Shadow of a doubt / Şüphenin Gölgesi

Posted: Şubat 3, 2009 in 39 Basamak, Alfred Hitchcock, Blue Velvet, David Lynch, Kritik, Kuşlar, Sapık, Shadow of a doubt, Vertigo

Mutlu kasaba’ya inen gölge…
Alfred Hitchcock deyince akla bir sürü film gelir. Yönetmenin alameti farikaları saymakla bitmez elbette… Yaşadığı süre boyunca 66 film çeken dehanın, Sapık, Kuşlar, Vertigo, 39 Basamak diye sayarak başlanan ve hiç zorluk çekilmeden uzatılabilecek listesi de onun bu yöndeki başarısının kanıtı olarak görülüyor halen.
Her filminde küçük bir karede de olsa gözüken, sinemada “cameo” denen şeyi yaratan, albenisi yüksek sarışınları kullanan yönetmenin, sinematografisini de üç bölüme ayırmak mümkün. Sessiz filmlerle başlayan ilk döneminden sonra, İngiliz yapımı filmlerle duyurduğu ismini kıtanın öbür ucunda devam ettirir. Amerikan yapımı filmlerinden oluşan üçüncü döneminde de bilinen tüm klasiklerini yaratır.
İşte Şüphenin Gölgesi’de bu üçüncü döneme ait filmlerinden biridir. 1940’da “Rebecca” ile başlayan Amerikan yapımı filmler döneminin altıncı filmi olan “Şüphenin Gölgesi” yönetmenin Amerika’ya yaptığı gözleminde yansımasıdır.
1943 yapımı “Shadow of a Dubt” tam da Frank Capra filmlerinde gördüğümüz huzurlu Amerikan kasabaları ezberini bozmasıyla ön plana çıkan, gücünü de buradan alan klasiktir. Yönetmenin de bu yönüyle en sevdiği filmi, favorisidir.
Amerikan halkının halen düşlerinde yaşattığı, en mutlu dönemi olarak gördüğü zamanlarda, küçük kasabalarda herkes birbirini tanır, kötülük kavramının hiç olmadığı, kimsenin kapılarını kilitlemediği bu dönemde, Hitchcock bu mutlu ve iyilik dolu kasabaya kötüyü misafir eder. Dönemin şartları içinde de bu durum hayli ürkütücüdür.
Bulunduğumuz yıldan bakınca basit görünen her şeyin aksine, ortada daha önce yaşanmamış bir gerilim söz konusudur. Bu yüzden filmin etkileyiciliği de halen devam etmekte. Kült alternatif grup Sonic Youth’un filmle aynı adı taşıyan klasik bir şarkısı bulunmakta.
Tam 43 yıl sonra David Lynch’in yarattığı bir diğer küçük kasabada yaşananları anlattığı, ürküttüğü “Blue Velvet”in de ana çıkış noktası da “Shadow of a dubt”tır. Oscar’lı klasik “Amerikan Güzeli” de küçük kasabada yaşananlara mercek tutarken aynı filmden feyz alır. Üstelik sadece bu da değildir. Aile içine sızan tehlike temasına ait en önemli filmdir…
Alfred Hitchcock’un filmlerinin her yönetmene ilham verdiği halen yaşanan bir gerçek elbette. Ama ustanın bunca referansa rağmen, en az bilinen, hala keşfedilmeyi bekleyen filmlerinden olduğu da bir gerçek.
Film kısa bir vals görüntüsü eşliğinde açılır. Elbetteki ayrı bir anlamı olan bir valstır bu, ilerleyen anlarda dile takılan, hatırlanan, iç gıcıklayan bir melodi olur karakterlerde. Kısa Amerikan sokakları görüntülerinden sonra, filmin başkarakterleri olan iki Charlie görünür. Hem de aynı planda… Dayı ile yiğen Charlie’leri aynı pozisyonda yatağa uzanarak gösteren Hitchcock, daha ilk sahnesinden ikiz ruh temasını da işlemeye başlar. Birşeylerden kaçarcasına kız kardeşinin yanına giden Charlie’nin telgrafı bildirildiğinde de başka bir geleneksel portre görünür. 5 kişilik Newton ailesinin gözlüklü çokbilmiş zeki Ann, erkek kardeşi Roger’ı cebinden çıkaracak bilgi dağarcığı ile babasının kitaplarını okur… Delişmen kız Charlie ise sıkılganlıktan şikayet etmektedir. Keşke dayım gelse de, ev şenlense düşüncelerine dalmıştır. En iyisi bir telgrafla davet etmektir. Postaneye gittiğinde dayısının geleceğini haber aldığı telgrafla, ikiz ruhlar iyice pekişir.
Uzunca bir süre yiğen Charlie’nin dayısı hakkındaki düşünceleriyle etkilenen, bir mutlu aile tablosuna dönen film, dayı Charlie’nin ev halkına verdiği hediyelerle birlikte kötülüğün ortaya çıktığı, şüpheler içinde boğulduğu bir filme dönüşür…
Filmin kötülükle, iyilik arasındaki mücadelenin laf vurdurmalarıyla yaşandığı anlarından birine yaşanan diyaloglar, en önemli anlardan biridir.
– Ev kadınları; hep bir şeyle meşguldurlar… Şehirlerde durum farklı… Orta yaşlı dullar, kocaları ölmüş… Hayatlarını servet biriktirmek için çalışmaya adamış kocalar. Ve sonra ölüp paralarını aptal karılarına bırakıyorlar. Karıları ne yapıyor, o işe yaramaz kadınlar? Her gün binlercesini en iyi otellerde yiyip içip para yerken görüyorsun. Gece gündüz briç oynayıp para kaybederken, parayı koklarken görüyorsun. Mücevherlerinden başka hiçbir şeyle gurur duymazlar… Korkunç, solgun, şişman ve açgözlü kadınlar.
– Ama onlar canlı! Onlar birer insan!
– Öyle mi? Öyle mi, Charlie?
– Onlar insan mı, yoksa şişman hırıldayan hayvanlar mı? Peki hayvanlar şişmanlayıp yaşlanınca ne oluyor?”
Giderek iki zıt kutup arasında yaşanan mücadele, sevdiğinin elinden ölmek teması ile bittiğinde de, dünya üzerine cümleler kurulmaya devam eder. Tek bir boş planla vakit harcamayan, her karakterinden faydalanarak, seyircisini avucuna alan Hitchcock, filmin finalinde de geleceği görür adeta… Ölen karakterin arkasından konuşulsa da, dünya üzerine konuşulur. Kimseye güvenmeyen, insanları sevmeyen adam şimdi mutludur belki de ama, son söz bellidir… Dünya da bu kasaba gibidir. Bir gün kötülük gelecek ve dünya tuhaf bir yer haline gelecektir…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s