Kutup Çizgisi Aşıkları / Los Amantes del Circulo Polar

Posted: Aralık 2, 2008 in Julio Medem, Kritik, Kutup Çizgisi Aşıkları, Los Amantes del Circulo Polar
Geceyarısı güneşinde beklenen bir yazgı…
Modern İspanyol sinemasının dahi çocuklarından Julio Medem, önceki filmleri Cows, The Red Squirrel ve Earth ile dünya festivallerinde aldığı olumlu tepkilerle yaratıcılığını herkesin takdir ettiği yönetmen olarak 1998’de dördüncü filminde hayatın anlamını birbirlerine duydukları aşkta arayan iki çocuğun yetişkinliğine uzanan romantik bir aşk filmine imza atar; Kutup Çizgisi Aşıkları.
Enteresan kurgusu ve Alberto Iglesias imzalı müziği ile Goya Ödülü kazana film, Venedik Film festivalinde de Altın Ayı’ya aday gösterildi. Ülkemizde gösterime ancak 2004 sonlarında giren ve çok az kişiye ulaşan bir film olarak kaldı.
Güçlü bir kader teması etrafında şekillenen, özel anlamlara açılan ilginç karşılaşmalarla, ilginç tesadüflerle tuhaf paralelliklerin izini sürdüren film, iki kahramanın hayatın acı anlarından kaçmak için oynadıkları bir oyunu andırıyor.
Yarı otobiyografik bir film, Medem bir süre önce eşinden ayrılmış ve babasını kaybetmiş; “Yaşadıklarımdan daha ziyade duygusal bir etkisi var filmde” diyor ve ekliyor “Yazmaya başladığımda tam olarak ne yazacağımı bilmiyordum aslında. Bazen böyle nereye gideceğimi bilmeden başlarım hikayelerimi yazmaya. Hayatımda çok hassas bir dönemden geçiyordum ve hikayeyi iki kahramanın bakış açısından anlatmak istedim. İlk aklıma gelen iki çocuğun rastlantısal karşılaşmalarıydı ve filme bir çocuk gibi başlamak istedim, öyle ki her sahne filmin içine bir çocuk oyununu andırır şekilde yerleşecekti. Bu arada perdeye yansıttığım gerçeklik aracılığıyla kendimden kaçtığımı fark ettim. Böylece rastlantının ve karakterlerin hoşlanmadığı bir gerçeklikten kaçma dürtüsünün damgasını vurduğu bir film oldu. Sonra iki kahramanım için peşine düşecekleri bir dilek aradığımı fark ettim; bu da aşk ütopyası oldu”
Bazen Ana, bazen de Otto’nun bakış açısından anlatılan film, kahramanların ismiyle anılan bölümlerden oluşuyor. Bazen günümüzde, bazen geçmişte, bazen karakterlerin hayalinde canlandırdığı düşte geçen döngüsel bir anlatımı tercih eden Medem, bu tercihini “Gerçek yaşamda da düşüncelerimiz böyle gerçekleşir. Bir an geçmişe dönersiniz, hemen sonra geleceği düşünmeye başlarsınız. O anlamda hayatlarımız da doğrusal olarak ilerlemez. Tabii ki doğrusal bir anlatımı gerektiren bazı hikayeler vardır ama bu onlardan değil, çünkü öznel hikayeler anlatmak istiyordum” sözleriyle açıklıyor.
Baştan sona ve sondan başa aynı şekilde okunan isimleri başta olmak üzere oluşan çemberi film boyunca kullanan yönetmen, kendi deyimiyle neyi temsil ettiğini bilmediği Ren geyiği başta olmak üzere birçok imgeyi bolca kullanıp yeni çemberleri döndürüyor…
Ana’nın gözbebeklerinde açılır film. Gözlerindeki çemberde Otto vardır.
İlk sahneden rüzgarın sesiyle karlar içerisindeki uçak da filmin bütününde önemli bir yer tutacağını hemen belli eder. Ordan gazetedeki resme geçiş, gazetelerinde uçması ile uçması tutkusu ilk sahneden seyirciye ulaşır.
Medem bu açılıştan sonra filmini devreler, episodlar halinde devam ettirir. İki karakterin bakış açısından anlattığı öyküde sürekli bir çemberi takip eder.
OTTO…
“Yaşamın devreler halinde sürmesi güzel. Ama benimki tek devreli… O bile tam değil. En önemli kısmı eksik… Onun adını aklıma öylesine çok yazdım ki, işte burada şu anda hiçbir şeyi tamamlayamıyorum. Yalnızım…” cümleleriyle şimdiki zamandan seslenir, şimdiki zaman için erkendir, kamera okul bahçesine kayar, geçmişe döner…
Topun peşinde koşar. Ana’yı görür, o da koşmaktadır. Ana düşünce durur… Topun peşinde koşmaya devam etmesi gerektiğini ekler… Ve arkasından diğer olasılıkları… “Topu doğru yere atsalardı, yakalar yıldız olurdum”
Okul çıkışı arabada babasıyla geçen diyalog yaşam üzerinedir. Yaşamın devirler şeklinde ilerlediğinin üzerinde durulur. Araba otobüse çarpmamak için ani fren yapar, babasına tokat atan Otto asıl tokatı kalbine yer, “Annen ile ben boşanıyoruz”
Benzinin biterse durursun… Babası benzin almak için otostop çekmiş, bu sırada başlayan aşk evliliği bitirmiştir. Ama gerçek midir? Belli değildir. Medem Otto’nun düşü olarak muallakta bıraktığı sahneyi gerçeğe bağlar. Otto annesine söz verir. “Seni daima seveceğim. Eğer benim benzinim biterse öleceğim.”
Kağıttan uçakları tuvalet penceresinden atar. Ana’ya yazdığı aşk mektubunun sonrasında beklediği tanışma onca bekleyişe rağmen gerçekleşmez. Çaresizce kendisini çağıran babasının yanına arabaya döner. Kapıyı açar, “Merhaba, benim adım Ana” sözüyle irkilir….
ANA…
“Burada ne kadar gerekirse bekleyeceğim. Yaşamımın en büyük rastlantısını bekliyorum. Çok çeşitli rastlantılarla karşı karşıya gelmiştim. Benim yaşam yolumu rastlantılar oluşturur. İlk ve en önemli an, en kötüsüydü… Bir tiyatro gibi geldi” sözüyle şimdiki zamanda açılır Ana’nın bölümü, yine fonda okul bahçesine geçilir.
Annesinden babasının ölüm haberini alan Ana koşmaya başlar… Babasını hayata döndürmek için koşar… “Geriye doğru koşabilir misin? Birkaç saat? Bütün yaşamın boyunca?”
Düşünce Otto’yu görür… “O nereden geldi? Babamın ölümünden mi? Belki de erken öldüğü için benimle barışmak istiyor… Sanırım o ta kendisiydi” Çocuk aklıyla Otto’nun babası olduğuna inanır. Babasının ölümünün de benzin bitişi olması garip tesadüflerden biridir. Babalarının kaderleri iki karakter için aynı çemberi oluşturur ki, Medem de zaten filmini bu çemberler üzerine kurmuştur.
Soğuk havayı seven Ana, soğuk havada sıcacık bir aşk mektubu okur ve hemen annesiyle paylaşır. Annesi kimden geldiğini sorunca rastgele birini işaret eder. Ki o kişi de, Otto’nun babası Alvaro’dur. Tesadüfün başrolünde Olga ve Alvaro tanışır.
Arabanın kapısı açıldığında Otto’yu görür Ana… Tersten aynı okunan isimleri üzerine geçen diyalogdan sonra kararını verir. “Dışardan Otto konuşuyor, içinde babam var”
OTTO…
Arabanın arka koltuğunda yan yana otursalar da hiçbir şey konuşmazlar. “Kardeş sayılırsınız” lafına ikisinin de “kardeş istemiyorum” itirazı ortaktır.
Bir otobüse çarpmak üzere iken yapılan fren ile, ikisi de genç olur artık. Otto Ana’nın bacaklarını görür ve dokunmak ister. Cinselliğin ilk adımı atılır… Ana’ya aşkını itiraf etmenin vakti gelmiştir ama beceremez…
ANA…
“Babamın Otto’yu bırakıp gerçekten ölmesi uzun zaman aldı” cümlesi ikilinin kaderlerinin iyice yaklaştığına, aradaki bağın daha da kuvvetlendiğine dair bir işarettir.
Otto’nun büyükbabası bir Alman’ı (Ağaçta asılı kalan pilot) kurtarır. Adı Otto’dur. Büyükanne de Almandır ve pilotun hediyesi olduğuna inanılır. Bu yüzden adı Otto’dur. “Otto el Piloto!” Bu hikaye sonrası aşk mektubu uçağın Otto’dan geldiğini anlar. Ve Otto’nun aşkını hisseder. Emindir artık… “Bende aşık olmak istiyorum” der….
OTTO…
Kutup çizgisine bakarlar, yazın güneşin batmadığı yere; önlerindeki haritadan. İlk öpüşme gerçekleşir. Bu öpücük sonrası Otto, babasının yanında yaşamaya karar verir. Annesinin telefondaki telaşlı sesine rağmen aralarındaki konuşma, Otto’nun sözünü akla getirir.
Evde birlikte yaşam, gizli verilen mesajlar, göz kırpmalar, işaretleşmeler sonunda cinsel ilişki kaçınılmazdır elbette. Bu ilişki sonrası iki karakterde yetişkin halleriyle görünür bu kez.
Otto eve annesinin yanına gider. Koku ve sinekler ile fark ettiği annesinin ölü bedenini görmekten çekinir, kabullenemez. Kapıyı çocuk haliyle açar, yetişkin Otto kafasını çevirmiştir. Medem fotoğraf yansımasıyla yetişkinliğe geçirdiği karakterini, fotoğraf makinesi ile anılarına götürür. Kumsalda annesine hayran bakan küçük Otto, babasına “Onun yerine senin ölmeni dilerdim” diyen kibirli ve inatçı ama üzgün gençtir şimdi… Sonrasında özür diler babasından ama, annesinin ölümü her şeyi değiştirir.
Kızakla uçuruma atlayarak ilk kez uçar. Kendisini kurtaran düşten sonra Ana’ya çocuk haliyle sorar; “Benim annem olur musun?”
ANA…
Kutup çizgisine bakılır, öpüşürler… Öpüşme sonrası Otto’nun kalbini dinler… “Aşık olmak kolay değildir. Arzunun yanında, onu işitmelisinde”
Yetişkinlik sigara ile tamamlanır. Sigara öyküdeki Alman pilot Otto’yu hatırlatır… Otto’nun annesine hediye almak istediği sahne de hayli ilginçtir. O ana kadar kendi dünyalarında sırlarla yaşayan ikiliye, toplumun bakışı küçük de olsa gösterilir. Kalp hediye olarak alınır ama iki tane. Biri dükkanda gizlice öpüşürlerken Ana’ya diğeri de anneye… Ama Olga’nın gelip kardeş sözcüğünü kullanması tezgahtarın gözlerinin büyümesini sağlar… Telefon konuşmasını duyan birinin (Enteresandır onunda adı Alvaro’dur) Olga’ya haber spikerliği teklifiyine ikilinin ortak kaderine çıkar. Olga kendi deyimiyle “evdeki Alvaro”yu patronu Alvaro ile aldatır. Ana’ya yakalanınca “Sır tutmakta iyiyim” dese de aldığı cevap Otto ile aynıdır… “İnan bana seni asla terk etmeyeceğim”… Otto’nun annesi ölür, asla eskisi gibi olmaz… Filmdeki bir başka çemberde budur. Benzin bitişleri ikisinin de ailelerinin dağılmasını doğururken, aldatmalarda ölümü getirir…
“Otto ölmek istedi, bende onunla gitmek istedim” der Ana, kızak olayını anlatırken; Otto’nun sandığı gibi Ana kızaktan atlamamış, Alvaro onu çekmiştir.
Otto annesinin ölümü sonrası Ana ile olmak istemez ve babasından para çalarak evi terk edip, ortalıktan kaybolur… Evde Otto’yu ararlarken odasındaki giysi dolabına saklanmış olabileceği umuduyla Ana’nın açtığı dolap kapağı açılır, bir odanın kapısına geçiş yapar Medem, Otto girer odaya… Böylece anlatım birleşir…
ANA / OTTO…
Ana kaybolmuşluk hissetmektedir. Annesi de Otto’nun babasını terk etmiştir. İkili meydanda yan yana gelir, aynı karede buluşur ama birbirlerini görmez. Ana hocası Javier ile sevgili olmaya ilk adımı atarken, Otto’da gazetede gördüğü Pilot ilanı ile çizer geleceğini…
Babasını ziyarete gider. Koca evde tek başına oturan, haberlerde eski sevgilisini izleyen Alvaro’nun sürpriz şekilde karşısında gördüğü oğluna attığı tokatı “Neden yanımızda yaşamaya geldin? Hayatımı mahvettin sözleri izler…”
Bu sözle birlikte o ana kadar görünen her şeyin ana ile Otto arasında bir sır olduğu olgusu da çatlamış olur. Ana’nın ziyaretinde de Alvaro’nun serzenişi aynıdır. “Eğer birer kardeş gibi davransaydınız, her şey olduğu gibi kalabilecekti…”
Javier’le olan beş yıllık ilişkisini bitiren Ana uzaklaşmak istemektedir. Laponya’ya gitmek istemektedir. Alvaro’nun babasının kutup dairesinin içinde, göl kenarında küçük evi olduğunu öğrenip yola koyulur. Geceyarısı güneşine bir ay vardır.
Ana’nın mektubu ile “Her ikimizin de beklediği yazdığı” gerçekleşmek üzeredir. “Gece güneşi izliyorum. Gel. Cesur ol” çağrısını kendi taşıdığı mektupla almıştır Otto.
Mektupla birlikte her şey yerli yerine oturur. Hikayedeki pilot Otto ile tanışmıştır, hikaye gerçektir. Oda bir ispanyolla tanışmış oğlunun adını Alvaro koymuştur… Otto ve Christina’nın öyküleri Otto ve Ana’nın öyküleri ile özdeşleşir böylece.
Yönetmen Julio Medem aralara serpiştirdiği imgeleri bir bir tekrarlayarak, film boyunca anlattığı tanıdık olayların eşliğinde finalde bir çemberi çevirmektedir adeta. Tüm yolların Ana ve Otto arasındaki ilişkiye çıkması, ilişkinin mistik bir hale bürünmesi için tüm kozlarını oynar.
Kutup Dairesi, Ana’nın gözleri ve Otto Ana’nın gözlerinin içinde bölümleri ile öykü başladığı yerde final yapar. Bir çift gözde, gözbebeklerinin içinde görünen Otto ile dökülen gözyaşı öyküyü bitirir.
İki farklı sonla biten öykü, Yönetmen Julio Medem’in kurduğu, izleyicinin gördüğü etkileyici bir düş olarak belleklerde iz bırakır…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s