Baghead / Kese Kağıtlı Katil

Posted: Mart 31, 2009 in Baghead, Duplass, Kese Kağıtlı Katil, Kritik, Sinema, The Puffy Chair, İf, İf 2009

Filmler ne kadar sahici?
Kardeş Yönetmenler zincirinin son popüler isimlerinden Duplass kardeşler, bağımsız filmlerine dolu dizgin devam ediyor. 2002’de 16 dakikalık kısa komedi filmleri “The New Brad”le başladıkları kariyerlerine, 8 dakikalık 2003 tarihli kısa filmleri “This Is John”la devam etmiş, henüz iki kısa filmle ses getirmeyi başarmışlardı. Bir anda yeni bir şeyler arayan sinefillerin gözdesi haline gelmelerinin ardından, popülerliklerini 2004’te yine bir kısa filmle “Scrapple” ile perçimlemekle kalmayıp, 11 dakikalık komedileriyle Florida Film Festivali’nden Büyük Jüri Ödülünü de kaptılar.
2005 yılı ise Duplass’ların kariyerlerinin sıçrama noktası oldu. “The Puffy Chair”le ilk uzun metrajlarını çektiler. 85 dakikalık filmleriyle ses getirmekle kalmayıp, 3 ödülle senenin ses getiren bağımsız filmcileri oldular. “Pofuduk Koltuk” adı ile İf 2008’de gösterilen film bizde de ses getirmiş, ilgi görmüştü. Aynı yıla bir de ödüllü kısa film sığdırmayı başarmaları da artık çaplarının büyüdüğünün habercisi oldu ki, 15 dakikalık “The Intervention” önceki kısalarına göre daha başarısız görünse bile, isimleri artık fark edilmelerinin imzası anlamına da gelir olmuştu.
Jay ve Mark Duplass, ilk çıkış noktalarından itibaren aynı oyuncuları kullanan, filmlerinde ortak yapı kullanan yönetmenler olarak aldığı yolu, ikinci uzun metrajlarında değiştiriyor bu kez. Odaklandıkları beş oyuncuyla da ilk kez çalışıyorlar. Konu ise uzun zamandır yeni örneklerle gelen ve kafamızı karıştırıp, bizi ikiye bölen gerçeklik teması üzerine daha çok. “Blair Cadısı” ile başlayan “Cloverfield”le devam eden izlediğiniz her şey gerçektir ibareli filmlerle, “Dogma” akımının birleşimi gayet güzel işleniyor. Bunlara bir de “film içinde film” teması eklenince seyri hayli keyfili bir film ortaya çıkıyor.
“Baghead” 4 sinema meraklısının bir festivalde bağımsız bir filmi izlemesiyle açılıyor. “Hepimiz Çıplağız” adlı filmin gösterimi sonrası sahneye çıkan yönetmen Jett Garett’in söyleşisi de filmden çok sektör hakkında Duplass’ların düşüncelerini yansıtıyor. Garett’in filmi tamamen doğal çektiğini söylemesi başta olmak üzere söylediği her şey kısa bir bağımsız film nasıl çekilir sorusunun cevabı aslında. Kamera ailemin handycami idi, kasetler mini dv diyerek başlıyor söze Garett ve ekliyor, “Filmi çekerken oyuncularımın filme alındığından haberi yoktu. Her şey son derece doğal gerçekleşti.” Maliyet sorusuna verilen yanıt da benzer açıklamaları getiriyor. Bir küçük kamera ve doğal ışık sadece o kadar. Bu arada Hollywood’a da diş geçiriliyor. Bizi 100 milyon dolarlara film çekilebileceğine inandırdılar. Ama öyle değil deniliyor ki, bağımsızlar cephesi manifestolarını okuyor sanki. Özellikle sinefillerin hoşuna gidecek bu sahnelerde en öne çıkan repliklerin alıntısını yapmakta da fayda var…
– “Hiç doğaçlama var mıydı?”
– “Bu gerçekten ilginç bir soru ama burada sorulması gereken asıl şey şu: Sabah uyandığımızda gün boyu etrafımızda göreceğimiz insanlara ne söyleyeceğimizi düşünür müyüz? Hayır. Bu yüzden neden bunu filmde yapalım ki? İşin gerçeği, izlediğiniz bu sahnelerin büyük bir kısmı tamamıyla gerçek. Oyuncuların hiçbiri bir filmde olduklarını bilmiyordu. Aslına bakılırsa şöyle bir durum var; İşin gerçeği hiç bir meslek sırrımı açığa çıkarmak istemiyorum ama uzun lafın kısası, bir gizlilik söz konusu. Şöyle ki; o insanlardan bazıları, birkaç hafta önce çekimleri yaptığım kasabama dönüp onlara gösterene kadar bir filmde oynadıklarını bile bilmiyorlardı.”
Duplass’lar bu sözlerle hadi sizde film çekebilirsiniz “Bildiğiniz gibi Hollywood bizi iyi bir film yapabilmek için 100 milyon doların gerekli olduğuna inandırdı. Bu tamamıyla saçma bir fikir. Demin hepimiz bunu gördük zaten, değil mi?” diyor…
Bu giriş sonrası, 4 ana karakterimiz Matt, Chad, Michelle ve Catherine’e odaklanıyoruz artık. Onlarda film çekme konusunda hevesli. Artık figüran olmak istemiyorlar. Bir sıçrama yapmak istiyorlar. Garett’in partisine girmenin bile zor olduğu hallerinden kurtulma isteği, onları yeni bir fikre denk getiriyor. Her şeyi açan soru ise belli… “En son ne zaman içimizden biri iyi bir filmde önemli bir rolde oynadı?” sorusunun cevabı koca bir hiç. Bunun üzerine plan da yapılıyor. Tüm hafta sonu beraber geçirilecek, bir şeyler yaratılmaya çalışılacak.
Bir kulübeye gidiliyor ve içkilerle başlayan gece, fikir üretemeden sonlanıyor. Ama bu sırada filmde iki çiftin olmasından faydalanılıyor. Bir umutsuz aşık, bir bitmiş aşk derken ilişkiler üzerine sözler gelip geçiyor. Michelle’in rüyasında gördüğü kese kağıdını kafasına geçiren adam, filme de ana fikir verince her şey başlamış oluyor.“Kese Kağıtlı Katil” bu andan sonra da, türlerin klişeleriyle gönlünce oynuyor, kendince bir gerilim yaratıp sonuna kadar kullanırken, araya ilişkileri de yedirip romantizm sosunu da ekleyip dört başı mamur senaryosu ile ilginç bir deneyim sunuyor. Özellikle de iyi finali, ilk başta sözü edilen sinemaya dair söylemlere dokununca bu deneyim zirvesini de yapmış oluyor. Chad’in Michelle’e duyduğu ilginin Matt’e “Film icabı sevgili olabilir miyiz” teklifi gibi direk konuyu açan repliklerin yanında tipik kıskançlık krizlerinin de işlenmesiyle konusunu hayli çabuk işleyip, meselesini yan yollara sapmadan, gereksiz sahnelere ve dakikalara başvurmadan anlatıp bitiriyor. Tempo sorunu da olmayan film, korku sahnelerinde yer yer gerçekten de gerince, küçük bir kamerayla film içinde film temasını başarıyla işleyen iyi bir film olarak Duplass’ların kariyerlerinde yeni basamaklara açılan kapı oluveriyor…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s