantıları ile patronunun kim olduğunu öğrenmesine gerek kalmadan, kimse tarafından tanınma ve teşhis edilme tehlikesi olmadan işlerini yürütüyor. Bu yolda vazgeçtiklerini gördüğümüz ilk sahneyle de kuralların önemi net şekilde görünüyor.
Ama tuhaftır Uzakdoğu topraklarının kerametiyle Joe, birdenbire nedensizce tüm kurallarından vazgeçiyor. Söz konusu uzak doğu olunca beynimizde kodlanan görüntüler bir bir tekrarlanıyor, işin mistik yönü de halledilmiş oluyor. İnanışlar, yöresel özellikler, kültür farklılıkları bildik klişelerle geçip gidiyor.
Tetikçimiz, ilk filmdeki sağır ve dilsiz karakterini bu kez aynada değil, bir eczanede buluyor. Kıza aşık olma sebebi basit aslında ama filme hiçbir derinlik katmayan bu aşkın filmin en etkili sahnesine sebep olmak dışında hiçbir katkısı yok. Parkta geçen sahne ağır çekiminde etkisiyle filmin dişer dokunur tek sahnesi zaten.
Kurallarının dışına çıkan tetikçinin etkisi de bir türlü hissedilmiyor. Bundan Cage’in de payı çok büyük. En başta bu role yakışmıyor. Aksiyona ne kadar uyan bir isim olursa olsun bu rolle bütünleşemiyor bir türlü. Saf kötü ya da kafası karışık bir kötü olarak durmuyor bir türlü. Hele aşık olduğu kızla aralarındaki uyumsuzlukla hiç olamıyor…Felaket mahiyetindeki kötü senaryonun da yardımıyla saçmalıklar silsilesi sürüp zorlukla finale ulaşılırsa kafalardaki tek şey filmi izleme kararının pişmanlığı olsa gerek.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s