You Don’t Mess With The Zohan / Zohan’a bulaşma

Posted: Eylül 7, 2008 in Adam Sandler, Dennis Dugan, Kritik, You Don't Mess With The Zohan, Zohan'a Bulaşma

Zohan’a bulaşma, filme de ilişme!

Senaristler Adam Sandler, Robert Smigel (Triumph the Insult Comic Dog) ve Judd Apatow’un (Knocked Up) kaleme aldığı komedi “Zohan’a Bulaşma”da, Sandler, hayallerinin peşinden gidip New York’ta kuaför olabilmek için kendini ölmüş gibi gösteren İsrailli üstün komando Zohan’ı canlandırıyor. Zohan teröristlere karşı savaştığı yaşamını geride bırakmak istese de, çok geçmeden insanın köklerinden kurtulmasının o kadar kolay olmadığını anlar. Ne var ki, onu alt etmeye çalışan eski ve yeni düşmanları da şunu öğrenir: Zohan’a bulaşılmaz.

Hayli absürd bir açılış sahnesi ile bir kumsal açılan film, rocky göndermesi ile sempatik durduğu kısa birkaç an haricinde sürekli antipatik durmayı seçen bir yapım. Ortadoğu ülkeleri ile ilgili bilgisi olmayan, 11 Eylül sonrasında da yaptığı terörist genellemesiyle sıcak bakmayan Amerikan halkına kör gözüm parmağına bir komediye imza atma çabası hakim.
Öyle ki, başkarakterimiz Zohan’ın neden kuaför olmak istediği meçhul. Bu isteği sırasında yumuşamış olsa daha komik olabilecekken sapına kadar erkek tabirini abartıp, sapından fazla erkek modeli yaratarak sürekli cinsel organ ve cinsel iştah (Yada iştahsızlık) esprileri ile sıradanlaşmayı tercih ediyor.
Filmin ortalarından itibaren Sandler’in tetiklediği öykünün “New York’ta Ortadoğulu olmak” anafikrine sahip olduğunu anlayıveriyorsunuz. Ama Sandler, günümüzde oyuncuların rolleri için bile içerden baktığı küçük profillerin aksine, koca bir fotoğraf yanında duruyorken elinin tersiyle itip kulaktan dolma bilgilerle doldurmayı tercih ediyor filmini.
Bu anlamda da Humus ve bölgeye özel içecekleri sıkça (neredeyse gına getirecek kadar) kullanıyor. Hep dışarıdan kulaktan dolma bilgilerle atılan adımlar belli bir süre sonra bayağılaşmaya gidiyor kaçınılmaz olarak. Bu kadar seviyesiz ve gösterişçi davranması ile de inandırıcılığını kaybedip, vermeye çalıştığı ana mesajını seyirciye ıskalatmış oluyor.
Arapların idolü olarak neden Mariah Carey’in seçildiği konusunda mantıklı tek bir açıklama yokken, birde konuk oyuncu olarak görünmesinin hiçbir açıklaması olmaması bu gösterişçiliğin doruk noktası olarak kazınıyor filme. Üstelik filmdeki kötünün kötü olmaması da cabası.

Filmdeki tek komik sahne ise üç terörist adayının bomba temini için yaptıkları telefon görüşmesi olarak kalıyor. Karşılarına çıkan elektronik santralin komutları da, verilen tepkiler de hayli komik.
Cinsel organı konusunda haddinden fazla iştahlı olan Zohan’ın, tanıştığı arkadaşının annesi başta olmak üzere her kadınla yaşına bakmasızın cinsel ilişkiye girmesini gördükten sonra, aşık diye bu isteğinin kaybolmasına inanmamızı beklemesi gibi düştüğü bir çok yanılgı tamamen araştırma eksikliğinden kaynaklanıyor. Bir şeyleri tiye almak, onun parodisini yapmak için önce biraz araştırma ile anlamak gerekiyor. Ama anlaşılan bu küçücük kuraldan Sandler ve ekibinin haberi yok.
Yönetmen Dennis Dugan, Sandler daha önce de çalışmış bir yönetmen olarak fazla bir şey yapmasına gerek olmadan günü kurtarıyor. “Benim görevim topu havalandırmak ki Sandler smaç vurabilsin” diyen Dugan, sözlerini şöyle sürdürüyor. “İkimiz aynı frekanstayız. Ben onun film için vizyonunu anlamaya çalışıyor ve bunun hayata geçmesini kolaylaştırmak için tüm departmanlarla işbirliği yapıyorum. Artık birlikte beş film yaptığımız için, ne istediğini biliyorum; bilmek tahmin etmeye çalışmaktan kolay”.
Her Sandler filminde olduğu gibi bu filmde de Rob Schneider mevcut. Hem de üç işte birden çalışan bir taksici rolünde iyi bir performans veriyor. Farklı renk olma görevinin altından kalkıyor. “Entourage” dizisi ile parlayan Fas kökenli oyuncu Emmanuelle Chriqui, erkek egemen ekibin tek kadını olarak da başarılı. Rolü için annesinin enerjisinden faydalandığını söyleyen oyuncu filmden en kazançlı çıkan isim olacağı mutlak bir gerçek.
“Amerika’da hepimiz aynıyız ve eşitiz. Nefretten millerce uzaktayız. Burda iyi bir şekilde birlikte yaşayabiliriz” önermesinde bulunan filmin unuttuğu şey ise sorunun zaten orda olmaması. İsrail-Filistin sorununun çözümüne çevresinden dolaşarak katkıda bulunmaya çalışan bu gösterişçi tavır filmde komedi öğesine her saniye zarar veriyor.
Ekibin “ciddi ile komiği birleştirdik” cümlesinin havada asılı kaldığı Zohan, bulmuş beyazperdeyi bol bol gösteriş yapıyor, ama nafile…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s