Bıçak sırtında hayatlar, kafesteki yalnız ruhlar!
Sinemanın konu yelpazesinin olmazsa olmazı haline gelen ajan filmlerinin en önemli karakterleridir onlar. Hepimizin gözlerini diktiği, merakla beklediği karakterler… Herkesle iyi geçinme uğraşında, dikkat çekmeme savaşında, bir ayağı çukurda yaşamaya alışmış yalnız adam portresi çizerler… Her ne kadar dünyayı ya da ülkeyi kurtarma göreviyle bu zor yükün altına girmiş olsalar bile, sonunda onları bekleyen kader de meçhuldur çoğu zaman. Dile kolay her an gerçeğin ortaya çıkma ihtimali bir kurşunla bitip isimsiz bir mezar ya da bir kenara atılmış asla bulunamayacak bir bedene hapsolurlar…
Koca bir örgüt arkalarında olsa bile, dertlerini anlatacak kimseleri yoktur. Olmazsa olmaz “sana bir şey olursa seni tanımıyoruz” cümlesiyle başladıkları görevlerinde ne olursa olsun sonuç aynıdır koca bir yalnızlık… Bazen bir aşk, bazen de vicdan bu görevin önüne geçse de en büyük zorluk tartışmasız yükselmek için kurulan dostluklardır… O dostlardan birine verilen değer bazen o kadar artar ki, söyleme isteği kalbe çöker, ama nafile…
Kadın köstebekler konusunda her şey çok bellidir. Konu o kadar çeşitlik arzetmez. Her zaman tepedeki adamın sevgilisi olmak kolaydır. Eline silah alıp tetikçiliğe soyunmak, yavaş yavaş yükselmek pek de tercih edilmez. Basit ve sıradan tereyağından kıl çekercesine liderin koynundaki yılan olunur…
Erkek köstebeklerde ise durum daha farklıdır… Testesteronun üst seviyelere fırladığı, kardeşlik bağının çok güçlü olduğu yerde, hiçbir görev kolay değildir. Her zaman dikkat çekmemek için verilen savaşların galibi olunmayadabilir.
Köstebeklik konusu sadece bir çeteye girip, çökertmek ya da istihbarat örgütünün tekelinde de değildir… Mafya filmlerinin olmazsa olmazı tanık konuma programları da çoğu zaman devreye girer. Bir de her iki tarafa da oynayan çift taraflı ajanlar vardır ki, iyi bir filmde tadından yenmez…
Örnekleri sıralamak artık boyun borcu… 100 yılı aşkın sinema tarihinde, tüm örnekleri elbette sıralamak mümkün değil. İlk casus filmi diyerek kronolojik önemde gitmeye de gerek yok. 007’miz James Bond’umuz çoğu zaman kadın köstebeklerle karşılaşmıştır. Bu çift taraflı afet ajanlar çoğu zaman Bond’un cazibesiyle yolundan döner neyse ki…
Sinemanın en önemli sorusu “kim acaba”nın peşinden bizi sürükleyen Köstebeklerin, kimi zaman bolca oyunlarıyla süslü halleri de görünür. Kim acaba sorusunun en güzel örneği pek uzaktan akrabalığı olsa da “The Usual Suspects-Olağan Şüpheliler”dir hiç kuşkusuz. Çetenin içine olayların şahidi olarak giren izleyici film boyunca Kaiser Soze’nin kimliğinin peşindedir. “Mindhunters-Beyin Avcıları” psikoljik eğitim adı altında sonuna dek heyecan yaratır. Aynı heyecanı yaratan bir diğer örnekte “The Recruit-Çaylak”, CIA fonunda oynanan oyunlar ve merakla beklenen bir final içerir. “Spy Game”de CIA fonunda ama bu kez eski-yeni ajan karşılaşmasında ilerler. CIA fonunda geçen bir diğer film “The Good Shepherd-Kirli Sırlar”da sırlara gömülen Edward’ın yüzüne yapılan yakın planlar, köstebeklerin ruh hallerine dair çok iyi detaylar verir. Bulunduğu örgütün sırları ile baş başa karakterin soğukluğu ve uzaklığı kameraya sık sık yansır, bu çekimler de ne kadar yalnız olduklarının belgesidir adeta.
1973-1975 yılları arasında ETA örgütüne sızan EL LOBO (Kurt) lakaplı İspanyol gizli servis ajanı Mikel Lejarza’nın hayatından esinlenmiştir aynı adlı film Kurt. Örgüte bağlı teröristlerden dörtte birinin yakalanmasına yardım eden, Lejarza’nın sızması terörist örgütün dengesini bozar. Hem de tam en etkili silahı İspanya’daki demokratik süreci durdurmak olan Franco rejimine karşı güç kazanmış ve eylemlerinde haklı çıkmak üzereyken.
“Donnie Brasco” ya da bizdeki gösterim adıyla “Köstebek”te, Joe Pistone FBI için çalışan bir ajandır. Kimliğini gizleyip kılık değiştirerek mafyaya sızmaya çalışmaktadır. Arkadaşlık kurduğu Ruggiero ile yakınlaşınca, kendini Sonny ailesinin içinde bulur. Şüphe çekmeyen ajan, Donnie Brasco olarak bilinmektedir. Ve Donnie Brasco için en zor durum Ruggerio ile olan yakınlığıdır.
Ve gelelim en önemli iki örneğe… Aslında tek örnek… 2002-2003 arasına sığan üç filmlik Haong Kong sineması başyapıtı “Mou gaan dou-Infernal affairs” tüm söylenecekleri söyler, köstebeklik konusunda… Duymayan kaldıysa duysun diye Amerikan çevrimi “The Departed” da oscarla taçlandırılmış kısa bir özetidir. Özellikle iki başrol karakterinin görevleri uğruna vazgeçtikleri ve onları bekleyen son konusunda hayli gerçekçi bir seridir…
Televizyon dünyasında da başarılı örneklerine rastlanan bir konudur… Belgesel kanallarının kuşakları dışında elbette… Görevimiz Tehlike dizisinin başarısı başka türlü nasıl izah edilebilir. Başka kılığa girmek ve sürekli şaşırtmakla gelen soluksuz eğlence… Yakın tarihli “Alias” ta özellikle ikinci sezonda Bristow ailesi çift taraflı ajanlarla karışır. Ailenin 3 ferdide birbirine rakiptir, izlemesi en keyifli sezon olması da anne Irına Drevko’nun yer almasıdır… Keza “24”ün özellikle ilk sezonun finali de bu yüzden nefes keser…
1992 tarihli Tarantino başyapıtı “Reservoir Dogs” bir soygun çemberinde geçer. Tüm çatışma ve akan kanlardan sonra buluşma yerinde baş başa kalan Turuncu ve Beyaz arasında geçenlerde yazıyı bitirmek için gerekli fırsatı verir. Bay beyaz kanlar içinde yerde yatan bay Turuncu’nun yanına gider…
– Üzgünüm evlat… Görünüşe bakılırsa bir süre daha burada bekleyeceğiz.
– Ben polisim… Larry… Üzgünüm. Çok üzgünüm… Ben polisim… Üzgünüm Larry…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s